Gorbachev’den Putin’e: Rusya’da “Yeni Politik Kültür İnşası”

0

Brzezinski’nin Büyük Çöküş kitabında Gorbachev’ın SSCB’yi dönüştürme serüvenini anlatırken kullandığı bir ifadedir “yeni politik kültür inşası”… 1917’de kurulan SSCB’de uygulanan politik kültürlere sırasıyla bakarsak, önce Lenin’le toplumun kökünden değişimini, yeniden yapılanmasını amaçlayan “totaliter bir parti anlayışını”, sonra Stalin yönetiminde toplumun tamamen kendilerine tabi olmasını planlayan “totaliter bir devleti” ve Brezhnev yönetiminde de dejenere totaliter bir parti tarafından idare edilen tümüyle “durgun bir devleti” görürüz. (s.48)Bunların hepsi Stalin’in katliamlarıyla ve diğer liderlerin baskıları sonucunda bir SSCB klasiği olan Rus politik kültürünü oluşturdu. Bunların sonunda ise duyarsız ve tepkisiz yaşayan ölü bir Sovyet milleti ortaya çıktı.

21.Yüzyılı Görme

1980’lerde dünyada başlayan 21. yy emarelerini okuyan, yani “gelecek yüzyılın ruhunu yakalayan” Gorbachev, Rusya’da pandoranın kutusunu açtı. Ki ona bu konuda akıl veren Primakov idi. Primakov’un yazdığı Yeni Dış Politika Felsefesi başlıklı makalede “tüm dünya ile dayanışma fikri” ön plana çıkarıldı. Bu fikirle Rus halkı Rus devletinin gerçek yüzü ile karşılaştı. Gorbachev “yeniden yapılanma sürecinde” açıkça hep halkın desteğini aldı. Sonunda SSCB ile birlikte batmaya başlayan Rusya’nın kurtuluş hikâyesi oluştu. Ancak bu hikâyenin mevcut durumu bu makalenin konusu değil.

Benim esas üzerinde durmak istediğim 1980’lerde 2000’leri görüp, ona göre toplumu dizayn etmeye karar veren ve bu karar sonucunda her türlü sarsıntıyı yaşayan ama sonunda A.Dugin’in tabiri ile “Rus İmparatorluğuna” doğru giden süreci açan Gorbachev’in başlattığı “yeni politik kültür” anlayışını ve uygulamalarını mercek altına almaktır.

Putin ve Gorbachev 1980 lerde

20.yy’ın son çeyreğinde nadir devlet adamları statüsüne giren Gorbachev “totaliter parti ve devlet” anlayışının kalıplaştığı ve artık değişim olamaz denen ülkede başlattığı söylemin zamanla dünyaya yayılması sanırım onun en önemli hamlesi olsa gerek.

Putin, 20. mi yoksa 21. yy’ın mı Politikacısı?

İşin ilginci 80’lerden bugünkü Putin’in Rusya’sına baktığımızda farklı bir resim görüyoruz. Evet, SSCB yıkıldı. BDT dönüştü, sonrasında Rusya Federasyonu oluştu. Bu arada uluslararası ilişkilerde Ruslar ciddi irtifa kaybetti. Putin’le beraber şimdi kaybettikleri irtifayı kazanmaya çalışıyorlar. Ama Gorbachev’in yöntemleriyle değil, Lenin ve Stalin kafasıyla sonuç alma çabasındalar. Ülke içindeki totaliterliği bu kez “egemen demokrasi” maskesiyle sürdürüyorlar.

Stalin Kafasının Yeni Versiyonu: Egemen Demokrasi

Putin’in tanımladığı ve dünya demokrasi tarihine yeni kavram olarak lanse edilen kavram Egemen demokrasidir. Kısaca tanımlamak gerekirse, çoğunluk yanlışa doğru derse devlet de buna doğru diyor. Putin’in unuttuğu ise Gorbachev’in ürettiği dünya ile yaşayan, dünya meselelerine ilgi duyan, Rus nüfusunun yüzde ellisini oluşturan, kendini Batı’nın bir devamı gören yeni kitle var karşımızda. Bir de buna karşı diğer yüzde elli var tam tersi düşüncede. Bu söylem bugünün Rusya’sında hâkim görüş olarak lanse ediliyor. Çoğunluk olmayan çoğunluğun fikri daha baskın hale getiriliyor. Bu yeni politik kültürde çoğunluk kırmızı ışıkta geçilecek derse bu artık yeni kanun oluyor. Bu fikir şimdiki Rusya’nın dünyaya yaymaya çalıştığı yeni politik kültürü oldu. Rusya’da muhaliflerin hâlâ Stalinvari yöntemlerle yok edildiği, Brezhnevvari eylemlerle halkı ötekileştiren, aslında Primakov’un ölümünden sonra tekrar Sovyet kafasına dönen bir Rus devlet aklı var.

Günümüzde Ukrayna’da, Suriye’de, Venezuela’da üstünlük elde ettiğini zanneden Putin’in bu yeni politik dili Rusya’da yeni Stalinlerin doğmasını hazırlar. Bu sefer biz de bu yüzyıl içinde Rusya’nın SSCB’nin yaşadığı sonu görürüz.

Putin’in Unuttuğu

Ama unutulan bir şey var ki 21. yüzyılın ruhu farklı gelmeye başlıyor. 21. yüzyıla girdik ilerliyoruz diyebilirsiniz. Ben de tam tersini iddia ediyorum. Fiziksel olarak 21. yüzyıla girdikse de zihniyet olarak hâlâ 20. yüzyılın kafasını taşıyoruz. “Ben ve ötekilerin” olduğu ve “düşman edebiyatının” uluslararası arenayı şekillendirmeye çalıştığı düşünce şu günlerde baskın. Bunların ürünlerini Trump’dan Putin’e kadar devlet adamlığı vasfını kaybetmiş basit politikacı dilini kullanan uluslararası karakterlerde görüyoruz.  Bu karakterlerin hepsi 21. yüzyılın “geçiş karakterleridir.” Geçişte karakterler melez olur. Radikallik ana renktir. Hatta 20. yüzyılın başındaki Stalin, Hitler gibi kafalar son kez ölüm öncesi dirilme teşebbüslerine girişir. Ama tüm bunlara rağmen tarih görevini yapar.

Tarih Görevini Yapar.

21.yy dünyası daha farklı bir uluslararası politik kültür inşa etmeye başladı. Buna uygun pozisyon alan ülkeler 21. yy’da kazanacaklardır. Rusya ise eline gelen şansı kaçırmak üzere, bizden söylemesi…