ABD,Türkiye ile “Papaz “Oldu.

0
99

Postdam ve Yalta konferansları sonrasında Türkiye’nin Batı blokunda olması kararlaştırıldıktan sonra Türkiye Milli Şef dönemini bırakıp, İnönü eliyle demokrasi şeridine geçti. Çünkü devlet politikası olarak batı bloku kabul edildi. Bununda ilk şartı çok partili hayattı. Nitekim Menderes’in iktidara gelmesiyle bu hamle tamamlandı.  Demokrat Partiyle Türkiye ABD ilişkileri de yeni bir safhaya girdi. ABD gelen kredilerle kalkınan Türkiye modeli bu tarihlerde dikkat çekti.

Her Şey NATO’ya Girmeyle Değişmeye Başladı.

Türkiye’nin 1952 NATO ya girmesiyle gerek, Türk ABD münasebetleri, gerekse Batı Türkiye ilişkileri şekil değiştirmeye başladı. O tarihten günümüze kadar NATO, ABD, Türkiye ilişkilerinde yükümlülüklerini sonuna kadar koruyan hatta bazı durumlarda ülke menfaatlerinde üstüne çıkan bir Türkiye portesi karşımızda duruyor. Her şekilde batıyı savunan bir Türkiye üretildi. Tavizler veren batının ve ABD nin her dediğini yapan, yapmadığı zaman “Johnson Mektubu  örneğinde” olduğu gibi fırça yiyen bir siyasetçi tipide oluştu. 1980 darbesiyle ABD Savunma bakanı Alexandre Haig “bizim çocuklar gereğini yaptığı” dediği dönemde Kenan Evren darbeyi yaptı. Akabinde Türk ABD ilişkileri taviz konusunda tavan yaptı. NATO dan ayrılan Yunanistan bu tarihlerde Türkiye’nin vetosunu kaldırmasıyla tekrar NATO ya döndü.

Taviz Veren Türkiye, İstediğini Alan ABD Değişmeyen Denklem

Günümüze kadar devam eden ilişkilerde taviz veren taraf hep Türkiye oldu. İstediğini alan tarafda ABD oldu. ABD istediğini alamadığında, parasını verdiğimiz silahlarımızı vermedi. Kıbrıs Barış hareketi örneğinde olduğu yedek parça sorunundan dolayı uçaklarımızı kaldıramadık. İki ülke arasında yapılan tatbikatlarda kazara ABD füzesi Türk gemisini vurdu. (Muavenet zırhlısı olayındaki gibi) tüm bu ve benzeri örneklere baktığımızda kaybeden ve canı yanan ülke hep Türkiye oldu. NATO’nun malum beşinci maddesi PKK olayı ile Türkiye için çalıştırılmadı. Ama 11 Eylül sonrası ABD  için  çalıştırıldı. Buna benzer sayısız olayları Türk ABD ilişkilerde saymakla bitiremeyiz.

Son Krizin Altında Ne Yatıyor.

Son iki yıldır Türkiye ABD ilişkilerindeki sıkıntı başlıklarına baktığımızda, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünde ABD parmağı olduğu tartışmaları, FETÖ, F-35,Rıza Zarrab, Halk Bankası ve nihayet Rahip Brunson krizi maddeleri karşımıza çıkıyor. Tüm bu sorunlar zaman zaman  Trump-Erdoğan zirvelerinde veya NATO vb. uluslararası ziyaretlerde yapılan ikili temaslarla gündeme geliyor.  Bu bize iki ülke arasında diyalog yolunun kapalı olmadığını gösteriyor.

O Zaman İlişkilerdeki Sıkışmanın Nedeni Ne ?

Son yıllarda Türk ABD ilişkilerindeki sıkışmanın en büyük nedeni “güven bunalımı” dır. İki müttefik birbirine güvenmiyorlar. İlişkilerde taraflar arasında en fazla güven bozan taraf ise Türkiye’yi her defasında istismar eden  ABD tutumudur.

Trump’ın attığı Tweetler ,ulu orta konuşmaları, ilişkilerde sıkışmaya sebebiyet veriyor. İki ülkedeki seçim ve iç politika gelişmeler, iki ülke liderinin iç politikalarına yönelik popülist söylemleri de  münasebetler de krizleri sıklaştırıyor.

Güveni zedeleyen tarafın ABD olduğu aşikar. FETÖ, Rıza Zarrab olaylarında Türkiye’nin siyasi ve ekonomik alanda bir müttefike yakışmayan hamleler yapan ABD yönetiminde problem kendisinde yatıyor.   ABD yönetiminde görülen iki dillilik sıkıntıların merkezini oluşturuyor.  Trump’ın iktidara gelmesiyle beraber başlayan iki dilliğin sıkıntısı sadece Türk ABD ilişkilerin de değil ABD nin diğer ülkelerle yaptığı temaslarda da görülüyor. ABD-Rusya, ABD-İngiltere, ABD-AB ilişkilerinde benzer sıkışmalar yaşanıyor.  Trump’ın bir dediği diğerini tutmuyor. Daha dakikası dolmadan yalanlamalar geliyor. ABD tarihinin en seviyesiz başkanı ile dünya karşı karşıya duruyor. Nitekim bunun farkında olan Pentagon ve Centcom arkadan Trump’un kırdıklarını düzeltmekle vakit kaybediyor. Türk ABD ilişkilerinde de Trump’ın benzer çıkışlarını gördüğümüzde ilginç şekilde Pentagon ve askeri kanat gerginleşen ilişkileri düzeltme çabasına giriyor.

Rahip Brunson Olayına Gelince…

İzmir’de 25 yıldır, cemaati olmayan bir kiliseyi  yöneten, Evanjalist basit rahip fotoğrafı var karşımızda Trump deyimiyle “ basit dindar, aile babası Papaz”potre lanse ediliyor. Ama FETÖ den PKK ya  kadar Türkiye’deki terör örgütleriyle içli dışlı olan papaz resmi diğer resimle çakışıyor. Rahibin tutuklanması ardında başta Trump, başkan yardımcı Pence, Dışişleri Bakanı Pompeo aynı çizgide açıklamalarla Türkiye’ye hakarette birbiriyle yarışıyorlar. Buna karşılık Pentagon ve ABD Savunma Bakanı Mattis ilişkileri germeyelim, açıklamaları geliyor. Ardından dün de NATO başkumandanı ABD komutan Türkiye’ye ani bir ziyarette bulunuyor. Yine dün ABD yönetimi Türkiye’nin Adalet ve İçişleri bakanları hakkında yaptırım kararı alıyor. Tüm bu gelişmeleri alt alta koyduğumuzda karşımıza ilginç bir resim çıkıyor.

ABD yönetiminin iki dilliliği bariz bir şekilde sırıtıyor. Brunson’a karşılık  NATO zirvesinde Halk bankası çalışanı Atilla ile takas teklifi eden Trump’ın teklifi Türk tarafının kabul edilmediğini ABD medyasına yansıyor. Türk tarafı bunu yalanlıyor. Bu gelişmelere baktığımızda her iki tarafın  ortak  noktası Türkiye’nin  FETÖ ve Halk bankası davasından, ABD tarafın da Rahip olayından dolayı rahatsız oldukları net görülüyor.

İlişkiler Kopar Mı?

Bu durumda ilişkiler kopar mı ? diye insanın aklına sorular geliyor. Bu soruya verilecek cevap net “Türk ABD ilişkiler hiçbir şey olmadan devam eder gider.” Bundan daha sıkıntılı ve  güven bunalımının zirveye çıktığı evrelerde iki tarafın ilişkileri kesilmediğini tarih bize gösteriyor.

Sorulması gereken bir başka soru rahip Brunson ABD için neden bu kadar önemli. Evanjalist olması vs. vs. bunların hiçbiri ne Trump’ı ne de  Pence bu kadar kızdırmaz. O zaman sebep ne? Soruyu şöyle soralım, Rahip yoksa gerçekten rahip değil mi? 25 senedir bu adam Türkiye de rahip kisvesiyle ne yapıyor? Sakın CIA nın Türkiye’deki önemli elemanlarından birisi olmasın diye insanın aklına garip garip sorular geliyor. Türkiye’nin gerek FETÖ ve gerekse Halk bankası olayına karşılık doğru kartı bulduğunu söylemek mümkündür. Ama bu krizde Türkiye bazı hatalar yapıyor.

Hataları Başarıya Dönüştürelim.

Bunlardan ilki rahibi pazarlık konusu yaptığımızı kamuoyu ile paylaşmamız oldu. Ki bu süreç geçti. Bununla ilgili yapılacak bir şey yok. Bu evre gizli diplomasi kanalı ile yapılabilirdi. Ev hapsi de başka bir taviz konusu gibi duruyor. Bu pazarlık yapıldı. Sonra vazgeçildi imajı vererek bizi zora sokuyor. Bu hamlenin arkasında konu sıcaklığını yitirdikten sonra sessizce rahibin ülkesine gönderilme hamlesine asla girmemeliyiz. Bu olursa kriz fiyaskoya döner.

Şimdiye kadar Türki ABD ilişkilerinde taviz veren taraf Türkiye idi. Şu andan itibaren taviz veren taraf artık ABD olmalıdır. İncirlik üssü, Suriye de yaşanan ikiyüzlü politikalar, gerek PKK PYD konusunda gerek FETÖ ve Türkiye’deki darbeler konusunda Türk ABD ilişkilerindeki ABD tavrı, Türkiye tarafından tekrar tekrar sorgulanmalıdır.

“Evet Efendim Diyen Türkiye Yok Artık”

Artık ABD nin karşısında “evet efendim diyen Türkiye yok. Artık hayır diyebilen bir Türkiye var” bunu göstermenin en güzel örneği  Rahip olayıdır Bu süreçte taviz veren değil, krizde taviz alan, bir Türkiye olduğumuzu dünyaya göstermeliyiz. Bunu yapacak siyasi irade Türkiye’de mevcuttur.