Bir Animasyondan Fazlası: Önyargılarımız Ve Biz

0

FRENCH ROAST 2008 Fransız yapımı bir kısa animasyon. 2010 yılında “En İyi Kısa Film Dalında Oscar’a” aday gösterilmiş. Filmi yazan ve yöneten Fabrice Joubert, müziklerini yapan ise Olivier Liboutry. Konusu ise önyargılarımız ve bize etkileri diyebiliriz. Paris’te bir kafede geçen hikaye, 8 dakika gibi kısa bir sürede çok basit bir üslubla anlatılarak verilmek istenen mesajı en etkili şekilde aktarabilmeyi başarmış. Filmin müzikleri de ayrıca çok güzel ve seyirciyi o atmosferin içine sokabiliyor.

Açılış sahnesinde yollardaki kağıt parçalarını elindeki bir değnekle toplayan dilenci görüyoruz. Arkasından ise bir kafede kahvesini yudumlarken gazetesini okuyan iyi giyimli bir beyefendi geliyor ekrana. O sırada dilenci kafeye girerek para toplamaya çalışıyor ve ilk olarak gazetesini okuyan adama yöneliyor. Fakat adam kibirli bir tavırla onu görmezden gelerek gazetesine gömülüyor. Yaşlı dilenci daha sonra hemen yan masadaki uyuklayan yaşlı teyzeye yöneliyor. Teyze dilenciyi fark edince hemen çantasından bir deste para çıkararak dilenciye yardım ediyor ve uyuklamaya devam ediyor. Daha sonra kahvesini bitiren beyefendi hesabı ödemek için elini cebine götürdüğünde ise bir şok geçiriyor. Çünkü cüzdanını unutmuştur ve ne yapacağını bilemediği için zaman kazanmak adına tekrar tekrar kahve içmeye devam ediyor. Asıl hikaye de buradan itibaren başlıyor diyebiliriz. Aslında o yaşlı teyzenin aslında kim olduğunu ve hesabı ödeyemeyen adama kimin yardım ettiğini izlediğimizde, tam olarak önyargının ne kadar kötü bir şey olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz.

Önyargı kişiyi her anlamda bir kalıba hapseder. Kişi geçerli konu ile alakalı sadece aklındaki düşünceler çerçevesinde hareket eder ve durumu gördüklerine ya da bildiklerine göre ölçüp biçer. Ancak gördüklerimiz her zaman gerçeği yansıtmayabilir ya da bildiklerimiz her zaman doğru olmayabilir. Bahsettiğim animasyondaki gibi yaşlı adam para dilenirken birden bir başkasına yardım edebilir ya da masum bir yaşlı teyze olarak gördüğümüz aslında bir suçlu olabilir. O yüzden peşin hükümlü olmamak gerekir. Gerek insanlar hakkında gerek olaylar karşısında önce bir durup düşünelim, gerekiyorsa sorgulayalım. Ne yapacaksak sonrasında yapalım.

Önyargılarımız bize sevdiklerimizi kaybettirebilir, fırsatları kaçırmamıza sebep olabilir ve en kötüsü de yanlış kararlar vermemize. Önyargılarımızla hareket ettiğimizde hem çevremizdekilere hem de kendimize zarar verebiliriz.

Önyargılı olmak sadece ben demektir aslında. Sadece benim dediğim benim düşündüğüm doğru. Başka türlüsü mümkün değil. Ancak bu çok tehlikeli bir durumdur. Bu şekilde hareket eden insanlar zamanla yalnız kalmaya mahkumdurlar. Çünkü böyle insanlar karşısındakini anlayamaz hatta anlamak için çabalamaz bile. Tek doğrusu vardır onun. Bu yüzden de zamanla yanındakilerini kaybeder.

Peşin hükümlü olmak bir nevi hastalıktır ve bu hastalıktan kurtulmak öyle çokta kolay değildir. Einstein bu konu için “İnsanlardaki önyargıyı kırmak benim atomu parçalamadan çok daha zor” demiştir. Benzetme olarak biraz abartılı olsa da doğruluk payı çok fazla. Evet, önyargıları kırmak çok zor ama kesinlikle imkansız değil. Öncelikle durumun farkında olmak gerekiyor. Yaşanılan anın farkında olmak ve fevri davranmamak şart. Bütün olasılıkları göz önüne alıp öyle hareket etmeye çalışırsak hem karşılaştığımız durum bizi şaşırtmaz hem de hata yapma payımız azalır ve özellikle karşımızdaki insanları gereksiz yere kırmamış ve kaybetmemiş oluruz.