ABD ve İran’ın Irak’taki Bilek Güreşinin Kurbanı; Kasım Süleymani

0

İran ve ABD iki ortak güç iken 1979’dan itibaren iki ayrı cephenin ülkeleri oldu. ABD sistemine meydan okuyan İran’a dersini vermek her ABD başkanın bir söylemi haline geldi. İran’ın Nükleer güce sahip olmaması, İslam devrimini bölgeye yaymaması için yapılan İran-Irak savaşından günümüze kadar süren ambargolarda ABD’nin İran’ı kontrole altına alma mücadelesi devam etti.

Otoritenin Olmadığı Boşluğun Adı: Irak

Saddam Hüseyin’in İkinci Körfez savaşından sonra bertaraf edilmesiyle ABD’nin işgaline giren Irak “içi boşatılmış ülke” oldu.  Resmen Irak diye bir devlet var olmasına rağmen aslında karşımıza bizzat ABD tarafından oluşturulan üç ayrı devlet çıktı.  Musul’da Barzani ve avenesinin hâkimiyetinde oluşturulan Kürdistan, Bağdat merkezli sözde Irak hükümeti ve Molla Sadrı’n kontrolündeki Basra eyaletiyle iskeleti muhafaza edilen içi boşaltılan garip bir ülke modeli olarak Irak karşımıza çıktı. ABD’nin bu uygulamayı isteyerek değil zoraki olarak da Afganistan’da da yaptı. Irak örneğinden devam edersek mevcut otorite ortadan kaldırıldıktan sonra oluşan boşluğu doldurmadığınızda ya yan devlet veya yerel unsurlar orayı dolduruyor.

ABD gerek Irak’ta gerekse Afganistan’da otorite kuramamasını iki türlü şekilde yorumlayabiliriz.

1. Otoritenin olmaması ABD’nin Irak’ta petrolü, Afganistan’daki uyuşturucu sevkiyatını daha ucuz ve kuralsız yapmasına zemin hazırlıyor. Yine yaptığı pis savaşları içinde kirli para ile kirli yöntemler uygulamasının yolunu açıyor.

2.Değerlendirme ise (benimde kabul ettiğim) Irak ve Afganistan gibi ülkelerinin kendi etnik dini ve siyasi yapılarından dolayı sert bir otorite ile kontrol altına alamadığında ya bölge ile tarihi kültürel dini ve etnik nedenlerle bağı olan ülkeler orada hâkimiyet kuruyorlar. (Afganistan’da Pakistan Irakta İran örneği gibi) Ya da baskın etnik veya siyasi unsur kendine kısmı etkinlik alanını oluşturuyor. ABD Afganistan’da Kabil’den öteyi kontrol edememesi diğer alanları ise Taliban’ın hâkimiyetinden olması buna en güzel misal olsa gerek…

 

Irak’ta Patron Kim

Saddam’ın saf dışı edilmesinden sonra Irak’ta oluşan otorite boşluğunu değerlendirerek Kuzey Irak’ta Barzani’nin Kürdistanı’nı kurması Iraktaki kırılma noktasıdır.  Patron kim sorusunu sorduğumuzda iki ülke karşımıza çıkıyor. “ABD mi, İran mı?” Bunu soru olarak düşündüğümüzde ise cevap bugün yaşadıklarımıza baktığımızda hiç şüphesiz İran’dır. ABD neden patron değil? Sorusu akla geliyor. Onun cevabı ise Yeşil Hattı ve ülkenin içine yayılmış irili ufaklı askeri üsler dışında ABD’nin Irak’ı kontrol edemediği ortaya çıkıyor.

Irak’ta Kademeli Hâkimiyetini İnşa Eden Ülke İran

İran tarihi, dini ve siyasi nedenlerle Irak’ı ya direk ya endirekt nedenlerden dolayı kontrol veya nüfuz etmek zorundadır. Hz. Ali’nin Türbesinden, Kerbala ’ya kadar Irak nüfusun %60 ‘lık Şii potansiyelinden, Şii Hilalinin anahtar ülkesi olmasından dolayı Irak, İran için hayati önemdedir. Ama hepsinden önemlisi kendi güvenlik politikalarının bir sonucu olarak Irak’ı fiilen kontrol edemezse veya Irak halkı üzerinde nüfuz oluşturmazsa İran’ın kendi varlığı tartışılır. Nitekim Saddam sonrası ABD nin yukarı saydığımız nedenlerden dolayı Irak’ta kademeli olarak nüfuz kaybına uğrarken İran tam tersine Irak’taki gücünü artırmıştır. Başta Molla Sadr olmak üzere Basra’daki otoritesini sağlamlaştırdıktan sonra Irak meclisindeki Şii unsurlarla Irak’ın icra gücü olan Başbakanlığın Şiilere bırakılmasıyla İran, Irak devletini yönlendirmede etkin güç olmuştur.  İran, zaman zaman Irak’ta Ayetullah Sistani ile çatışma yaşamasına rağmen gerek toplum nezdinde (özellikle Bağdat ve Basra’daki) etkinliği açısında ABD ne rağmen Iraktaki varlığını alenen gösterdi.  Obama İran’ı sisteme dâhil ederek Mollaları ekarte etme taktiğinden dolayı Irak’taki faaliyetlerine göz yumdu. ABD Trump’ la birlikte tam tersi politikaya geçti. Klasik İran düşmanlığı gerek ABD kamuoyunu yönlendirmede gerekse Yakın Şark’taki Suudi Arabistan ve İsrail’in güvenlikleri ekseninde değerlendirildiğinde İran tekrar düşman konumuna getirildi.

Hamaney ve Kasım Sülaymani

Haşdi Şabi veya Kontrolsüz Güç Kasım Süleymani

Diğer taraftan Irak Şam İslam Devleti olarak kurulan başında halifesi olan İŞİD, Irak’ta ortaya çıkıp oradan Suriye’ye yol almasında ABD Iraktaki varlığına rağmen oluştuğunun söylenmesi ne kadar inandırıcıdır. ABD’nin Irak’ta kuramadığı otoritenin sonunda nasıl yapılara hizmet ettiği rahatlıkla görüldü. Bu süreçte İran İŞİD’in kendine karşı kurulduğu gördü. O andan itibaren kuralsız savaşın öncülerinden biri olan karakteri inşa etti. O da Kasım Süleymani idi. Ahvaz’da yaşarken askeri karakterini oluşturan İran halkının yeni idolü Süleymani, bazen Lübnan’da Hizbullah’ın yanında bazen Irak’ta Esad’ın kuvvetleriyle bazen de İŞİD karşısında Haşdi Şabi’yi idare ederken kameralara poz verdi. Ama her daim Tahran’da Hamaney’in elini öpmeye özen gösterdi. Bu süreçte Kasım Süleymani gayr-i harp tekniğini sonuna kadar kullanarak Yakın Şark’taki İran’ın askeri gücünü bölge ülkelerine hissettirdi.

Artan şöhreti Mollaları rahatsız etmeye başladı. Hamaney’in sağ kolu haline gelen, Pasdaran’daki  para trafiğini de etkileyen Süleymani, adım adım İran’ın yeni lideri olma yolunda ilerlemeye başladı. Kimse özellikle de Mollalar Süleymani kartını saf dışı etmeye cesaret edemediler. Ta ki Haşdi Şabilerin Yeşil Hattı geçmelerine kadar..

Mollalar Kaldırdı, Trump Vurdu. Her İki Tarafta Puan Aldı.

Geçen hafta birden bire Haşdi Şabi militanlarının Bağdat’taki güvenli “Yeşil Hattaki” ABD elçiliğini basmaları tüm dünyanın gözlerini Irak’a çevirdi. Elçilik olayı ABD için ise 80’lerdeki Tahrandaki elçilik baskınını hatırlattı. Nitekim Trump’ın “52 rehine 52 hedef” söylemi bunun ispatıdır.

“Elçilik olayı” yıllardır var olan Irak’taki ABD ve İran’ın bilek güreşinin ortaya çıkmasını da sağladı. İran bir adım daha ileri giderek, ABD ‘ne “seni can evinden vururum”  sinyalini verdi. Hatta, Haşdi Şabiler elçiliği basarken Süleymani’nin Fırat’ın karşısında kahvesini içtiğine dair şehir efsaneleri bile dolaştı.

ABD Temsilciler Meclisinde Azil kararı çıkan ve seçime giderken elini güçlendirecek bir arayış içinde olan Trump’a İran aylardır beklediği pası verdi. İran bu pasla Trump’ın direk gol atacağını düşünemedi. Pers diplomasi Trump gibi köprüleri yakan bir başkanın böyle bir pası asla ıskalamayacağını Süleymani’nin öldürülüşüyle acı bir şekilde öğrendi.

Olan Süleymani ’ye oldu. Bu bilek güreşinde İran dışarıda kaybetti ise de içeri de Mollalar kazandı. Hem rakiplerini ortadan kaldırdılar. Hem de rejimlerine devam dediler. Trump ’ta seçim için İŞİD’in halifesini öldürdükten sonra Süleymani ile ülkesinde ciddi puan kazandı. Trump’ın yeni hedefinin ilerleyen aylarda Nasrallah olduğunu söylersek saf dillik etmiş olmayız. Süleymani’nin ölümünün ABD deki seçim anketlerine yansımasına göre taraflar davranışlarının şiddetini ona göre ayarlayacaklardır.

Hamaney Süleymani’nin Cenaze Namazını Kıldırırken Ağlıyordu..

Süleymaninin öldürülmesi ABD’nin “Irak benimdir” demesinin de zeminini hazırladı. Ama İran’ın Irak meclisinin hemen “ABD askerini biran önce çek” kararını aldırması iki ülkenin Bağdat’taki bilek güreşine daha uzun süre devam edeceğini bize gösteriyor.