Bir Beyaz Sevda – 1

0

Peşinde olan bir orduyu, tek başına nasıl yenebilirdi? Gücü tükenmeye başlıyor ve omzundan kan sızıyordu üstelik. Etrafına bakındı Ahmet, harabeye dönmüş esrarengiz evin kapısını açarak içeri giriverdi. Ardında yankılanan köpek havlamalarına karışan silah sesleri artık daha yakından duyuluyordu. Tam o sırada peşinde olan düşman askerini fark etti ve hızlıca kapının arkasındaki karanlıkta gizlendi. Derin bir nefes alıverdi, kalbi yerinden çıkacakmış gibi seri çarpıyordu. Kılıcının kabzasını sımsıkı sarardı, alından süzülen ter damlacıkları ayaklarının ucuna düşüveriyordu. İçeriye giren düşman askerini görür görmez; teslim ol diyerek atıldı düşmanın boynuna ama tek hamle ile düşmanı Ahmet’i yere serdi ve boğazını sıkmaya başladı. Tam o sırada elinde bir soğukluk hissetti:

  • Ahmet! Ahmet! İyi misin? Korkma, rüya idi hepsi. İzleme şu filmleri be yavrum.
  • Dedecim sen miydin? Ohhh az geç kalsan öldürecekti beni kefere.
  • Boşver şimdi kefereyi, madem ölmedin gel o zaman şükret seni öldürmeyene.
  • Ben seni izlesem olmaz mı? Lütfeeeeeennn…
  • Ahhh kerata seni. Aklın fikrin yaramazlıkta.

Rıza efendi, kucağına alarak saçlarını okşadı Ahmet’in. Uykuda gördüğü rüyanın etkisi ile oldukça fazla terlemiş olan torununu kucağına aldı ve gürül gürül yanan odun sobasının yanına indirdi. Abdest aldı, kokularını süründü, seccadesini serdi ve namazına başladı Rıza efendi. Ahmet ise şaşkınlık içerisinde izliyordu dedesini. Sabah daha kuşlar dahi uyanmamışken, dedesinin namaza kalkmasını anlayamıyordu. İzledi onu, secdeye anlı her değdiğinde yüzündeki tebessümü ve mutluluğu görüyordu fakat sebebini anlayamıyordu. Dua kısmına gelindiğinde bir süre sessizlik oldu ve ardından Ahmet’in; “Amin” diye haykırışı ile belki kuşlar bile uyanmışlardı. Dedesi Ahmet’i kucağına alarak camın kenarına oturdu ve gökyüzündeki hilale bakarken birden bire;

– Biz hilalin üstüne gölgelerin düştüğü bir çağa doğduk. Annemi görmedim, babamı ise hiç tanımadım. Annem beni doğurduktan sonra ateşli bir hastalığa yakalanıvermiş, mevsim kış ve yollar kapalı olduğundan hastaneye götüremedikleri için vefat etmiş. Babam ise harp yıllarında askere gitmiş bir daha da dönmemiş. Ne gören olmuş ne de mektubu gelmiş. Anlayacağın yetim büyüdüm ben. Gençliğimi dağlarda kuzuları kurtlardan koruyarak geçirdim. Okula gönderen de olmadı, bir gün elimden tutup alışverişe götürende… Fakirlik dönemi idi, elde yok avuçta yok. Kim beni neden sorsun ki zaten! Sonra bir sevdaya düştüm. Gençsin, delikanlısın, güçlüsün, yiğitsin. Ama parasızsan insanların gözünde kocaman bir hiçsin. Parası olanların, akıllı olanlardan eftal olduğunu gördüm. Ömrünü devlet uğrunda heba edenlerin, devlet tarafından unutulduğunu ve bir köşede unutulduğunu gördüm. İnsanların, senin derinliğini ölçmeden önce hakkında hükümler verecek kadar ön yargılı olduklarını gördüm. Az okudum, çok gördüm. Sende çok oku, çok gör ama hor görme.

 

Ahmet’in derin hülyalara daldığını gören Rıza efendi, torununu uyandığı yatağına geri yatırdı ve üzerini örterek odadan çıktı. Dış kapıya doğru ilerlerken havanın serin olduğunu hissetti ve ceketini yanına alarak balkona çıkıverdi. Güneş yeni doğuyordu… Kuş seslerinin ahenkli ötüşleri ile birlikte yeryüzü ölü bir uykudan uyanıyordu sanki. Derin derin içine çekti çiçek kokulu dağ esintisini. Kokuların özel bir yeri vardı hayatında. Kokuların anıları nasıl canlandırdığını, kokular ile insanların ne şekilde etkilendiğini ve kokular sayesinde toplumların yönlendirilebildiğini savunmuştu bir zamanlar. Çiçek kokularını sevdiği gibi çiçeklere de ayrı bir muhabbeti vardı Rıza efendinin. Çiçekler dalında güzeldi onun için. İradeleri olmasa da canlı varlıklardı çiçekler. Dalından koparılan her çiçeğin canının acıdığını ve haykırışlarını duyduğunu dile getirirdi çoğu zamanlar. Fakat çiçek kokuları arasında en çok ıhlamuru sevmişti… Belki de ıhlamur kokusu ile birlikte sevmişti… Derin bir deryayı andırıyordu bakışları Rıza efendinin. Sert bakışları altında merhamet, asabi huyunun yanında disiplin, sabır dolu bekleyişin ardında yorgunluk gizli idi. Sevdalanmış, çabalamış, mücadele etmiş, hayallerini göz yaşları ile uğurlamış, sesini duyuramamış, koşturmuş, yorulmuş ve durulmuş koca bir hayat hikayesiyle Rıza efendi… Ahmet Anadolu’nun kahraman dedesi…

İnsanlardan bazıları hayat hikayeleri ile derin bir deryadır. Kimlerin definelere malik olduklarını, hayat bulmacası içerisinde yer alan sarsıntılar ortaya çıkarır. Rıza efendinin bulmacası içerinde sarsıntıları meydana getiren, ıhlamur çiçeği olmuştur. Kim bilir, gönül sokaklarında kandiller yakan bu dizeleri ona hangi iklimler söylemişti; “Yoksa hangi ses yürekten çağırır beni sana. Geleceğim diyorum, takvim sorma bana; ıhlamur çiçek açtığı zaman.”