Dolar Krizinden Kim Ne Çıkarmaya Çalışıyor.

0

Ak parti hükümetlerinin iktidarıyla beraber Türkiye kendi stratejik vizyonunu söylemden eyleme kademeli olarak hayata geçirmeye başladı. Ak parti hükümetlerinin ilk yıllarında AB çizgisinde gelişen dış politika, sonraları Osmanlı nüfuz alanında şekillendi. Sonraki aşama ise “beş bir den büyük söylemleriyle”, küresel sistemi sorgulama boyutuna taşındı.  Filistin meselesinde aktif,  Suriye krizinde askeri, siyasi, insani, olarak hamleler yapan bir Türkiye karşımıza çıktı. Türkiye’nin ekonomik, siyasi söylemlerinde sertleşme ve belirginleşme artıkça, uluslararası krizlerde etkin role soyundukça uluslararası baskılarda arttı.

Çekiştirilen Türkiye

2014 sonra Türk Dış politikası dünya güç denkleminde terazinin dengesini bozacak etkinliğe ulaştı. Bu andan itibaren Rusya ve ABD arasında sıkışan “ya onlar olmazsa Çin olur” söylemleri ortalığa atılmaya başlandı. Tekrar Soğuk savaş kafası devreye girdi.  Bu evrede somutlaşan durum ise Ukrayna’da yaşanan olaylarla Türkiye, batı ve NATO tarafından Rusya cephesinde tekrar düşünüldü. Bu süreçte Suriye sınırında düşürülen Rus uçağıyla, Rusya’ya doğru kayan Türkiye yeniden, ABD ve NATO çizgisine çekildi.15 Temmuz sonrasında ise bu kez tersi bir durum ortaya çıktı. Türkiye gerek enerji, gerek askeri tercihlerinde Rusya birinci sırada yer aldı.   FETÖ, 15 Temmuz, İncirlik üssü,  Papaz olayı ve nihayet ABD Dolarıyla Türk Amerikan ilişkileri tamamen müttefik sınırlarının dışına çıktı.  2016 dan  günümüze kadar Türkiye ABD ilişkileri her dakika yeni krizler ekseninde sıkışmaya başladı. ABD aşağı yukarı bir yıldır Ankara’ya büyükelçi atamaması münasebetin rengini en güzel gösteren resimdir.

Son Krizden Kim Ne Çıkarmaya Çalışıyor

Krizler aslında iyi yönetilirse ülkelerin dış politikalarında yeni sayfalar açar.  Ama iyi yönetilmezse tam tersi olur.  Türk dış politikasının eylemleri hangi dönemde farklı olsa da sonunda ABD, NATO çizgisine çekildiği görülmektedir. “Rusya ve Çin giderim ha” söylemleri bir pazarlık maşası olarak kullanıyor. ABD, Papaz olayı ardından bu günlerde başlattığı döviz hamleleriyle ısrarlı bir şekilde Türkiye’nin alanı daraltılıp kendisine itaat etmesini istiyor. Bu süreçte Türkiye iki alanda açık verdi. Onlardan ilki, tüketim eksenli ve sıcak para ile yabancı sermaye girişiyle dalgalanmaya açık ekonomisi ve enerjide dışa bağımlılığı idi.

Rusya bu süreçte Türkiye’yi özellikle enerji alanında 2023 de bitecek enerji antlaşmalarını hesaplayarak, 2050 kadar enerji bağımlığını devam ettirmeye çalışıyor. Suriye krizinde belli sahalarda Türkiye’ye hareket alanı vererek kontrolü altında tutmaya çabalıyor. Putin, Başkan Erdoğan’la ikili ilişkileriyle Türkiye’yi etki alanında tutmak istiyor. Türkiye Batı ile ne zaman bir sıkışma yaşasa hemen Rusya’nın devreye girmesi “fırsattan istifade etme” politikası olduğu gün gibi aşikâr. Nitekim Lavrov’un bugünlerdeki Türkiye ziyaretini bu minvalde düşünmek gerekir.

Rusya’nın 15 Temmuz olayından sonra en temel politikası ise Türkiye’yi NATO dan çıkarıp, kendi nüfuz alanına sokmaktır. Çünkü III.Roma teorisine göre İstanbul ve Ortodoks dünyasının liderliği ile Av-Rusya için Türkiye arazisine ve Türkiye’nin nüfuz alanına ihtiyacı var. Türkiye’nin bu süreçte Rusya’yla ilişkilerini geliştirirken, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaması gerekir. ABD herkesle “papaz” olduğu günümüzde ABD Rusya’ya benzer ambargolar uygulamaktadır. Hatta Rusya’nın mali portesinin Türkiye’den aşağı seviyede olması nedeniyle ABD nin mali baskısına Rusya etkisiyle bertaraf edilemeyeceğini unutulmamalıdır. Rusya için bir Osmanlı sözünü hatırlatalım “ayıdan post Moskoftan dost olmaz”.

Almanya,15 Temmuz sonra Türkiye’ye karşı doğru politikalar sergileyemedi. Türkiye’nin FETÖ ye karşı hassasiyeti Adil Öksüz’e kapı açarak ilişkileri gerginleştirdi. Bu süreçte Deniz Yücel olayı, Türk seçmenlere karşı izlediği aykırı tutumlarla, bozulan Türk Almanya ilişkileri, son dolar krizinde ise Almanya ilginç bir çıkışla Türkiye’nin yanında yer almasıyla farklı bir boyuta ilerliyor. Bu açıklamalar sonrası Türkiye’deki Alman lobisi hemen harekete geçti. Almanya bizim yanımızda” manşetleri atılmaya başladı.  Almanya bizim yanımızda değil menfaatinin yanındadır. Almanya’nın derdi Türkiye’de yaşanacak bir ekonomi çöküşten en fazla zarar görecek Alman şirket ve bankalarını düşünmektedir. Zira, Türkiye’de Hollanda’dan sonra en fazla yatırım yapan yabancı sermaye Almanya’dır. Sayın Başkan Erdoğan’ın önümüzdeki haftalarda yapacağı Almanya ziyareti ana ekseninin, ABD ve Çin’den sonraki en büyük mali güç olan Almanya’nın Türkiye’ye karşı desteğini devam ettirip ettirmesi merkezinde olacaktır. Almanya Türkiye pazarını kaybetmeme, Türkiye üstünden ABD mesaj vermeyi hem de oluşacak domino etkisini azaltma derdindedir.  Almanya ve İngiltere, ABD nin Türkiye’ye karşı izlediği dışlayıcı politika sonucu Türkiye’nin Rus alanına itilmesine izin vermek istemiyorlar. Almanya, Türkiye’yi Avrupa’ya yakın pozisyonda tutma gayretlerindedir.

Çin’e gelirsek: ABD ilk Çin’e karşı başlattığı ticari savaşında şu anda ABD kaybedenler safhasında yer alıyor. ABD her ülkeyle kavgalı durumda.. Kanada’dan Türkiye’ye kadar geniş bir yelpazede gümrük duvarları ve ambargo tehdidi ile başlattığı ekonomik savaşta giderek yalnız kaldı. Çin de ABD kavgalı olduğu ülkeleri kendine yeni pazar ve müttefik olarak değerlendirmeye çabalıyor.  Çin Türkiye’ye kredi musluklarını açarak sıcak para girişi sağlayacağını taahhüt etti. Türkiye’deki Çin lobisinin Çin’le Türkiye, İran ittifakını gündeme taşınması ilginç bir rastlantı olsa gerektir. Çin’i tanımak istiyorsanız ve bundan sonra hangi hamleler yapacağını öğrenmek istiyorsanız, lütfen Orhun Abidelerini okuyun.

Tüm bu alternatifler alt alta topladığımızda Rusya’dan Almanya’ya oradan ABD ve Çin’e kadar sanki bazıları Türkiye’ye klasik soğuk savaş kafasıyla “o olmazsa biz, biz olmazsak o” denklemi içine sokmak istiyorlar. Çin’le ilişkiler bu minvalde ilerse unutmayalım, oyun kurucu değil, oyun kurucularının yanında payanda oluruz.

Türkiye bunların yerine soğuk kafası sendromuna düşmeden, kendi oyununu kurarak, dünya sistemini sorguladığı bu günlerde krizlerden ders çıkararak, zayıf noktalarını kademeli ve planlı adımlarla yok ederek,  devlet aklına yakışır bağımsız strateji izlemelidir. “Üçüncün birinden” kurtulup, o üç bizim eksenimizde şekillenmelidir. Unutulmamalıdır yüksek rakımlarda Rüzgârlar sert eser”