|
Gareth Jenkins 5 Şubat'ta emekli ordu personelini temsil eden bir derneğin bir grup temsilcisi, AK Parti'nin anayasayı değiştirme ve hâlihazırda başörtülü kızların üniversitelere girişini engelleyen başörtüsü yasağını kaldırma girişimlerine MHP'nin verdiği desteği protesto etmek için Ankara'daki MHP merkez binasının kapısına siyah çelenk bırakmak istedi. Bu grup, çelengi parçalamadan ve onu korumaya çalışan emekli askeri personeli kovalamadan önce onlara bağırıp çağıran bir grup partili tarafından karşılandı.
MHP, 1960 askeri darbesinin liderlerinden biri olan emekli Albay Alparslan Türkeş (1917—1997) 1960'larda kurulduğunda, 1923'te modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Mustafa Kemal Atatürk'ün laikçi ilkelerine açık bir bağlılık ile üstünlük yanlısı bir milliyetçiliği birleştirdi. Parlamentoda çok fazla sandalye kazanmamasına rağmen MHP her zaman seçim süreçlerinde var oldu. Parti, tahminen 5,000 kişinin ölümüyle sonuçlanan ve 1980'de bir diğer darbeye neden olan 1970'lerin hizipçi şiddetine derinden müdahil oldu.
Atatürk laikçiliğine bağlılığına karşın Türkeş, İslam karşıtı değildi. Aslında o, hem şeriat hukukunun hem de İslami dindarlığın dışsal göstergelerinin kamusal alandan çıkarılması gerektiği konusunda ısrar etse de Sünni İslam'ın Türk kimliğinin belirleyici karakterlerinden biri olduğunu ileri sürdü. Bu ayrım; partinin tabanını oluşturan fakir muhafazakâr kitle üyelerinden ve MHP'nin Türk ırkının üstünlüğü ile İslami kimliği birleştirmesinden dolayı onu cazip bulanlardan dolayı çoğunlukla kayboldu. Fakat Türkeş'in milliyetçiliği ve Atatürk'ün mirasına bağlılığı; laikçi Türk ordusundaki pek çok kişinin partiye sempati duyması anlamına geliyordu.
Bununla birlikte MHP ve ordu arasındaki bağlar, kurumsal olmaktan çok genellikle kişisel düzeyde idiler, ilişkilerin duygusal boyutların ötesine geçtiği zamanlar da oldu. Türkeş'in liderliğinde MHP, ordu ile sık sık bağlantı halindeydi ve ulusal çıkarlar olarak gördüğü meselelerde onunla işbirliği yapmaya istekliydi. Sonuç olarak MHP üyeleri, ordu için istihbarat toplamada çok aktiflerdi ve sık sık Türklerin "derin devlet" dedikleri şeyi oluşturan bağlantılar ağında boy gösterdiler.
Fakat 1997'de Türkeş öldüğünde ve MHP'nin hâlihazırdaki lideri Devlet Bahçeli halefi olarak seçildiğinde ilişkiler değişmeye başladı. Türk kamuoyu için MHP'li tip; silah taşıyan, erkeklik hormonunun yönlendirdiği ve bıyıkları aşağı sarkık bir tiptir. Bitmez enerjisi ve taviz vermez retoriğiyle 70'lerinde bile Türkeş'in kendisi her zaman, sayısız sokak kavgasının katmerli bir gazisi olduğunu hatırlatıyordu. Bunun aksine Bahçeli, daha çok bir bölge bankasının müdürü gibi göründü. Partinin liderliğine seçilmesini, MHP'nin tabanında sahip olduğu çekicilikten çok parti teşkilatları üzerindeki kontrolüne borçludur. Titiz, müzmin bekâr ve dış politika ile nerdeyse hiç ilgilenmeyen Bahçeli, MHP bürokrasisinde vitrinlerin arkasında çalışarak kariyerinin çoğunu harcadı. Yakın arkadaşları onun sert ve sarsıcı politik kariyere adapte olmakta çok zorlandığını ve başlangıçta kamuoyunda görüldüğünde etrafına toplanan partinin değişmeyen destekçilerinin ellerini sıkmada gönülsüz olduğunu söylediler. Bununla birlikte o MHP parti mekanizmasını yönetmede ve yakın bir arkadaş takımıyla birlikte etrafına toplamada yetenekli bir yönetici olmaya devam ediyor. Fakat partinin liderliğini aldığından bu yana Bahçeli, Türkeş'in ordudaki pek çok kişiyle kurduğu kişisel bağlantıları yeniden kurmaya girişmedi.
Başlangıçta ordunun bazı üyeleri ve MHP'nin üst düzey yöneticileri arasında bazı bağlantılar vardı. Bahçeli'yi kişisel olarak sevmemelerine rağmen Temmuz 2007'deki genel seçime kadar hala hizmetli olan ve emekli olan subaylar MHP'ye sempati ile bakıyorlardı, Sadece Kürt meselesindeki uzlaşmaz tutumundan dolayı değil, Atatürkçü laik ilkelere hala bağlı olduğunu ve uzun vadeli bir radikal İslami ajandaya sahip olduğuna inandıkları AKP'ye karşı bir fren görevi icra edeceğini düşündüklerinden bu sempatiyi besliyorlardı.
Temmuz 2007 seçimlerinde MHP %14,3 oranın oy aldı ve 550 üyeli tek meclisli parlamentoda 70 koltuk kazandı. Fakat seçimden bu yana Bahçeli, muhafazakâr oyları çekerek MHP'nin seçim zeminini sağlamlaştırmaya karar vermiş görünüyor. Ordu ve MHP arasındaki mesafenin ilk açık belirtisi, Bahçeli'nin aniden AKP'nin Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı seçtirme girişimlerine destek vereceğini ilan ettiği seçim sonrasının ilk haftasında geldi. Türk ordusu Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığını engellemeye çalıştığından değil fakat Bahçeli'nin kararı onları tamamen şaşırttı.
O zamanlar, Bahçeli'ye yakın kaynaklar, AKP'nin, Gül'ün cumhurbaşkanlığını destekleme karşılığında Kürt meselesinde konsensüs isteyecek olan, DTP'ye gitmesini engellemek için destek verdiği ifade ettiler. Fakat Bahçeli'nin başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik AKP girişimlerini destekleme kararı için benzeri bir haklılaştırma bulmak imkânsızdır. Yine Türk ordusu başörtüsü yasağının kaldırılmasına karşı olduğundan değil fakat Bahçeli'nin kararının onları bütünüyle şaşırttığı görülüyor.
5 Şubat'ta MHP'liler parti merkezinin önünde emekli subaylarla çatışırken Bahçeli, başörtüsü yasağını kaldırılmasına muhalif olanların "ruh sağlıklarından şüphe ettiğini" açıklayarak yaraya tuz bastı.
İlişki, biçimsel olarak hiçbir zaman mükemmel olmasa da Bahçeli'nin hiddeti ve ayrılığı sözleri sağlamlaştırmaya yönelik sözleri her türlü uzlaşma umudunu yok edebilir.
|