|
TEŞKİLAT’ın tanıtımı için kullanılan bu paragraf tamamiyle kurgu bir politik romanla mı yoksa gerçekleri anlatan bir kitapla mı karşı karşıya olduğunuz konusunda kafanızda bir soru işareti oluşmasına sebep oluyor. Osmanlı döneminden günümüze kadar siyasi tarihe ilişkin son derece enteresan iddiaların olduğu kitap, günümüzde yaşanan olaylara ilişkin de, farklı analizlerde bulunuyor. Hani bazı kitaplar ve filimler vardır, ya çok beğenilir ve olay yaratır, ya da çok eleştirilir ve yerden yere vurulur. Okuyan ya bayılmıştır yada nefret etmiştir.Yani,hiç ortalama tepki verilmez yada “aman canım sadece bir kitap işte” deyip geçilmez. Teşkilat’ta öyle bir kitap. Beğenenin “fevkaledenin fevkinde” bulacağı, beğenmeyenin ise pek çok anti-tezle karşı çıkacağı bir kitap. Ama her ne olursa olsun, önümüzdeki günlerde pek çok yerde hakkında yazılar okuyup, pek çok ekranda hakkında tartışmalar duyacağınız bir kitap Teşkilat.
Selman Kayabaşı kimdir?
Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu, tarihe ve siyasete ilgi duyan genç bir yazar adayıyım. Timaş Yayınları’nın Aktüel-Siyaset dizisi içinde çıkan kitaplarına danışmanlık yapıyorum. Bir taraftan da, tarih üzerine yaptığım araştırmalarıma devam ediyorum.
Bugün en çok satanlara bakıldığında komplo teorilerinin hatrı sayılır bir yeri olduğunu görüyoruz. Türkler neden komplo teorilerine bu kadar ilgi gösteriyor sizce?
Bu soruyu, “Türkler neden komplo teorilerine bu kadar çok ilgi duyar hâle geldi?” diye sorduğumuzda Türkleri haklı çıkaracak pek çok neden sayabiliriz. Üzerinde yaşadığımız topraklar, kahraman ve hain üretmek konusunda dünyanın diğer bölgelerinden çok daha verimli. Her birimiz inanıyoruz ki; Türkiye, tarihinden kendisine miras kalan tecrübeyle, bölgede bir gün yeniden süper güç olacaktır. Fakat bugün, taşıdığı bu potansiyeli Osmanlı bakiyesinde ve Orta Asya’da kullanamıyor. Tam bu noktada, asırlarca bölgeye adaletle hükmetmiş bir milletin mensubu olarak bölgemizdeki kaosun muhasebesini yapıyoruz. “Neden biz güçlü olamıyoruz ve neden bu bölgenin insanı başka ellerin pençesinde zulüm görüyor?” sorusunu sormaya başlıyoruz. Devletimizin yaptığı muhasebenin faydasını sorgulasam da, milletimizin kendi devleti için yaptığı muhasebede sorgulanacak bir art niyet göremiyorum.
“Güçlü olmamız gerekirken, neden zayıf kaldık?” sorusu, okurlarımızı komplo teorilerine ilgi duyar hale getiriyor; herkes, zayıf kalmamızın dahili ve harici sebeplerini öğrenmek istiyor. Burada şunu söylemek lazım: Birkaç yıldır, komplo teorilerinden daha çok, okurlarımızın tarih kitaplarını okumaya başladığını görüyoruz. Bu sevindirici bir gelişmedir. Çünkü, tarihini bilen kişi komploya ihtiyaç duymaz. Bugün kurguladığımız komploların hepsi, tarihî belgelerde birer gerçek olarak kayıt altına alınmıştır.
Kitabınızı diğer politik kurgu kitaplarından ayıran nedir?
Teşkilat’ı diğer kurgu kitaplardan ayıran nokta şudur: Kitapta, tarihî bilgi ve belgelerle açıklanmış bir tezimiz var. Türkler’de, Oğuz Kağan’dan bu tarafa, görünen iktidarın dışında gizli bir teşkilatın var olduğunu ve bu teşkilatın “devlet-i ebed müddet” fikrini korumakla görevli olduğunu anlatıyoruz. Nedir devlet-i ebed müddet? Türkler’in, her zaman dünya üzerinde bağımsız bir devletle var olması demektir? Bu tezimizde, Gök-Türk’ü kuran irade ile Selçuklu Devleti’ni kuran iradenin aynı irade olduğunu söylüyoruz. Selçuklu’nun Moğol hâkimiyetine girmesinden sonra Osmanlı Devleti’ni kurmaya karar veren iradenin de aynı irade olduğunu anlatıyoruz. İstanbul’un işgali sonrasında Osmanlı’nın tasfiye edilip Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına yine bu iradenin karar verdiğini iddia ediyoruz ve bu iddiamızı sıradan bir tez olarak ortaya atmıyor, tarihi kayıtlarla ispata çalışıyoruz. Bu tezimizin yanında, bugüne ilişkin kurguladığımız bazı olaylar var. TEŞKİLAT ismini verdiğimiz bu iradenin son yıllarda tekrar aktif hale gelmeye başladığı ve bugün Türkiye ile ABD arasında yaşanan gerilimin perde arkasında bu gerçeğin olduğunu söylüyoruz.
Tarih tezleriniz hangi kaynaklara dayanıyor?
Tarih tezlerimiz öncelikle Genelkurmay ATESE Başkanlığı’nda kayıtlı tarihî belgelere, Teşkilat-ı Mahsusa’nın son dönemdeki liderlerinin hatıratlarına ve bu konuda yazılmış yerli-yabancı kaynaklara dayanıyor. Yalnız şunu münafık bir tevazu ile belirtmek isterim: Kitap yayınlandıktan sonra, “benim de böyle bir tezim vardı” diyenler var. Kusura bakmasınlar ama Oğuz Kağan’dan bu tarafa böyle bir silsilenin varlığını ilk kez ortaya atan kişi benim.
Teşkilat’ı derin devletten ya da diğer yeraltı örgütlenmelerinden farklı kılan nedir?
“Derin devlet”, Türkiye’de hak ettiği anlamda tanımlanmış bir yapı değildir. Veya şöyle söylemek daha doğru olur: Türkiye’de hak etmediği halde kendisini derin devlet gibi göstermek isteyen çıkar grupları bu ismi kullanmaya çalışmışlardır. Ve maalesef milletimiz, bu tanımlamayı göz önüne alarak devletinden soğumaya başlamıştır. Teşkilat, bugün bilinen anlamıyla değil, hakiki anlamıyla bir derin devlet, bir derin akıl, bir kutsal iradedir. Sadece silahla veya sadece savaşla açıklanabilecek bir yapı değildir. Teşkilat, nizam-ı âlem ülküsü etrafında bir araya gelmiş, dünyayı adaletle yöneteceğine inandıkları bir devletin daima var olması için çalışan insanlardan oluşur. Amaçları rant, çıkar veya makam olamaz!
Teşkilat herhangi bir din ya da millet tarafından mı yönetiliyor, yoksa sınırlar ötesi bir amacı mı var?
Teşkilat, her hangi bir ırk veya din temeline dayalı olarak çalışmıyor. Kitap yayınlandıktan sonra, hem Türkçü ideolojiye yakın okurlarımızdan hem de İslamcı ideolojiye yakın çevrelerden bazı tebrikler aldık. Hepsine aynısı söyledim: Teşkilat’ın lideri bir Türk olsa da Teşkilat Türkçü değildir; Teşkilat’ın lider kadrosunun tamamı Müslüman olsa da Teşkilat sadece İslamcı bir örgüt de değildir.
Teşkilat bölge bu hale gelene kadar neden ortada yoktu?
Teşkilat; eksiksiz, noksansız bir yapı değil. Tabi ki zayıfladığı, karşı operasyonlarla güçsüz kılındığı, kimi zaman etkin olduğu, kimi zaman uykuya daldığı dönemler olmuştur. Az önce bu toprakların veriminden bahsettik. Ben, geçmişte yaşadığımız kötü günlerden daha çok, Teşkilat’ın gelecek vizyonu hakkında konuşmayı, düşünmeyi, ipucu bulmayı seviyorum. Çünkü hasret kaldığım, özlemini çektiğim bir döneme doğru ilerliyorum. Bölgemizde kardeşlik ikliminin hakim olacağını yeni bir sürecin başlamasını istiyorum ve bu konuda çok ümitliyim.!
Olası bir İran-ABD gerginliğinde Teşkilat’ın safı ne olacak?
Teşkilat’ın vizyonuna sahip insan nasıl bir politika belirler? Bölgemizde büyük bir savaşın alt yapısı hazırlanıyor. Bu savaş ABD-İran savaşından çok daha vahim neticelere sebep olacaktır. Bir tarafta Şii blok ve bu bloğun karşsında bir Sünni blok oluşturuluyor. İran, Suriye ve Lübnan’daki Şiiler’in karşısında; Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan’ın yer aldığı bir Sünnî cephe kuruluyor. Bunu Şiiler ve Sünnîler kurmuyor! Ben, Teşkilat’ın vizyonuna sahip devlet görevlilerimizin, bu iki cepheden hiçbirine girmeyeceklerini hatta bu iki cepheyi birbirine kardeş kılmak için aktif bir diplomasi yürüteceklerini düşünüyorum.
ABD’nin olası bir İran harekâtını konuşmadan önce, Ankara’ya yapılan teklifleri bilmek ve ona göre bir yorum yapmak lazım. Bugün şu kadarını söylemek mümkün: Türkiye, ABD’nin yanında yer almaya karar verirse, hükümetin içinde Teşkilat’ın vizyonuna sahip kişilerle, ABD’ye destek verilmesini savunanlar arasında bir çatışma yaşanabilir. Bu çatışma çok ciddi boyutta olacak diye düşünüyorum. Hatta bu çatışma, bölgemizde ciddi bir tartışmayı da gündeme getirecek ve Türkiye’nin bölgeye yönelik dile getirdiği politikalarda ne kadar samimi olduğu sorgulanacaktır. Hükümet’in, 1 Mart Tezkeresi’nden çok daha ciddi bir sınavla karşı karşıya olduğunu görüyorum.
Bugün PKK ile yaşanan gerginliğin suni bir gerginlik olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu gerginlikten kim, ne çıkar sağlayacak?
PKK ile Türkiye arasında yaşanan gerginlik, “idare etme” gibi bir neticeyle sonuçlanmayacak. Ya Türkiye bir devlet olarak iflasını açıklayacak, ya da PKK beş-altı yıllık bir süre için tasfiye edilecek. Bu benim şahsî yorumum. Bu tasfiye kim tarafından yapılır? Türkiye mi, ABD mi, Peşmerge mi? Bilmiyorum. Eğer Türkiye kendisi tasfiye etmek zorunda kalırsa, ABD ile ilişkilerinin geleceği konusunda kimse ümitli olmasın. Eğer ABD, PKK’yı “tasfiye ettim” derse, Türkiye’nin geleceği konusunda kimse ümitli olmasın!
Asırlardır dalgalanan sancağın destanı
“Onlar; Oğuz Kağan’dan bugüne, Türk’ün devlet-i ebed müddet fikrini devam ettiren gizli teşkilatın liderleriydi... Kimi Gök-Türk’ü, kimi Selçuklu’yu, kimi Osmanlı’yı, kimi de Türkiye Cumhuiyeti’ni kurmakla görevlendirildi. Nizamülmülk’ten Gazali’ye, Selçuk Bey’den Mevlânâ’ya, Osman Bey’den Sultan Abdülhamit’e, Mustafa Kemal’den Turgut Özal’a kadar birçok isme; Teşkilat’ın gizli sancağı emanet edildi. Pakistan’da, Afganistan’da, Lübnan’da, Azerbaycan’da, Bosna’da; Osmanlı Devleti’nin bakiyesinde kurulan elliye yakın devletin harcında Onlar’ın gizli faaliyetleri vardı.
Ve bugün; Türk’le Kürt’ü, Türk’le Fars’ı savaştırmak isteyen Kaos Düzeni’nin mimarları, hesap etmedikleri bir gerçekle yüzleşmeye başladı: Teşkilat’ın askerleri, yeni bir düzen için geri dönüyorlardı...”
Portre: Cansel Poyraz
Bİlkent Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’ni Yüksek Şeref Öğrencisi olarak bitirdi.Yüksek Lisansını Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü “Bölgesel ve Stratejik Etüdler” Bölümünde tamamladı. Halen Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nde Doktora öğrencisidir. Aynı zamanda yaklaşık 5 yıldır Skyturk Haber Kanalı’nda Yapımcı olarak görev almaktadır. Kan Uykusu, Kalemler ve Kılıçlar, Stratejik Bakış, Aykırı Sorular, Ne var Ne Yok, Araf, yapımcılığını üstlendiği programlarından bazılarıdır.
|
|
YORUM YAZ |
|
|
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.
|
|
|
|
|