Dünyanın Değişen Dengesi ve Hindistan

0

Dünyayı yakından takip edenler bilirler, 2008 yılı ekonomik krizinden sonra birçok şey değişmeye başladı. Özellikle uluslararası sistem açısından bakıldığında birçok taş yerinden oynamaya başladı ve aradan geçen on yılda dünya sisteminin yeni rotası daha çok belli oldu. Uluslararası arenada artan başta ekonomik alandaki huzursuzluklar, küreselleşmenin yerini bölgeselleşme hatta yerelleşmeye bırakması, sağ kanat ideolojilerin yükselişi, göç olaylarının yaygınlaşmasıyla birlikte daha rahat gözlemleyebildiğimiz devletlerin daha korumacı ve muhafazakâr politikalar yürütmesi, Brexit ile AB’nin kimlik bunalımı yaşaması, ABD’nin Trump ile değişen yüzü vb. tüm bunlar yeni dünya düzeninin doğum sancılarıdır. ABD’nin diğer ülkelere uyguladığı yaptırımlar, Suriye ve Afganistan politikaları “ben hala ölmedim” serzenişini sembolize etse de elindeki güç bayrağını farkında olmasa da çoktan kaptırdı. Ekonomik kriz ve bunalımlar ortalığı toza dumana verdiğinden birçok kişi önünü göremese de tüm bunlar yeni bir dönemin, yeni bir uygarlık krizinin getirileridir. Bu anlamda, klişeleşmiş bir öngörü ise Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin dünya liderliğine oturacağıdır. Ancak cevap hala kesin değil: Bunlardan hangisi dünya liderliğine oturacak? Ya da çok kutuplu bir dünya sistemi mi meydana gelecek? Yeni sistem şekillenirken gelin Putin’in Hindistan ziyareti üzerinden uluslararası sistemde değişen dengeleri biraz daha yakından değerlendirelim.

5 Ekim günü Hindistan, Rusya lideri Putin’i ağırladı. Putin’in bu ziyareti ikili ilişkiler açısından oldukça önemliydi. Zira 2010 yılında Hindistan-Rusya ilişkileri Özel ve Ayrıcalıklı Stratejik Ortaklık düzeyine yükseltilmişti. Putin’in sebeb-i ziyareti ise Hindistan’ın kendisinden aldığı 5.43 milyar ABD doları değerindeki S-400 Triumf füze savunma sistemlerine dair antlaşmanın imzalanmasıydı. Bunun yanında nükleer füzeler ve nükleer sivil projesi, savaş uçakları, füzeler, İHA’lar gibi alınan diğer askeri sistemlerin Hindistan’ın maruz kalacağı herhangi bir hava tehdidi durumunda şemsiye görevi görmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca yine bahsi geçen antlaşma çerçevesinde yere yerleştirilecek olan radarlar aynı anda 300 hedefi izleyebilme, 400 km’den 36 hedefi vurma ve 72 füze fırlatma kapasitesine sahip.

Putin’in Hindistan ziyareti sırasında iki ülke arasında savunma, demiryolu, nükleer enerji, uzay, ekonomi vb. sekiz farklı alanda antlaşmalar imzalanmış, 19. Hint-Rusya ikili zirvesi gerçekleştirilmiş, iki ülkenin liderleri öğrencilerle görüşme düzenlemiştir. İki ülke arasında imzalanan antlaşmalar arasında bir diğer dikkat çekeni ise Hindistan Uzay Araştırma Teşkilatı ile ROSCOSMOS Federal Uzay Ajansı arasında Hindistan’ın insanlı uzay gemisi programı Gaganyaan projesi için önemli bir mutabakattı. Bu mutabakat uyarınca 2022 yılında uzaya astronot göndermeyi amaçlayan Hindistan’ın proje denemelerine Rusya destek olacak.

Ayrıca ikili, Asya’da uluslararası terörizm, sınır ötesi suçlar, Afganistan’ın ekonomik olarak iyileştirilmesi ve istikrarlı siyasi gelişim işbirliği, Ortadoğu’daki durum hakkında görüş alışverişi gibi konular Putin’in ziyaretinin ana konularıydı. Bu çerçevede Putin, Modi’ye Suriye’nin durumu ile ilgili bilgi verdi. Ayrıca İran’ın nükleer antlaşmasıyla ilgili ortak kapsamlı eylem planından çekilmek için ABD’nin tek taraflı eylemlerinin sonuçları hakkında da görüş alışverişi yapıldı.

ABD, Rusya’yı 2016 seçimlerine müdahil olmasından dolayı cezalandırmak istiyor ve bu çerçevede Rusya’ya yaptırımlar uyguluyor. Bu amaçla ABD, geçen yıl CAATSA adı verilen bir antlaşma ile Rusya, İran ve Kuzey Kore’yle önemli antlaşmalar gerçekleştiren ülkelere de yaptırım uygulanmasını kararlaştırdı. Hindistan, ABD’nin bu kararına rağmen cesur davranarak Rusya ile böyle bir adım attı. Ancak olası yaptırımlar konusunda endişeler tamamen kaybolmuş değil. Diğer yandan Hint-Rus ilişkileri uzun ve derin bir tarihe sahip ve Rusya, Hindistan’ın en önemli silah tedarikçilerinden. SIPRI’nin raporuna göre 2013-2017 arası beş yıllık dönemde Rusya, ülkenin silah ithalatının %62’sini oluşturmaktadır. Hindistan’ın en çok merak ettiği ise ABD’nin kendilerine CAATSA çerçevesince yaptırım uygulayıp uygulamayacaklarıdır. Zira ABD büyükelçisi yapılan işlemler bazında yaptırımların gerçekleşeceğini, kapsamlı bir feragatın söz konusu olmadığını ve herhangi bir feragat kararının öngörülemeyeceğini söylemesi bir uyarı niteliği taşımaktadır. ABD ise Rusya üzerindeki yaptırımlarının müttefiklerinin askeri yetenek ve kapasitelerine zarar vermeyi amaçlamadığını belirtti.

Diğer yandan, Hindistan ABD’nin kendisine feragat işlemi uygulayacağından umutlu. ABD uzmanları ise bu beklentinin kolay olmayacağını belirtmekteler. Ancak Hint uzmanlara göre, Rusya ile silah alımı antlaşması gerçekleştiren yalnız kendileri değildir. Geçen ay Çin 3 milyar dolar değerinde Rusya’dan S-400 ithalatı gerçekleştirmişti. Yine NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye’de Rusya ile silah alımı konusunda antlaşma imzalamıştı. O halde neden Hindistan, diğer ülkeler gibi Rusya ile bu tür bir antlaşma imzalayamasın sözleriyle haklı serzenişte bulundular. Çin ve Türkiye’nin yanında Vietnam ve Endonezya da Rusya’dan önemli silah alımında bulunmuştur. Bu anlamda gelecek aylarda ABD’nin Hindistan’a karşı tutumu adı geçen ülkelerin de yakın takibindedir.

Hint ordu şefi Bipin Rawant’ın ABD’nin yaptırım uyarısına karşı Hindistan’ın bağımsız bir politika izlemesini ve Rus silahlarını muhafaza etmesine dair söylemlerini de değerlendirmek gerekir. Ayrıca Hindistan’ın Rusya’dan uzay tabanlı sistem ve teknoloji alacağını da eklemiştir. Zira Hindistan’da siyasi kültür olarak, Pakistan’ın aksine, ordu arka plandadır ve devletin iç ve dış politikalarına müdahil olmaz. Hint ordusundan devlete Rusya ile olan bağlarını güçlendirme, özde bağımsız ve korkusuz bir politika izlemesi konusunda, desteği manidardır. Hint uzmanların dediği gibi Hindistan’ın Rusya ile olan ilişkilerindeki mevcut durum Hint-ABD ilişkilerinin test edildiği bir ortam yaratmıştır. Ancak esas sınav, Hindistan’ın S-400’ler için Nisan ayında ödeme yapacağı zaman gerçekleşecektir. Zira ABD’nin yaptırımları ödemelerin başlamasıyla kendini gösterecek.

Trump birkaç hafta önce Hindistan’ı “vergi kralı” olduğunu belirterek, ticaret ve vergi politikalarını eleştirmişti. Ayrıca Hindistan’ın kendisini mutlu etmek için ticaret antlaşması yapmak istediklerini dile getirmişti. Trump, demir ve alüminyum ithalatına sırasıyla %25 ve %10 oranında vergi zammı getirince bu durumdan Hindistan da etkilendi. ABD’nin bu hareketi, Trump’ın Hindistan ithalatlarına daha önceki ek vergi uygulama uyarılarının yansıması olarak görülebilir.

ABD ve Rusya arasındaki gerilim devam etse de Hindistan konusunda ağız birliği ettikleri bir konu var: Hint vergi sistemi. Trump gibi Putin ve Rusya’nın en büyük petrol şirketi olan Rosneft de Hindistan’ın vergi sistemini eleştirmekte. Özellikle Rosneft, Hint vergi sistemini yatırım planlarının genişletilmesinin önündeki “engel” olarak tanımladı. Hint yatırımcıların da Rusya’da yatırım yaptıklarını, ancak kendilerinin daha çok vergi ödediklerini dile getirdi. Rosneft’in eleştiride bu kadar açık olmasının nedeni Hindistan enerji sektöründeki en büyük dış yatırımcı olması. Bunun yanında Rosneft, Hint pazarının potansiyelinin eşsiz olduğunu ve bu yüzden ülkeye yatırım yapmayı sevdiklerini açıkladı. Ayrıca Rosneft’e bağlı Essar Petrol’ün de, ki adını Naraya Enerji olarak değiştirdi, Hint pazarına girmek istedikleri açıklandı. Aynı söylem Putin’in de gündemindeydi. ABD ve Rusya’dan gelen eleştirilerden sonra Hindistan’ın nasıl bir adım atacağı şimdilik öngörülemez ancak yabancılara olan vergi sistemindeki katı tutumunun nedenini merak edenler 17. yüzyıl sonrası Hint tarihini okuyabilirler. Bunun yanında, Hindistan büyüyen ekonomisine ve birçok insanın açlık sınırını aştığına dair sevindirici haberler alsak da yerli sanayi hala yabancılarla yarışacak olgunlukta değildir. Bu anlamda Hindistan hem iç hem de dış politikasında dengeyi gözeterek adım atmak zorundadır.

ABD’nin Hindistan’a yaklaşmasının arkasındaki en büyük neden ise Çin ve Afganistan unsurlarıdır. Her ne kadar gündemi ABD’nin Suriye ile ilgili politikaları meşgul etse de Amerika’nın Afganistan’dan vazgeçmediği ortada. Hindistan’ı Çin’e karşı destekleyen ABD, olası bir Afganistan harekâtında Hindistan’dan askeri yardım beklediğini açıkça belli etmekte. Bu anlamda, Hindistan’ın Rusya destekli askeri olarak güçlenmesi, ABD’nin hoşuna gitmese de çıkarınadır. Hindistan açısından ise en ölümcül silahlar olarak bilinen S-400’lerin ithalatı Çin ve Pakistan tehdidine karşı ülkenin ulusal çıkarları adına siyasi, askeri, ekonomik ve yönetimsel olarak önemli bir konumdadır. Zira Hindistan, S-400’lerin varlığıyla alt kıtadaki ve Hint Okyanusu’ndaki dengeleri değiştirmek istemektedir.

Zaten Hindistan, Rusya ile S-400 antlaşmasından bir ay önce ABD ile COMCASA olarak bilinen iki ülke arası karşılıklı askeri bilgi paylaşımı sözleşmesi imzalamıştı. Modi hükümetinin bu hareketi Hint uzmanları fazlasıyla huzursuz etse de Rusya ile olan silah alımı antlaşması endişeleri biraz olsun azaltmış görünmekte. Zira Hindistan, bağımsız olduğundan beri hiçbir büyük güçle yakın ilişki kurmadı. Dış politikasındaki en büyük amacı denge politikasını sağlamak ve kesinlikle “bağımlı ve bağlantılı” olmamaktı. Ülkenin dış politika çizgisi hala büyük oranda bu yöndedir. Zaten ABD-Hindistan ilişkileri oldukça yeni, ki 1998 yılına kadar ABD’nin Hindistan’a yaptırımlar uyguladığı bilinmekte. Her ne kadar Modi yönetimi ile birlikte Hindistan ABD’ye daha çok yaklaşsa da “yabancı” güçlere, özellikle ABD’nin uzattığı elin samimiyeti konusunda, Hindistan’ın hala şüpheleri bulunmaktadır. Böylesi zamanlar ise Hindistan için uyarı ve sınama niteliğindedir.

Bu nedenle ABD’nin gerek Rusya gerek İran ile olan ilişkilerinde Hindistan’a “parmak sallayarak” hareket etmesi onu kaybetmesine neden olacaktır. Bu anlamda, ABD’nin tüm uyarılarına rağmen Hindistan’ın İran’dan petrol almaya devam etmesi bunun açık göstergesidir. Rusya ile yapılan silah alımı antlaşması, Modi’nin Rusya ile ilişkilerine en üst önceliği verdiği ve ikili ilişkilerinin hızla değişen dünyaya uygun olduğu açıklamaları da ABD’ye önemli bir mesajdı. Zira Hindistan’ın İran, Rusya ve Çin ile gerçekleştirdiği antlaşmalara ABD’nin müdahil olması, Hindistan açısından kırmızı çizgiyi geçmesi demektir. Bu durumun farkında olan önemli Hindistan uzmanlarından Ashley Tellis de ABD’nin Hindistan’ı diğer ülkelerle istediği şekilde yürüttüğü ilişkiler konusunda kendi istediği doğrultuda seçim yapma pozisyonuna sokmaması konusunda uyarıda bulundu.

Yine Hindistan’ın İran ile ilişkilerine odaklanırsak, Hindistan’ın Chabahar limanına olan yatırımı ve jeopolitik konumu hayatidir. Ayrıca bu liman, Rusya’nın da kilit bir rol oynadığı ve Hindistan’ın Çin’in Yeni İpek Yolu Projesi’ne karşılık olarak gerçekleştirdiği Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’nun önemli bir bağlantısıdır. Bu anlamda Hindistan’ın Rusya ve İran ile ilişkileri bir kez daha vurgulanırken, Rusya’nın Hint-Pasifik’teki rolü de artmaktadır. Yine Hindistan Kuzey-Güney Ulaştırma Projesi için Özbekistan’ı da oyuna dahil etmesi bölgedeki etkinliğini de artırma adına mühim bir karardır.

Rusya açısından bakıldığında sadece Hindistan ile değil Suriye başta olmak üzere Batı Asya, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerle ilişkilerini ilerletmesi kayda değer gelişmelerdir. Ayrıca Hindistan ve Rusya’nın Hint-Pasifik kavramını ABD’nin algısından farklı olarak lanse etmeleri de başka bir önemli noktadır. ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya’nın oluşturduğu QUAD adlı birliğin en zayıf halkasının Hindistan olması ve Modi’nin Haziran ayında yapılan Shangri La Diyalog zirvesinde Hint-Pasifik’in belli sayıdaki ülkeleri kapsayan bir kavram olmadığını söylemesi mühim açıklamalardır. Bunun yanında Putin de Modi’ye katılarak Hint-Pasifik’in, ABD’nin algısının çok dışında olarak, Afrika’dan Amerika’ya geniş bir bölgeyi kapsadığını belirtmiştir. Ayrıca Rus dış politikası incelendiğinde “Büyük Avrasya İşbirliği”ne doğru önemli adımların atıldığı da görülmektedir.

ABD esip gürlemeyi sürdürürken uluslararası arena değişimine ve yeni şekline doğru evrilmeye devam etmekte. Bunun örneklerini ise Avrasya’nın yükselen güçlerinin eylem ve söylemlerinde yakalamak mümkün. Ancak medeniyet krizini atlatana kadar dünya ananın şiddetli sancıları devam edecek gibi görünüyor, tabi bizlerin de…