Debu Müzik Topluluğu

Endonezya da yaşayan Amerikalı İslam bir ailenin kurduğu müzik topluluğu Debu…

Sihirli müzikleri ile birden bütün İslam âleminin dikkatini üzerlerine çeken Debu Ramazan ayı boyunca İstanbullularla buluştu. Televizyon kanalları tarafından kapışılan müzik topluluğu Debu, değişik imajları ile insanların dikkatini çekmeyi ve onların ilgi odağı olmayı başardı. Giyimleri, sempatik tavırları, alışılagelmişin dışında yaptıkları hareketli müzikleri ile medyada kendilerinden sıkça söz ettiren Debu ile müzikleri ve yaşantıları hakkında konuştuk, kendilerini tanıdık.

Endonezya dilinde “Toz Zerresi anlamına gelen Debu’yu gurubun sözcüsü Mustafa şöyle açıklıyor.”Kâinatta her şey bir toz zerresidir. İnsanda Allahın karşısında sadece bir zerre”


Guruba Debu ismini koyan Şeyhleri Fettah ise “İnsanların kalbine girmenin en güzel yolu müziktir” diyerek topluluğun kurulma kararını veriyor. Çizdikleri ilginç görüntü ile seyredenleri ve dinleyenleri şaşırtan Debu ile sizler için bir araya geldik ve sizler için görüştük.

OSMANCIK; Gurubun ve ailenin başı olarak ilk sizi tanıyabilir miyiz?

LEYLA: Adım Leyla Vaffiah. Amerika Washington State doğumluyum. Eşim ile yıllar önce Türkiye’yi, İran’ı, Afganistan’ı ziyarete gelmiştik. Orada İslam toplumundan çok etkilendik. Çok sıcak insanlardı. Sonra Amerika’ya döndüğümüzde ailemi ziyarete gitmiştim. Geri geldiğimde ise eşimin İslamiyet’e girdiğini öğrendim. O kadar şaşırdım ki.

OSMANCIK: İslamiyet’e girmesine sebep olan olay nedir?

LEYLA: Üniversitede Bahreyn den gelen Hüseyin isminde sufi bir arkadaşı varmış. O eşime hep İslamiyet’i anlatmış. Onunda içi ısınmış ve İslam olmuş.

OSMANCIK: Siz bunu nasıl karşıladınız. İslamiyet ile birlikte bir bayan olarak özgürlüğünüzün kısıtlanacağını düşündünüz mü?

LEYLA: Önceleri özgürlüğümün kısıtlanacağını düşündüm. Başımı örtmek falan bana çok sıcak gelmedi. Eşim mutlu olsun diye İslam oldum ama içimden değil. Daha sonraları Necmah diye yine İslam olan bir arkadaş edindim. Onun eşi de İslam’dı ve o da kendine İslam bir arkadaş arıyordu. Onunla olan arkadaşlığımızda İslam’ı yaşamaya başladık.

OSMANCIK: Kaç çocuğunuz var?

LEYLA: 6 Çocuğum var, Mustafa, Neseem (Meltem),Salim, Davut, Maryam, Ali. Onlar İslam olarak dünyaya geldiler. Şu an Ali hariç hepsi ile birlikte müzik yapıyoruz.

OSMANCIK: Endonezya’ yerleşmeniz nasıl oldu?

LEYLA: İslam olduktan sonra kendimize bir şeyh aradık. Ve Iraklı bir şeyh olan Fadlallah’ı bulduk. Ona biat ettik. İslam’ı çok güzel bir şekilde yaşıyorduk. Çok büyük bir evde bütün aileler bir arada geniş bir aile gibi yaşıyorduk. Daha sonra Şeyh Fadallah 4 mürşit yetiştirdi. Bunlardan biride Şeyh Fettah’tır. Şuan bizim şeyhimiz odur. Bir sabah kalktı, Şeyh Fadlallah “Aradığımız yer Endonezya olmalı, oraya gidiyoruz ” dedi. Ve her şeyimizi satıp oraya doğru yola çıktık. Hiç bilmediğimiz bir ülkeydi. Ama Allah öyle istemişti. Orada yapacağımız işler ve bizi bekleyen görevler vardı.

OSMANCIK: Hikâyenin bundan sonrasını da Necmah’dan dinleyelim. Evet Necmah, Senin İslamiyet’e girişin nasıl oldu.

NECMAH: Ben Müslüman bir eş ile evlendim. Onun için İslam oldum. Eşime beni anlaşabileceğim, İslam’ı öğrenebileceğim bir bayanla tanıştır dedim. O da beni Leyla ile tanıştırdı. Onu gördüğümde Leyla’ya hayran olmuştum. Çok güzeldi ve Leyla’da çok farklı bir şey vardı. Ondan sonra da birbirimizden hiç ayrılmadık.

OSMANCIK: Müzikle uğraşmadan önce ne iş yapıyordunuz?

NECMAH: Devlet okullarında İngilizce öğretmenliği yapıyordum. Öğretmenliği çok seviyordum ama okulları sevmiyordum.

OSMANCIK: İslamiyet’te sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

NECMAH: Aslında çok özgür bir ruha sahibimdir. İslamiyet’le bu özgürlüğün kısıtlanacağı zannedilir. Hâlbuki ben gerçek özgürlüğü İslamiyet ile yaşadım. Sürekli mücadele ediyordum. Adeta akıntıya karşı koşuyordum. Ve hep yalnızdım. Birden bire bir korumaya sahip oldum. Etrafımda bir sürü insanlar oldu. Büyük bir aileye sahip oldum. Artık her şey o kadar kolaydı ki. Şeyhimiz bizi her konuda cesaretlendirir. Bizim bilmediğimiz yeteneklerimizi bize söyler. O çok yetenekli biridir. Şiir yazar ve 9 dil bilir.



OSMANCIK: İslam olmanızı aileniz nasıl karşıladı, Etraftan tepkiler aldınız mı?

LEYLA: Biz Şeyhle birlikte büyük bir evde cemaat olarak yaşıyoruz. Bunu etraftan gözlemleyenler çok garipsiyorlar. Ama aslında garip olan onlar. Çünkü biz çok mutlu bir hayat yaşıyoruz. Anne Babam tabi ki çok tepki verdiler. Ama şimdi diyorlar ki “Çocuklarımız içinde en mutlu olan sensin, bu İslam olmandan kaynaklanıyor“.

OSMANCIK: Şu ana Endonezya ’da nasıl bir hayatınız var?

LEYLA: Amerika’da sahip olduğumuz her şeyi satıp hemen yola koyulduk. Orada biri bize çok büyük bir ev verdi. Bu kişi kayınbiraderi Müslüman olan bir Üniversitede rektör birisi ve bizden Üniversitede öğretmenlik yapmamızı istedi. 1 sene müddetince Üniversitede İngilizce öğretmenliği yaptık. Sabahları zikir ve Kuran dersi verdik.

Bu kişi bizim Sulawesi adasına gitmemizi organize etti. Şimdi Jakarta’da Sulawesi adasında cemaatimizle birlikte 60 kişi aynı evde yaşıyoruz.

OSAMANCIK: Müziğe nasıl başladınız?

LEYLA: Bir gün Şeyh “Bir müzik topluluğu kuracaksınız” dedi. Biz bu konuda hiçbir şey bilmiyorduk. .O bize hangi enstrümanları çalmamız gerektiğini söyledi. Hepimiz bunları çalmayı öğrenmeye başladık.



OSMANCIK: Gurubunuzun adını da Şeyhiniz mi koydu?

LEYLA: Evet, bu isim Şeyh tarafından verildi. Neden derseniz bunu anlatamam, yalnızca gerçeği o bilir. Her şeyi ona sorarız. Çünkü o her şeyin doğrusunu bilir.

OSMANCIK: Besteleri nasıl yapıyorsunuz?

LEYLA: Bir gece sahurda 10 beste yaptık. İnanılır gibi değil. Arka arkaya müzikler geliyordu. Bu bizim işimiz değil. Allahın bize bunu nasip etmesi

OSMANCIK. Gurubunuz çok renkli, bayanlar çok göz alıcı ve hepsi enstruman çalıyor. İslamiyet’te bayanların böyle göz önünde olması ve müzik yapması sizce uygun mudur? Şeyhinizin buna müsaade etmesinin sebebi nedir?

MUSTAFA: (Gurubun solisti ve sözcüsü) Biz bu konuda hadisleri inceledik. Bunu söyleyen hadislerin sahih hadis olmadığını gördük. O zaman Allahın bu konuda bir kısıtlaması yoktur. Müzik de bizim için bir zikir. Çünkü biz Allah için söylüyoruz.

OSMANCIK: İslami bir cemaatsiniz, neden müzik. Bunu Şeyhinize sordunuz mu?

MUSTAFA: Evet, çünkü bize dedi ki,”İnsanların kalbine ancak müzikle girebilir siniz” Yaptığımız müzik bir zikirdir. Ve onu dinleyen herkes sözlerini tekrarlıyor ve zikrediyor.

OSMANCIK: Burada şeyhinize çok büyük bir teslimiyet görüyorum. O ne derse aklınızı devreye sokmadan itaat ediyorsunuz. İnsanlar ” Allah bana akıl vermiş, başka birinin aklına ihtiyacım yok der” siz bu konuda tam tersini düşünüyorsunuz.

MUSTAFA: Mürit aklını bir kenara bırakır. Şeyh eğer düşünmemizi isterse o zaman düşünürüz, o zaman o yükü de taşımam. O ne derse mutlaka en doğrusunu söyler. Ona gelen de Allahtan’dır. Ben düşünmem, benim yerime o düşünür. Yükü o taşır. Zaten benim aklım diye bir şey yok ki. Onun aklı da ona ait değil. Aklın sahibi de Allah. Her şeyin sahibi de Allah. Şeyhimin sahibi de Allah.



OSMANCIK: Amerika’da cemaatin çocukları okula gitmiyor ve Home School denilen evde verilen özel bir eğitim ile yetiştiriliyorlar. Bu konuda içinizde bir özenme, diğer çocuklar gibi okulda okuma isteği oldu mu? Ve ya evde aldığınız eğitimin size yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

NESEEM: Evet biz okullardakinden daha yeterli bir şekilde yetiştik. Çünkü bize hayatta ne lazımsa onu öğrendik. Bilgi değil ilim aldık. Onun için kendimi onlara nazaran daha bahtlı buluyorum. Biz onların öğrenmediği şeyleri de öğrendik. Gereksiz bilgilerle zihnimizi doldurmadık. Dışarıda ki okullarda yanlış davranışlar, yanlış alışkanlıklar edinilebilir Biz bunlardan korunuyoruz. Evde eğitilmiş bir kişi olarak eğer okula gitseydim bir takım sınırlamalar olacaktı. Şunu öğreneceksin bun öğreneceksin diye. Hâlbuki şimdi hiçbir sınırlama olmadan çok daha fazla şey öğrendim.



OSMANCIK: Aynı evde 60 kişi yaşıyorsunuz. Bu nasıl oluyor, birbirinizle nasıl anlaşıyorsunuz, yemekleri nasıl pişiriyorsunuz. Bu zor bir iş değil mi?



NESEEM: Bu çok kolay bir iştir. Böyle büyük bir aile olmak ise çok muhteşem bir şeydir. İnsan kendini çok güçlü hissediyor. Yemekleri dönüşümlü olarak pişiriyoruz. Büyük bir yemek odamız var tek masada hep birlikte yemek yeriz. Aramızda pek sorun olmaz. Olduğu zaman bunu Şeyhe ulaştırırız. O hemen bize bir çözüm getirir ve mesele hallolur.

OSMANCIK: Topluma vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

MUSTAFA: Evet biz müzik yapıyoruz. Bu Allah’ın müziğidir. Biz insanlara Lâ ilâhe illallah, Bismillah, Allahü Ekber mesajını müzik ile veriyoruz. Mesajı almak isteyen alır. Bu bir tebliğdir. Eğer şarkıları dinlerseniz mesajımız son derece açıktır. Bu her kes içindir. Önemli olan sevgidir. İnsanlar ne olursa olsun hiç fark etmez. Biz insanların arasındaki farklılığı, ayrılığı unuttuk. Bunun inanın hiçbir önemi yok. Önemli olan tek şey sevgidir.

OSMANCIK: Mevlana Hazretleri “Ne olursan ol gel diyor” siz bu konuda ne diyorsunuz.

MUSTAFA: Burada “Gel ” deyen Mevlana değil. O daveti yapan Allah’tır. Onun ağzından konuşuyor. Evet, ne olursan ol gel. Allah herkesi kabul eder. Yeter ki onun yoluna gelsinler.



OSMANCIK: Son olarak insanlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?



MUSTAFA: Müziğimizi bütün dünyaya tanıtacağız. Biz söylemek istediklerimizi müzik ile söylüyoruz. Ve insanlara sevgi mesajı vermek istiyoruz.



Röportaj: Güzin Osmancık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


8 − bir =

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>