Ekilebilen Ekonomi Tarlaları

0

Bir başak tarlası gördüm düşümde… Rüzgarda ağır ağır sallanan ve olgunlaştıkça boyun büken başakların, buğday kokularıyla size seslendiği bir düştü… Oturup bir ağaç gölgesinde tarlaları izledim. Tırpan seslerinin ardından yere düşerken başaklar, insanlara benzettim onları. İnsan, başak misali olgunlaştıkça boyun bükmeli ama rüzgarlara karşı kırılmadan dimdik ayakta da kalabilmeli idi. Çünkü insan ne kadar yetenekli ise, toplum da o kadar kabiliyetli idi. Kabiliyetli toplumlar aynı zamanda gelişmiş ve gelişmekte olan milletleri de yansıtmaktadır. Gelişmişliğin niteliklerinden biri ise güçlü ekonomidir. Kendi ayakları üzerinde dinamik olarak durabilen ekonomik modellemeleri kuran ve geliştiren kişiler düşünen kişiler olmuştur. Düşünmek, sorgulamak ve erdemlilik… Peki bunların ekonomi ile ne ilgisi var ?

Düşünen toplumlar, sorgulayan toplumlardır ve sorgulayan toplumlar büyüyebilirler. Çünkü insan değirmene benzer, eğer içerisine bir şeyler atmaz isen bir süre sonra kendisini öğütmeye başlar. Ekonomi de bir düşüncenin ve istikrarın ürünüdür. Tıpkı tarlada yetişen başaklar gibi…  Hasadı verimli alabilmeniz için elinizdeki toprağı çok iyi tanımak zorundasınız ki bunun adı ülkedir. Bu topraklarda hangi mahsulün yetiştiği, verimliliğin oranı, bakımının nasıl yapıldığı, mahsule zarar veren unsurların neler olduğu, iklimin ürün için elverişliliğinin çok iyi bilinmesi gerekir. Bu bilgilere en vakıf olanlar ise o topraklar üzerinde yaşayanlardır. Dış ülkelerden getirilen o topraklara yabancı danışmanlar, hesaplamaları ve deneysel verileri çok iyi elde etseler dahi tecrübe ile toprak arasındaki bağı en iyi kurabilenler yine yereldeki çiftçidir. Çiftçi ise ülke vatandaşlarını temsil etmektedir. Teori ile yola çıkıldığında hesaplar genellikle bambaşka sonuçlar ile neticelenmekte, pratiğe bakıldığında ise kontrol edilemeyen bir çok unsurun öngörülemediği ve ya kontrol edilemediği anlaşılmaktadır. Kontrol edilemeyen her faktör sonucu doğrudan etkilemektedir.

Her ülkenin kendine özgü ekonomi modeli vardır. Doğru tohum, doğru toprakla buluştuğunda ancak devasa bir çınara dönüşebilir. Nasıl ki bir ülkeye özgü mahsul bir başka ülkede yetişmiyor ise ekonomik sistemlerde ülkelerine özgüdür. Milletlerin kendi dinamizmi, farklı özellikleri, bambaşka karakterleri vardır. Hepsinin ortak özellikleri ise, güçlü devlete sahip olabilmek için güçlü ekonomilere gereksinim duyarlar. Peki devletler hangi ekonomik modeli seçerek güçlü ekonomiye sahip olabilirler ? İşte tam da bu noktada aklımıza başak tarlaları gelmelidir. Çünkü başak yetiştiren bilir ki bu yolda başarılı olabilmek için; çalışkanlık (emek vermek), dürüstlük, sabır, sevgi, girişimcilik, cesaret, dua, kanaat etmek ve azimli olmak vasıflarını taşıyabilmek gerekir. Millet karakterinde bu vasıflar var ise eğer, doğru yatırımlar neticesinde büyük bir ekonomiye sahip olunacaktır.

Büyük ticaret hacimleri, güçlü ekonomik sistemi de beraberinde getirdiğinden dolayı büyük ticaret hacmine sahip olmak gerekir. Büyük ticaret hacmi ardında  büyük kazançları getirir. Serbest Pazar piyasasında satış kazancı iki kısma ayrılmaktadır. Birinci kısımda, rekabet şartlarına göre en iyi ürünü üreterek bunu piyasaya süren üretici yer alırken; ikinci kısımda ise üreticiden aldığı ürünü pazarlayan satıcı yer almaktadır. En yüksek kar oranını pazarlamacı alırken, büyük emeği veren üretici pastadan düşük bir pay almaktadır. Bu nedenle toplumun önemli bir kısmı kar oranının daha yüksek olduğu satış pazarlama bölümünü tercih etmektedir.  Üretim olmadan sadece satış pazarlama alanında olan ülkeler sayısal veriler açısından kısa sürede başarılı gibi görünseler de aslında bu tercih uzun vadeli bağımlılığa doğru giden yolda ki ilk adımları oluşturmaktadır. Çünkü aslı pazarı bilinçli üretici kontrol etmektedir. Üretilmeyen bir ürünü satamazsınız değil mi ?

Oysa üreticinin pazar piyasasını doğrudan etkilediği ve üreten kısmın aynı zamanda satış pazarlama ağını da oluşturduğu şartlarda herkes üretici olmak ister. Böylelikle üretici hem üreten hem de satan kişi olduğundan için kar oranı en yüksek düzeyde olacaktır. Bu şartlar altında yüksek gelir elde edilebilen  sistemde; insanlar plaza katlarında iki odalı pazarlama şirketi olmak yerine üretici olmayı tercih edeceklerdir ve bu tercih ülke geneline büyüme olarak yansıyacaktır. Üretimin daha cazip olduğu ülke şartlarında yatırımcılar, paralarını bankalarda tutmak yerine üretim odaklı yatırımlara yönlendirerek kazançlarını yükseltmek isterler. Bu istekler neticesinde faizler düşmeye başlar ve faiz düştükçe bankada duran para gerekli kazancı elde edemediğinden yatırıma dönüşmekten başka çaresi de kalmaz. Bir ülkede faizler düştükçe büyüme potansiyeli artar. Artan büyüme potansiyeli de uluslararası yatırımcıların dikkatini çekerek, o ülkeye sermaye akışı ve kaynak sağlar.

En etkili büyüme stratejilerinden olan üretim eksenli büyüme neticesinde bir ülkenin gereksinimleri ithalat ile değil milli üretim ile karşılanmaya başlar. Bir süre sonra kendi kendine yetebilen ülke konumuna gelindiğinde, dışa bağımlılığını minimum düzeye indirebilmiş ülke konumuna gelinmiş olur. Üretim oranının iç piyasa ihtiyaçlarını aşması durumunda dış pazarlara yönelim başlar ve ithalatçı ülke konumundan ihracatçı ülke konumuna gelmiş bir ülke karşınıza çıkar. İhracat ticaret hacmini müthiş oranda arttırdığı için devletin bu ticaretten aldığı vergiler de arttığından devletler oldukça güçlenir. Güçlü devlet sistemi ise ticaretin savunucusu konumunda adaleti gözeterek sistemi korur.

Güçlü ekonomini beraberinde; güçlü orduyu, kaliteli eğitim sistemini, gelişmiş modern hizmet sektörünü, teknoloji transferini, bilim üretimini, sanatın yükselişini getirir. Yaşam standartları yüksek olan ülkeler, dünya genelinde vatandaşı olmak isteyen insanlarla dolar. Tercih edilen ülke konumuna gelmeniz neticesinde bu topraklara beyin göçü başlar. Fikir ve felsefe alanlarında ideal topluma yakın olan ülke hızlıca erdemli bir topluma sahip olur.

Büyük devlet olmanın yolu güçlü ekonomiden geçiyor Güçlü ekonomi ise; kendinize özgü, üretim eksenli büyüme yolu ile sağlanabilir. Hiçbir ekonomik sistem kusursuz değildir. Fakat meyve misali her ülkenin kendi topraklarına uygun olan eşsiz sistemler vardır. Bunun için öncelikle düşünmek gerekiyor. Çünkü bulanlar düşünmüşlerdir.

Haftaya görüşmek üzere, düşünceyle kalınız…

Saygılarımla