"Edep
bir taç imiş nur-u Hüdâ dan. Giy o tacı emin ol her beladan
" der şair.
Edep denilince ilk akla gelen isimlerdendir Hayat
Nur Artıran Hanımefendi. Değerli Şefik Can hocamızın Tahirü-l Mevlevi
hazretleri gibi büyük bir Mevlevi handan aldığı manevi emaneti ehline tevdi
etmek için seçtiği kişidir Nur Hanım. Çünkü o zarafeti, duygusallığı, hizmet aşkı,
tevazusu, edebi ile herkese örnek bir kişidir. Şefik Can Hoca, o manevi emanetleri taşıyacak en ehil kişinin
o olduğunu düşünmektedir. "Bu işler kadın, erkek işi değil, gönül işidir. Kim
yüreğinde o aşkı taşırsa, kim o denizler kadar engin yüreğe sahipse ancak onlar
kutsal emanetleri taşıyabilirler" der Şefik Hoca.
İşte bir Mevlevihanın dilinden Hz Mevlana ve
Şefik Can hocamız…
"Erkek
ve kadın vahdette bir olunca o bir olan sensin. Adetleri meydana getiren binler
yok olunca, kalan bir yine sensin"
Hz Mevlana
OSMANCIK: Sevgili Nur Hanım, bize Şefik Can hocanızdan biraz bahseder misiniz?
N.ARTIRAN: Şefik Can hocam öyle bir deryaydı ki, bizim gibi katrelerin onları
algılayabilmesi, en doğru bir şekilde de ifade etmesi bile düşünülemez. Ama idrakimiz
ölçüsünde bildiklerimizi de paylaşmaktan bahtiyar olurum. Peygamber Efendimiz "Mümin müminin aynasıdır" der. Böyle kutlu
insanlar kutlu aynalardır. Bizler onlara bakıp kendimizi düzeltmemiz gerekir.
Şefik Can Hocamız ibret alınacak çok kutlu bir aynaydı bizler için. Şefik Can
ismi her yerde Mesneviyle Hz Mevlana ile bir bütün olarak anılır. O, Mevlana
aşkını dönemin âlimlerinden Müftü olan babası Tevfik Efendiden almıştır. Daha
çocukluk yaşlarında Arapça ve Farsçayı öğrenmiş. Mevlana aşkı da onda çocukluk
yaşlarında başlamıştır. Şefik Can hocamız konuşmayı Mevlana'nın beyitlerini
ezberleyerek öğrendim der. Daha sonra Tahirü-l Mevlevi hazretlerinin yanında
eğitime başlayarak Mevlevi aşkına ulaşır.
OSMANCIK:
HZ Mevlana aşkı ne demektir?
N. ARTIRAN: Herkes hazreti Mevlana'yı sever. Her dilden her dinden kişiler onu
sever. Hazreti fark etmeyen yoktur. Gönül gözü açık olan onun manevi halini
görüp seviyor, görmeyen de sıcaklığını hissederek seviyor. Onun için onu her
kesin sevmesi çok normal. Şefik Can hocamızın da HZ Mevlâna'yı sevmesi de çok
normaldir. Ama aradaki fark şudur. O hazreti Mevlana'yı dili ile değil, hal
olarak yaşamıştır. Onun yaşantısını ahlak edinmiştir. Herkes hoş görü, hoş görü
diyor ama yeri geldiğinde bunu gerçekleştiremiyorlar.
OSMANCIK:
Şefik Can hocamızın asıl mesleği nedir?
N. ARTIRAN: Türk silahlı kuvvetlerinin çok şanlı bir askeriydi. Emekli albaydı.
Aynı zaman da öğretmendi ve öğretmenliğe
âşıktı. Şöyle derdi. "Binlerce defa dünyaya gelsem hep öğretmen olurum" Onun
bir mesleği de Edebiyat öğretmenliğidir. Özellikle Kuleli Askeri Lisesinde,
çeşitli askeri okullarda öğretmenlik yapmıştır.
Kendileri 96 yaşında Hakka yürümüşlerdir. Son
nefesine kadar talebe yetiştirdi. Şöyle dua ederlerdi "Ya' Rabbim hak ve
hakikat yolunda Mevlana gibi hizmet edeceksem yolunu bana aç, nefesini ver
hizmet edebileyim. Eğer edemeyeceksem beni daha fazla da bekletme. Ama bilsem ki yarın canımı alacak ona derdim
ki. "Allah'ım yarın Mesnevi dersim var, onu vereyim de öyle canım al". Şefik
hocamın hayatının yaşama gayesiydi Mevlana ve Mesnevi.
OSMANCIK:
Ölmeden önce Postnişini size bıraktı. Bunun sebebi nedir acaba?
N. ARTIRAN: Elbette hepiniz bilirsiniz ki bunlar manevi sorumluluktur. Hocam
lütfettiler, kerem buyurdular, İlahi takdir böyle tecelli etti. Bize düşen bu
manevi sorumluluğu yerine getirmektir. Şefik Can gibi Tahirü-l Mevlevi gibi
Cenabı Allah her kulu bu âlemde bir şeyle vazifelendirmiş. Bu iki Ali Sultanın
bıraktığı boşluğu bu aciz doldursun. Gönül sesimdir bu haddim değil bunu
kabullenebilmek. Bu yola baş koymak
müsaade ettikleri ölçüdedir. Varsa bir lokma ekmeğimiz onu da paylaşmak. Elbette
bunun da bir zekâtı var. Onların eteğinde olmak, cemalini görmek ve gördüğümüz
ne varsa dostlarla paylaşmak vazifemizdir.
OSMANCIK:
Mesnevi "Dinle" diye başlar. Bunun anlamı nedir?
N. ARTIRAN: Çok önemlidir. Hazretin bir Divan-ı Kebir Beyti vardır. "Bu âleme Cenabı
Allah aşkı dağıtırken onda dokuzunu bana, birini de bütün âşıklara verdi"
demiştir. Elbette kendisi Mesnevisinde "Mesnevi
Kuran'ın şerhidir
" demiştir. Onun için "Dinle" veya "Duy" diye
tercüme edilir. "Dinle" diye başlıyorsa elbette bunun çok büyük önemi vardır.
Kendi bunu şöyle açıklar. "Hayvan
ağızdan, insan kulaktan beslenir
" Çünkü bizim yediğimiz bütün gıdalar ancak
nefsimizi besler, ruhla hiç alakası yoktur. İşte bende kutsal ilahi bir emanet
var. İşte onu da beslemek lazımdır. Ruhumuzu beslemenin yolu dinlemektir.
Kuranı okumak sünnettir, dinlemek ise farzdır.
Baş kulağı işitir, gönül kulağı duyar. Bu
gönülden duyabilmektir. Kulağını öyle çöplük yapmışsın ki kulaktan kalbe giden
bütün yolları tıkamışsın. Kulağını temiz tut, çöplerle doldurma. Abdestle baş
kulakları temizlenir, dinlemekle gönül kulağı temizlenir. Duymanın diğer bir yolu
da boş sözlere kulağı tıkamaktır. Her söz vücutta bir yer bulup yerleşir. İşte
abdestle zahir kulağı yıkarız. Peki, batın kulağı nasıl yıkayıp temizleyeceğiz?
Boş sözlere kulağımızı tıkayarak temizleriz.
Mesnevinin bir yerinde de şöyle der."Kapat
kulağını boş sözlere kapat, pamuk tıka ki duymayasın"
.
OSMANCIK: "Sema" ne anlama geliyor?
N.ARTIRAN: Sema derken insanlar bunu dönen insanlar olarak algılıyorlar. Aslında
"Sema" semi den gelir "İşitendir". Sema da bir musiki vardır. Sema musikiyle
icra edilir. Çok ünlü musikişinaz ların pek çoğu Mevlevihanelerde yetişmiştir.
Musiki bir ibadettir ama hangi musiki? Hazreti Mevlana'ya göre musiki Cenabı
Allahın sesini sembolize etmektedir. İşte o sema ayini sırasında semazen Cenabı
Hakkın sesini duyar vecde gelir ve dönüp sema etmeye başlar.
OSMANCIK:
Sema niçin Cenabı Allahın sesini sembolize etmiştir?
N.ARTIRAN: Araf suresi 172. ayetinde Elestü bi Rabbeküm hitabında "Ben sizin Rabbiniz
değimliyim" demiştir. Ve bütün ruhlarda "Bela"
derler. "Evet, sen bizim rabbimizsin"
diye tasdik ederler. Mevlana hazretleri o gün Kalu belada o sesi duymayan, o
cemali görmeyen bir kişi varsa ben imansızım der. O kadar büyük bir yemindir bu.
Demek oluyor ki o Elest hitabında yaratılan ve yaratılacak herkes Cenabı Hakkın
cemalini görmüştür.
OSMANCIK:
Hazreti Mevlana'dan bahsederken Mevlevi müziğinden bahsetmeden olmaz. Nedir İslamiyet
de müziğin yeri?
N. ARTIRAN: Hani müzik ruhun gıdasıdır derler ya, işte pirimiz derki işte
musikiden alınan zevk, ruh bir anda o Elest de Rabbinin sesini duymuş gibi zevk
alır, sesini hatırlar o anı hatırlayarak vecde gelir ve mutlu olur semaya başlar.
Mesnevide şöyle geçer." Gönül ehli kişiler musiki nağmelerini gökyüzünün
dönüşünden ve gökyüzünde ki meleklerin tespih sesinden almışlardır. Dede
Efendiler, Zekayi Dedeler, Itriler hem kalbini Hakka açmış, hem de kulağını
Allaha vermişler. O gökyüzü âşık olmasaydı, aşkından dönmeseydi başı döner yere
düşerdi diyor pir. Gökyüzü âşık, gökyüzü aşk ile dönerken onunda bir zikri var.
Kâinatta Allah'ı zikretmeyen bir zerre var mıdır ki. Zaten bir Kuran ayetidir.
Yaratılan her şey kendi dilleri ile Allah'ı zikrederler. Her şey kendi dilleri
ile Allah'ı zikreder diyor Muhittîn Arabi Hazretleri. Ve gökyüzünün zikrini
duyuyorum diyor. Mesnevi beytin de diyor bunu. Onun için musikiye bazı insanlar
hoş bakmış bazıları da hoş bakmamıştır.
Musiki denilen şey aşığın aşkını, fasığın fıskını
artırır. Bu hangi niyetle dinlediğine bağlıdır. Hz Mevlana şöyle diyor "Ben Ut sesinde Ente Hasbi, Ente Kâfi ya Vedud"
sesini duyuyorum. (Ey sevgili, sen bana yetersin, sen bana kâfisin, başka bir
şey istemem).
OSMANCIK:
Ut sesi de Ney sesi gibi ilahimidir?
N.
ARTIRAN:
Bir kere udu Fârabi Hazretleri bulmuştur. O
zaman da çok kişi buna karşı çıkmıştır "Bu nefsin hoşuna giden bir şeydir, bu
şeytan aletidir " demişledir. Hazreti Farabi de ben size bunu ispat edeceğim
diyor. Ve develere 40 gün tuz yedirip hiç su vermeyin diye tembihliyor. 40 gün
sonra develeri su kenarına getirin, ben de udumu çalacağım. Eğer develer su içmezlerse
benim udum rabbanidir. Eğer develer suya saldırırsa benim udum şeytanidir
diyor. Ama hiçbir deve ut sesini duyunca su içmemiş. Bunun üzerine Farabi
hazretleri "İşte hayvan hayvanken benim udumdaki rahmanın sesini duyuyor da siz
insan olduğunuz halde duyamadınız" diyor. Tabiî ki baş kulağı duyanlar anlar
bunu. Hayvan hayvanken kaval duyunca ottan başını kaldırıyor da sen ki eşrefi
mahlûksun şu otlardan başını kaldıramadın.
OSMANCIK:
Mevlana hazretleri Mesnevisinde sağlık konusu ilgili bir şeyler söylemiş mi?
N.
ARTIRAN:
Hiç söylemez olur mu? Bu konuda az yemekle
ilgili birçok deyişleri var. Zayıflamak isteyenlere diyorum ki, diyetisyene gidene kadar alın Mesneviyi
okuyun.
Hazret derki "Az yemek ilaçların padişahıdır".
Az yiyerek bütün hastalıklarınızı tedavi edebilirsiniz. Büyük veliler, Peygamber Efendimiz hep buna
riayet etmişlerdir.
Dinimiz "Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz"
buyurur. Biz bunu yanlış anlıyoruz. 1 kilo yiyecek aldık, yarısını yedik
yarısını çöpe attık bu israftır diyoruz. Bu o israf değildir. Asıl israf
hazreti Mevlana'nın mürşidi Necmeddin-i Kübra hazretleri söylemiştir. "Günde 1 defa
yemek normaldir, 2 defa fazladır, 3 defa israftır. Allah adamları Allah
değildir ama Allah' dan da gayri bir şey değildir. Niye israftır. Eğer bir
insanın günde 1500 kaloriye ihtiyacı varken 3000 kalori alıyorsa bu israf değil
de nedir? Hz pir mesnevide "Yağlı ballı yiyeceklerle beslenirsen maneviyattan da
o kadar nasipsiz kalırsın" diyor. Sen eğer maneviyattan nasiplenmek istersen önce
şeytanı sütten keseceksin. Yemek bir amaç olmamalı, sadece bu bedeni ayakta
tutacak kadar yemek yenmeli. Ağızdan aldığımızın ruhumuza hiç bir faydası
olmadığı gibi tam tersine bizi köreltir, hapseder, benliğimizin egosunu içinde
sıkıştırır. Beden az beslenince ruh özgür kalır.
OSMANCIK:
Ruhun özgür kalması ne demektir?
N.
ARTIRAN
: Ruh ötelerden gelmiştir, bu âlemde gariptir. "Gariplere yardım ediniz" derler. Bizler dışarıdan gelenlere, mültecilere yardım
ediniz anlarız bunu. Bu işin zahiri boyutudur. Bir de işin batini boyutu vardır. Zahir
batının gölgesidir. Nefis bu dünyaya ait olduğu için kendi evinde hükümrandır, güçlüdür.
O'na yardım ediniz ona sahip çıkınız denmek isteniyor. Önce ruhuna sahip çık.
Ruha sahip çıkmak ne demektir.
Peygamber efendimiz n sünnetleri bize bunun
yolun gösteren ışıklardır. Hz Mevlana, Ahmed-
Er-Rufai, Abdulkadir Geylani Hz, Cüneydi Bağdadi Hz, Beyazid-i Bestami Hz bunların
hepsi Allah kullarını çok sevmiş ve onlara her devirde bir sultan, bir ışık yollamış
kulları yollarını bulsunlar diye. Allah Muhammedi bu âleme büyük ilahi rahmet
olarak yolladı ama Muhammed'in varisi olan büyük velilerde bu âleme rahmet
olarak geldiler. Onlar ruhumuza sahip çıkabilmemiz için bize yol gösteren en
güzel velilerdir.
"İşte yine etraf Şems'lerle dolu ama onu
görecek Mevlana'lar nerede".
Aşk şehri boş kaldı deme. Hiç kimsenin yeri
boş kalmaz. Allah her sene bir peygamber varisini dünyaya getirir. Size bir şey
bildirmeden size zulmetmem diyor. Biz bilmiyoruz, anamız babamızda bilmiyordu, biz bilmeyen bir kavimdik,
haberimiz yoktu demeyesiniz diye size bildirdim diyor. İslamiyet'te bir şart vardır,
dilin dediğini kalp tasdik edecek. İşte bu hale bürünmektir. Peygamber
Efendimizin ahlakı ile ahlâklanmaktır.
OSMANCIK: Bu dünya insanlar için bir imtahanmıdır?
N.ARTIRAN: Evet şimdi dünyaya imtahan dünyası diyoruz ya. Kulunu yaratan Allah,
kulunu yaratıyor da kulunun ne olduğunu çok iyi biliyor. Ve bize bizim ne
olduğumuzu bildiriyor. Ve ey kulum sana haksızlık yapılmadı yapılmazda diyor.
Kuran "Allah birdir" der. Allah iki oldu diyen yoktur zaten. Hz Mevlana şöyle buyuruyor. "Allahın tekliği
hakkında kimse tartışmaz, bir şey demez ama veli kulları ve peygamber hakkında
tartışır". İnsan kendini Allah ile eşleştirmez, onun birliğini peşinen kabul
eder ama peygamberleri ve büyük velileri kendinle eşleştirir. "Ya oda benim gibi bir insan, neden
peygamber olsun ki"
der. Onları
beşeri halleri ile görür. Gözlerinin körlüklerinden anlayamazlar. Bir kamış
vardır içi boştur, bir kamış vardır, içi şeker doludur. İki arı vardır, biri
bal yapar. Biri defalarca sokar. Ama ikisi de arıdır.
OSMANCIK: Hz Mevlana'ya göre Allahın
birliğine iman nasıldır?
N.
ARTIRAN:
Bunu Hz Mevlana şöyle açıklıyor. "Allah
birdir demekle Allah bir olmaz. Onun birliğine inanmak için kazaya ve belaya eyvallah
dediğin zaman işte onun birliğine inandın demektir. Başına gelen her şeye
eyvallah ettiğin zaman, her şeyi Allah'tan bilip sabredip eyvallah dediğin
zaman o dur onun tekliğine inanmak. Her şeyi kullardan bilip kullardan
bekleyen, Cenabı Hakkı sanki bizi gökten
seyreden bir Rab gibi görmek, düşündükçe başına gelen belalara rıza ve sabır
göstermedikçe hal olarak Allah birdir dememiş olur. Elbette dili birdir diyor ama
dili dese bile kalp tasdik etmiyor.
OSMANCIK: Bir tekkede dervişe en
öncelikle öğretilen şey nedir?
N.ARTIRAN: Tekkede bir dervişe önce eyvallah demesi öğretilir. Ne olursa olsun.
Su içir misin? Eyvallah, Oturur musun?- Eyvallah.
Yer misin? Eyvallah. Yemez misin? Eyvallah…
İşte dilin desin de bir gün kalbinde mutlaka
eyvallah der tasdik eder.
Bu da bir Kuran ayetidir "Başınıza ne gelirse
elinizden gelir. Belalar ilahi rahmettir. Çünkü işin içinde sabır vardır.
Hiçbir ibadet sabır derecesine ulaşmamıştır.
Bütün yolları sabur ile aşıp geçebilirler. Sabırda sabretmek vardır, istemediğiniz bir olaya zoraki katlanmak
vardır. Ama onu rıza gösterdiğinizde orada rıza vardır. Her şeyin özünü
görürsünüz her şeyin sonunu görürsünüz. Bizler bir olayı çözemiyorsak vardır
bir sebebi deriz. Ama rıza makamına gen artık bilir sebebini ve sabreder.
Burada açılacak kapı Rıza kapısıdır. O makama gelince zaten sabretmek zorunda
kalmazsınız.
Hani deriz ya hep. " Vardır bir hikmeti". Rıza
makamına gelen bilir niçin öyle dediğini.
O zaman sabra gerek yok. O bela denen şey önce peygamberlere, sonra
velilere daha sonra halka gelirmiş. Allah bela dağıtırken onlar elini açıp bana
Allah'ım bana ver derlermiş.
OSMANCIK:
Eğer hiç ummadığımız bir anda başımıza bir musibet gelirse buna da şükretmemiz
mi gerekiyor?
N.
ARTIRAN:
Hz Mevlana Mesnevisinde "Eğer sana kendiliğinde
hiç ummadığın bir anda bir bela gelirse yat kalk ona secde et. Çünkü mutlaka her bela giderken sana çok
büyük ikramlar bırakarak gider" buyururlar. Peygamber Efendimizin başına
gelenleri düşünün. İşte Zekeriya peygamber testere ile kesildi, Hasan Efendimizin
başı kesildi, Hüseyin efendimiz zehirlendi. Yani saymakla bitmez. Allah
muktedir değil miydi bunları saraylarda yaşatsın. Veya peygamber efendimiz
muktedir değimliydi Karun gibi yaşasın.
OSMANCIK:
Mevlana hazretleri herkes tarafından çok seviliyor. Ama sanki İslam'ın dışında
bir inanç sergiliyor gibi algılanıyor?
N.
ARTIRAN:
Ne yazıktır ki Hazreti Mevlana hem kendi
yurdunda, hem de dışarıda İslam'ın dışında gibi görülüyor. Sanki kendine göre
bir ekolü, bir felsefesi var, kendi düşünceleri var. Bir kere Mevlana'nın
felsefesi olmaz, onun her dediği Kuran hükmündedir. Herkesin hoşuna gidecek
hale getirmiş, İslam'ı yumuşatmış ılımlaştırmış. Hiç olur mu böyle bir şey. 25
bin Mesnevi Beyti, 50 bin Divanı Kebir Beyti var. 70 bin beytini nasıl
özetlersiniz dediğinizde gönül rahatlığı ile "Ben Kuranın kulu kölesiyim, Hazreti
Muhammed'in bastığı yerin toprağıyım. Her kim ki benim dışımda sözlerimden ne
anlarsa o sözden de naklederse huzuru ilahide nakledenden Huzur-u İlahide
davacım" .her söylediği söz Kuran hükümlerindendir. Ancak Mesnevide 1500 ayet
şerh edilmiştir. Ayet numaraları verilerek, bir o kadar da hadis-i Şerif şerh
edilmiştir. Diğer ayetlerde sırlı olarak
şerh edilmiştir. Bunu farklı görenin kendi düşüncesidir.
OSMANCIK:
Neden HZ Mevlana denince farklı, HZ Muhammet denince farklı bir anlayış söz
konusu oluyor?
N.
ARTIRAN
: İşte HZ Mevlana'da Muhammed'i ahlakı en zarif
şekilde sergiler.
Mevlevilik nedir derlese "İslamiyet'i en zarif
en naif yaşama biçimidir" denilebilir. Eğer HZ Mevlana bütün toplumlar tarafından
kabul görüyorsa bu HZ peygamberin ahlakını en güzel şekilde ahlaklanmasının işaretidir.
Ama bunun kaynağı vardır. Peygamber Efendimiz kâinatın ışığıdır. Şu güneşe bile
başınızı kaldırıp bakamazsınız. Peygamber Efendimiz o güneşe bile nur veren
nurdur. Güneşin içinde Muhammedi nur olmasaydı mümkün müydü onun ışığı ile yeryüzünde
ot bitsin. Kâinatın Efendisi o kadar büyük bir nurdur ki, herkesin gözü
dayanmaz onu görmeğe. Peygamber Efendimiz "Yarabbi
bende bu kadar ilahi nur zahir iken bu kullar neden beni fark etmiyorlar
"
diyor. İşte sen öyle ilahi bir nursun ki seni görmeye bir bedel lazım. Bizler
gerçek Muhammet ümmeti olsaydık bu gün böylemi olurduk. Benim ümmetim veren
eldir, alan el değildir demiştir.
Kim bu gün veren eldir. Var mı dünyada bu gün
Muhammet ümmetiyiz deyip de el ele yürek yüreğe birlik olan bir ülke var mı
kardeş kardeşe yaşayan.
OSMANCIK: İnsanlar bu gün dünyaya
düşkünler. Nedir kula göre dünya?
N.ARTIRAN: Dünya seni Allahtan gafil bırakan her şey dünyadır. Dünya deniz
gibidir. İnsan gemidir, ama gemiye su alırsan gemi batar. Yani dünya malını gönlüne alma. İslamiyet
dengedir. Dengeyi kuracaksın. Muhammed
İslam âlemine zekât olarak gelmiştir. Birlik beraberliktir Muhammet ümmeti
olmak. Mümin uyanık olmalı diyor peygamberimiz. Allah, Allah derken dilin onun
hakikatinden uzak olmadan peygamberin yolunu yol edinecek, ahlakını ahlak
edinecek. Her şeyin bir Batıni, bir zahiri vardır. Batıni ni öğrenecek.
OSMANCIK: Sahabilerin en büyük özelliği neydi?
N.ARTIRAN: Sahabilerin en büyük özelliği sohbet ile yetişmiş olmalarıdır. Sohbet
çok önemlidir. Hz Mevlana mesnevide dinle demiştir. Cenabı Allahın kuvvet ve
kudretini idrak edenler için 100 çeşit namaz 100 çeşit rükû 100 çeşit secde
vardır. Elbette 5 vakit namaz, namazdır.
Ama sohbetlerde namazdır.
OSMANCIK: Mesnevi han ne demek?
.
N.
ARTIRAN:
Mesnevi okuyan demektir. Mesneviyi en iyi
okumuş, anlamış ve bunu da en iyi yorumlayandır. Can hocamız en iyi Mesnevi handır.
Bunu da lütuf ettiler bu fakire bıraktılar. Manevi sohbetlerimiz vardır.
İlgilenen herkes bu derslerde Mesneviyi öğrenebilirler.