Düşünce Karargahı

0

Herkesin yeterince yoğun bir gündemi vardır. Hayatımızdan akıp giden günlerin, birbirinin neredeyse kopyası şeklinde benzer içeriğe sahip olduğunu görmekteyiz. Peki, bunca telaş ve yoğunluk içerisinde düşünmeye fırsatımız oluyor mu? Birkaç dakika olsa da kendimizle ve kendi düşüncelerimizle yalnız kalabiliyor muyuz? Ne yaptığımızı sorgulayabiliyor muyuz? Sokrates’in meşhur sözüdür: “Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez.”

 

Sorgulayan toplumlar gelişirdi. Felsefesi olan devletin “Kızıl Elma” ideali olurdu. Düşünen bireyler toplumun yükselişinde rol model seçilirdi. Oysa günümüz insanına “Bir hayat felsefen var mı?” diye sorulduğunda tatmin edici cevaplar bulamamaktayız. Çünkü çağımızın teknolojik gelişimi, baş döndürücü bir hızla ilerlemekte ve toplumu hızlıca ardından sürüklemektedir. Medyanın, teknolojinin ve dijital sosyalliğin böylesine ön planda olduğu modern çağda insanların kendi aralarında dahi sosyalleşmesine izin verilmemektedir. Reklamlar, sloganlar, korkular ve istekler öylesine özenle hazırlanarak algılarımıza sunuluyor ki düşüncelerimiz dahi ticari çıkarlar uğruna esir alınmış durumdadır. Hayatın doğal akışı içerisinde insanlığın böylesine sorunlarla boğuştuğu zamanlarda acaba kaç kere başımızı gökyüzüne kaldırıp yıldızlara bakabildik? Sevdiğimiz insanlarla kaç kez güneşin batışını izleyebildik? Peki, ay ışığı altında şiir yazmayı denedik mi hiç?

 

Güçlü devlet, güçlü toplum ile var olabilir. Güçlü toplumun inşa sürecinde ise mektepler büyük rol oynamaktadır. Kendine özgü kültürü, değerleri, mimarisi ve eğitim sistemi olan mektepler milletin ruhunu temsil eder. Ruhsuz bir millet nasıl ki cesetten ibaretse, mektepler de toplumdaki şuuru canlı tutacak unsurlardır. Bilim, teknoloji ve silah sanayi alanında devletler ne kadar önde olurlarsa olsunlar; eğer toplumları yeterli ahlaki vasıflara ve varlığını sürdürecek bir felsefeye sahip değil ise med cezir gibi dünya sahnesinden silinip giderler. Zulümle abad olunmaz. Düşünceler yaşadığı sürece, fikirler geliştiği sürece, toplum ahlaki ve felsefi yönden yeterli düzeyde beslenebildiği sürece dünya sahnesinde söz söyleyecek bir millet hep var olacaktır. Felsefesi olmayan milletin, mektebi olmaz demişti Nurettin Topçu. Dünya sahnesinde varlığını güçlü sürdürmek isteyen devlet, milleti ile bütünleşmiş ortak düşünceye sahip olması gerekmektedir. Özellikle teknolojinin bilinçaltında böylesine muktedir olabildiği bir dönemde, büyük devlet olmanın yolu; büyük düşünmeyi nesillerine tarihi tecrübe ile aktarabilmiş millet sayesinde olacaktır.

 

Kadim tecrübeyi bilgisi ile harmanladıktan sonra istifademize sunan İbni Haldun; devletin kuruluşunda, psikolojik bir etkenin de rolüne işaret etmektedir. İnsanlar, zayıflığını gidererek kendisini güçlendirmek yerine; güçlü olanı taklit etmeyi tercih ederler. Fakat taklit etmek asla başarı getirmeyecektir. Çünkü her coğrafyanın kendine özgü millet karakteri vardır. Bu sebepten ötürüdür ki her millet kendisi olduğu sürece eşsiz ve kıymetlidir. Güçlü olanı taklit ederek güçlü olacağına inanabilir insanlar. Oysa güçlü olan taklit ettiğinde artık kendi idealleri için değil, benzediği toplumun değerleri için kendisine yabancı olarak yaşamaya başlayan ruhsuz topluluklar çıkar karşımıza. Ruhu olmayan beden hareket edemediği gibi kendisine yabancı toplumlarda varlığını millet olarak devam ettiremezler. Kendisini sorgulamaktan korkan insan, çoğu zaman yenilgisinin sebebini kendi kuvvetsizliğinden bilmez.  Galip gelenin üstün özelliklerinden dolayı kendisinin yenildiği sonucuna inanan insan, kendisini yenmiş olanı rol model olarak kabul eder. İbni Haldun;  Yenilgiye uğrayan kabile kendisini yenen soyun giyim ve kuşamlarını olduğu kadar din, mezhep, örf ve adetlerini de benimser ve ona benzemeye çalışır.  Halbuki savaşlar yenilince değil, düşmana benzeyince kaybedilir. Çünkü kaybedilen her savaş, daha güçlü ayağa kalkmak için bir sebep vücuda getirir. Oysa yenildiği topluma benzemeye başlamak, kendi öz benliğini yitirerek tarih sahnesinden silinmeye delalet eder.

 

Unutmayalım! Silahlar ne kadar gelişmiş ve etkili olursa olsunlar; tetiği ezen işaret parmağına son emri veren, düşünce karargahıdır. Her büyük başarı, büyük bir düşüncenin ürünüdür.