“Güvene Ateş Etmek, Şerefe Ateş Etmek Gibidir!”

0

Mangal Pandey, Hindistan’ın 1857 Sipahi isyanına giden sürecin liderliğini üstlenen bir adam ve onun, İngilizlere son derece itaatkâr bir askerden, İngilizlere karşı ilk büyük isyanın liderliğini üstlenme sürecini anlatan başarılı bir Bollywood filmine adını veren kişi. 2005 yılında yayınlanan bu filmin kahramanı Mangal Pandey’i canlandıran Hindistan sinema sektörünün önemli isimlerinden “Bay Mükemmelliyetçi” lakaplı Aamir Khan. Yine Hint sinemasının ünlü isimlerinden Rani Mukerji ve Ameesha Patel gibi ünlü isimler filmin konusunun yanında popülaritesinin artmasında önemli bir etken. Filmin baş karakteri Mangal Pandey, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin Hint halkından topladığı yüz bini aşkın askerden biri. İngilizlerin sadık askerlerinden biri olan Pandey, İngilizlerin Afganlarla giriştiği bir savaşta bir İngiliz subayı olan William Gordon’un hayatını kurtarır ve arkadaş olurlar. Böylece bu iki karakter üzerinden Hint ve İngiliz arasındaki güven ilişkisinin filme yansıtıldığı görülmektedir.

Ayrıca filmde işlenen karakterler ve İngiliz-Hint arasındaki ilişkilerinin gerilime dönüşen ve gerilimin büyümesini sağlayan önemli noktaların filme iyi yansıtıldığı görülmektedir. İngilizlerin, Hindistan’ı kendi “malı” olarak gördükleri ve her daim kendilerini onlardan üstün ve ayrıcalıklı gördükleri çok iyi vurgulanmış. Filmin başlarında Şirketin düzenlediği bir partiye Hint kıyafetleriyle gelen İngiliz bir kadın,  “dansöz” kıyafeti giymesi nedeniyle diğer İngilizler tarafından yargılanışı, İngilizlerin Hint’e olan küçümseyici tavrının en tipik örneğini gösterir. Ayrıca aynı kadının üzerine yanlışlıkla bir içki döken Hint garsonun “hatasını” düzeltme amacıyla kadının kıyafetini temizleme çabasına karşılık, bir İngiliz subayın “beyaz” bir kadına dokunma cüreti göstermesinin bedelini Hintli garsona güçlü yumruk ve tekmeleriyle ödetmesi, İngilizlerin Hint’e olan tahammülsüzlüğünün ne dereceye ulaştığını ortaya koyar. Bu manzaranın şahidi olan ve “zenci köpeğin” hayatını kurtaran Pandey, şirketi sorgulamaya başlar. Şirketin ne olduğunu dostu İngiliz subayı Gordon’a soran Pandey, yapının Tanrı Rama’nın savaştığı on başlı şeytan Ravana olduğunu söylemesi filmde İngiliz şirketine dair manidar bir betimlemesidir.

Aynı zamanda filmde, Pandey ve Gordon’un arkadaşlıklarındaki belirgin bir mesafeyle İngiliz ve Hint arasındaki ilişki sembolleştirilmiş. Ancak bu İngiliz-Hint arkadaşlığı, esasen İngiliz ve Hint arasındaki ilişki, her bir yeni gerilimle darbe almaya başlar. Kopuşun ilk anı, İngilizlerin Hinduların dini bir ritüeli olan Sati’yi yasaklamasından doğan bir olayla gerçekleşir. Bölgenin önemli liderlerinden ölen bir Hindu’nun cenazesinde karısı da Hindu dini gereği kocasının yanan ateşiyle diri diri yakılırken, İngiliz subay ve Pandey, Şirket’in kanunları gereği buna engel olurlar. Ancak töreni gerçekleştirenler, İngiliz subaya “bu ritüeli engelleyerek bizim şerefimizle oynama” diyerek çıkışırlar. Tam bu noktada Gordon karakteri üzerinden, Hint halkının İngilizlerle olan güven ilişkisinin ne kadar zedelendiğinin boyutu ortaya çıkar. Olayda Hinduların çıkışmasına rağmen İngiliz subay, kadını kurtarır ancak Hindular, dinleri gereği gerçekleştirmeleri gereken Sati uygulamasının yapılması için subayı rahatsız etmeye devam ederler.

Diğer yandan Şirketin tekelini üstlendiği ve Hintli çiftçilere zorla ektirdiği afyon ticaretindeki usulsüzlükleri çiftçilere yüklemesi, ayaklanma başlatır. İngilizlerin Hint askerler aracılığıyla bu duruma kurşunlarla cevap verdiği sahne, askerlerin kendi halkına ateş açma zorunda bırakılması sonucu İngilizlerden bir adım daha uzaklaştığını çok iyi bir şekilde vurgular. Bu olay karşısında yıkılan Pandey’e, İngiliz subay arkadaşı Gordon’un “biz askeriz, ya ölürüz ya öldürürüz” sözleriyle tesellisi, iki dostluk arasındaki derin farklılığı açığa çıkarır: vatan ve o vatanın halklarının birbirine olan bağlılığı, vicdani birliği…

Filmde, hep ötelenen ama bir o kadar da hayatın içinde olan “Dokunulmaz” bir adamın Pandey ile olan diyalogları fazlasıyla önemli. Pandey, Brahman bir Hindu ve bu Dokunulmazı “kastı” gereği ötelemekte. Zira sabah dini ritüelleri sonrası bir Dokunulmazla karşılaşmak, Brahman Pandey için oldukça rahatsızlık verici. Bir gün Pandey ona yine kızarken Dokunulmaz, Pandey’in kendisiyle aynı dereceye düştüğünü, çünkü yeni gelen silah kartuşlarında inek yağı kullanıldığını söyler. Bunun karşısında şok olan Pandey, diğer askerlerle birlikte Şirket’in yetkilisiyle konuşur ve böyle bir durumun kesinlikle doğru olmadığını, bir söylentiden ibaret olduğu cevabını alır. Daha sonra talimlere gelen Hint askerleri, yeni kartuşları denemekte tereddüt etseler de, Pandey İngiliz dostu Gordon’un açıklamasına güvenerek kartuşu ağzına alıp yırtar ve silaha yerleştirerek ilk denemeyi yapar. Daha sonra Pandey ve diğer Hintli askerler, İngilizlerin “kendi güvenlerine ateş ederek şereflerine de ateş ettiklerini” anlar ve kartuşlarla ilgili şüphelerinin gerçek olduğunu anlar. İşte tam o anda Hintlilerin İngilizlere olan isyanın temelleri atılır ve Hint, Hindusundan Müslümanına birleşir ve 1857 isyanına giden süreç başlar. Bu isyanın liderliğini ise Pandey yapar. Gordon, Pandey’den bu isyandan vazgeçmesini istese de, Pandey İngiliz eski dostuna olan güvenini tamamen kaybettiğini söyler. Filmin en dikkat çekici sahnelerinden birisi ise Pandey’in Gordon’un elini tutarak derilerinin rengini işaret ederek, “siyah ve beyaz” arasındaki farkın hiçbir zaman yok olmayacağını söylemesidir. Bu sözleriyle Pandey, isyanın kaçınılmaz olduğunu vurgular.

Filmdeki rolleri önemsiz gibi görünse de çok önemli bir gerçekliğin altını çizen karakterler var: İngiliz bir subayın Hintli bebek bakıcısı ve Hintli hayat kadını. İsyana giden süreçte Hintli askerler ve İngilizler arasındaki gizli bilgilerin hafiyeliğini, esasen iki ayrı ırk arasındaki iletişimi sağlayan önemli unsurlar olarak filmde karşımıza çıkar. Hintli bebek bakıcısı kadının, İngiliz bebeğin bir nevi anneliğini üstlendiği için “vicdanının” devreye girmesi İngilizlerin ve İngiliz subaylara özel çalışan hayat kadınının getirdiği bilgiler ise Hintlilerin lehine olur. Bu ara unsurlar nedeniyle planlanan isyanın daha erken gerçekleşmesi Hintlilerin aleyhine gelişir ve Pandey idam edilir. Ancak Pandey’in bağımsızlık arzusuyla yanan yürek yangını idam sahnesinde “Saldırın!” nidasıyla Hint’e geçer.

Sonuç olarak, filmde işlenen karakterlerin tarihi gerçekliklerin kişileştirilmesiyle çok iyi bir şekilde işlendiği görülmektedir. Zira filmdeki İngiliz-Hint ilişkisi aynen George Orwell’ın Burma Günleri eserinde ele aldığı şekliyle de özdeşleşmektedir. İngilizlerin Hint’i küçümsemesi, onu kendi “malı” gibi görmesi, iki ırk arasındaki farkı her daim her alanda vurgulaması vb. muameleler Hint-İngiliz arasındaki gerilimi hep canlı tutmuştur. Tüm bunlar filmde çok ince detay ve diyaloglarla işlenmiş. Zira Hint’in kendine olan güveni sonucu İngilizlerin kendilerine olan tavrını kabul edemeyişi, 1857 isyanına giden süreç üzerinden işlenen filmde en iyi şekilde gösterilmiş. Ayrıca Hint, tarih boyunca topraklarına nüfuz eden farklılıkları absorbe ederken, İngilizlerin farklılıklarını koruma çabasındaki ısrarı ve bilinçli vurgusu, diğerlerinin aksine, onların bu topraklarda uzun ömürlü olmasını engellemiştir. “Mangal Pandey The Rising” filmi ise bu gerçekliği çok başarılı bir şekilde gözler önüne sermiştir.