Evrilen Dünya Enerjisi

0

İnsanoğlunun varlığı itibari ile bazı ihtiyaçları olmuş ve bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bütün gücü ile mücadele etmiştir. Bu mücadeleler kimi zaman yerini kanlı savaşlara bırakmış olsa da sonunda daha güçlü olarak varlığını sürdürebilmiştir. İnsanoğlunun bu temel ihtiyaçlarının başında; beslenme, korunma, sağlık, ısınma gibi konular gelirken bunların yanında en önemli unsurlardan birisi de enerji olmuştur. Bedenini hareket ettirebilmek için bile enerjiye ihtiyaç duyan insan, kurduğu devletleri yaşatabilmek için de enerjiye gereksinim duymuştur. Sanayi devriminin başlaması ile birlikte teknolojinin ivmeli  bir şekilde gelişim göstermesi sonucu enerjiye duyulan ihtiyaç hayati derecede önem kazanmıştır. Güçlü devletler aynı zamanda güçlü ekonomiler demektir ve bu imkanlara sahip olabilmeleri için üretim eksenli büyüme sağlanması gerekmektedir. Üretim odaklı büyüme sağlanabilmesi için de temel ihtiyaç olan enerjinin düşük maliyetler ile sanayi sektörünün kullanımına sunulmalıdır. Sanayi sektöründeki üretimi, düşük enerji maliyetleri ile desteklemek aynı zamanda kalkınma ve teknolojik üretim için teşvik niteliği taşımaktadır. Enerji alanında dışa bağımlılığını kademeli olarak azaltabilen ve kendi kendine yetebilen ülkeler daha sonrasında ithalatı arttırarak küresel pazarda önemli bir güç haline gelebilmektedirler. Bir ülkenin güçlü bir ekonomiye sahip olabilmesi için, öncelikle kendi kendine yetebilen düşük maliyetli enerji imkanlarına sahip olması gerekmektedir. Bölgesel bir güç olarak sahneye çıkmayı amaçlayan bir ülkenin ilk stratejik hedefleri arasında; kısa zamanda enerjide dışa bağımlılığını en az düzeye indirerek, verimliliği yüksek olan nükleer enerji tesislerinin inşaasını yer almalıdır.

İnsanoğlunun kanlı savaşlara girmesinin, sömürge imparatorluklarının kurulmasının, ihtilalerin, suikastlerin ve tarih sayfalarına gizemli bir şekilde not düşülen bir çok olayın perde arkasında aslında enerji kavgalarının olduğunu görmekteyiz. Kömür ile çalışan ilk buharlı makinelerin ardından kömür rezervlerinin paylaşımı konusunda anlaşamayan Almanya ve Fransa, toprakları arasında bulunan yüksek oranda kömür rezervlerinin olduğu Alsas-Loren bölgesi yüzünden savaşmak zorunda kalmışlardı. Zamanla teknolojinin gelişmesi neticesinde makineler için gerekli olan enerji kaynaklarının, kömürden petrole kayması sonucu petrol rezervlerinin yüksek topraklar aha fazla değer kazanmıştır. Petrol rezervlerin yoğun olduğu tespit edilen başta orta doğu olmak üzere (petrol rezervlerinin çoğu Osmanlı Devleti topraklarının sınırları içinde yer alıyordu) bazı mazlum coğrafyalar, bir çok sanayileşmiş devletin hedefi konumuna geldi. Petrol, büyük ve vazgeçilemez enerji kaynağı konumuna geldiğinde; sanayi alanında gelişme gösteren büyük devletler bu paylaşım kavgası üzerinden büyük savaşlara giriştiler. Osmanlı devleti ise bu paylaşım gavgası sonucunda parçalanarak, petrol kaynakları ile birlikte kader birliği yaptığı kadim toprakların önemli bir bölümünüde kaybetmiş oldu. Enerji kaynaklarına sahip ülkeler kendi enerjilerini üretebilmek için büyük avantajlara sahip iken, bu enerji kaynaklarına göz diken sömürgeci şirketler karşısında ise büyük tehlike altındadırlar. İngiltere eski başbakanlarından Churchill’in Avam Kamarası’nda ifade ettiği ‘Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir.’ sözü bile enerji kaynaklarının paylaşımının ne derecede önemli olduğunu bizlere göstermektedir.

Enerji kaynaklarını incelediğimizde; kömür, petrol, doğal gaz, rüzgar, akış halindeki hareketli sular ve nükleer potansiyel enerji kaynakları olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle bugünün güçlü devletleri olan ülkeleri incelediğimzde nükleer enerji santrallerinin oldukça fazla olduğunu görmekteyiz. Peki nükleer enerjiye olan talebin ve ilginin bir hayli fazla olmasının sebebi nedir? Bunun cevabını verileri incelediğimizde görüyoruz ki ihtiyaç duyulan enerjiyi nükleer tesislerde düşük yakıt masrafları ile karşılanmaktadır. Bu düşük masraflar (ilk yatırım masrafı hariç) onu enerji alanında lider konuma yükseltmiştir. Nükleer enerjinin diğer enerji kaynaklarına nazaran farkını incelediğimizde çok yüksek yatırım maliyetleri ve çevre problemlerinin dezavanjı olduğunu görüyoruz. Rüzgar ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları, üretimde birim enerji başına yüksek ilk yatırım maliyeti ve düşük üretim maliyetine sahip olma özellikleriyle nükleer enerji ile benzerlik göstermektedir.

Nükleer santralleri incelediğimizde düşük nükleer yakıt maliyetleri, verimlilik oranlarındaki artışı sağlayan teknolojik gelişmeler bizlere gösteriyor ki ilk yatırım maliyetlerini kısa süre içinde amortize edebilmektedirler. Nükleer enerji tesislerinin, kısa sürede maliyetlerini amortize etmesi sebebi ile dünya çapındaki enerji alanında rekabet edebilir olduklarını kanıtlamaktadır. Bir çok ülkenin nükleer enerjiyi tercih etmesinin ardındaki ana sebep, verimliliğin çok yüksek olmasıdır. Bu ülkeleri incelediğimizde karşımıza dünyanın en büyük güçleri çıkmaktadır. Bu güçler; ABD, Fransa, Çin, Rusya.. ile devam eden ve nükleer enerjiye olan yatırımları ile gücünü günden güne hızlı bir şekilde arttıran küresel oyunculardır.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerini tekrardan ele aldığımızda sarsılmaz makro ekonomiye, gelişmiş sanayi sektörüne, ileri teknoloji savunma sitemlerine, nano teknolojiye, modern ama kadim kültürü ile bağlı eğitim sistemlerine ve medeniyet inşa edebilecek birikime sahip olduğunu görmekteyiz. Kalkınma ve gücün belirtileri arasında yer alan bu özelliklerin hepsi temelde enerji ile bağıntılıdır. Bu nedenle enerji, varoluş ve güçlenmek için vazgeçilmez olan kırmızı bir çizgidir. Enerji problemini çözerek düşük maliyetler ile kullanıma sürebilen ülkeler yatırımcıların da ilgisini çekecek ve hızlı bir şekilde dünya liderliğine giden yolun temel taşlarını döşemiş olacaklardır.

Günümüz dünyasında insan ihiyacı olan enerjiyi gıdalar ve inançlarından aldığı gibi; ülkeler ise bu enerjiyi yenilenebilir doğal kaynaklardan (güneş, rüzgar, su) ve nükleer enerjiden sağlamaktadırlar.

 

Enerjik, güçlü, umutlu bir dünya için… Gülümsemeniz eksik olmasın.