Gönül Medeniyetinin İzinde

0

Soğuk rüzgarların, bedenimizi üşütürcesine okşadığı bir kış mevsimindeyiz. Dışarıda çetin sert fırtınalar, içimizde ise çığlığı duyulmayan sessizlikler… Buharı usul usul tüten çayımdan bir yudum aldım ve elimdeki kitabın sayfasını yavaşça çevirdim. Bilge mimar Turgut Cansever’in zihin dünyamda şimşekler çaktırdığı; “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz; ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.” sözleriyle karşılaşmıştım. Nesli ihya etmek neden bu denli önemliydi? Bir şehrin kaderini yalnızca yönetenlerin vizyon ve kalitesi mi belirlerdi?

Bir sokağın, semtin, şehrin ve ülkenin kaderini yalnızca yönetenler değil; yönetilenlerin eğitim ve kültür düzeyi de belirler. Güçlü devlet olabilmek için her ne kadar teknolojiye, silaha, petrole ve paraya sahip olmak gerekiyor gibi görünse de bunları sağlayabilecek yetişmiş insana ihtiyaç duyulmaktadır. Somut örnek vermek gerekir ise; Dünyanın en zengin futbol kulübüne sahip olabilirsiniz ama yetenekli ve istekli oyuncularınız yok ise şampiyon olamazsınız. İnsan, medeniyetin en temel taşı ve toplumun ise en önemli unsurudur.  Varlığını sürdürerek yarınlara daha güçlü ulaşmayı hedefleyen ülkeler, nesillerine yaptığı fikri yatırımlar ile varlık gösterebilirler aksi halde felsefesi olmayan milletler geleceklerini teminat altına alamazlar. Gelecek nesillerini  fikri olarak besleyemeyen toplumlar güçlü millet kavramını oluşturamazlar.  Her ne kadar maddenin mekaniksel hududuna takılıp kalınsa da medeniyet kavramının öncelikle zihinlerde oluşturulması gerekmektedir.

Medeniyet inşa etmek bir hayal değildir. Gerçeklerin acı bir şekilde yüzümüze çarptığı teknoloji dünyasında insanı ve insana değer verme sürecini temel alan gayretin kendisidir medeniyet. Gün geçtikçe insani vasıfları körelten, insanı biliçsizce robotik kalıplara sokmaya çalışan kürel hegamonya; bu süreci teknoloji ve iletişim kanalları ile son derece hızlı bir şekilde yapmaktadır. Medeniyetin anahtar kavramlarından olan insan, ahlak ve felsefe günümüz dünyasındaki yozlaşmaya karşı kendisini irade ile ortaya koymak zorundadır. Teknolojik gelişimin medeniyet inşası olmadığını idrak etmek zorundayız. Dünyanın teknolojik olarak en gelişmiş ve ekonomik olarak ta en zengin ülkelerini incelediğimizde, o ülke halklarının dost kelimesine hasret kaldığını görmekteyiz. Kendisini değil insanı ve insanlığı düşünen toplumlar uygar olabilirler. İnsanın bireysel, toplumsal ve küresel olarak ahlaki felsefeye en acilinden ihtiyacı vardır. Ahlaklı toplumlar beraberinde adaleti ve medeniyeti yeşertirler. Ahlak, topluma gücün önünde eğilmeyi değil, hakkın adaletini gözetmeyi öğretin. İnsanı hayatın içinden ötekileştirerek, dışlayarak değil; insanı hayatın tam merkezine alarak ve farklılıklarından doğan zenginliklerini harmanlayarak medeniyet inşasından söz edilebilir.

Var olmayan bir kavramın varlığının tartışılamadığı gibi varlığından şüphe edilmeyen, yaratıcınnın koyduğu düzen dahi  yenilenen değişime dayalıdır. Doğa nasıl ki kendisini her daim yenileyebiliyor ise insan da kendisini ve fikirlerini yenileyebilmelidir. Medeniyet inşasında ortaya konulan fikirler,  geçmişin bir kopyası değil ama geçmişin üzerine konularak yenilenmiş fikirler ürünü olmalıdır. Günümüzde dünya üzerinde kabul görmüş medeniyet Batı’nın medeniyet anlayışıdır ki sanayi ve modern teknolojiye dayanır. Oysa medeniyet inşa edilirken ahlak, şuur, adalet ve gönül (kalbi akıl) gerekir. Eğer toplumdaki bireylerin iki günü birbirine eşit değilse (bir önceki güne kıyasla insanlık için daha fazla katkı sağlanabilmişse) bu toplum büyük toplumdur. Büyük toplumlar, kendi kaderlerini kendiler tayin edebilirler. Eğer ki bir toplum medeniyet inşasında insanlığa katkı sunuyorsa, insanlık ta o toplumu el üstünde zirveye taşıyacaktır.

Unutulmamalıdır ki bir başkasının silahıyla ona karşı savaşamazsınız. Başkalarından aldığınız teknolojiyi yine aynı kişiye karşı kullanamazsınız. Kazanmak istiyorsanız zihinlerdeki değişimi kontrol etmeniz gerekmektedir. Medeniyetin inşası ilk olarak zihinlerde başlar ve fikri olarak zemin bulan süreç o ülkeyi dünya hakimiyetine doğru sürükler.  Dünya hakimiyetine giden yolun mihenk taşlarını akleden kalp oluşturmaktadır. Kadim medeniyetin gelecek nesillere bıraktığı en önemli ve etkili yöntem hikmettir. Hikmetle yürünen yollarda medeniyetin kendinden inşa edildiğini göreceksiniz. Belki de kendiniz dahi inanmayacak, vardır bir hikmet diyerek geçeceksiniz.

Unutmayalım! Şeytan zeki, insan ise akıllıdır. Akıl, ahlak ve şuur minvalinde atılan her adım insanlığın kalbine doğru yapılan yürüyüşü temsil etmektedir. Kalbin akıl ile buluştuğu noktada devreye giren hikmeti, hiçbir mekaniksel çaba yenememiştir. Kim bilir? Belki bu sebepten ötürü kainatın en şerefli varlığı olan insan zihni hedef alınmaktadır. Zihinler, modern dünyanın bilinçaltı saldırılarından kendini korumalı ve kadim medeniyetin filizlenmesinde felsefi rol almalıdır.

Akıl, ahlak, bilinç ve hikmet ışığında medeniyet inşasına…