Brexit, bugünlerde çok konuşulan bir kavram. İngiltere anlamına gelen “Britain” ve çıkış anlamına gelen “exit” kelimesinin birleşimiyle oluşturulmuş, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararını temsil eden terim. İngiltere’de son yıllarda AB’den ayrılma isteği yüksek sesle söylenmeye başlamıştı.  Dönemin Başbakanı David Cameron, 2015’te yapılan seçimlerde halka referandum sözü vermişti. Cameron , “Şimdi İngiliz halkı için sözünü söyleme zamanı. Şimdi, Avrupa sorununu İngiliz siyasetinde yerine oturtma zamanı” sözleriyle İngiltere halkının büyük bölümünün AB’ye bakışını açıklamıştır.

İngiltere’nin Brexit kararı bir günde ortaya çıkmamıştır. “Demir Leydi” Margaret Thatcher, Avrupa Birliği’nin çılgın bir proje olduğunu, yıkılmaya mahkum olduğunu söylemiş ve kendi yönetimi boyunca daha fazla entegre olmamak için direnmiştir.

AB’den ayrılmak isteyenlerin ve istemeyenlerin kendilerine göre argümanları vardı. Çıkma yanlıları temel olarak üç maddede yoğunlaşıyorlardı. İlk olarak AB’nin İngiltere’nin egemenlik haklarını kısıtladığını düşünüyorlardı. İngiltere kendi hakları ve yasaları üzerinde tek söz sahibi olan otorite olmalıydı. İkinci önemli konu ise göç sorunuydu. Gerek diğer AB ülkelerinden gelen göçmenler, gerekse Suriyeli mültecilere karşı koruma duvarlarını kalınlaştırmak istediler. AB’ye yeni giren ülkeler ve müzakere sürecinde olan ülkelerden gelmesi beklenen potansiyel göçmenlerde Brexit yanlılarını endişelendiren unsurlardan. Bu duruma örnek olarak Polonya’nın AB’ye girmesinden sonra herhangi bir geçiş kontrolüne tabii tutulmadan ülkeye girmelerini ve ucuz iş gücü sağlayarak kendi vatandaşlarının işsiz kalmalarını gösteriyorlar. Sonuncusu da, İngiltere’nin AB’ye her sene ödemekte olduğu 19 milyar sterlin’di. Bunun çok yüksek olduğu ve ödemeler kesilince İngiltere ekonomisinin rahatlayacağı inancı vardı.

Diğer yandan AB’de kalmayı destekleyenler ise farklı açılardan Brexit’in İngiltere için olumsuz sonuçlara neden olacağına inanıyorlar. AB ülkelerinden gelen göçmenlerin ülkeye iş gücü sağladığını ve vergilerini ödeyerek katkı sağladıklarını belirtiyorlar. AB’den çıkma durumda dahi ortak pazarda kalmaya devam etmek için serbest dolaşımı kabul etmelerinin gerektiğini düşünüyorlar. Ayrıca, İngiltere’nin tek başına küresel çapta söz sahibi olamayacağını ve AB çatısı altında kaldığı sürece küresel etkisini koruyabileceğini savunuyorlar. Onlara göre, ortak tehditlere birlikte göğüs germek daha kolay. Ekonomik açıdan bakıldığında ise, ithalat ve ihracat rakamlarına bakıldığında İngiltere’nin AB’ye bağımlılığı, AB’nin İngiltere’ye bağımlılığından daha fazla olduğu görülüyor.

1975’te ilk kez İngiltere halkına AB hakkındaki kararları sorulduğunda, %67 devam etmesi yönünde karar vermişti. 23 Haziran 2016’da tekrar sorulduğunda ise çok daha yüksek bir katılımla halkın %52’si oyunu AB’den ayrılmaktan yana kullandı. Bu durum daha önce hiç yaşanmamış bir olayı tecrübe etmek anlamına geliyordu, ilk defa bir üye ülke Birlik’ten çıkma kararı aldı. Referandumdan ayrılma kararı çıkması, birçok prosedürün de başlangıcıdır.

Referanduma kadar olan süreci Başbakan Cameron yönetti, fakat daha fazla bu “Boşanma” durumunu idare edemeyeceğini düşündüğü için birkaç ay sonra Kraliçe 2. Elizabeth’e istifasını iletti ve yerini İç İşleri Bakanı Theresa May aldı. May’de Brexit kararı konusunda halkın desteğini almak ve AB ayrılma sürecinde daha kendinden emin hareket etmek istediği için erken seçime gitme kararı aldı. Fakat, May beklediği seçim sonuçlarına ulaşamadı ve hiçbir parti tek başına hükümet kuracak oyu toplayamadı. Bu seçimler ise başka bir sorunun yaklaşmakta olduğu sinyallerini verdi. Terör olayları ve AB’den ayrılma sürecindeki belirsizlik halkın Brexit’e olan inancını sarsmıştı.

Seçimler sonrasında, yıllar sürmesi beklenen ayrılık kararı için resmi ilk adımı atıldı. Theresa May Avrupa Birliği’nden ayrılmayı düzenleyen 50. Maddeyi imzalayıp, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’a gönderdi. Birçok prosedürü kapsayan müzakerelerin 2 yıl sürmesi bekleniyor. 44 yıldır Birliğin içinde olan İngiltere’nin AB ile fazlasıyla iç içe geçmiş olan ilişkilerini düzenlemek kolay olmayacak, şu ana kadar 19 bin AB yasası vardır. AB yasalarının yeniden hazırlanması veya ayrılığa uygun olarak düzeltilmesi teklif arasında, fakat bu düzeltmelerin nasıl yapılacağı ve ne kadar süreceğine dair bir bilgi henüz yok.

Referandum sonrası bir diğer sorun ise, İskoçlar. 2014’te İskoçya’dan yapılan Birleşik Krallık’tan bağımsızlık referandumunda %56 “Hayır” oyuyla devletin birliğini sürdürme kararı alınmıştı. İskoçların bu kararı almasında İngiltere’nin AB üyesi olması ve İskoçlarında AB çatısı altında olmak istemesi de etkilidir. Fakat, Brexit kararı sonrası İskoçlar AB’de kalmak istediklerini açıklayıp, İngiltere’den ayrılma konusunun tekrar masaya yatırılabilirler.

Avrupa Komisyon’u İngiltere’nin AB’den ayrılmak için ödemesi gereken faturanın 63.8 milyar Euro olduğunu açıkladı. Bunun nasıl hesaplandığı ile ilgili herhangi bir açıklama yapmasa da, bu rakam gerçekçi görünüyor. AB’nin yürüttüğü görece ekonomik durumu iyi olmayan AB ülkelerine yapılan alt yapı çalışmaları, açtığı fonlar vs. bulunmaktadır. Bu fonlar birkaç senelik değil, 15, 20, 30 senelik olarak hazırlanır ve İngiltere bir günde AB’den ayrıldığı için bu fonlar üzerindeki sorumluluklarından feragat edemez. İngiltere’de şu anda bu maliyetten bahsedilmese de, bir ödeme yapmadan ayrılmaları da çok mümkün görünmüyor.

Avrupa’nın ticaret başkenti Londra’dır. Brexit sonrası, serbest dolaşımın olmaması ve AB ülkelerinin birbirleri ile daha yakın olması sonucunda Amsterdam, Frankfurt, Paris ve Dublin gibi Avrupa’nın diğer ticaret şehirlerinin hareketlenmesi ve birbirleri arasında daha sıkı dayanışma içinde olmaları bekleniyor. Bu durumda Londra’nın geri planda kalması söz konusu olabilir. “Serbest ticaret devam etsin, serbest dolaşıma hayır” şeklinde sesler yükseliyor. Bu belirsizlik yatırımcıların kararlarına yansıyabilir. Referandum sonrası, Sterlin Dolar karşısında tarihi değer kaybı yaşamıştır. Henüz ekonomik yan etkiler fark edilir durumda olmasa da, gelecek ile ilgili oldukça karamsar öngörüler bulunmaktadır.

Tüm bu olaylardan sonra, Brexit kararının domino etkisi yaratıp yaratmayacağı, AB’nin dağılmasına neden olma olasılığı kafaları karıştırıyor. Avrupa Birliği büyük savaşlar, buhranlar, karışıklıklar sonrasında kurulmuştur ve Avrupa ülkeleri kendi içlerinde savaşmayı bırakıp, karşılıklı ve ortak faydayı koruyarak ilerlemişlerdir. İlk olarak ekonomik bir girişim olarak başlayan bu yapı, farklı alanlarda da açılımlar yaparak belli standartlar oluşturmuş ve refahı yükseltmeyi amaçlamıştır. Bugün bakıldığında belli bir başarıya ulaştıklarını söyleyebiliriz. Fakat, AB’nin bel kemiğini oluşturan ülkelerin ayrılma kararı tüm birliğin sonunu getirebilir. Güçlü ekonomiye sahip olan ülkelerin, Birliğe sonradan dahil olan küçük ekonomili ülkeleri taşımaları, sarsıcı kriz durumlarında kopmalara sebebiyet verebilir.

Brexit sonrası İngiltere, AB ile ilişkilerini İsviçre ve Norveç gibi üye olmadan idare etmeyi planlamaktadır. İngiltere Parlamentosu’nun açıkladığı Brexit stratejilerinde ortak pazardan ve gümrük birliğinden ayrılmayı, yeni bir serbest ticaret anlaşması yapmayı amaçladığı belirtiliyor. İngiltere’deki AB vatandaşları ve AB’deki İngiliz vatandaşlarının durumunun ne olacağı ile ilgili bir karara varılmadı. Yeni gelişmeler önümüzdeki günlerde, gündeme gelmeye devam edecektir.