Erasmus Hazretleri Der ki: Kaşıkçı Olayında Türkiye’yi Ayakta Alkışlıyorum.

0

Diyeceksiniz hemen..

– hocam  bir haftadır yoktunuz, nerede idiniz?

Hemen cevap vereyim. Bizim işimiz danışmanlık, burada yani Netpano da Batının gerçek yüzünü yazıyorum. İşim o kadar yoğun olmasına rağmen sizi kırmıyorum. Haftada bir yazıyorum. Bazen diğer iş ağır basıyor. Sıkışan beni arıyorum. Hocam kurtar veya bir akıl ver diyor. Geçen haftada evime mektuplar gelmeye başladı. Ben hala mektup kullanırım. Bizim mektuplar kırmızı mühürlü olur. Baktım bir taraftan Trump, diğer taraftan Londra’dan kraliçeden mektuplar gelmiş.

-Dedim kuryeye, oğlum bu ne telaş

-dedi hocam acil durum, Trump saçları beyazlamaya başladı dedi.

-Daha şimdiden mi ,

Laf aramıza adamın saçları yarısı dökük, yarısı da beyaz sarıya boyayarak kendini genç zan ediyor. Bu telaşlı kurye bana mektubu okuyun dedi. Okudum, içinden bir uçak bileti çıktı. Arkasından kraliçenin de mektubunu okudum. Sonra telaşım sona erdi. Kendi kendime kalk hoca git bakalım dertleri ne imiş dedim. Ertesi gün Beyaz Sarayda Trump’la konuşuyordum. Yanında da Pence vardı. Baktım iş iyice ciddi.

-Ne oldu dedim.

-Hocam dedi. Bu 6 Kasım seçimini kaybetme ihtimalimiz var. Kongrede Demokratlar çoğunluğu ele geçirirse ne yaparız dedi.

–  Putin’i ara sana hemen yardımcı olsun dedim.

– Aradım. Âmâ bu sefer seni bedende kurtaramam dedi. Artık herkese benden şüphelenir olmaya başladı. Dünyanın neresinde hileli seçim isteyen olursa beni arıyor. Bende St.Petersburg’taki çocuklara söylüyorum. Onlarda gereğini yapıyorlardı. Ama bunu herkes öğrenince biraz ara verdik dedi. Bu sefer kendi başınasın dedi.

-Dedim o zaman beni niye çağırdın.

-Hocam bu seçimi mutlaka kazanmam lazım. İkinci döneme ihtiyacı var.

-Dinle dedim. Çinlere, Almanlara ve Türklere fazla bulaşma dedim. Sonra gerekli tüyoları verdim. Laf aramızda ben de 6 Kasımda senatodaki çoğunluğu kaybetmesini istiyorum ki sanırım, böyle olacak çocuk üzülmesin diye konuya fazla girmedim. Âmâ Pence esas adam olduğu için benim ne dediğim ve ne yapması gerektiğini anladı.

-Başka sıkıntın var mı? Dedi ki

– Hocam bu Kaşıkçı olayı nereden çıktı. Herkes benim yaptığımı Suudilerle Türkleri sıkıştırmak istediğimi sanıyorlar. Aslında ben yapmadım.  Türkiye tereyağından kıl çeker gibi bu işten sıyrıldı. Benimle Suudilerin arası giderek limonileşti. Senin sevmediğin Selman bana yapmadığını söylüyor. Adamlar kapımda başkanım ne kadar isterse verelim, öl de ölelim, yeter ki Selman a dokunma diyorlar, şaşırdım kaldım dedi.

– Hele biraz bekle kraliçeden de bir mektup aldım. Bir Londra’ya gideyim geleyim. O zaman tekrar görüşürüz dedim.

-Tamam dedi.

Kraliçe Tüm Detayı Anlatıyor.

Bu yaşlı halimle atladım uçağa, doğru Londra’ya Kraliçe teyzenin yanına, benden bile yaşlanmış zor yürüyor. Selam hal hatır sonrası dedim.

-Eşiniz nasıl adam gitti gidiyor.

-İyi ama ölecek gibi dedi.

-Charles ne zaman kral edeceksin.

-Ben ne zaman ölürsem o olur dedi.

– Kusura bakma kraliçe sen onu da gömersin. II.Victoria geçtin artık bırak bu işleri deyince biraz içerledi.

Âmâ bana kızamaz. Onun ilk hocası benimdir. Her neyse dedim.

-Birden bire tekrar sahalara döndün. James Bondların her yerde gezmeye başladı. Bakıyorum Arapları geri almak istiyorsun. Bu arada Türkiye’nin de başına çoraplar örmeye çalışıyorsun.

Kraliçe:

– Yok, hocam falan dedi sonra hocam sizden de bir şey saklanmıyor.

Başladı konuşmaya:

-hocam malum AB den kaçtık. Baktım bizim başbakanlar tek tek ben bu işimi yapamam diyen işi bırakıyor. En sonunda aptal ama laf dinleyen May’ı  getirdim. Bak kızım AB çıkıp, Batının tekrar liderliğini alacağız dedim.

-Ben bilmem efendim dedi.

– Sen vitrinde dur. Benim eski ekip bu işleri yapar.

– Tamam dedi.

-001 de 007 kadar çağırdım. Çocuklar hedefiniz, Trump burnunu sürtmek ama bir taş atınca Suudiler ve Türkiye’yi de vuracaksınız. Türkler kendini Osmanlı zan ediyor. Abdülhamid tekrar sahalara dönmek istiyor, gerekeni yapın dedim.

-E ee sonra ne oldu.

-Hocam benim çocuklar akıllı hemen Selman’ı izlediler. Adam zafiyet abidesi, takmış muhalifleri bana hepsinin kafasını getirin diyor.

Erasmus Hazretler Derki: Prens Selman Yeni Yezid mi ?

Soyunu merak ettim adamın seninde dediği gibi Yezid’in çocuklarında çıktı. Her neyse sonra saha da çocuklar çalıştı. Dedikler ki efendim adam bu Kaşıkçı denen gazeteciye takmış. Kaşıkçının Selman’ı devirecek gücü var mı yok dedim yok ama sinek küçük mide bulandırıyor muamelesi yapıyor. Onun için adamlarına söylemiş kafasını istiyorum. Bizde o andan itibaren oradaki adamlarımızı harekete geçirdik. Malum kontrol edemezsek yönlendiririz dedik. Olaylar bizim istediğimiz gibi gerçekleşti. Her neyse bizim çocuklar Kaşıkçının Türk nişanlısı olduğunu öğrendiler. Londra’da elçiliğe başvurunca bizim Suudilerdeki adamlar devreye girdiler. Adamı Türkiye’ye yönlendirdiler.  Suudilerde kendi işleri gibi olaya atladılar. Adam sabahleyin, Londra’da uçağına bindi. Nişanlısı ile Nusret’te son yemeğini yedi. Gitti Konsolosluğa daha içeri girer girmez, maslahatgüzarın odasında aldılar adamı. Hemen orada boğazlayıp, parçaladılar. Bizim adam efendim neden parçalıyorsunuz demiş. General Selman kafayı istiyor demiş. Hemen orada adamı parçalayıp, bavula koyup, uçakla Suudi Arabistan götürmüşler. Giderken cesedin kalan parçalarını Kızıldeniz’e atmışlar. Kafasını da Selman’a getirmişler. Kraliçenin adamı, kraliçeye efendim bütün olayın resimleri, ses kayıtları elimizde hatta Selman’a sunulan kafa resmi de, hepsi kayıtlarımızda demiş. Sonra olayı Türkiye’nin üzerine yıkmak için Türkiye’deki uyuyan İngiliz Said paşanın çocuklarına haber verdik. Türklerde bu oltaya takılır dedik ama olmadı. Adamlar uyanmış. Kraliçe bu arada hiddetlendi. Sanki Abdülhamid ayağa tekrar kalkmış dedi ve olay tersine döndü. Pimini çektiğimiz bombayı bu sefer Türkler Selman’ın kucağına koydular.

Helal Olsun Bu Türklere

Türklere helal olsun dedim. Kraliçenin çaresizliğini görünce sizin adınıza sevindim.

Kraliçe dedi:

– ne oldu bu Türklere cin olup, adam çarpmaya başladılar.

Bende içimden kıs kıs güldüm.

-Ee dedim, hep siz gol atacaksınız değil ya birazda onlar atsın.

Bu arada geçmişi hatırladım Sağ olsun Ak Şemsettin beni de meclisine almıştı. Saçlar ve sakallara ak mı düşünce mi aldın dedim.

 

-Hayır, hoca benim torunlara yardım edersin. Senin mayan buradan dedi. Bende ona söz verdiğim için Türklere elimden gelen yardım hep yaparım. Bu aramızda kimse duymasın. Diyorsunuz ama burada yazıyorsunuz dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin. Kraliçenin adamları bu yazdığımı okusunlar bile ama kalpleri anlamaz.  Sonra kraliçeye:

– Ne oldu. Dedim.

– Ne olacak, Türkler akıllı çıktılar. Haftalarca sessizliklerini koruyup, adamın öldürüldüğünü bunu yapanlarında Suudiler olduğunu söylediler. Sonra Kral Selman bin Abdülaziz hemen deveye girdi. Savcıyı İstanbul’a gönderdi. Özür diledi. Türkiye ile ilişkilerde herhangi bir problem olmayacak dedi. Mesele bitti. gitti. Ha burada Selman ne paralar teklif etti. Âmâ Türkler bunu kabul etmedi.

Bunları duyunca Türklere olan sevgim bir kez daha arttı. Dedim Allah yar ve yardımcınız olsun. Sonra kraliçeye tekrar döndüm.

– Ee Türklere tuzağa bu sefer düşürememişsin dedim.

– Doğru ama benim hedefim onlar değildi. Trump deyince mesele başka bir yöne evirildi.

Kraliçe:

– Suudilere oldum olası sevmem. Bizden yana gözükürler, hep Amerikalılarla işbirliği yaparlar. Bende onlara bir ders vereyim dedim. Şimdi Kaşıkçı olayında bir taşla üç yerine iki kuş vurmaya düşündüm. Adamlarıma, hem Selman’ı bana itaat ettirin. Hem de Trump’a kimin lider olduğunu gösterin dedim. Benim Bondlar emredersiniz dediler. Selman’ın paçalar tutuşmuş, Çöl Davos’u elinde patladı.  Sonra apar topar huzuruma geldi.

– Aman kraliçem benden ne istiyorsunuz.

-ABD deki paraları buraya getir. Petrolü da 100 dolara çıkaracağız. Üretimi durdu.

-Kraliçem paraları getiririm ama petrol konusunda söz veremem. Trump benim başka işlerimi de biliyor. Bana İran’ı haftaya devreden çıkarıyoruz. Onun yerini sen alacaksın dedi.

Bende:

-ben Kaşıkçı meselesini çözerim. Dedim oğlum sen hangi zamanda yaşıyorsun. Kaşıkçı bizim işimiz, kafayı sana nasıl getirdiklerini biliyorum. Petrol fiyatları konusunda dediklerimi yapacaksın kapa çeneni dedim. Merak etme hayatta kalacaksın ama ABD le arana mesafe koyacaksın. Trump’ı da bana bırak dedim. Bir daha seni görmeyim. Gözüm üzerinde dedim.

Ha küçük bir dip not Selman’ın Londra’daki ziyaretine de kraliçe beni de çağırdı. Gördüm bu salak çocuğu, dönünce Türklere söyleyeceğim. Bu aptal, Suudileri biran önce Mekke ve Medine’den çıkarın. Sizin oraları korumanız lazım diyeceğim yetkililerinize. Ha bu arada ben 3-4 gün Londra’da kalmak zorunda kaldım. Son görüşmemizde kraliçe Trump kimin efendi olduğunu anlayacak dedi. Sonra uçağa binip tekrar Beyaz saraya gittim. Uçakta giderken Kurandaki ayetlere bakıyorum. Mealde aklımda kalanı söyleyeyim “biz kıyamete kadar Yahudi ve Hristiyanların aralarına nifak sokacağız “ayeti aklıma geldi. Allah’ım sen nelere kadirsin dedim. Ha aramızda kimse benim Müslüman olduğumu bilmiyor. Her neyse,  bu “her neyse” lafını da fazla kullanmaya mı başladım mı ne… Dönüştü hemen Süleymaniye kütüphanesine gideyim. Biraz kadim eserlere okuyayım. Lügatimde problem oluşmaya başladı.

Beyaz Saraydayım…

Dün Trump’la Beyaz Saray’da görüştüm.

-Hocam ne oldu. Durum ne dedi.

-Senin CIA ne iş yapıyor. Seni hep ben mi kurtaracağım dedim. Devam etti.

– Hocam başına bir kadın atadım ne yaptığını bilmiyor. Bir günde onlara ders ver dedi.

-Dedim ben yaşlı adamın bir daha buralara gelemem. Siz bana gelin dedim. Sonra konuya geçtik. Kraliçe ile konuştuğumu meseleyi anlatınca:

– Vay be kadına bak. Hala bizi sömürgesi sanıyor. Ben, ona ve Selman’a yapacağımı biliyorum dedi.

-Dedim sakin olan bir de Türklerle aranı düzelt. Fırat’ın doğusunu onlara bırak dedim. Adamlar akıllandı. Artık dedim. Papaz gibi saçma işlerle uğraşma. Kraliçe liderliği soyunuyor. Onlarla ittifak yap. Arabistan’ında bir kısmını onlara bırak. Selman’ı gözden çıkar yoksa seni bende kurtaramam dedim.

-Ama hocam adam dünyanın parasını getirip veriyor. Petrol konusunda da benim istediğim gibi hareket edecek dedi. Bende.

– Fazla ümitlenme dedim.

-Tamam dedi. Sonra atladım uçağa döndüm.

Kendi dağlarım da güneşin doğuşunu izlerken, elimde bir çayla geçtim daktilonun başına bu yoğun haftamı sizle paylaşayım dedim.