Erasmus Hazretleri Türk Alman İlişkilerinin Perde Arkasını Aralıyor-3-

0

Kusura bakmayın, yoğunluktan dolayı yazılarda gecikme oluyor. Aksakallı olunca hele bir de dünyadaki işlere bakınca o çağırıyor, bu çağırıyor gitmezsen olmaz. O yüzden yazmaya fırsat bulamıyorum. Buldukça da yazıyorum.

Almanların Türkiye’deki maceralarını yazmaya devam ediyorduk. Bu sefer Menderes ve Gürsel’den bahsedeceğim. Menderes’i zaten hatırlarsınız. Gürsel ve Sunay’ı duyunca “aaa bunlar kim demeyin”, bunlar da sizi yönetmişlerdi.

Milli Şef Sistemi Kurdu. Kimse Çıkamıyor.

Efendim malum, geçen yazıda Milli Şeften bahsetmiştim. Bazı okuyucular, bu kadarını da bilmiyorduk dediler. Ben de “ileride yazacaklarımın ardından ne diyeceksiniz” dedim. Sizin devleti kuran Atatürk’tü, ama sistemi kuran Milli Şef demiştim. Millî Şef, 1945 sonrası uluslararası yapıyı çok iyi okudu. Kendisine verilen 6. koltuğu kabul etmedi. Türkiye’yi 4. sınıf ülke statüsüne soktu. Bu ayrı bir tartışma konusu, onu bir tarafa bırakıyorum. Bugün bile hala hiçbir hükümet Paşa’nın çizdiği sınırların dışına çıkamıyor. Nedir o çizgiler derseniz; Türkiye, NATO üyeliliğinden ve önceleri AET olan AB’ye üye olma yolundan dışarı çıkamaz. Gazi’nin dediği “muasır medeniyet yani küresel güç Türkiye” yerine sadece “Misak-ı Milli sınırları içinde gelişen ve var olmaya çalışan bir Türkiye resminin” size ne kadar dar geldiğini biliyorum. Ama Paşa bunu sizin “kırmızı kitabınıza” yazdırdı. Ben kendisine dedim; “Bu kalıplar senin milletine dar gelir. İleri de torunların senin kulağını çok çınlatırlar.” Gazi, devleti kurarken bunları düşünmedi. “Sen devleti ve milleti bir kalıba sokuyorsun, ileride çok sorunlar yaşarsınız” dedim. Ama arkadaşa anlatamadım, duruşunda ısrar etti. 1945’lerden sonra BM üyeliği için demokratik devlet olma şartı gerekiyordu. O yüzden Şef, Menderes’e yol vererek Demokrat Parti’yi kurmasını sağladı. Ona da “NATO üyeliğine gireceksin” dedi. Kontrollü demokrasiye geçişteki sigorta Celal Bayar idi. O, Paşa’nın sözünden çıkmazdı. Nitekim Menderes’in idam cezasını onaylayan Milli Şef, Bayar’ı affetmişti. Her neyse bunlar sizin iç meseleniz, onlara fazla girmeyelim.

Almanlar Toparlanıyor.

Gelelim, Almanların Menderes döneminde ve 1960 sonrası yaptıklarına… Malum, Almanlar savaştan yenik çıkmıştı. Düne kadar herkesin Almanya’da alkışladığı Naziler şimdi günah keçisi olmuştu. Ülke işgal edilmiş, ABD askerleri Almanya’da oturmuş, Stalin 1945-55 arasında dünyanın yeni belası olmuştu. Avrupa’ya kan kusturuyordu. Bu süreçte siz de payınıza düşeni aldınız. Sizden boğazları istedi. O günleri hatırlıyorum. Meclisinizdeki tartışmalarda Batı lobisi naralar atıyor, “Kahrolsun Rus Komünistler, yaşasın ABD ve özgür Batı” tezahüratları havalarda uçuşuyordu. Sonradan anlaşıldı ki bunların hepsi sizi ABD’nin kucağına itmek için yapılan bir kurgu idi.

NATO Sizi Ele Geçirdi.

Nitekim 1952’de Menderes’in eliyle, daha doğrusu İsmet Paşa’nın direktifleriyle, NATO’ya girdiniz. NATO ile beraber devlet çekirdeğindeki Alman grubu saf dışına itildi. NATO ve ABD devletinizin çekirdeğine geçti. Stalinciler de bayram etti. Her neyse özelinize fazla girmeyelim. Almanların durumuna gelince onların da silahları elinden alınmıştı. Ben Potsdam’da Stalin, Roosevelt ve Churchill’e “Savaş sonrası Almanları sistem dışına itmeyin, yoksa yine savaş çıkarırlar” demiştim. ABD ve İngilizler bu nasihatimi dinledi. Ruslar ise reddetti. Sonuçta Almanlar BM’ye üye yapıldı ve Avrupa sisteminin içinde tutuldu. Bugünlere kadar da bir savaş çıkarmadan geldiler.

Almanlar Dirilip, Yeni Yöntemlerle Kaldıkları Yerden Devam Etti.

Ama Almanların kafasındaki “tek millet, tek bayrak, tek dünya” fikri kaybolmadı. Sadece yöntem değiştirildi. O dönem gelen kişi ise modern Almanya’nın kurucusu idi ki, o da Condrad Adenaeur’du.  Bu arkadaş Almanların hayallerini “en büyük ABD ve Batı” diye süslerken, el altından “eğitim” aracılığıyla bu politikasını hayata geçirdi.

Almanlar Türkiye’ye Tekrar Geldi.

Türkiye’ye gelince Almanya’dan size ilk gelenler Nazilerden kaçan Yahudi akademisyenlerdi. Onlar da hemen İstanbul Üniversitesi’ni değerlendirdi. Cerrahpaşa’daki birçok bölümleri bunlar kurdu. Kimya gibi bölümlerde de onların imzaları vardır.  Daha sonra sizin üniversitelerdeki hastalıkları gören bu arkadaşlar 1950’lerin sonunda ülkenizden ayrıldılar. Almanlar da 1955’lere kadar Türkiye’de fazla etkinlik gösteremediler. NATO şemsiyesinde ABD ise devletinizin tüm direklerinin içine süzüldü. İsmet Paşa bunları görmesine rağmen fazla ses çıkaramadı. Çünkü kendisinin kafasındaki Türkiye 4. sınıf ülke idi. ABD, Menderes’e verdiği kredi musluklarını kesti. Paraları geri isteyince çanlar 1957’de Menderes için çalmaya başladı. Bu sırada askeriyenizdeki kurmayların hepsi ABD ve NATO eğitimi altında tornadan geçirildi. Nitekim bu arkadaşlar 1960 darbesini yapıp, Menderes’i idam sehpasına götürenlerdi. İsmet Paşa ve ABD de onlara onay verdiler.

ABD’nin baskısı altında sıkışan Menderes, Federal Almanya’nın kapısını çaldı. Almanlar ekonomik olarak yardım edebileceklerini söylediler. Karşılığında ülkedeki ekonomik kanallarda varlık göstermek istediklerini söylediler. Menderes de dolaylı şekilde kabul etti. Bu süreçte Almanlar iki kategoride varlıklarını hissettirdi. Orduda, özellikle kara kuvvetlerini yitirdikleri için, kendilerini akademi ve sanayide konuşlandırdılar. Akademide İstanbul Üniversitesi onların yeni üssü oldu. Almanya’dan gönderilen hocaların yanında İsmet Paşa’yı da etkileyerek, yeni gençlerin Almanya’da eğitim almasını sağladılar. Sonra bunlar diğer yeni kurulan üniversitelerde rektör ve hoca olarak, “Alman ekolü mü zehir mi” şüpheleri altında, topluma yavaş yavaş zerk etmeye devam ettiler. Bugün bile hala varlıklarını sürdürmektedirler.

Türkiye’deki Levantenlerin çocukları ABD’ye yanaşırken; başta demir-çelik, motor, otomotiv ve kimya sanayisine kadar her alanda Almanlar, Menderes’in liberal ekonomisi sayesinde Türkiye’deki yatırımlarını kademeli olarak artırdı. Bu yatırımlarında Türk ortaklarını ise kendilerine hizmet edecek kimselerden tercih ettiler. Sonunda 1970’lerde Türk siyasal hayatının etkin gücü olacak ve devrin başbakanı Ecevit’e gazetelerde fırça atacak TÜSİAD’ın etkin üyeleri Almanların yetiştirdikleri çocuklardan oldu.  Alman şirketleri Türkiye’ye 1900’de gelmişti. Bu şirketler hiçbir zaman gitmedi. Bu şirketlerin yöneticileri her zaman Alman istihbaratına en iyi veriyi sağladı. Kim, nerede, ülkelerin artıları ne, eksileri ne hepsini raporladılar. O zaman da Menderes’i uyardım. “Bak, ABD senin kuyunu kazıyor. Ordu onlara bakıyor” dedim. “Bir şey olmaz hocam” dedi. Sonucu gördük.

Bu arada Almanların etkinliğini de İsmet Paşa’ya söyledim. “Bu adamlar sizi sömürmeye devam edecekler, iliklerinize kadar giriyorlar” dedim. Baktım sizinkiler oralı değil. Devlet adamları gitmiş politikacılar gelmiş, öylece karşımda duruyorlar. Ben söyleyeceğimi söyledim başka ne diyeyim? Almanlar baktılar ki Türkiye sömürülmek istiyor. Onlar da işin suyunu çıkardı. Kudretli Albay Cemal Ağa’yı kullanarak darbeyi yaptılar. İsmet Paşa’da alkışladı. Olan gariban Menderes’e oldu. Allah rahmet eylesin. Almanlar yavaş yavaş medyada da bayrak göstermeye başladılar. Frankfurt’u yeni ticari merkez yaptılar. Almanya’da ardı ardına fabrikalar açıldı. Dolayısıyla iş gücüne ihtiyaçları vardı. Akıllarına ilk gelen tabiki de Türkiye oldu. İsmet Paşa “hemen buyurun, bizim insanımızı tepe tepe kullanın” dedi. Onlarda sanki afedersiniz “hayvan seçer gibi” gelip, güzelim Anadolu insanını “at alır gibi dişlerine bakarak, sağlam insanları Türkiye’den trene bindirip, ülkelerine götürdüler. Bugünkü ekonomik güçlerini onların sırtlarından kazandılar. Almanların getirdikleri işçilerden neler çıkardıklarını da haftaya anlatacağım.