Bir Beyaz Sevda – 2

0

Sabahın erken saatlerinde kalkmaya alışkın olan Rıza efendi, ceketini alarak evden dışarı çıktı. Nisan ayının içerisinde bir Perşembe sabahı idi kuşlar cıvıl cıvıl ötüyor, arılar ise çalışmaya çoktan başlamıştı bile… Evlerinin önünde bulunan bahçeden içeriye doğru adım attı, burnuna gelen çiçek kokularını derin derin içine çekerek yeşilliğin içerisine bırakıverdi kendini. Sert geçen kış mevsiminin ardından gelen bahara defalarca şahit olsa da her bahar mevsimi ruhuna neşe kaynağı oluyordu. Derin, soğuk iklimlerde sessizlik uykusuna bürünen toprak, yeniden bir dirilişe gözlerini açıyordu. Nebatın büyümesi için zaruri olan su ve yağmur yaşamın kaynağını oluşturuyordu. Karıncalar koşturuyor, arılar çiçeklerden çiçeklere uçuyordu… Bir düşünce hali alıverdi Rıza efendiyi;

“Doğa defalarca kez kış mevsimi görüp, yeniden uyanıyor. Ağaçlar meyve vermek için çiçek açıyor, karıncalara kışa hazırlık için şimdiden harekete geçiyor, arılar çiçek çiçek dolaşarak bal yapmaya başlıyor, kuşlar kendilerine yuvalar yapıyordu. Bir disiplin, ahenk, mücadele içerisnde yılmadan hedeflerine kilitlenmiş olarak var güçleri ile çalışıyorlardı. Peki insan bu denklemin neresinde idi? Bütün varlıklar görevlerini nizama göre yaparken insan’da ki bu nizamsız halin sebebi nedendi? Hayvanlar açlık halinde hayatta kalabilmek için saldırırken, insanlar zevk için tokluk halinde saldırmaktaydılar. Peki insan gerçekten fıtrat üzerinemi yaşıyordu yoksa ahitleştiği günü hatırlamadığından mı aykırı davranıyordu? İnsan, gerçekten de insan mıydı? ”

Midesinden gelen gurultular, Rıza efendinin oldukça acıkmış olduğunu gösteriyordu. Usulca ve düşünce halinde eve doğru adım atmaya başladı Rıza efenfi. Hanım Gülbahar Sultan ise kahvaltıyı hazırlamış ve Rıza efendiyi beklemekteydi. Bir ömür beklemişti zaten… Ahmet ise yatağında uyuyor kim bilir hangi iklimlerde rüyalar görüyordu… Semaver ateşinde demlenmiş olan çayı bardağa dolduruyordu Gülbahar sultan, çayın dumanı üzerinde tütüyor ve sofranın altında dolanan boncukta kendisine verilecek yiyecekleri bekliyordu. Rıza efendi söze girdi;

  • Bunca ülke gezdik, birçok bölgede görev yaptık. Devleti kutsal bildik ve hep aziz bu millet için çalıştık. Koltuk, para peşinde de olmadık. Peki şimdi biz torunumuza ne bırakacağız?

Derin bi ahh çekti Gülbahar Sultan. Ayağa kalkarak birkaç adım attı ve Rıza efendiye dönerek;

  • Şu evde herşeyden habersizce uyuyan Ahmet varya hani; işte sen ona dünyanın en kıymetli hazinesini bırakacaksın. Düşüncelerini, tecrübelerini, hayallerini ve taşımış olduğun mukaddes sancağı. Nitekim şuan erken, daha ne kadar yaşarız bilinmez. Dünya değirmeni içerisinde öğütülmesini engelemek zorundasın Ahmet’in çünkü bir gün o da ölecek. Sırları öğrenmesini için yardımcı ol ona. Hakikatli bir devlet adamı olmasına yardım et.
  • Doğru sölemektesin, hoş söylemektesin lakin ödeyeceği bedelleri düşündüğümde kıyamıyorum ona. Sevmeye, özlemeye, ağlamaya belki de bir kıza şiirler yazmaya hakkı var. Çoğu insan gibi bizim de içimizde kalan, deniz kenarında büyük bir yazlık ve bahçesinde son model beyaz araba istemeye hakkı olabilir. Rahat yaşam isteyebilir sultanım.
  • Bak efendi eğer sevecekse illa bir ümmeti, milleti ve hakikati sevmeli. Ağaca dayansa kurur, insana dayansa ölür. Sonlu olan bir varlıkla son bulacağına, sonsuz bir varlıkla hayat bulmalı. Hayalleri olmalı ki güçlü olsun. Umudu olmalı ki dik dursun. Gönül bilmeliki gönül versin. Ağlayabilmeli ki anlayabilsin. Yoksa bir insan değil, bir makine yetiştirmiş olursun.

Gözleri dolan fakat aynı zamanda heyecandan yüreği bedene sığmayan Rıza efendiye bir gençlik enerjisi gelmiştir. Yeniden bir amacı ve hedefi vardır artık. Hanımını öperek bir çocuğun heyecanı ile koşarak çıkar mutfaktan. Çalışma odasına doğru hızlı adımlar ile ilerler, kapının kulpunu tek bir hamle ile açarak içeri girer ve kitaplığın yanında bulunan aynayı yerinden söker. Sallanan ince misina ipini yavaşça çekmeye başladıkça, duvar içindeki bölme de hareket etmeye başlar. Aynanın arkasındaki duvarın içerisine özel bir kasa yapmış olan rıza efendi oradan kara kaplı kalın bir defter alarak masaya oturur. İçerisinde gençlik yıllarına ait resimler ve notlar vardır. Tiran’dan, Varşova’dan, Vatikan’dan, Moskova’dan, Bişkek’ten, Tahran’dan, Marakesh’ten ve Cidde’den bazı hatıraların yer aldığı özel bir defterdir bu. Yarısı yazılı olan kara kaplı defterin diğer yarısını da yazmaya karar verir Rıza efendi. Defterin kapağını açar açmaz boş bırakılan ilk sayfa üzerine dolma kalem ile osmanlıca harfleri kullanarak birşeyler yazar ve defterin kapağını kapatır.

 

Uyanmış olan Ahmet’in sesleri yankılanmaya başlamıştır odada. Islık çalıyor, zıplıyor ve acıktığını haykırarak mutfağa koşuyordu. Tebessüm etti Rıza efendi;

  • Bakalım senden ne çıkaracağız sayın Ahmet Anadolu.