MERVE ŞAHİN

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte küreselleşmenin hızı da arttı ve başta akıllı telefonlar olmak üzere iletişim araçları hayatımızın her alanında birinci sırada yerini aldı. Günümüz insanı artık telefonsuz dışarıya çıkamaz hale geldi. Özellikle sosyal medya uygulamaları bizi internete bağımlı yaparak sürekli çevrimiçi olma zorunluluğu hissettiriyor.

Herkes yaşadığı her anı sosyal medyaya taşıma yarışına girerek sanal alemde hayatlarını sürdürüyor. Gezdiğimiz yerlerin, aldığımız kıyafetlerin ve yediğimiz içtiğimiz her şeyin fotoğrafını çekerek insanların beğenisine sunuyoruz. Egomuzu bu şekilde tatmin ediyoruz. Ama bu da yeterli gelmiyor. Çünkü teknolojinin hızına yetişemiyoruz ve her gün çıkan yeni model telefonlar, hızı artan internet ve yeni uygulamalar bizden hep daha fazlasını istiyor. Mutlu olmak için yarışırken, bu hıza ayak uyduramazsak sistem bizi oyun dışı bırakır korkusunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Bu arada yaşadığımız anın tadına varamadan “şimdi” yerini “geçmiş” e bırakıyor. Teknolojinin amacı hayatımızı kolaylaştırmak olacakken ve bizim ona hakim olmamız gerekirken o bize hükmederek yaşamlarımızı, duygularımızı ekranların arkasına hapsediyor.

Yukarıdaki fotoğraf  her şeyi anlatıyor. Geçenlerde bir internet sitesinde gördüğüm bu kare beni oldukça düşündürdü. Fotoğraf kareleri eğer bakmasını bilirsek çok şey anlatır bize. Gerek çekildiği mekan gerekse fotoğraftaki nesneler veya insanlarla ilgili belli yorumlarda bulunabiliriz. Bu fotoğraf ise ilk başta sıradan bir kare gibi görünse de dikkatli bakıldığında öyle olmadığı anlaşılıyor. Fotoğraf Amerika’da gerçekleştirilen “Black Mass” filminin galasında çekilmiş. Oyuncu Johnny Depp kırmızı halıda yürürken insanların hemen cep telefonlarına sarılıp o anı ölümsüzleştirme çabaları bir ekrana bu şekilde yansımış. Herkes telaşla ünlü oyuncunun bir pozunu yakalamaya çalışırken burada en dikkat çekici nokta ise yaşlı teyzenin gayet sakin bir şekilde istifini bozmadan sadece o anın tadını çıkarıyor olması. Teyzenin halinden ne kadar mutlu olduğu belli. O, gördüğü her kareyi bir makinenin belleği yerine kendi hafızasına kaydederek o anın verdiği keyfi doya doya yaşamakla meşgul.

“Carpe Diem (anı yaşa)” felsefesini bilgi ve iletişim çağında sanırım yanlış anladık. Onun yerine “anı çek” “anı beğen” kavramları yerleşti hayatlarımıza. Böylece biz birkaç kare hatıraya sahip olurken, o anın verdiği haz yaşanamadan, hissettirdiği mutluluk veya diğer duygular sindirilemeden geçmişle gelecek arasındaki köprü yıkılıyor. Bir süre sonra da yaşadıkları karşısında hissizleşen, duyguları körelmiş insanlar oluyoruz.

Fotoğrafla ilgili başka bir sitede ise 3kuşağın tek kareye yansıması ile ilgili ilginç bir yazı kaleme alınmış. 1. Kuşak en genç olanlar ki bunlar gördükleri sahneden çok heyecanlanmışlar ve ustalıkla o anı ölümsüzleştirmek için en uygun pozu yakalamaya çalışıyorlar. 2. Kuşak orta yaşlı olanlar. Bunlara örnek ise en ön sıradaki adam. Adamın güzel bir an yakalamak adına telefonunu ayarlamaya çalıştığını görüyoruz. Ancak bu şekilde ne galayı takip edebiliyor ne

de resim çekebiliyor. 3. Kuşak ise yine ön sıradaki yaşlı teyze. Telefonu olmadan, telaşa kapılmadan sadece aktöre odaklanan teyze 3 kuşak arasından en mutlusu belki de.

Bir fotoğraf deyip geçmemek lazım. Aslında medyada bu tarz fotoğraflar oldukça fazla. Aynı şekilde uzmanlarda bu konuyu sürekli gündeme taşıyarak teknolojinin esiri olmayalım çağrısı yapıyorlar. Ancak küreselleşen dünya buna izin vermiyor. Online oyunlar, sosyal medyadan gelen bildirimler ve mail trafiği sayesinde aklımız sürekli telefonlarımızda, tabletlerimizde kalıyor. Teknolojiden bağımızı tamamen koparamıyoruz. Zaten demek istediğim de sıfır teknoloji sonsuz huzur değil. Benim asıl eleştirdiğim teknolojinin hayatımızın her alanına girerek bizi biz olmaktan çıkarması, kişiliklerimizi ve kimliklerimizi şekillendirmesi ve bizi kendine bağımlı bireyler yapması. Velhasıl internet çağı bizi içten içe kemirirken aynı zamanda duyarsız, kaygılı ve sürekli telaşlı bir hale sokuyor. Çok zor olsa da bu durumu değiştirmek bizim elimizde. Her şeyden önemlisi şimdiye odaklanmak ve teknolojinin duygularımızla aramıza girmesine izin vermemek. Eğer şu anı özümseyerek yaşarsak hem geleceğimizin daha güzel şekilleneceğine hem de kendimizi çok daha huzurlu hissedeceğimize inanıyorum.