Amerikan Milliyetçiliği

0

Amerika ile ilgili olarak atılacak en son başlık bu olsa gerek. Düşünün Avrupa, Afrika ve Asya kıtalarından gelmiş, yine bu kıtaların onlarca farklı ülkesinden, farklı kültüründen bir kıta da bir araya toplanmış milyonlarca insanın bir araya gelip, kurduğu bir devlet birleşik devletler… Evet, 50 tane devlet bir araya gelip, ortak bir anayasa etrafında toplanmış, bir yapı ABD… Bu yapıdan bir millet inşa edememe problemini, ne George Washington, ne Lincoln, ne Wilson,  ne Kennedy çözemedi. Nitekim “medeniyetler çatışması” tezini ortaya atan Samuel Huntington bile sonunda “Biz kimiz” deyip, bir kitap yazarak, ABD milletinin inşasının gerekliğini 20. Y.y. sonunda itiraf etti.

Millet Varsa Milliyetçilikten Söz Edilebilir.

Millet varsa milliyetçilikten söz edebiliriz. Milletin olmadığı bir yerde toplumu, “milli kimlik” üstünden mobilize etmek zordur. ABD kurulurken insan hakları evrensel beyannamesiyle  “dünya, insanlık ve evrensel değerleri” olan bir ülke ve toplum kurulmaya çalışıldı. İnsanlığın merkezi olarak Washington Dünya’ya lanse edildi. Hatta dünya’ya gelen uzaylılarla savaşan ABD lı kahramanlar bizim adımıza insanlığı kurtardığı senaryoları Hollywood’da film oldu.

Millet Olmak İçin Ortak Acı Ve Sevinç Şarttır.

Ne oldu da günümüze geldiğimizde, Paris konferansının 100.yıldönümünde töreninde, Macron Trump’a milliyetçilik üzerinde siyaset yapma önerisinde bulundu. Evet, ABD de Trump’ın iktidara gelmesiyle milliyetçi söylemleri duymaya daha fazla başladık.

Aslında yeni olan bir şey yok. 11 Eylül sonrası ABD devlet sistemi, Huntington sözlerini dinleyip, ortak bilinç ve ortak kimlik inşa etme projesini hayata geçirdi.

İlk meyvesini de Trump’la şimdi toplamaya başladı. Öncelikle bir kuralı hatırlatalım.  Millet olmak için ortak acı ve sevincinizin olması lazımdır. 4 Temmuz belki ABD ortak sevincin adı olarak görsek de ortak acı şimdiye kadar yoktu.  Amerikan toplumunu hedef alan, ABD değerlerini yok etmeye çalışan bir düşman algısı hayali olarak varsa da somutta SSCB bile ABD’ne saldırmadı.

Ortak Acının Adı 11 Eylül

Bütün sevinçlerle rağmen ortak acı olmayınca Huntington’ın tezinden hareket edersek, İmparatorluk boyutuna geçemiyorsunuz. Bir millet olmalı yani bir çekirdek varsa hedefler, düşmanlar, dostlar daha somutlaştırırsak toplumu tek bir vücut yapabiliyorsunuz. İşte bu düşüncenin  sonucu olarak 11 Eylül 2001 de yaşanan olay, tüm Amerikan toplumuna yapılan bir saldırı, ABD değerlerini yıkan bir düşman hareketi olarak, ABD devleti tarafından topluma lanse edildi. Toplumda bunu iliklerine kadar hissederek kabul etti. Bunun sonunda “millet olma bilincinin” sembolleri ABD bayrağı, acılar, gözyaşları sonunda Trump’ın seçim sloganı olan” yeniden büyük ABD” kavramının ideolojik temeli atıldı. Burada düşünülmesi gereken taraf, bu yeni ideoloji kimleri peşine taktı dediğimizde, Trump’a oy veren ABD seçmeni karşımıza çıkıyor. Cahil, eğitim seviyesi, düşük slogan atan, beyaz Amerikalı zenci ve göçmenlerden nefret eden, belinde silahı olan, şiddetten hoşlanan, gerekirse bir ikinci atom bombasını tekrar dünyanın başına atabilen bir nesil ortaya çıktı. Taşralı olan bu yapı Japon arabalarından nefret eder. Çin malını Amerikan tezgâhlarında görmeye tahammülü yoktur. Arapların kafasına silahını dayayıp, rahatlıkla onların parasını alır. NATO’ya para verdiği halde onu kendi çıkarına kullanamayınca çıldırır. Avrupa’yı Sovyet zulmüne karşı yıllarca koruduğu halde onlardan bir alkış alamayan bir Amerikan toplumu oluştu. Bu toplum artık herkese  “yeter” deyip, Avrupa’ya “ben sizi sırtımda taşımayacağım” diyen bir Amerikan milleti karşımızda  duruyor.

 

Artık Yeter Diyen Beyaz Amerikalı

Bu milletin sesi olan Trump’ın çıkışı, 6 Kasımda yapılan seçimin sonucunda ABD toplumunun tamamı değilse de yarısı onun arkasında sıraya girdi. Bu yeni ABD milletinin tarihi ve daimi düşmanı İslam olduğunu unutmayalım. Dolayısıyla İslam ülkeleri ve öne çıkan lider tipleri aslında Trump’ın yeni düşmanları olarak kafalarda belirdi.

Tüm bunların sonunda garip gelse de “Amerikan Milliyetçiliği” ABD devletinin bir projesi olarak başlayıp, halk da yansımasını bulan Trump’la da siyasi olarak, ete kemiğe büründü. Bu söylemler önümüzdeki yıllarda dünya gündemini fazla zorlayacak, hatta sorun haline gelecektir. Bunların ilk sinyallerini uluslararası arena da yavaş yavaş görmeye başladık. Çin, AB ve Rusya ile girişilen ekonomik savaş, NATO vb. örgütlere “artık benim için çalışın yoksa yok olup gidin” söylemleri,  Göçmenlerin öldürülmesi gerektiğini savunan, yeşil kart vb. uygulamalara kademeli son veren, göçmen ülkesi ABD değil “Amerikalıların olan bir yerel devletin” doğumunu seyrediyoruz. Trump konuşmaları geçen hafta Amerikalı liseli öğrencilerin Nazi selamını durmasıyla kendini göstermeye başladı. Obama zamanından başlayan ve hala devam eden siyahi ölümleri, ABD milliyetçiliğinin faşizm çizgisine doğru hızlı bir şekilde yol aldığını bize gösteriyor. Dünyada da artık yavaş yavaş gözüken “küreselci ve ulusalcı çatışması”, ABD toplumunda başlayan “ötekileştirme ve kutuplaştırma” söylemleri bizi tam yüzyıl öncesinin atmosferine  götürüyor. Avrupa’da artan şimdilik susmuş gibi duran aşırı sağ söylemleri, radikalleşen davranışlarının sonucu kaçınılmaz, şiddet ve savaşı doğuracağını da unutmamız gerekiyor. Trump’la başlayan ABD milliyetçiliğinin ilerleyen yıllarda eylemlerini daha fazla göreceğiz.