İlk çağlardan itibaren insanlar birbirlerine hâkim olmak İsterler. Bu mücadele için kimi zaman silah kimi zaman para nihayetinde siyaset kullanıldı. Yunanlılar savaşlarda bütün bir ordunun yok olmamasını önlemek için zamanla en güçlü savaşçılarını rakip ordunun karşına çıkardı. Rakipte aynı ayardaki bir kişi sahaya sürdü. Yapılan mücadelenin sonucuna iki taraf kabul etti. Biri kazandı diğeri kaybetti. Kaybeden kazanana tabii oldu.  Ölenin az olduğu  seyredenin çok olduğu yeni güç mücadelesi ortaya çıktı.

Mücadelede kullanılan boyalar, abartılı kıyafetler, gösterişli silahlar, savaşçıların fiziksel güçleri yanında savaşan kişinin savaştığı toplum karakterine sahip olması, toplumun onunla kendini eşleştirmesi modern rekabetlere de kaynak oldu.

Roma bu savaşı bir adım daha ileri taşıdı.  Harpteki  hırs şehre getirildi.  Senatodaki güç arenaya götürüldü. Sıradan insanların nefreti, hırsı, acımazsızlığı gladyatörlerin sırtına bindirildi. Arenadaki güç mücadelesi zamanla halk için eğlenceye döndü. Siyasi alandaki rekabete  arenalar çözüm merkezi oldu. Senatoda parlayan yıldızların güç veya güçsüzlüğü arenadaki mücadelelere konu edildi. Sezar halkın gücü ile siyasi sonuçları  arenalarda almaya başladı. Gündemi arenalar belirledi. Siyaseti  gücü sahanın gücüyle yarıştı. Siyasetçiler için sahalar her zaman vazgeçilmez bir enstrümana dönüştü. Futbol,Festival ve Fiesta ile Franco İspanya’yı yıllarca  sorunsuzca yönetti.

20.yy iki büyük savaşla dünya tarihinin en büyük güç kavgasına şahit oldu. Roma imparatorların yerini kulp başkanları  gladyatörlerin yerini ise futbolcuların alacağı yeni  savaş alanlarına dönüştü. Milyonlarca insan öldü. İnsan olduğu müddetçe hakimiyet mücadelesi hep olacaktı. Ama hem mücadele olsun,hem de insanlar ölmesin bunun çözümü ise futbol sahaları ve sporlar alanları oldu.Olimpiyatlar kardeşlik  maskesiyle yapılırken aslında hakimiyet mücadelesi acımasızca sürdürüldü.1936 Berlin olimpiyatlarında Hitlerin tavırlar dikkat çekiciydi. Siyasi şovlar bu yüzyılda sahalar yapılmaya başlandı.  Artık Roma imparatorların yerini kulp başkanları, gladyatörlerin yerini ise futbolcular ve sporcular aldı. II. Dünya savaşı sonrasında artan kitle iletişim aletleriyle özellikle Futboldaki Dünya Kupaları bu kavganın yeni alanı oldu.

Dünya kupalarında  zamanla ilginç görüntüler çıktı. Dünyada siyasi bir güç olmayan ülkeler diğer güçlü ülkeleri yenerek bir manada siyasetçilerin yapamadığını futbolcular yaptı. Brezilya,Arjantin örneğinde olduğu gibi. Futbolcular siyasi lider olma teşebbüslerine girdi.Pele ,Maradona örneği gibi.TV etkileriyle dünyanın yeni şov merkezi olmaya başlayan statlarda siyasiler futbolcularla beraber boy göstermeye başladı. Futbolcularıyla ülke halkları mücadeleye ortak oldular. Halk onlar hırslandı, onlarla sevindi. Kupayı kazananlar milli kahraman, kaybeden hain ilan edildi. Saha da bu mücadele sürerken kazananlar ise ne siyasiler ne futbolculardı. Futbolla beraber ortaya çıkan milyarca dolarlık alan yeni mücadele sahası oldu. Milyar dolarlık kulplar, başkanları yeni gücün adı oldu. Ülkelerin zenginleri,  kulp başkanından başbakanlığa İtalya’da Berlusconi misalinde olduğu gibi. Güç mücadelesi  futbol sahalarında idi.İşin garibi tüm bunlara rağmen değişmeyen tek şey halk hep seyirci oldu.