Adalet Dağıtmaktan İntikama…: “Adalet 1-2(The Equalizer 1-2)

0

Henüz vizyonda olan bir film, Adalet 2-The Equalizer 2 ile karşınızdayız. Serinin ilk filmi 2014’te vizyona girmişti. Yönetmenliğini Antonie Fuque’nin yaptığı filmde başkarakter olarak 2001’de aynı yönetmenin filmi olan İlk Gün (The Training Day) ile ‘En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ı’ almış olan Denzel Washington’u görmekteyiz. Ayrıca sonradan öğrendiğim kadarıyla film 1980’li yıllarda TV dizisi olan ‘The Equalizer’ dan esinlenilerek çekilmiş.

Filme baktığımızda tipik Hollywood klişesi diyebileceğimiz Richard Wenk’in kaleminden çıkmış bir senaryo görüyoruz. Serinin iki filmi içinde aynı yorumu yapabiliriz. Karşımızda zamanında gizli askerlik yapmış olan, kaybettiği eşine verdiği söz üzerine sahte bir ölüm ile emekliye ayrılan ve farklı bir kimlik ile de yeni ve sakin bir hayat kurmaya çalışan Robert McCall (Denzel Washington)’ ı görüyoruz. Filmlerin ilk 20-25 dakikasında bu sakin hayatından kesitleri izliyoruz. Gayet huzurlu, düzenli ancak yaşadıklarından ötürü zaman ve düzen konusunda takıntılı bir insan ile karşı karşıyayız. Ancak bu durum ilk filmde McCall’ in her gün düzenli gittiği kafede tanıştığı eskort bir kızla sekteye uğrar. McCall bir gün kızın dövülerek hastaneye kaldırıldığı haberini alır ve bu zorbalık, haksızlık karşısında bir karar verir. Zavallı kızın hakkını alacaktır. Bu olay ile birlikte kendisini kadın ticareti yapan Rus mafyasının tam ortasında bulur. Artık her şey değişmiştir McCall için. İlerleyen süreçte tek başına bütün kötüleri öldürür ve amacına ulaşır. Çünkü O “ Adalet” tir. Hayatının geri kalanında yardıma ihtiyacı olan insanları korumak ister. Serinin ikinci filminde de buna benzer bir hikaye görüyoruz. Robert, tek dostu olan Susan Plummer (Melissa Leo)’ in öldürülmüş olduğunu öğrenir. Kahramanımız bu sefer kendisi için işe koyulur ve arkadaşının intikamını almaya karar verir. İlk filmde daha çok insanlara yardım etme amacı güderken, bu filmde yaşadığı üzüntü ve öfke onu intikam almaya itmiş ve gözü kara bir McCall ortaya çıkarmıştır.

                                      Her iki filmde de sıradan, klişe bir senaryo ile karşılaşsak da Denzel Washington’un oyunculuğu, bize filmi izletmeye yetiyor. Çünkü bu seride Washington‘ un tek başına dev bir kadro oluşturduğuna şahit oluyoruz. Gerek yansıttığı duygular gerekse fiziksel olarak oyunculuğu ile filmle bütünleşerek seyirciyi kendine hayran bırakmayı başarıyor. Bence üzerinde en çok durulması gereken de usta oyuncunun yeteneği. Özellikle olaylar karşısındaki soğukkanlılığı, hem hüznü hem cesareti barındıran bakışları ve olayları tereyağından kıl çekercesine kolay bir şekilde planlayarak halletmesi takdire şayan. En çok da insana huzur veren, yanındayken kendini güvende hissetmene sebep olacak yüz ifadesi, bakışları ve konuşmaları sadece Denzel Washington olması yeter dedirtecek cinsten. Tabii bu ifade, başkarakter sevdiğim bir oyuncu olduğu için size biraz taraflı gelebilir.

Serinin ilk filminde tanımadığı bir kız için hayatını, düzenini bozan McCall eleştirilse de filmin konusunu vurgulaması açısından Yapımcı Jason Blumenthal’in yorumunu anlamlı buldum. “Hepimiz dışarıda bir yerde bize yardım edebilecek birinin olduğuna inanmak isteriz, yeter ki onu bulabilelim. İnternette umutsuzca yardım isteyen bir ilana, başka kimse o çağrıya karşılık vermezken, bir şekilde yanıt veren biri olsa keşke. Muhtaç olduğum bir zamanda, bir yerlerde birilerinin beni duyacağına; birinin her şeyi bir yana bırakıp, hiç nedensiz bana yardım edeceğine inanmak isterim. İşte o kişi Adalet.” Yani Robert McCall. Yine de ikinci filmde tek dostu Susan için büyük bir kaosun içine giren McCall’ in daha şahsi ve duygularıyla hareket ettiğini söyleyebiliriz. Filmde, kahramanımızın inandığı ve savunduğu değerleri hata yapan insanlara önce güzel bir dille anlatması sonrasında ise gerekeni kendine has bir yöntemle yapması ‘Adalet’ in sembolü olması sade bir üslupla işlenmiş. Yönetmen ise özellikle aksiyon sahnelerinde ustalığını konuşturmuş. Özellikle McCall’ in atağa geçmeden önce kronometre ile zaman tutması ve planını harekete geçirmeden önce kurgulayarak seyirciyle paylaşması filme ayrı bir hava katmış. Filmin müzikleri ise Harry Gregson-Williams’a ait. Müziklerde özenle hazırlanmış ve özellikle hareketli sahnelerde seyirciyi filmle bütünleştirmesi muhteşem.

Basit, klişe bir senaryonun dezavantajının, evrensel değerler barındırması ve Denzel Washington’un muhteşem oyunculuğu sayesinde üstünün kapatılması sayesinde film, özellikle gerilim-aksiyon sevenler için tavsiye edilebilir nitelikte. Ancak bu tarz filmlerden hoşlanmayanlar, senaryoya önem verenler yüksek ihtimalle sıkılabilirler. Yinede kurgu ve oyunculuk açısından listenize ekleyebilirsiniz.