Gerkçeklik Ve Sahtelik Arasında Gezinen Bir İncil; Barnabas İncil’i…

0

 

“Yahudi kavminin Davud soyundan Meryem adında bir bakire, Allah’ın gönderdiği Melek Cebrail tarafından ziyaret edildi. Günahsız, ayıpsız, namazı kılıp oruç tutarak tam kutsal bir hayat süren bu bakire Meleği görünce korktu; melek şöyle diyerek onu rahatlattı; “Korkma Meryem, seni İsrail halkına gönderilecek bir Peygamberin annesi seçen Allah’ın rızasına erdin…”

“Filipus; Allah, kendisi olmadan hiçbir hakkın olmadığı Hak’tır… Tektir, onun hiçbir dengi yoktur. Ne babası vardır, ne de annesi; ne oğlu vardır, ne kardeşi…”

“…benden sonra bütün peygamberlerin ve kutsal kişilerin ULUSU gelecek ve peygamberlerin söyledikleri tüm şeylerin karanlığı üstüne ışık dökecektir, çünkü o, Allah’ın Elçisi’dir…”

“… Ve diyorum ki, puta tapıcılık en büyük günahtır…”

“… Ben Mesih değilim. Onlarda: “İlya mısın? Yeremya mısın?, Yoksa eski peygamberlerden biri misin? ” diye sordular. İsa cevap verdi: “Hayır.” “Kimsin sen?” İsa cevap verdi: “Ben bütün Yahudiye’de haykıran ve İşaya’da da yazılı olduğu gibi, Rabbin elçisine yol açın diye haykıran sesim…”

Yahudi bir aileden doğan Barnabas’ın (asıl adı Joseph) kaleme aldığı İncil, bilinen dört İncil’in aksine varlığı kabul edilmiş fakat içeriği her zaman reddedilmiştir. Hristiyan âlemi tarafından tamamen sahtecilikle suçlanan ve Müslüman propagandası olarak yazıldığı savunan bu İncil’in gerçekliğini bilemesek de birçok araştırmacı yaşatılan birçok yasaklamalardan gerçekliğin doğduğuna inanmaktadır.

Barnabas İncili, M.S. 325 tarihinde gerçekleşen İznik Konsülü’ne kadar İskenderiye kiliselerinde Kanonik (gerçek-sahih) İncil olarak kabul edilmekteydi. İznik Konsülü ile beraber birçok İncil gibi Barnabas da yasaklanan eserler arasında yer aldı. Konsülde, teslis kabul edilerek Matta, Markos, Luka, Yuhanna’nın yazdıkları hariç yaklaşık üçyüz İncil hakkında yok edilme kararı alındı ve kim bu İncillerden birini yanında bulundurursa öldürüleceğine dair emir çıkartıldı. Bununla da kalmayıp M.S. 366 yılında papa Damasus, Barnabas İncili’nin okunmaması hakkında bir yasak yayınladı. Yayınlanan bu karar Sezarya Piskoposu Gelasus tarafından desteklenmiş ve Piskopos, Barnabas İncili’ni Apoler (fal) kitapları listesine eklemiştir. Apoler kitapları halktan gizlenen kitaplar anlamına gelmektedir. Bu yasaklamalar ile birlikte var olan Barnabas nüshaları da kimsenin eline geçemeden gizli kapılar arkasına kilitli tutulmaya mahkûm edilmiştir. Yıllar içerisinde gerçekleşen bu yasaklamaların sonra ki yıllarda yeterli olmadığını görüyoruz: 382 yılında Batı Kiliseleri emriyle ve 465 yılında Papa İnnocentin’in emri ile Barnabas İncili tekrar yasaklanmıştır. Bu da bizlere yıllar içerisinde İncil’in varlığını tekrardan hissettirmeye çalıştığını göstermektedir. İncil hakkında çıkarılan yasak ve emirler listesini Şansölye Seguier Kütüphanesi’ndeki B. De Montfaucan tarafından hazırlanan elyazmaları kataloğunda bulmanız mümkündür.

Bu kadar yasaklar ve inkârlar içerisinde Barnabas İncili nasıl hayatta kaldı?

5. yüzyıla gelindiğinde İmparator Zeno döneminde Barnabas’ın mezar kalıntıları gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu kalıntılar içerisinde Barnabas’ın yazmış olduğu İncil’in bir nüshası göğsünün üzerinde bulunmuştur. Papa Sextus’un elinde el yazması Barnabas nüshalarından biri bulunmaktaydı. Rivayete göre; bir gün Fra Marino isminde ki bir rahip Papa’yı ziyarete gider ve birlikte yemek yedikten sonra Papa uykuya dalar. Rahip Marino, Papa’nın özel kütüphanesindeki kitapları incelerken İtalyanca el yazması olan bir nüsha dikkatini çeker ve cübbesine gizlediği yazma ile birlikte Vatikan’dan ayrılır. Bu nüshanın Barnabas İncili olduğu belirtilmektedir. Nüsha yıllar içerisinde sürekli el değiştirerek 18. yüzyılda Prusya Kralı danışmanlarından John Frederick Cramer’in eline geçer. O da el yazmasını prens Eugene’ye sunar. 1738 yılında eser, Prens’in kütüphanesi ile birlikte Viyana Hofbibliothek’e geçer ve hala orada olduğu söylenmektedir.

Kilise tarihçilerinden biri olan John Toland yazmayı incelediğinde, İncil hakkında “tıpkı kutsal bir kitap görünümündedir” açıklamasını yapmıştır.

1907 yılında İtalyanca olan el yazması nüshalar Canon ve Beggo tarafından İngilizceye çevrilerek, Oxford Üniversitesi Basımevi tarafından basılmıştır. Yüzyıllar içerisinde elden ele geçen nüshaların basım serüveninin burada bittiğini düşünebilirsiniz fakat İncil’in yayınlanmasından sonra gizemli bir şekilde tüm baskıları ortadan kaldırılmıştır. Hala kimin yaptığı bilinmemekle birlikte birçok araştırmacı bu olayın altında Vatikan’ın gücünün olduğunu söylemektedirler.

Barnabas İncili’nin basılacağı haberini alan Vatikan, rahip ve rahibeleri görevlendirerek, kitabın satışının yapılacağı her kitapçının önünde yüzlerce kişilik kuyruk oluşturarak tüm basımları satın almışlardır. Daha sonra satın alınan bu baskılar Vatikan’ın emri ile imha edilmiş ve bu sayede kitabın halk ile buluşmasının önüne geçtiklerini düşünmüşlerdir. Vatikan başarılı bu eylem planında bir şeyi gözden kaçırmıştı; dağıtım öncesi dağıtılan basımlar… Bu basımlardan biri British Museum’da, diğeri de Washington’da Kongre Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. 1979 yılına gelindiğinde Barnabas İncili, Kongre Kütüphanesi’ndeki nüshasının mikrofilmle kopyası alınarak Pakistanlı Müslüman bir araştırmacı tarafından tekrardan basılmıştır.

Hristiyan dünyasına göre Barnabas İncili tamamen bir sahtekârlık ürünüdür. İncil, 16. yüzyılda İtalya’da Hristiyanlıktan Müslümanlığa geçmiş biri tarafından yazıldığını belirtmektedirler. Fakat birçok araştırmacının yaptığı çalışmalarda; Hz. Muhammed’in dünyaya gelmesinden yüzyıllar önce gerçekleştirilen İznik Konsülü ile birlikte başlayan yasaklanma ve yok edilme sürecinin giren Barnabas İncili’nin, farklı dönemlerde tekrardan varlığını gösterdiğini ve sürekli yasaklanma ihtiyacına gidildiğini 20. Yüzyıla kadar olan serüveninde görmemiz mümkündür. Günümüzde de tamamen sahtekârlıkla suçlanmaya devam eden Barnabas İncili’nin gerçekliğini bilemesek de; İncil içeriğinde bulunan anlatımlarının gerçekliğini okurların ve inanların zihin dünyasında bırakmaktadır…