netpano.com -
Web Netpano.com   BİZE ULAŞIN |
12 May 2008 Monday

Yazarlar

Ali Ural
ŞARKI SÖYLE, KONUŞMA ARTIK!

Zübeyir Somuncu
MUSTAFA KOÇ VE AYDIN DOĞAN’IN ÖDÜL ALDIĞI TÖREN’İN KULİSLERİ

Hakan Yılmaz Çebi
"13 TANRI"NIN EVİ –WAŞİNGTON'DAKİ GİZLİ ADA- K=F=22 ÜÇGEN...

Baki Günay
CEP’İNİZ Mİ ÖNEMLİ SAĞLIGINIZ MI?

Fahri Sarrafoğlu
MARKALAŞMADA BEDELİ TÜKETİCİ ÖDÜYOR

Dedekorkut Evliyaoğlu
AK PARTİ SAVUNMASINI NEDEN SAVSAKLADI? AK PARTİNİN ÖNCELİĞİ ÖZGÜRLÜK DEĞİL İSMİ

Levent Elpen
1 MAYIS’IN İKİ YAZARI

Ali Ural
AVRUPALI ROBOTLAR

Zübeyir Somuncu
İsrail’de Yahudiler Arasında İç Savaş Çıkar mı?

Fahri Sarrafoğlu
İLGİNÇ GAFLAR

Kemal Çiftçi
İŞTE BİR “ÇİFTE STANDART” ÖRNEĞİ DAHA!

Zübeyir Somuncu
TSK’DAN CEVAP BEKLEDİĞİM SORULAR

Ali Ural
NEDÎM-İ BENİ ÂDEM EVLİYÂ-İ Bİ RİYÂ

 

Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Milli Gazete  
netapno.com  -  - Wednesday, November 14, 2007 - 00:00:00  
İsmail Güneş, Türk Sinemasını Yorumladı

O, her ne kadar sinemanın asi çocuğu diye bilinse de toplumun kurallarına uyan ve filmlerinde bunun mesajını veren bir isim. 10 Haziran 1961 Samsun doğumlu olan İsmail Güneş, köy ortamında ve zor şartlarda yetişmenin verdiği hayat tarzını çoğu zaman kendi filmlerinde anlatmaya çalışır. Şehirleşmenin getirdiği yozlaşma, şehir insanının samimiyetten uzaklaşması, insanların merhamet duygularını kaybetmeleri, paranın insan hayatında her şeyin önüne geçmesi gibi konuları filmlerinde çokça işleyen İsmail Güneş, yurtdışında bol ödüller alırken ne yazık ki kendi ikliminin insanları tarafından anlaşılamamış.  12 Eylül olayları ve o zamanda yaşanan işkenceleri daha doğrusu gerçekleri apaçık anlatan “Gülün Bittiği Yer” isimli filmi sansüre uğrarken “1. Akdeniz Filmleri Festivali” İnsan Hakları Özel Ödülüne layık görülmüş. Köyünde ilk defa seyrettiği “Damga” isimli Türk filmi ile birden bire en büyük tutkusu olan sinema bu gün onu birçok önemli filme imza atan İsmail Güneş yapmış. İşte İsmail Güneşi’n filmleri, film isimleri ve toplum hakkındaki düşüncelerini sorduk ve sizin için cevaplarını aldık.

Röportaj: GÜZİN OSMANCIK

Sizin için “Sinemanın Öfkeli Çocuğu” diyorlar bunun sebebi nedir?

Temelde bakıldığında resimle uğraşmanın verdiği bir düzenlilik var. Düzeni ve simetriyi seviyorum. Onları düzeltebiliyorsam düzeltiyorum. Düzeltemezsem öfkeleniyorum. Bu sinirlenmek benim sağlıklı olduğumu gösteriyor. Bu lakabı bana Ali Murat Güven yakıştırdı. Bundan rahatsız değilim. Aslında öfkesiz olmak rahatsızlık yaratmalı toplumda. Yanlışlıklara, sahtekârlıklara, yalancılara tepkili olmayacağım da ne yapacağım.

Sizin için “Muhafazakâr” diyebilir miyiz?

Muhafazakâr değilim, bunu kelime anlamında alıyorum. Ben değişikliği, değiştirmeyi, Allah’ın müsaade ettiği ölçülerde değiştirmeyi seviyorum ama bütün bunları kendi inancım çerçevesinde değiştiriyorum. Allah’a, Peygamber’e kitaplara inanıyorum ama onların bunları tutucu bir şekilde muhafaza ettiğine inanmıyorum. Dünya üzerinde genlerin dışında her şeyi değiştirebileceğime inanıyorum. Bana muhafazakâr derseniz muhafazakârlara karşı ayıp olur

Ama kuralcıyım dediniz.

Evet ama bu farklı bir şeydir. Mesela kırmızı ışıkta geçmem. İçimdeki anarşistlik her kuralı bozmaz.

“Güzel Sanatlar Akademisinde” okudunuz. Ama sinemayı seçtiniz.1961 doğumlusunuz ve ilk filminizi 1977’de çektiniz, yani 16 yaşında film çekmeye başladınız. Çok genç bir yaş değil mi?

Daha önce imkân bulsaydım daha önce yapardım. Ben ilk defa “Damga” filmini seyretmiştim. Bu filmi hiç unutamam. Sinemayı gördüğümde adeta büyülenmiştim. Bu nasıl bir şeyse ben de bunu yapacağım dedim. Resim yapmaya da çok erken başladım. Daha 2. sınıftaydım, öğretmen yaptığım resimlere inanamadı ve bana “Bunları ağabeyin mi yapıyor” diye sormuştu.  Ama sinemayla karşılaştığımda benim “Kızıl Elma”mın o olduğunu anladım. Çoğu zaman sinemaya gidecek parayı bulamazdık ama filmi çok zor şartlarda kulis arkasından seyrederdim.

Kendi ülkemde filmim fark edilmedi

Sinema hayatınız nasıl başladı?

İlk tiyatro ile tanıştım. Lisede bir oyun oynamıştık. Arkadaşımın bir komşusu vardı. Mevlüt Koçak, daha sonra benim kurgucum oldu. Ondan sonraki günlerde bulabildiğim imkânlarla film çektim.

“Beşinci Boyut” isimli filminiz Uluslar arası Salerno Film Festivalinde “En iyi film ödülü” aldı. Ama kendi memleketinde layık olduğu ilgiyi göremedi. Bunun sizce sebebi nedir?

Maalesef kendi ülkemde bu film fark edilmedi. İçinde bulunduğumuz dünya bu filme hazır değildir diye düşünüyorum. Film bir hadisle başlar. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” Bir apartman ve bir kapıcısı var. Bu kapıcı cahil bir adamdır.  Bu sözü yanlış algılar ve bütün apartmana çorba yapıp dağıtır. Bu hadisi uygulamaya çalışır. Adam aslında bunu yanlış anlıyor. O zaman siz doğrusunu anlayın.

Burada biraz da şehir hayatının verdiği, insanların birbirinden uzaklaşmaları anlatılıyordu galiba.

Eskiden evlerin kapıları birbirine uzak olurdu ama içleri yakın olurdu. Şimdi kapılar yakın ama içleri kilometrelerce uzak. Şehir yaşantısı insanı gönül olarak birbirinden uzaklaştıran bir duruma dönüştürdü. Birbirimize selam dahi vermiyoruz. Filmde bunu eleştiren bir tavır, buna komşuluğa çözüm getiren naif duygular vardı. Bizler merhametimizi kaybettik. Merhamet insanlıkla başlayan bir duygudur. Hayvanda merhamet yoktur. Ben insanları seviyorum ama merhametli insanları seviyorum.

Bugün filmlerde farklı bir şey var.  Ninesi ölüyor hemen başını kapatıyor. İnanç değişimi duygusunun çok iyi anlaşıldığını sanmıyorum.

Bize yabancı gelen ama İtalyanların ilgisini çeken ne vardı bu filmde?

Türkiye de insanları dünya görüşüne göre değerlendiriyorlar, bizden mi değil mi. Hayat henüz daha bizi birbirimize kardeş kılmadı. Hangi dünya görüşünden olursak olalım önemli olan insan olduğumuzu fark ettiğimizde, herkesin bir insanın bir insana hizmet etmek istediğini bildiğimizde meseleyi çözmüş olacağız. İşte bu film “Salerno Film Festivali”nde İtalya’ya ilginç geldi. Onlar Müslüman gibi yaşıyorlar. Bu filmle karşılaştıkları zaman çok heyecanlandılar.

Bunun yanında bir sürü ödülünüz var. “Gülün Bittiği Yer” ile 1999 1. Akdeniz Filmleri Festivali İnsan Hakları Özel Ödülünüz var. Bu film ve ismi hakkında söylemek istedikleriniz?

Bu filmde 12 Eylül’de yaşanan işkence olayları vardı. Bu işkence olgusuna ben hiç bakılmayan bir yerden baktım. 12 Eylülde insanları içeri aldılar ve işkence uyguladılar. 90 gün ve işledikleri işlemedikleri her şeyi itiraf ettirdiler. Bunlar memleketini seven insanlardı. Hiç değilse korkak değildiler. Benim buna bir şey söylemem lazımdı.

Filmin ismi neyi ifade ediyor?

Bizim atasözlerimiz vardır. “Öğretmenin vurduğu yerde gül biter”. “Babanın vurduğu yerde gül biter”.

Gül nedir? İslam toplumumuzda Peygamberin remzidir. Bu kadar güzel bir sembolü bu kadar kötü bir işle yan yana getirmek kimin haddine. Bu filmde işkenceyi çekerken benim kahramanımı da babası dövmüş, Kur’an kursunda hocası dövmüş. Peki işkence yapan kişiler kim?... Onlarda dayak yiyerek büyümüşler. En yakının annen, baban seni tokatlıyorsa, sana bilgi vermekle yükümlü olan birinin sizi dövmesi, sizi tokatlaması normal geliyorsa işkence yapılması kadar normal bir şey yok demektir.

Bu film beklediğiniz ilgiyi veya tepkiyi buldu mu?

Solcular ben yaptığım için hoşlanmadılar, sağcıların da ağırlarına gitti. Orada Mehter Marşı eşliğinde işkence yaptılar. Sürekli azarlanan, sürekli kafasına vurulan birileri var. Sonra bu insanlar bakan olacak. İhtilal olur kimse ses çıkarmaz,  çünkü alışmışız dayak yemeğe. Ben burada bunu anlatmak istedim. Ama hiçbir sinemacı bu filmi oynatmadı, televizyonda satın almadı.

Biraz da son filminizden bahsetmek istiyorum. Bu da üçlemenizden biri olan “Sözün bittiği yer” Bu film nasıl oluştu ve yine isminin taşıdığı anlam nedir?

“Sözün bittiği yer”in senaryosuna katkım vardır. O filmde Yönetmenlik yaptım.

Merhamet ve sevgi taşıyan bir filmdir. Bu filmde Mehmet Özgür,  çok yetenekli bir sanatçı, hamuru çok sağlamdır. Geçmişinden istifade etmiştir ama aynı kaderi paylaşıyor olmasını başarısına bağlamak haksızlık olur.

Film “Babam ve Oğlum” ile hep karşı karşıya getirildi.

Baba oğul hikâyelerinin kıyaslanacağı belliydi. Ama benim hikâyem Babam ve Oğlum’un hikâyesinden öncedir.  Ben onu iki sene önce dizi olarak sağa sola vermiştim. Ama çok acıklı diye karşılık bulamadım.  Daha sonra Babam ve Oğlum’la anlaşıldı ki acıklı filimler de iş yapabiliyormuş. Ama tabiî ki önce yapan kazanıyor. Bu hikâye çok farklı bir hikâyedir.  Artık konuşulacak bir şey kalmıyor, söz bitiyor. İnsanlık öyle hale geliyor ki bundan sonrası tamamen insanın duygularıyla ilgili.

İktidarın insana uyguladığı şiddet

Birbirleri ile ilişkili olan bir üçlü film çalışmanız var. “Gülün Bittiği Yer”,” Sözün Bittiği Yer”, “Ateşin Düştüğü Yer” Bunların hem isim açısından, hem de içerik açısından özellikleri nelerdir?

Evet, bunlar bir üçleme. Birincisinde “Gülün Bittiği Yer”, devletin, iktidarın insana yaptığı şiddet anlatılıyor.

İkincisinde, “Sözün Bittiği Yer”de paranın insana yaptığı şiddet anlatılıyor.

Üçüncüsünde ise, “Ateşin Düştüğü Yer” aile içi şiddeti anlatıyor.

“Sözün Bittiği Yer”de bir çaresizlik anlatılıyor. Baba da olsanız paranız varsa onu elinizde tutabiliyorsunuz. Paranız varsa hayata tutunabiliyorsunuz. Paranız yoksa hiçbir şey kalmıyor elinizde. Burada para hayatınızı belirleyen bir unsur oluyor. İşte paraya karşı savaşmalıyız. Bu film insanoğluna merhamet duygusunu hatırlatsın diye yapılmış bir filmdir. Bundan sonra insanoğlunun şeytanı servettir.

Kur’an’da en çok zikredilen şey “Ey insanoğlu putlara tapmayın” diyor. Bu devirde insanın her şeyi işi parası, şöhreti, geleceği ve kariyeridir. Para ahlakı ve ahlaksızlığı belirliyor. Bu çağın en büyük mücadelesi budur. Artık bu devirde putlara kim tapar. 

Sizce sinema bir görsellik midir, yoksa mesaj taşıma kaygısı duymalı mıdır?

İnsanın yaptığı her şey bir mesaj taşır. Ama doğru ama yanlış mutlaka taşır. İnsan kendi başına bir mesajdır. Güzelliği ile doğruluğu ile çizgisi ile.  İster aşk, ister komedi olsun mutlaka mesaj verirsiniz. Ama bu mesaj doğrumudur bu tartışılır.

Günümüzde Türk Sineması artık film üretebiliyor ve bu filmlerde seyirci bulabiliyor bunun sebebi nedir?

Günümüzde Türk Sineması bir rahatlama yaşıyor. Sayın Erkan Mumcu’ya buradan teşekkür etmek lazım. Çok güzel bir yasa çıkardı. Ne kadar çok film üretirseniz kaliteyi yakalamak adına önem kazanırsınız. Bunlardan “Babam ve Oğlum”, “Dondurmam Kaymak” bu imkânı kullandı. Şimdi seyirci yüzde 51 yerli film seyrediyor.  Televizyonlara da buradan teşekkür etmek lazım, yerli film kuşağı programlarıyla Türk filmi seyircisini hazırladı. Sinema yapımcısına eğer bir takım imkânlar sunulursa bu film yapımını ve kaliteyi yükseltir. Ve Türk Sineması belli bir çizgiyi yakalar.

İsmail Güneş

1961’de Samsun'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Sanata olan tutkusu yüzünden Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydoldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne devam etti. Üniversite yıllarında Natuk Baytan’a asistanlık etti. 1976 yılında çekmeye başladığı “Karanlık bir Dönemdi” adlı kısa film çalışmasıyla ilk meyvesini verdi. Film 1982 yılında İFSAK tarafından “En iyi film” ödülüne layık görüldü.  Bu arada gazetecilikte yapan İsmail Güneş “Gün Doğmadan ” filmi ile sinemaya döndü. Halen Film Yönetmenleri Derneği ikinci başkanı ve Sinema Sahipleri Birliği Yönetim Kurulu başkanıdır.



 YORUMLAR


 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Hollywood'da İslam Düşmanlığı
  Günümüz'ün Sinan'ı Mimar Necip Dinç
  Başkent'in Camili Amblemi İptal Edildi
  Mutlu Olmak Allah ile Kurduğumuz İlişkiye Bağlı
  Çanakkale'de Savaşan Kürtlere Vefa
  Hasan Karacadağ'ın Semum'la İmtihanı
  Kitapadresi.com Kitap Hediye Ediyor
  Ertan Ceylan : Yansıyan Silüetler
  İbrahim Sarı'nın Araştırma Kitapları
  Mesut Uçakan Filmlerini Anlatıyor

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




Subscribe to Netpano
'Her gün bir bilgi servisi' okurlarımızdan ilgi görmeye devam ediyor. Bilgilerini paylaşan okurlarımız gözden kaçan ilginç bilgilere grubumuza atarak bizler ile paylaşmaya devam ediyor.Türkiye'de ve Dünyada meydana gelen olayların bildiğimiz gibi gelişmediğini söyleyen bizler; sizlerinde tartışıp bilgilerinizi aktarmanızı istiyoruz. Yapmanız gereken tek şey yahoo grubumuza üye olmak.

 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2007 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi