Almanya “Küresel Güç Olma” Düşüncesini Hiçbir Zaman Yitirmedi.

0

Almanya ortaya çıktığı tarihi 1871 leri gösterse de Roma’yı tehdit eden “Barbar” (!) Türklerden sonra gelen diğer “barbar” Germenlerdi. “Barbar” olarak tarif edilen Germenler Baltık yatağından Avrupa’nın içerisine girmeye çalışan, Roma tarafından dışlananlar onlardı. Germenler dışlanmayı ” onur  meselesi” haline getirip, “süreklilik kavramı” nesillerine  öğreterek  “bir gün Roma’nın içine girip, onu bir gün diz çöktürecekleri” günleri yüzyıllarca iple çektiler. Her hamlelerini buna göre yaptılar.

Hedef Roma’yı Kontrol Etmek

Prusya Şansölyesi Bismarck’ın temellerini attığı bugünkü Almanya’nın ana hedefi, kıta Avrupa’sındaki Almanları birleştirip, ardında Avrupa’yı alıp, tüm dünyaya hâkim olmaya dayanır. Ne II.Wilhelm’de, ne Hitler’de ne Merkel’de bu hedef kesilmeden “süreklilik ve derinlik” kazanarak günümüze kadar  adım adım uygulanarak  gelindi. Almanlar her liderleri döneminde farklı stratejik argümanlar kullansalar da dünyaya hakim olma sevdalarından asla vazgeçmediler. II.Wilhelm ‘in “Şirketleri”, Hitlerin “Orduları” Adenaeur’ın “Eğitimi “,Kohl’un “Parası” Merkel’in” Ekonomik Gücünü” bu amaca ulaşmak için  kullanıldılar. Gaye bellidir. “Tek millet, Tek dil, Tek Din, Tek bayrak ve Tek ülke oluşturmaktır. (bu söylemi bize öğretenlerde Almanlardır.)Bunun için zamanı, zemini ve fırsatları kullanarak sonuca ulaşmışlardır.

Nerede Başarısız Oluyorlar.

Almanların başarısız oldukları yer teknik hareket edip, özellikle zirvede iken ruhlarını kaybedip, hızlı bir şekilde zemine çakılmalarıdır.  Şu dört özellik bir Alman liderinde olursa o zaman dünya savaşı veya kargaşa kaçılmaz olur. 1.Ekonomik Güç,2.Siyasi Güç,3.Teknolojik Güç ve 4.Askeri güç bunlar hepsi oluştu mu Almanlar kesin dünya sistemini sorgularlar. Akabinde tehdit ederler. İstedikleri olmazsa kesin savaş çıkararak sonuç alıncaya kadar devam ederler.

II.Wilhelm

Gerek II.Wilhelm’in  I.Dünya savaşına giderken  yaptıklarıyla Hitlerin II. Dünya savaşına doğru izlediği strateji aynıdır. Sonuç, Dünya sistemini kendi lehlerine çevirme hamlelerinden başka bir şey değildir.

I.Dünya Savaşından Sonra Herkes Ders Aldı.

I.Dünya savaşından sonra ortadan kaldırılmayan Almanlar “onurları zedelenerek” imzaladıkları mağlubiyet antlaşmasını Almanlar Hitlerle acımasızca geri dönüp yırttılar. II. Dünya savaşının galipleri bu sefer Almanları sistem dışına itmeden, sistem içinde tutarak, tehtiti minimize etmeye çalıştılar ki şimdiye kadar da başarılı oldular. Bu işi bir adım daha ileri götürerek bütün fatura Nazilere kesildi. Almanlarla Naziler ayrıştırıldı. Böyle bir taktiksel  strateji izlemişse de en büyük hataları “Nazi ve antisemitizmi Anayasal suç” olarak tanımaları yeni gelen nesillere Nazileri daha cazip hale getirdi. Yeni nesil Neonazi söylemleriyle Hitler tekrar ortaya çıktı. Dünün düşmanı olarak gösterilen Yahudilerin yerini, bugünkü Almanya’da yaşayan Türkler aldı. Bu süreçte işin ilginç yanı “Alman derin devletinin” Neonazileri el altında desteklemesi, Almanların dünya devleti olma söyleminin hiçbir zaman kaybolmadığı bir kere daha görüldü. Bununla beraber müttefiklerin hala on binlerce askerini Almanya’da tutmaları ve hala 1945 hâkim sistemin Almanları yenik ülke statüde tanımlamaları Almanların izledikleri planlı politikalar sonucunda manasızlaştı.

 

Müttefiklerin Politikaları Nasıl Anlamsızlaştırıldı.

1945 sonra yerle bir edilen Almanya’da başbakanlığa gelen Konrad Adenaeur, bugünkü Almanya’nın esas kurucusu olarak görmek lazımdır.

Konrad Adenauer

Adenaeur geçmişi kötü Almanya’yı farklı stratejiye yönlendirdi. “Mevcut gücün sırtını sıvazla ama bildiklerinde asla sapmadan yoluna devam et” politikasını başarıyla uyguladı. Adenaeur,bu süreçte ekonomisi  ve ordusu yok edilmiş, Almanları yeniden büyük güç olmaları için elindeki en büyük enstrümanı  eğitim kalemini kullandı.  Alman okulları, Alman vakıfları, dünyanın her bir yanına açılan

Goethe enstitüleri, Alman Emperyalizmin yeni yayıcı kaleleri olarak varlıklarını sürdürdüler. Kimsenin şüphelenmediği bu hamlede Almanlar mühendislik geleneklerini de kullanarak adım adım büyüdüler. Bu süreçte kullanılan maske “AET” olması da ilginç bir detaydır. Gerek Hristiyan demokrat ve gerek sosyal demokratların kullandıkları ana politika değişmeden adım adım önce” AET sonra AB şemsiyesi” altında örümcek ağlarını örmeye Almanlar devam ettiler.

Doğu Almanya’nın Batıya Katılması Sürekliliğin Devamını Net Gösteren Figürdü.

1980’lere dünyanın en büyük ilk dört ekonomisi olarak giren Batı Almanya’dır. Dönemin başbakanı   Helmut Kohl Soğuk Savaşın sonuçlarını en iyi kullanan lider oldu.  Dünya tarihinde ilk kez bir devlet bir devleti, silah atmadan parasını ödeyerek, dünyanın da gözleri önünde toprakları içine katmış kimseden de ses çıkmamış, sanki herkes uyuşmuşcasına olayı seyretmekle yetinmişler.  Almanlar süreklik kavramını nesiller boyu taşıyarak hedeflerine bir adım daha yaklaştılar.

kohl gorbacovla

AB Mi Yoksa A(lmanya) Birleşik Devletleri Mi ?

Dikkat edin bugün AB’yi en çok kim savunuyor, patron kim, sorularının cevabı neden hep Almanya çıkıyor.  Adenaeur hedefini Kohl bir adım öteye taşıdır. Almanya’nın tekrar büyük oynama söylemleri Avrupa’nın hafıza kartındaki Nazi korkularını canlandırmaktadır. Bunun için Almanya devlet olarak  “Nazileri bizde hiç sevmeyiz” ifadelerini kullanarak , “biz geçmişten beri birleşik Avrupa fikrini” destekliyoruz tezini devlet politikasına dönüştürdüler.   Avrupa ‘da II. Dünya savaşını görmüş devlet adamları özellikle İngilizler Almanların her adımını tedirginlik ve dikkatlice izleme devam ettiler. Almanlarda şüpheli duruma düşmemek için hep “yavuz hırsız taktiğini” oynadı. Artık faşist devletlerin kaybolduğunu onun yerine devletler üstü kurumların bu çağın gerekleri olduğu fikrini dillendirdiler.  Avrupalı devletleri de buna inandırmayı başardılar.2001 de AB genişleme sürecinde Varşova paktı ülkelerinin AB ne dâhil olmasıyla AB üye sayısı arttı. Bunun sonucunda Brüksel’deki siyasi dengeler Almanlar lehine değişti. Doğu ve Güney Doğu Avrupa AB şemsiyesi altında Almanya’nın arka bahçesi oldu. Bu ülkelerin hepsi Almanya’nın alkışçıları oldu.

hitlerin avrupası
2001 ab haritası veya merkel’in avrupası

Bretix’in Altında Yatan Almanya’nın AB deki Yayılma Hedefi mi?

Bu genişlemeden en fazla rahatsız olan ülkeler 1945 in galipleri olan İngiltere ve Fransa idi.  Fakat elleri mahkûm bir şekilde değişen denkleme müdahale edemediler. Çünkü karşılarında teknolojik, siyasi ve ekonomik gücünü tamamlamış bir Almanya durmaktaydı. Bu sürecin sonunun ne getireceğini bilen İngiltere AB içinde kalmamasının ana nedeni Almanın hegemonyasında kaybolup gitmemekti. Yerinde bir hamle ile kendini birlik dışına atarak yok olmaktan kurtuldu.

Fransa ise Macron’la son kozunu oynama başladı. Peki bu Fransa’nın kaybolmasını engelleyebilecek mi derseniz cevap hayırdır. Zira Alman ekonomisi karşısında Fransızların dayanma şansı yoktur. Gidin Strazburg’a Almanların Fransızları ne hale getirdiği görün. Alman ekonomisinin kendine itaat etmeyenleri ne yaptığı Yunanistan’ın başına gelenlerden anlayabilirsiniz.

Almanlar Son Evre ’ye Gelmelerine Bir Adım Kaldı.

Almanlar ekonomik, siyasi ve teknolojik üstünlüklerini sadece AB değil tüm dünya’ya kabul ettirdiler.  Âmâ 4. Evreye hazır olmadan ortaya çıkmak istemiyorlar.  Kimseyi de ürkütmeden de askeri güç olmaktan da vazgeçmiyorlar. Merkel ve Savunma bakanı Ursula  von der Leyen’in son yıllardaki adımlarını takip ettiğimizde Almanların nereye varacaklarını görmemek aptallık olur.

Eski Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ‘Almanya Küresel Rol Üstlenmeli”

Nitekim, bu süreçte eski dış işlerini bakanı Gabriel  “Almanya’nın küresel güç olma zamanı” geldi demesiyle Almanya’daki tartışmalar hızlanmaya başladı. Bu tartışmaları ve sonuçları diğer yazı da değerlendirelim.