• Bu uzun bir hikâye: Her derdin dermanı vardı… Ancak, tedavi olmak için önce
hasta olmak gerekti. Hasta olmadan bu hakkı elde edemezdiniz. Kolayca hasta
olmanız için hastalık üreten yaşam tarzı size her türlü kolaylığı sağlıyordu…
Sadece hasta ederken değil, tedavi ederken de şefkatli kollarını açmış
bekliyordu. Çağrı çok açıktı: Hasta olmaktan ve hatta kanser olmaktan bile
korkma! Geç kalmaktan kork, çünkü geciken hapı yutar.
• Sonuçta, fast-fooddan sigaraya, sağlığa zararlı katkı maddeleri ve genetiği
değiştirilmiş gıdalardan alkole, çevre kirlenmesinden küresel ısınmaya kadar
küresel şirketler özgürce rol alırken, küresel sağlık sektörü de tedavi etmek
için fedakârca(!) çalışıyor. Emme basma tulumba gibi çalışan bu sistem, biriken
servetin çok az bir kısmıyla yaşam tarzımızı istediği şekilde planlıyor. Pahalı
ilaç ve teknolojiye dayalı bu cendereye girenlerde ise zaman içinde teşhis ve
tedavi olmaya yönelik ‘sağlık bilinci’ gelişmiş oluyor. Bilincin temeli akıllı
hasta olmaya dayanıyor. Peki, akıllı hasta nasıl olunur? İşte yaratılan bu
‘akıllı sağlık bilinci’ trilyon dolarlık sektörün can damarı ve hayat kaynağı.
Bu dev sektör iki zengin kaynaktan besleniyor:
• Birincisi, hastalık üreten yaşam tarzının ansızın çarptığı
hastalar. Takla atan taşıtların kaportacı veya hurdacıya gitmesine benzer
şekilde hastane kuyruklarında ömür tüketen bu hastalar, hayatlarının kalan
kısmında bu sektörün en sadık müşterileri. Kalp krizi ve felç geçirenler, şeker
hastaları, aşırı şişmanlar, organ nakli bekleyen hastalar, kanser hastaları,
kalp, böbrek, karaciğer yetmezliği ve daha niceleri…
•
İkincisi; bu çarpık, bağımlı ve tüketici hayattan korkan
çekap madenleri. Bu ikinci grup, taşıtların sürekli servisten
geçtiği gibi, belli aralarla çekap denilen sağlık kontrollerinden geçerek teşhis
ve tedavi için her fedakârlığı yapmaya hazır. Korku ve panik sektörünün
körüklediği bu milyonlar, en pahalı cihazlar yardımıyla yapılan sayısız
incelemelerin konu mankeni. Medyada gündeme gelen ani ölümler ve hastalıklar
defileyi başlatmak için yeterli. Eğer her şey temiz çıkarsa bunun da ödülü var:
bir şeyim yokmuş diyerek derin bir oh çeker, cebiniz hafifleyerek rahatlarsınız.
Petrolden altına kadar tüm rezervler tükenirken, dünyanın bitmeyen tek kaynağı
olan çekap madenleri sürekli işlenmeye hazır bekliyor. Pahalı yöntemler ve
sayısız kontrollerle, ileri de çıkacak hastalıklara bu günden önlem almak akıl
ve bilime uygun değil mi? Tabii ki uygun. Ancak bunun için gerekli olan
yüzbinlerce doktoru ve milyarlarca dolarlık harcamayı kim karşılayacak?
• Okinawa’da olduğu gibi sağlığı koruma ve hastalık üreten akvaryumu
temizleyerek 120 yaşına kadar sağlıklı ve mutlu yaşamak mümkün değil mi? Hasta
olmak zorunda mıyız? Sanki hasta olmak hak ve özgürlük, tedavi olmak ise lütuf
ve ayrıcalık. Kirlenmiş akvaryumda başka çıkış yok. Eğitim sistemi ve küresel
medya bu sorulara karşı beynimizi kilitlemiş bulunuyor. Varsa yoksa sihirli
gıdalar. Genetiği değiştirilen ve sağlığa zararlı katkı maddeleri içeren gıdalar
ise tam bir muamma. Bunlara karşı halkı kim uyaracak ve bunları kim
yasaklayacak? Bunlardan bahseden yok. Çünkü bunlar reklamla yaşayan medyanın ve
küresel yapının yaşam kaynağı. Kimse bindiği dalı kesmek istemiyor.
Altın yumurtlayan tavuk: Yaşam tarzımız
• Küresel sağlık anlayışı, hastalık üreten yaşam tarzının daima sonuçlarıyla
ilgilenir. Sonuçları düzeltmek için araştırmalar ve keşifler yapar, çözümler
üretir. Çünkü sonuçlarla uğraşmak karlı bir iştir; altın yumurtlayan trilyon
dolarlık dev bir sektördür. Hastalık üreten yaşam tarzının sebeplerini ortadan
kaldırmak ise, altın yumurtlayan tavuğu kesmektir.
• Hastalık üreten yaşam tarzının doğal sonucu olan hasta sayısındaki patlama,
trilyon dolarlık sağlık sektörünün can damarıdır. Bu verimli kaynağın
değerlendirilmesi için ne gerekiyorsa yapılır, hiçbir fedakarlıktan kaçınılmaz.
• Onbinlerce doktor ithal etmekten, milyar dolarlık bilimsel araştırmalara,
onbinlerce bilim adamı ve doktorun dünyanın bir ucundan öbür ucundaki kongrelere
taşınmasına kadar her çeşit harcama finanse edilir. Ancak, hastalık üreten
bataklığın kurutulmasına gelince, gerçek anlamda hiçbir mücadeleye izin
verilemez.
• Sonucu etkilemeyen göstermelik çabalar, ‘dostlar alış verişte görsün’
türünden reklama yönelik çalışmalar vaziyeti kurtarmak için zorunludur.
• Bunların hepsi gerçektir. Hastalıklar ve sağlık harcamalarının birlikte
artması yüzünden, bu sektör giderek dev bir pazara dönüşüyor. Bu trilyon
dolarlık sektörün başarısı için, herkes senaryoda verilen rolleri çok iyi
oynuyor, kimse bindiği dalı kesmek istemiyor.
• Sağlığa ticari meta olarak bakıldığında, bundan doğal bir şey olamaz. Neden
acaba? Müşterilerini azaltan bir şirket yaşayabilir mi? Sağlığın korunması ve
hastalıkların önlenmesi için gerekli harcamaları kim finanse edecektir? Ölmesini
veya hastalanmasını engellediğiniz ve sağlıklı yaşamasını sağladığınız
insanlardan hangi gerekçeyle para alacaksınız?
Küresel sağlık anlayışının şifreleri
• Sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesinin finansmanı ayrı bir sorun,
azalttığınız müşteriler nedeniyle dev bir sektörün çöküşü başka bir sorun.
Trilyon dolarlık masrafları ve kayıpları kim karşılayacak?
• Araştırmaların finansmanı, getirisi olan sonuçlara dayandığı için geri
dönüşü olmayan bilimsel araştırmalar bilimin çıkmaz sokağı. Risk faktörleri ve
hastalıkların önlenmesi geri dönüşü yok ediyor. Bu yüzden hastalık üreten
bataklığı kurutma görevini şimdilik üstlenen yok. Bu görevi üstlenmesi gereken
sosyal güvenlik ve kamu kurumlarının ise ayırabileceği kaynağı yok.
• Sektörün büyümesi ise bilimi teşvik ederken, gelişeceği yönü de belirliyor:
Getirisi olan sonuçlar! Götürüsü olan sebepler ne olacak? Bu sorular bilim
dünyasını aşıyor olmalı.
• İşte bu hastalık üreten bataklığı göz ardı ederek para getiren sonuçlara
odaklanan ‘bırakınız hasta olsunlar’ anlayışı, küresel sağlık sisteminin temel
şifresidir. ‘Erken teşhis hayat kurtarır’ kampanyalarına destek veren küresel
şirketler, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması savaşına her nedense
destek vermezler. Çünkü erken teşhis kampanyaları sonrası, tedavisi gereken dev
bir hasta potansiyeli keşfedilir. Bu zengin maden yatağı ilaç, teknoloji ve
hizmet sektörü için piyangodan çıkan büyük ikramiyedir. Satışlarda patlama
yaşanır. Böylece sektör yeni bir kampanya için gerekli enerjiyi fazlasıyla
toplamış olur.
• Bir taraftan hastalık üreten yaşam tarzının pompalanması, diğer
taraftan da bu verimli madenlerin işletilmesi küresel sistemin yaşam
kaynağıdır.
• Hastalıkların önlenmesine yönelik kampanyalar bu sektör için çok
zararlıdır. Çünkü hastalıkların önlenmesine harcayacağınız her kuruş müşteri
azaltan bu politika sonucu boşa giderken, bırakınız satışlardaki patlamayı
normal cironuz bile eriyip kaybolacaktır. Bu yüzden hastalıkların önlenmesi ve
sağlığın korunması savaşını yönetmek, sivil toplum kuruluşlarına ve toplumun en
büyük organize gücü olan devlete düşer.
• Aslında bu satranç oyununda yadırganacak bir durum yoktur. Yaşam tarzı
dediğimiz bu hayat oyununun bir tarafında insan, toplum ve toplumun organize
gücü olan ulus devletler vardır. Oyunun diğer tarafında ise insanın özgür
iradesini yok ederek toplumun yaşam tarzını kendi istediği şekilde kurgulamaya
çalışan küresel sistem vardır.
• Bu mücadelede gelişmiş ülkeler dâhil tüm dünya ülkeleri,
kendilerini mat edecek kadar zekice hazırlanmış bir oyunla karşı
karşıyadır.
Bu oyunun ilk hamlesinde, toplumun beyni olan aydınlar,
küresel sistemin ödül ve cukkalarıyla memnun edilir. Her çeşit yayından bilimsel
çalışma ve kongrelere kadar, toplum ve devletten destek alamayan aydınlar ve
bilim adamları mecburen bu desteği, ilgi ve şefkati gördüğü küresel safa geçmek
zorunda kalır.
• Bu satrancın kalan hamlelerinde beyin gücünden yoksun kalan ve körebeye
dönen toplum ve devletler için, küresel oyunlar karşısında mat olmaktan başka
bir seçenek yoktur. Çünkü bu oyunu, beyin gücünü kendi safına çeken
kazanacaktır. Ve ilk saf değiştirmeye zorlanan da toplumun organize güçleri,
aydınlar ve bilim adamları olacaktır. Bu saftan sökülen her çivi, toplum ve
devlet binasının çöküşü demektir.
• Özellikle en büyük değerin para olduğu, ahlak ve hukuk gibi
değerlerin ise para etmediği toplumlarda, bu oyunun galibi daima küresel sistem
olacaktır
. Beyin gücünü kaptıran devlet ve toplumlar ise, savaş
meydanında başsız kalan cengaver gibi kelle koltukta haybeye kılıç sallayacak ve
oyununun son sahnesi de acıklı olacaktır. Bundan daha doğal bir sonuç olamaz.
Kaynak:
Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam
Tarzımız Nasıl Değişir
. Hayykitap 9. Baskı, 2007