Çin İran Üzerinden Ortadoğu’ya Nüfuz Etmeye Çalışıyor.

0

Barış KÜÇÜKKAYA

Günümüz dış politikasında devletlerin birbiriyle olan ilişkilerinde temel kavram her zaman çıkar olmuştur. Devletler bir birileriyle ilişkilerini kurarken çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Bazen ortak payda’da buluşmak ta devletleri yakınlaştırabilir. Bu yakınlaşmaların sonucunda müttefiklik doğabilir.  Günümüzde tek kutuplu dünya düzeninin yavaş yavaş yok olmaya başladığını görmekteyiz. Soğuk savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra dünya sahnesinde tek aktör olarak kalan ABD de yavaş yavaş gücünü ya kaybediyor ya da farklı aktörler ile paylaşmak zorunda kalıyor.

2000 li yılların başında itibaren Orta Doğu’da söz sahibi olan tek aktör ABD iken Suriye iç savaşından sonra ortak aktör Rusya’yı ve onun müttefiki İran ı bölgede söz sahibi olarak görebiliriz. İran ABD nin uyguladığı ambargolardan sonra bükülen belini yavaş yavaş doğrultmaya çalışırken, bu noktada destek aldığı bazı müttefikleri vardır. Bunlar ile kurduğu ikili ilişkilerle ambargonun yıkıcı etkisini hem kırmak gayretindedir, hem de uluslar arası arenada Orta Doğu özelinde koltuk kapmaya çalışır.  İran bu ilişkilerini bir çok devlet ile kurmuşken bunlardan en çok dikkat çekerek Çin halk cumhuriyeti olmuştur.

İki devletin ilişkileri aslında İslamiyet öncesi döneme kadar dayanmaktadır. Bu dönemde iki imparatorluğun ilişkileri ticaret gibi basit değiş-tokuş şeklindeyken, takip eden süreçte ilişkiler gelişmiş;teknik ,sanatsal ve fikirsel etkilenmeler başlanmıştır. Şahlık İran döneminde iki devletin ilişkileri kuvvetli bir bağ a sahiptir. Özellikle 1971 yılında sonra ilişkilerdeki bağ daha da kuvvetlenmiş Şah ve Mao Zedong, diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurmuştur.

DEVRİM SONRASI İLİŞKİLER

İslam devrimi sonrası uluslararası arenada yalnız kalmak belki de devrimciler için büyük bir problem olabilirdi. Bununla beraber kurulacak olan uluslararası ilişkiler devrime ters düşmemesi gerekiyordu. Bundan dolayı devrim sonrası İran ile Çin arasındaki ilişkiler zora girmiştir.Devrimin önderi Ayetullah Humeyni ^komünist^ ve ^ateist ^olan Çin den hoşlanmıyordu. Bu durum ilişkileri zora soksa da karşılıklı çıkarlar bu ilişki ayakta tuttu, ve daha da sağlamlaştırdı. Özellikle Irak savaşı ilişkileri sağlamlaştırmak için önemli bir dönüm noktası olmuştur. İran rejiminin uluslararası arena da yalnız kalması Bağdat karşısındaki askeri zorluklar özellikle askeri teçhizat temini hususunda onu Pekin’e dönmeye itmiştir. Bu arada başka etmenler de işe dahil olmuştur. Tahran’dan bakıldığı zaman Çin, ne ideolojik ne de stratejik bir tehdit arz etmektedir. 1985’ten sonra nükleer işbirliği Çin ile İran ilişkilerini geliştirmiş ve devrim sonrası yalnız kalan İranda önemli noktalarda Çin etkili olmuştur.

Soğuk savaşın bitimi İran da dış politika adına daha faydacı hamleler yapmaya neden olmuştur.Bu süre zarfında Çin’de de iç politikada sıkıntılı süreç başlamış ve ülkede gerçekleşen Tiananmen olayları ülkeyi uluslararası arenada yalnız bırakmıştır. iki ülkeyi devrim sonrası yakınlaştıran bir diğer husus ise egemenlere karşı duruşlarıdır.  İran’ın ABD’ye olan düşmanca tavırları ve politikası, Çin’in ise uluslararası arenada büyük devlet olma çabaları iki devleti bu payda da birleştirmiştir.  İki devlette hegemonya ya karşı ortaklık kurmuştur. Bu ortaklık 90’ların başında bozulmaya başlamıştır. ABD’nin Çin üzerindeki baskıları Pekini Tahran’dan uzaklaştırmaya başlamıştır. Bunun devamında Çin, İran ile olan nükleer işbirliği ve askeri antlaşmalarının bazılarına son vermiştir,bu durum Tahran ı hayal kırıklığına uğratmıştır.

 

GÜNÜMÜZ İLİŞKİLER

 

Günümüzde İran ile Çin ilişkilerinin güçlü olmasının sebebi iki devletin ticari çıkarları ve alternatif olma mücadelesidir.  Fakat unutulmaması gereken husus ise iki devletin ilişkilerinin başrolünü Çin’in oynaması ve ilişki yönetmesidir. Baktığımız zaman ambargoların İran’ın belini büktüğünü görürüz bu doğrultuda güçlü ortaklar onu ayakta tutmaya ve ABD ile olan nükleer silahlanma inatlaşmasını devam ettirmesine yardımcı olacaktır. 2000 ile başlayan on yılda İslam rejiminin uluslararası arena da oluşturmaya çalıştığı çok kutupluluk Pekin tarafından olumlu karşılanmış Tahran ı değerli bir ortak haline getirmiştir.Taran’ın ABD düşmanlığının artması ,Çin’in de petrol ihtiyacının giderek artmasından dolayı onun için stratejik hale gelen basra körfezi bölgesinde Washington’u dengelemek bakımından Pekin’e oldukça yararlı olmuştur.

 

 

 

TİCARİ İLİŞKİLER

 

Tarihi köken bakımından çok eskilere dayanan İran Çin ilişkileri stratejik ve  politik olarak gelişmiş olsa da iki devleti İlişkilerinde en çok yakınlaştıran konu ticarettir. Tarihte değiş tokuş olarak başlayan ticaret ilişkileri günümüzde milyarlar seviyesinde, ciddi ve sağlam bir hal almıştır. Devrim sonrasında iran’ın silah pazarı arayışı ,Çin’in ise hammadde arayışıyla başlayan model ticaret günümüzde de aynı alanlar çevresinde gelişmeye devam etmektedir. İki devletin politik konulardaki ortak gayeleri sonuç olarak yine ticaret anlaşmaları ile son bulmaktadır.  İran’ın ABD ambargosunu kırmak için Çin’e yakınlaşması ,Çin’in de basra Körfezi’nde ABD’nin gücünü kırmak ve doğu Afrika İle olan bağlantılarını kuvvetlendirmek için iran’ın jeopolitik konumunu ihtiyaç duyması ,iki devleti yine ticaret alanında birleştirmektedir.

İran a karşı olan yaptırımların artması sonucunda uluslararası şirketler İran ile olan taahhütlerini sonlandırması sonucu bu boşluğu Çinli şirketler doldurmuştur. Bunun sonucunda enerji sektörü  başta olmak üzere Çin’in İran’daki ticari genişlemesi  hızlanmıştır .2007 yılında Çin,  iran’ın birinci ticari ortağı olmuştur.  2000li on yıl içinde Çin’in ihtiyaçları yükselen ekonomi ile beraber artmıştır, Tahran’da bundan dolayı Çin ile olan ticareti artmış ve 2011 yılında Çin’in en çok ticaret yaptı üçüncü ülke olmuştur.  Bu durum Çin tarafında da karşılık bulmuş; Çin, Hindistan’ı geçerek İran’ın en önemli petrol müşterisi olmuştur.

İktidara gelişinden itibaren cumhurbaşkanı Ruhani uluslararası sahnedeki rolü durmadan artan Çin’e yönelik açıklamalarını ve temaslarını arttırmıştır. 37.7 milyar Euro dan fazla İran’ın AB ile olan %5.5 lik ticaret oranına karşılık %27.1 tutan Çin ile karşılıklı ticareti Çin i ;2014 yılında Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan ve Türkiye’nin önünde birinci ticari ortağı haline getirmiştir. 2015 Temmuz anlaşmasının imzalanmasından sonra 2015 Eylül’ün de cumhurbaşkanı Şi jinping’in Hasan Ruhani’ye açıkladığı gibi iki ülke demir yolları, karayolları demir ve Çelik ,otomobil yapımı ,elektrik ve yüksek teknoloji sektörleri nde işbirliklerini geliştirmeyi ümit etmektedir. Enerji ile finans işbirliği her ikisinin de öncelikleri arasındadır. Zaten Tahran 2013 Son baharında Çin yönetimi tarafından ortaya atılan ipek yolları dev projesinin dahil olacağı ülkeler içinde yer almaktadır. Bağlantılarını güçlendirme arzusu 2016 ocağında cumhurbaşkanı Şi nin İrana yaptığı ziyaret sırasında somutlaştırılmıştır. İki ortak bu vesile ile 17 iki taraflı anlaşma imzalamış ve gelecek on yılda ticaret hacimleri 600 milyar $’a çıkaracaklarını ilan etmişlerdir. Bu bakımdan İran rejimi için Çin, Avrupalılardan veya Amerikalılardan daha güvenilir ve daha az problemli öncelikli bir ortak olarak gözükmektedir.

 

Sonuç olarak iki devletin uluslararası arenada var olma mücadelesi iki devleti yakınlaştırmıştır. Bu yakınlaşmanın en temel etmeni ticarettir. Fakat iki devleti ticarete götüren süreç politika ve uluslararası çıkardan geçtiği görülmektedir. İki devletin gerek küresel boyutta gerek ise bölgesel anlamda söz sahibi olma mücadelesi iki devlet yakınlaştırmıştır. Bu mücadelenin karşı tarafında ortak rakip olması iki devleti doğal müttefik yapmaktadır. Tarihsel süreçte Çin’in büyümeye başlamasıyla aynı oranda hammadde ihtiyacının artması onu İrana yakınlaştırmıştır. Çin’in yakınlaşması iran’ın da ambargoların yıkıcı etkisinden kurtulması için bir fırsat olmuştur. İlerleyen süreçte Çin’in daha da büyüyeceği aşikardır, İran’ın da nükleer silahlanmadan vazgeçmeyeceğini düşünürsek bu iki devletin ilişkilerinin daha dagüçlenmesi yüksek bir ihtimaldir. Bu durum belki de ABD ve Rusya ile beraber dünyada üçüncü bir blok oluşturabilir.