Beni Duy! Beni Anla!

0

Bu dünyada herkesin söyleyecek çok şeyi varken, kimse dinlemeye yanaşmıyor maalesef. Çünkü dinlemek, konuşmaktan çok daha zor bir iştir.

Anlaşılmak için önce derdini anlatman gerekir. Ancak karşındaki seni dinlemiyorsa istediğin kadar anlat, bir sonuç elde edemezsin. Yukarıdaki resme baktığımda da tam olarak bunu görüyorum işte.

Büyüklerimiz, “bir söyle, on dinle” diyerek dinlemenin ne kadar önemli olduğunu anlatmak istemişler. Etkili bir iletişim için de en gerekli olan etkin bir dinlemedir. Etkin dinleme sadece dinlemek değil aynı zamanda dinlediğini anlamak ve karşındakinin değerlerini benimsemektir de. Bunun içinde önce konuşulan anın içinde olmak gerekiyor. Aynı zamanda karşındaki kişinin de farkında olmak. Ne söylediğini anlamak için çaba sarf etmeli, onu yargılamadan dinleyerek, empati kurarak anlamaya çalışmalı. İşte o zaman o insan değerli olduğu hisseder ve onu dinleyen kişiye de aynı şekilde davranmaya özen gösterir.

Maalesef günümüzde insanlar bu şekilde iletişim kuramıyor. Aslında kuramıyor değil kurmuyor. Çünkü çok daha mühim işleri var onların. Kafalarını kaldırmak istemedikleri, akıllarını başlarından alan “akıllı telefonları” var en başta. Ya da daha fazla mal mülk sahibi olmak, çocuklarına torunlarına yatırım yapmak için gece gündüz çalıştıkları işleri. Saatlerce o mağaza senin bu mağaza benim gezdikleri “avm” ler. Aynı evin içinde eşler, çocuklar konuşamadan, anlaşamadan günlerini geçiriyor. Aynı iş yerinde insanlar monotonlaşmış konuşmaların ötesine geçmiyor. Bir dizide izlediğim şu sahne bu durumu çok güzel özetliyor aslında.

Garsonu yanına çağıran adam masadaki bir salatanın tadına bakmasını istiyor. Garsonun yüzü düşüyor ve hemen yenisini getireyim beyefendi diye cevaplıyor. Ancak adam ben senden yenisi istedim mi diyerek konuyu uzatınca arkadaşı devreye girerek sakinleştirmeye çalışıyor. Bu sırada adam o anlamlı sözleri söylüyor. “İnsanlar adam gibi dinlemiyor birbirini. Cümleyi bitirmeden otomatik cevap… Her şey otomatik zaten. Sonra anlaşamıyoruz. Anlaşamazsınız tabi!”

Ne de güzel söylüyor ama. Resmen robotlaşmış gibiyiz artık. Karşımızdakinin duygusu, ne hissettiği bizim için önemli değil. Biz işimize gelirse dinler gelmezse dinlemiş gibi yaparız. Bazen de hiç dinlemeyiz. Her şeyin metalaştığı bu dönemde depresyona girenlerin, antidepresan kullanan ve ruhsal bunalım yaşayanların sayısının artmasına şaşırmamak gerek. İnsanın ruhunu ancak onu anlayan bir ruh tatmin edebilir. Kendini anlayan bir ruh bulduğunda insanın tüm dertleri teselli bulur. Aksi halde geçimsiz eşler, artan boşanmalar, aile içi şiddet ve geçimsizlik, her gün haberlerde duyduğumuz cinayet ve intihar vakaları gün geçtikçe artmaya devam eder.

İnsan toplumun temel taşıdır. Her insan da biriciktir unutmayalım. Eğer değer görmek istiyorsak değer verelim sevdiklerimize. Onlara özel olduklarını ve var olduklarını hissettirelim. İnsan insana yaşayabilmek için karşımızdakini duyalım ve onu anlamak için elimizden geleni yapalım.