netpano.com -
Web Netpano.com   BİZE ULAŞIN |
14 May 2008 Wednesday

Yazarlar

Fahri Sarrafoğlu
1 ALTIN MI İKİ ALTIN MI ?

Melih Bayram Dede
İNTERNET KEYİF VERİR, BAĞIMLILIK YAPAR!

Ali Ural
ŞARKI SÖYLE, KONUŞMA ARTIK!

Zübeyir Somuncu
MUSTAFA KOÇ VE AYDIN DOĞAN’IN ÖDÜL ALDIĞI TÖREN’İN KULİSLERİ

Hakan Yılmaz Çebi
"13 TANRI"NIN EVİ –WAŞİNGTON'DAKİ GİZLİ ADA- K=F=22 ÜÇGEN...

Baki Günay
CEP’İNİZ Mİ ÖNEMLİ SAĞLIGINIZ MI?

Fahri Sarrafoğlu
MARKALAŞMADA BEDELİ TÜKETİCİ ÖDÜYOR

Dedekorkut Evliyaoğlu
AK PARTİ SAVUNMASINI NEDEN SAVSAKLADI? AK PARTİNİN ÖNCELİĞİ ÖZGÜRLÜK DEĞİL İSMİ

Ali Ural
AVRUPALI ROBOTLAR

Levent Elpen
1 MAYIS’IN İKİ YAZARI

Zübeyir Somuncu
İsrail’de Yahudiler Arasında İç Savaş Çıkar mı?

Kemal Çiftçi
İŞTE BİR “ÇİFTE STANDART” ÖRNEĞİ DAHA!

Ali Ural
NEDÎM-İ BENİ ÂDEM EVLİYÂ-İ Bİ RİYÂ

Zübeyir Somuncu
TSK’DAN CEVAP BEKLEDİĞİM SORULAR

Fahri Sarrafoğlu
İLGİNÇ GAFLAR

 

Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Netpano.com  
netapno.com  -  - Wednesday, February 20, 2008 - 00:00:00  
İHH Kosova Raporu

BaşkentPriştina (500.000)

Nüfus2.300.000

Yüzölçümü10.861 km2

KomşularıSırbistan, Karadağ (Sancak bölgesi), Arnavutluk ve

Makedonya

KonumuArnavutluk, Sırbistan ve Karadağ arasındadır

ŞehirleriPrizren, Cakova, Ferizay, İpek, Gilan ve Mitrovitsa

Dinİslam, Hıristiyanlık (Katolik, Ortodoks)

DilArnavutça, Sırpça, Boşnakça ve Türkçe

Etnik DurumArnavutlar (%90), Sırp-Karadağlı (%4) ve Boşnak, Türk,

Çingene, Mısırlı (%6)

Para BirimiEuro

DağlarıSharri (Şar), Bjeshket, Nemuna ve Kapaonik

Nehirleriİbar, Beyaz Drina, Lepenci, Sitnitza ve Binca Morava

GölleriGazivode, Batllava ve Badovc

İklimiKara iklimi

TARİHİ ARKAPLAN

Balkanların en eski halklarından olan Arnavutların soyları İllirlere

uzanmaktadır. Coğrafyadaki varlıklarını MÖ. 3 binli yıllara kadar dayandıran

Arnavutlar, bu süreç içerisinde Roma, Bizans, Orta Asya

göçlerinin getirdiği istilalar, Slav ve Osmanlı etkilerini yaşamışlardır. Bu

süreç boyunca da başta dini olmak üzere çeşitli siyasi, ekonomik ve kültürel

ilişkiler ortaya çıkmıştır. Kosova beş asırdan uzun bir süre Osmanlı

egemenliğinde kalmış ve İslam'la da bu dönemde tanışmıştır. Kosova, jeopolitik

konumuyla Balkanların Müslüman yoğunluklu bölgeleri arasında stratejik bir geçiş

sağlarken Arnavut nüfusun yoğun olarak bulunduğu Arnavutluk, Makedonya, Karadağ

ve Preşova vadisi arasında kalır.

Kosova, 1389 Kosova Savaşı ile Osmanlı Devleti’nin Üsküp Sancağı’na

bağlanmıştır. Uzun yıllar Osmanlı toprakları olarak kalan bölge 1878 Berlin

Anlaşması ile Sırp saldırılarına açık bir hale gelmiş ve 1913 Londra Sefirler

Toplantısı ile Sırbistan’a bağlanmıştır. 1918 Sırp-Sloven-Hırvat Krallığı

döneminde bu durum değişmemiştir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Kosova,

Arnavutların istekleri dışında Yugoslavya Cumhuriyeti içerisinde yine

Sırbistan'ın bir parçası yapılmıştır. Arnavutların millet statüsü reddedilmiş,

azınlık statüsü dayatılmıştır. Kosova'dan üç kat daha düşük bir nüfusa sahip

Karadağ bir cumhuriyet haline getirilirken, etnik olarak Federasyon'un en

homojen bölgesi olan Kosova, Sırbistan'a bağlanmıştır.

Kosova'nın hukuki statüsü komünist rejim döneminde de değişikliklere

uğramıştır. Bu değişiklikler 1963 ve 1968 yıllarından başka diğer eski Yugoslav

cumhuriyetleri ile hemen hemen aynı hakların tanındığı 1974 senesinde

gerçekleşmiştir. 1974 anayasa değişikliğiyle Kosova, Voyvodina ile birlikte

cumhuriyetin özerk bölgeleri olmuş fakat diğer cumhuriyetlere tanınan ayrılma

hakkı Kosova'ya tanınmamıştır.

Yugoslavya'nın dağılmasının arefesinde Sırbistan, kuvvet kullanarak

Kosova'nın özerkliğine son vermiş bu harekete Arnavutlar, Sırpların Kosova'daki

bütün eylemlerini boykot ederek ve kendi paralel sosyal ve politik yaşamlarını

oluşturarak cevap vermişlerdir. Fakat Kosova’nın bağımsızlığı tanınmamıştır.

Bölge çok uzun yıllar Sırpların Arnavutlara karşı baskı dolu politikaları ile

çalkalanmış, Tito döneminin başlangıcından itibaren Yugoslavya İçişleri Bakanı

Aleksandre Rankoviç ismi hep federasyon içindeki Müslümanlara baskı ile gündeme

gelmiştir. Rankoviç’in 1966’da görevden alınmasıyla daha rahat bir dönem başlasa

da 1980’de Tito’nun ölümü ile yeniden Sırp baskısı artmıştır.

1979–88 yılları arasında tüm Yugoslavya’da hüküm giyenlerin %58’i

Kosovalıdır.

1981’de Priştina Üniversitesi olaylarında birçok öğrenci hayatını

kaybetmiştir.

1983 yılında işsizlik oranı Yugoslavya için %14 iken bu oran Kosova’da

%44’lere varmıştır.

1989–94 arasında 150 bin Arnavut işlerinden zorla çıkartılmış, bu insanların

büyük çoğunluğu çalışmak için Avrupa ülkelerine gitmek zorunda kalmıştır.

Bosna-Hersek’te 1992–95 yılları arasında süren ve yüz binlerce insanın

hayatına mal olan savaş ardından yakın zamanda yeni bir çatışma beklenmemesine

rağmen Sırbistan, 1998 Mart ayından itibaren Kosova’ya yönelik kanlı

saldırılarda bulunmuştur. Sırbistan’ın Kosova’ya saldırısı 78 gün devam eden

NATO bombardımanıyla 8 Haziran 1999’da biterken, savaş boyunca 1 milyon insan

evlerini terk etmek durumunda kalmış ve 15 bin Arnavut hayatını kaybetmiştir.

Halen 4 bin civarı Arnavut kayıptır.

EKONOMİ

“Yugoslavya’nın en fakir evi” olarak adlandırılan Kosova’nın iktisadi durumu

iyi değildir. Balkanların en yoğun nüfuslu bölgesi olması, tarımın geri

kalmışlığı ve %70’lere varan işsizlik oranı, bölgenin temel ekonomik

özelliklerini oluşturmaktadır. Kosova, tarih boyu hep bir devletin egemenliği

altında kaldığından ekonomik açıdan da bu ülkelerin uygulamalarına bağımlı

olmuştur. Zengin maden yataklarına sahip olan Kosova’da halkın geçim kaynağı

daha çok tarım ve hayvancılıktır. Bu anlamda son dönemde küçük değişiklikler

yaşansa da kırsal nüfus kentli nüfustan fazladır. Tarım ve hayvancılık yanında

diğer önemli geçim kaynakları ormancılık ve madenciliktir. Avrupa’da yeraltı

zenginlikleri ile meşhur olan Kosova, Tito Yugoslavya’sı döneminde, sahip olduğu

linyit yatakları ile Yugoslavya rezervlerinin %58’ini teşkil etmekteydi.

Savaş sonrası hızlı bir yapılanma içine giren Kosova'da gurbette bulunan

Arnavutlar ülkenin kalkınmasına ve tahrip olan yapıların yeniden onarılmasına

katkıda bulunmuşlardır. Savaş döneminde Kosova gelirlerinin %40'ı bölge

dışındaki Arnavutlarca sağlanmış ayrıca insanlar, yardım kurumlarının destekleri

ve düşük ticaret ile geçimlerini sağlamışlardır.

Kosova genç bir nüfusa sahiptir. Ülkenin %50'den fazlası 19 yaşı altı

gençlerden oluşmaktadır. İşsizlik oranının yüksekliği özellikle bu grubu çok zor

durumda bırakmıştır. Ayrıca misyonerlerin ilk hedefleri arasında bu genç

kitlenin bulunması, onları daha farklı alanlarda da sorunlarla karşı karşıya

bırakmıştır. Halihazırda Kosova’da 700’den fazla uluslararası Batılı sivil

toplum kuruluşu bulunmaktadır ve bu kuruluşlar cami avlularında dahi misyoner

faaliyetlerini sürdürmektedir. İnsanların ekonomik ve fikri alanlardaki

zayıflıkları istismar edilmektedir.

Kosova'da gençler için diğer bir tehlike de BM Kosova Misyonu (UNMIK) ve

Kosova Barış Gücü (KFOR) görevlilerinin gelişiyle zirveye çıkan ahlaki zafiyet

ve fuhuş tehlikesidir. İstatistiklere göre 2001–03 tarihleri arasında fuhuş ve

kadın ticareti birkaç kat artmış, daha çocuk yaşlardaki Arnavutlar fuhuş

sektörünün kurbanları olmuştur.

KOSOVA’NIN MEVCUT DURUMU

Kosova’nın Soğuk Savaş dönemi ardından İbrahim Rugova ile devam eden siyasi

hakların kazanımı süreci, Balkanlarda meydana gelen yeni durumlarla birlikte

şekil değiştirmiştir. 1989’da başlayan LDK sürecinde siyasilerin başlangıçta

Yugoslavya içerisinde federal bir cumhuriyet olma hedefleri 2 Temmuz 1990’da tek

taraflı bağımsızlığın ilan edilmesini getirdiyse de, Yugoslavya’nın dağılmasıyla

birlikte rota tam bağımsızlık olarak değişmiştir. 1995 yılında yapılan Dayton

Anlaşması sırasında Kosova’nın da gündeme getirilme çabaları Miloşeviç’in kati

tutumuyla başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bundan sonra devam eden etnik Sırp

baskıları Rugova’nın Gandici pasif direnişini iflas ettirmiş ve Balkanlar’da bir

kez daha silahlar çekilmiştir.

Kosova, Haziran 1999'da savaşın sona ermesinden bu yana seçilmiş

parlamentosu, cumhurbaşkanı ve başbakanı olmasına rağmen BM Kosova Misyonu

(UNMIK) tarafından yönetilmektedir. 1244 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK)

kararıyla hala bir Sırp toprağı olarak görülmekte olan Kosova’da Arnavut

çoğunluğun bağımsızlık taleplerine, Kosova'nın Sırbistan topraklarının bir

parçası olduğunu iddia eden Belgrad tarafından karşı çıkılmaktadır.

16 yıl boyunca aralıksız devam eden Rugovalı süreç, cumhurbaşkanının akciğer

kanseri nedeniyle 2006 Şubat ayında hayatını kaybetmesiyle yeni bir döneme

girmiştir. Bu yeni dönemde Kosova’daki siyasi simaların değişmesi bir yana uzun

yıllardır beklenmekte olan “statü müzakereleri”nin resmen başlatılması sürecin

daha hızlı akmasına olanak vermiştir.

Rugova’dan boşalan cumhurbaşkanlığına LDK Başkanlık Üyesi ve Priştina

Üniversitesi Öğretim Üyesi Fatmir Seydiu getirilmiştir. Yeni süreçte başbakanlık

görevi de el değiştirmiş ve Kosova Koruma Gücü (TMK) başkanlığını yürütmekte

olan Agim Çeku Kosova’nın yeni başbakanı olmuştur. Meclis başkanlığını

yürütmekte olan Necat Datsi’nin yerine de LDK Genel Sekreteri Kole Berisha

getirilmiştir. Bu dönemde hükümet değişmemiş, LDK ile Kosova Refah Partisi’nin

(AAK) koalisyonu devam etmiştir.

Kosova’daki görüşmeler ifade edilen bu yeni hükümetle icra edilirken, bir

yılı aşkın bir süre sonunda taraflardan hiçbiri somut olarak tezlerinde bir

değişiklik yapmamış ve bir sene sonunda müzakereler başladığı noktada

tamamlanmıştır. Sırplar genişletilmiş bir özerklikten daha ileri gitmezken

Kosovalı Arnavutlar da bağımsızlıktan azına razı olamayacaklarını ifade

etmişlerdir. Bu noktada tamamlanan müzakerelerin nihai bildirisi ise 2 Şubat

2007 tarihinde müzakereleri yürütmekle görevlendirilen Marti Ahtisaari

tarafından açıklanmıştır.

Plana göre Arnavut tarafın parlamento, bayrak, milli marş, ordu ve

uluslararası ilişkiler anlamında serbest hareket edebilecekleri belirtilmiştir.

Fakat bu haklardan faydalanırken azınlıkların da göz önünde bulundurulması talep

edilmiştir. Ahtisaari’nin planında Kosova’daki AB ve NATO varlığı devam ederken,

kademeli bir bağımsızlık süreci öngörülmüştür.

Statüyle ilgili plan Belgrad ve Priştina’da farklı yankılar uyandırmıştır.

Her ne kadar bağımsızlık kelime olarak kullanılmasa da adım adım bir bağımsızlık

programının uygulanması en üst Sırp makamlarınca programın asla uygulanamayacağı

şeklinde bir karşılık bulmuştur.

Arnavut taraf ise yönetim düzeyinde açıklanan plandan memnun kalmış dönemin

Başbakanı Agim Çeku “Kosova halkına sürecin doğru ilerlediği ve Kosova’nın yakın

zamanda bağımsız olacağına dair güvence veriyorum.” şeklinde açıklamada

bulunmuştur.

Batı, Kosova’nın bağımsızlığına uzun zaman önce karar vermiştir. Fakat bunun

ilanı için uygun zaman beklenmektedir. ABD, AB ve Temas Grubu (ABD, İngiltere,

Fransa, İtalya, Rusya ve Almanya) Rusya dışında inisiyatiflerini Kosova’nın

bağımsızlığı yönünde kullanmaktadırlar. Bölgede Batı’ya rağmen bir karar

çıkartılmasının da imkanı yok gibidir. Zira özellikle ABD’nin Balkanlardaki

etkinliği ve Soğuk Savaş dönemi ardından çıkan her iki savaşı da bitiren devlet

olma gerçeği bölgedeki ABD varlığını perçinlemektedir. ABD Balkanların en büyük

askeri üssünü Kosova’nın Ferizay şehrinde kurmuştur. Kosova’nın başkenti

Priştina’ya dev Bill Clinton fotoğrafı asılmıştır. Ve Arnavutlar ABD’yi bir

kurtarıcı olarak görmektedirler.

Ahtisaari planı akabinde beklendiği üzere Sırp tarafından en radikal

ifadelerle Kosova’nın bağımsızlığının asla kabul edilmeyeceği, bağımsızlık eğer

gerçekleşirse bunun bir işgal kabul edileceği ve Kosova için gerekirse savaşlara

girileceği ifade edilirken; Sırbistan’ın kadim dostu Rusya’dan da Sırbistan’ı

destekler mahiyette açıklamalar gelmiştir. Kosova’nın bağımsızlığının dünyanın

farklı noktalarındaki benzer durumdaki ülkeler için olumsuz bir örnek olacağı

söylenmiş, KKTC ismi son günlerde özellikle ifade edilmiştir.

Bu konuda AB içinde de ufak tefek çatlaklar bulunmaktadır. Bu ülkeler

İspanya, Romanya, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’dır. Ülkelerin her birisi

bizzat kendi ülkelerindeki sorunlardan mütevellit Kosova’nın bağımsızlığına

karşı çıkmaktadırlar. İspanya kendi ülkesinde zaman zaman bağımsızlık isteğini

dile getiren Bask bölgesi ve Katalanya’dan muzdaripken, Romanya ülke içindeki

Macar azınlıktan, Rum kesimi ise KKTC’den dolayı bağımsızlığa karşı

çıkmaktadırlar. Yunanistan’ın içinde de Türk, Arnavut, Makedon azanlıklar

bulunmasına rağmen Yunanistan’ın asıl derdi yine Rum Kesimi gibi Kıbrıs

konusudur. Fakat bu durumu AB kendi içinde çözmüş, ülkeleri konuyla ilgili

serbest bırakmıştır.

Netice itibariyle 17 Kasım 2007’de icra edilen hem genel hem de yerel

seçimlerde büyük bir başarı göstererek Kosova’nın yeni başbakanı olan Haşim

Taçi, 17 Şubat tarihini vererek bağımsızlığın çok yakın bir tarihte ilan

edileceğini ve kendilerini tanımaya hazır 100 civarı ülkenin bulunduğunu

belirterek bağımsızlık konusunda ne kadar kararlı olduklarını ifade etmiştir.

Yani geri sayım başlamıştır. Asıl mesele Kosova’nın bağımsızlığı akabinde

bölgeyi bekleyen sorunlar ve bunlar için neler yapılacağında

düğümlenmektedir.

KOSOVA MÜLAHAZALARI

Sırbistan Soğuk Savaş dönemi ardından üst üste kayıplar yaşamış, öncelikle

tarihi emelleri olan “Büyük Sırbistan” fikri Yugoslavya’yı oluşturan federal

yapıların art arda bağımsızlıklarını kazanmalarıyla akamete uğramıştır. Ardından

Hırvatistan ve Bosna-Hersek’le yapılan savaşlar (1991–1995) ciddi kıyımlarla

neticelenmiş, Sırbistan bu bölgelerin bağımsızlıklarına da şahitlik etmiştir.

(Büyük Sırbistan toprakları olarak tarif edilen coğrafyada Bosna-Hersek’in

tamamı ve Hırvatistan’ın önemli bir kısmı yer almaktadır.)

Miloşeviçli dönemdeki Yugoslavya’nın dağılma savaşları sırasında siyasi,

ekonomik itibar kayıpları

halihazırda düzeltilememiş, Srebrenitsa katliamının baş sanıkları Radovan

Karadziç ve Ratko Mladiç yerleri bilinmesine rağmen Savaş Suçları Mahkemesi’ne

teslim edilmemiştir.

Sırbistan Yugoslavya’nın dağıldığı bir dönemde 1992 yılında Karadağ ile

birlikte “mikro Yugoslavya”yı devam ettirme kararı almıştır. Daha sonra bu iki

devlet 2002 yılında birlikteliklerini Sırbistan-Karadağ Devleti ismiyle devam

ettirmişlerdir. Fakat AB üyesi sorunsuz bir devlet hesaplarıyla 680 bin nüfuslu

Karadağ, 2006 Mayıs referandumuyla Sırbistan’dan ayrılma kararını vermiştir. Bu

şekilde Sırbistan’ın Adriyatik çıkışı kapanmış ve ülke bir kara devleti

hüviyetine bürünmüştür.

Bu tarihe kadar Sırbistan ve Karadağ ile birlikte Kosova’nın birliğin üçüncü

parçası olabileceği hesaplarını yapan Batı, Karadağ’ın bağımsızlığı ile ümidini

yitirmiş ve Kosova’nın tam bağımsızlığı yönünde kararını değiştirmiştir.

Sırp kamuoyu ve Sırbistan resmen dillendirmeseler de %90 itibariyle Arnavut

ve %95 itibariyle de Müslüman nüfusun yaşadığı Kosova’yı yeniden kazanma

ümitlerini kaybetmişler ve fakat “savaşarak” geri çekilme taktiği ile hareket

etmeye karar vermişlerdir. Bu Sırbistan nüfusunun hemen hemen yarısını oluşturan

(son cumhurbaşkanlığı seçimine göre %48) radikal milliyetçi kesim karşısında

mevcut hükümetin ellerinin güçlendirilmesi anlamında da önemli bir husustur.

Bu bağlamda 20 Ocak 2008 tarihinde ikinci turu gerçekleştirilen Sırbistan

Radikal Partisi ve Sırbistan Demokrat Parti adaylarının yarıştıkları

cumhurbaşkanlığı seçimini ılımlı Boris Tadiç’in kazanması (%51) Kosova’yı

bağımsızlığa biraz daha yaklaştırmıştır.

AB ve NATO’nun Sırbistan’a üyelik verme planları da bu noktada ekonomik ve

siyasi sıkıntı içerisinde olan Sırbistan için tansiyonun düşürülme çabaları

olarak görülebilir. Fakat bu çabalar Sırbistan’ın en yetkin ağızlarınca

(başbakan Koştunitsa) “Kosova’yı satmayız” şeklinde yankı bulabilmektedir.

Her şeye rağmen Kosova’da bağımsızlık sonrası hareketlenmeler olabilir.

Direkt Nikoliç’e bağlı olduğu belirtilen Kral Lazar’ın Orduları isimli illegal

askeri yapılanma, Kosova’nın Mitrovitsa bölgesi ve iç bölgelerindeki Sırp

gettolarındaki uzun zamandır devam eden silahlandırma çabaları etnik şiddeti

tırmandırabilir.

Kosova bağımsızlık ilanı sonrasında, şimdi de hazırlıklarının devam ettiği

belirtilen özel Sırp bölgeleri ya da diğer bir deyişle Sırp otonom bölgeleri

oluşturma çabaları gündeme gelebilir. Bu hareketlenmeler daha çok kuzeyde

Mitrovitsa ve çevresinde olacaktır.

Sırbistan bağımsızlık sonrası Mitrovitsa’da etnik hareketlenmelerle bölgenin

Kosova’dan kopartılması ve bu şekilde Kosova’nın bağımsızlığının tanınacağı

yollu girişimlerde bulunabilir. Bu tez 1986’da kurulan Sırp Bilim ve Sanatlar

Akademisi’nde yıllarca tartışılmıştır. Sırp tarafı çözüm olarak Kosova’nın

doğusundaki Preşevo bölgesiyle Mitrovitsa’nın takasını da isteyebilir.

Sırpların Mitrovitsa aşkı bölgede yoğunlaşan Sırp nüfustan maada bölgenin

yeraltı kaynakları açısından çok zengin olmasından kaynaklanmaktadır. Bölge

İkinci Dünya Savaşı sırasında

Hitler’in özel önem verdiği bölgelerden birisiydi. Yugoslavya döneminde de tek

başına ülkenin linyit ihtiyacının %58’ini karşılamaktaydı.

Kosova’da çıkabilecek yeni bir savaş durumunda NATO, BM ve AB’ye ait diğer

uluslararası askeri birliklerle yerel Arnavut ordu ve polis gücü daha hazırlıklı

olacaklardır. Bu nedenle çok şiddetli ve uzun süreli bir savaş

beklenmemektedir.

Kosova’nın bağımsızlığının Kosova sınırlarıyla sınırlı kalmayacağı ise bir

başka endişe kaynağıdır. 1995 Dayton Anlaşması’yla alınan kararlar hala

uygulanmış değildir. Anlaşmayla Bosna topraklarının %49’luk kısmının bırakıldığı

Bosna Sırp Cumhuriyeti uzun zamandır, Kosova’nın olası bağımsızlığı sonrası

Sırbistan’la birleşme tehdidini savurmakta, bu durum siyasi istikrarsızlığı tüm

Balkan coğrafyasına yayma potansiyeli taşımaktadır.

Kosova’da çıkması muhtemel bir savaş yine bölgede beş farklı ülkeye

(Arnavutluk (3,5 milyon), Makedonya (1 milyon), Karadağ (70 bin), Sırbistan (100

bin), Yunanistan (700 bin)) yayılmış olan Arnavutları etkileyecektir.

Dayton Anlaşması’nda Sırp tarafına hiç de hak etmedikleri halde Karadziç’in

teklifiyle “cumhuriyet” payesinin verilmesi, anlaşmanın üzerinden 13 yıl

geçtiğinde yeni bir savaş sebebi olabilmektedir. Bosna’nın sınırlarını ve

bütünlüğünü kökünden sarsacak bu girişim bu kez Sırbistan’ın da “resmen” dahil

olacağı yeni bir Bosna savaşı potansiyeli taşımaktadır. Mevcut durumda

Kosova’dan çok Bosna’nın risk taşıdığı da bu şekilde görülebilmektedir.

Bosna’da çıkacak bir savaştan Sırbistan ve Karadağ sınırının kesiştiği

coğrafyada yayılan Sancak’ın da ayrı kalması düşünülemez. Sancak Bosna ve Kosova

arasında kalmaktadır ve mevcut nüfusunun %60’tan fazla bir kısmı Boşnak’tır.

1992–95 Bosna Savaşı döneminde güvenlik tehdidinden mütevellit 80 bin Boşnak

evlerini terk ederek farklı bölgelere göç etmek zorunda kalmıştır.

TÜRKİYE KOSOVA İÇİN GEÇ KALMAMALI

Türkiye, beş asırdan uzun bir süre devam eden Osmanlı varlığının tek

temsilcisi olarak Balkan ve özelde Kosova coğrafyasıyla en çok şey paylaşan

ülkedir. Bugün bile Türkiye nüfusunun kayda değer bir kısmını Balkan

coğrafyasından gelen Müslüman unsurlar oluşturmaktadır. Bu insanların Bosna,

Kosova, Sancak, Makedonya ya da Bulgaristan’la akrabalık bağları sürmektedir. Bu

anlamda Türkiye’nin komşu ülkelere nazaran daha çok avantajı bulunmaktadır.

Türkiye, Osmanlı’nın bölgeden çekildiği ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin

kurulduğu dönemlerden itibaren uluslararası politikada kendine omuz verebilecek

ve onu daha güçlü kılacak Müslüman Balkan topluluklarına gerekli hassasiyeti

göstermemiştir. Bölgede Müslüman unsurlara yapılan ve kimi zaman katliam

boyutlarına varan hak ihlalleri karşısında topraklarını açmak dışında kayda

değer bir varlık göstermemiştir. 1938 ve 1953 göç anlaşmalarıyla Yugoslavya’dan

akan göçler I. Dünya Savaşı ve öncekilerle birleşerek ciddi bir oran

oluşturmuştur. Oysa bölgede tutulabilecek stratejik bir Müslüman azınlığın (bu

insanlar aslında çoğunluktu) Türkiye için önemli kazanım anlamına geleceği

düşünülmemiştir.

Kosova’da çatışmaların başladığı dönemde Türkiye, bazı önemli girişimlerde

bulunmakla birlikte, Kosova sorunu konusunda kendisinden beklenilen aktif tutumu

gösteremedi. Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Kosova'da sıcak olayların

başladığı günlerde Belgrad'ı ziyaret ederek Sırp yetkililerle görüştüğü halde

Kosova'yı ziyaret etmekten ve Kosova sorunuyla ilgili aktif bir siyaset ortaya

koymaktan çekinmiştir. Belgrad'ın en büyük gazetesi Politika, Cem'in

ziyaretiyle ilgili haberinde, “Türkiye, barışın Yugoslavya'nın sınır bütünlüğü

içinde sağlanmasını destekledi” ifadesine yer vererek, Kosovalıların bağımsızlık

talebine Türkiye'nin taraftar olmadığı imajını vermeye çalışmıştır. Vecerne

Novosti adlı bir Sırp gazetesi de, İsmail Cem'in “Kosova sorunu

Yugoslavya'nın sınır bütünlüğü içinde çözülmelidir” sözlerini özellikle

vurgulayarak vermiştir. Bununla birlikte, Türkiye'nin Kosova konusundaki pasif

tutumu Türk halkı tarafından eleştirilmiştir.

Türkiye, Kosova sorunu konusunda diplomatik alanda gösteremediği aktif

tutumu, askeri alanda NATO’nun Kosova’ya yaptığı hava operasyonlarının ardından

getirilen barış ortamında NATO misyonu içinde yer almak suretiyle

gerçekleştirmeye çalıştı. Bosna-Hersek sorununda olduğu gibi Kosova sorununda da

Amerika yanlısı politika izleyen Türkiye, Balkan ülkesi olarak, NATO içinde

böyle bir misyonda yer almak suretiyle hem Balkanlardaki yeni dengeler içinde

inisiyatif almış hem de AB üyesi olmamaktan doğabilecek sıkıntıları kısmen de

olsa gidermiştir.

Öte yandan Türkiye, Kosova’ya insani yardım noktasında destek olmaya

çalışmıştır. Arnavutluk / Elbasan’da (4050 kişilik Elbasan kampı) ve Makedonya /

Üsküp’te (5400 kişilik Boyana kampı) açılan mülteci kampları mültecilere sıcak

yemek sunulan yegâne kamplardı. Ayrıca çeşitli insani yardım malzemeleri bölgeye

ulaştırılmıştır. Bu çerçevede savaşın sona ermek üzere olduğu 8 Haziran 1999’a

kadar Arnavutluk’ta bulunan mülteciler için toplam 46 tırlık insani yardım

malzemesi gönderilmiştir. Ayrıca beş uçak ile Arnavutluk’a, iki uçak ile de

Makedonya’ya insani yardım malzemeleri ulaştırılmıştır. Bunlar dışında Türkiye,

Kosovalı mültecileri ülkesine davet etmiş ve getirilen mültecilere

Kırklareli’ndeki daha önce Boşnak mültecilere sunulan kamp açılmıştır.

Türkiye’nin, bulunduğu konum ve kültürel-tarihi bağlarından dolayı, Balkanlar

için ciddi politikalar üretmesi zaruridir. Zira Balkanlarda Bosna-Hersek ve

Kosova da dahil olmak üzere hiçbir sorunda kalıcı çözüm sağlanamamıştır.

Karadağ’ın bağımsızlığı ardından, Voyvodina, Sancak gibi daha küçük ölçekli

görüldüğü halde büyük sorunlara sebep olabilecek bölgelerin geleceğinin ne

olacağı konusunda belirsizlikler devam etmektedir. Bunların da ötesinde

hapsedildiği ülkelere sığmayan Balkanlardaki Arnavut sorunu, mevcut dengeleri

değiştirme potansiyeli taşımaktadır.

Balkanlardaki sorunların hiç birine kalıcı çözümlerin getirilememiş olması,

Türkiye’nin bölgedeki olayları yakından takip etmesini ve pozisyonunu gözden

geçirmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye, bölgedeki varlığını sadece Türkler

üzerinden değil, Arnavut, Boşnak, Pomak ve Çingene Müslümanları da kapsayacak

şekilde sürdürmelidir. Bugün için Kosova’nın en önemli sorunu olan statü

sorununun çözümünde bölgede tarihi varlığı olan Türkiye’nin inisiyatif sahibi

olmadığını görmek, bölgedeki etkinliğimizin anlaşılması açısından önemlidir.

Türkiye daha fazla geç kalmadan Kosova’nın bağımsızlığı ve sonrası için aktif

bir diplomasi içerisine girmelidir.

Türkiye’nin son dönemlerde Kosova’daki TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma

İdaresi Başkanlığı) atağı Arnavutluk ve Makedonya’dakiyle birlikte

düşünüldüğünde önemli ve yerinde bir harekettir. Türkiye sivil toplum

kuruluşlarını da yanına alarak bölgedeki manevra alanını genişletmeli, ayrıca

farklı etnik grupların STK’larıyla da uzun vadeli programlar hazırlamalıdır.

Türkiye’nin önemle üzerinde durması gereken konulardan biri de misyonerlik

kıskacına alınan ve savaş sonrası iyice daraltılan bu kıskaç içerisindeki

Arnavut halka kültürel, dini manada desteğin sunulması olacaktır. Batılı

STK’ların 100 sene içerisinde Kosova’nın %70’ini Hıristiyanlaştırmak gibi bir

hedefi bulunmaktadır.

Türkiye, aynı zamanda İslam dünyasının bölgeye açılan penceresi olmak

durumundadır. İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) genel sekreterliğinin Türkiye’de

olması bunun için önemli bir fırsat olarak görülebilir. Bu manada savaş

döneminde Sırplarca tahrip edilen tarihi eserlerimizin restorasyonuyla yeniden

kültürel bir yakınlık oluşturulabilir. Maalesef savaşın üzerinden uzun yıllar

geçmesine rağmen Türkiye’nin yapmayı taahhüt ettiği Prizren’deki Sinan Paşa

Camii’nin tamiratına yeni başlanmıştır. Yine Sultan Murat Hüdavendigar’ın

türbesinin restore edilmesi geç de olsa olumlu bir hareket olarak

görülmektedir.

İslam dünyası, sivil toplum kuruluşlarıyla Balkanlarda kendini göstermeye

çalışmaktadır. Arnavutluk, Bulgaristan, Kosova ve bazı Balkan kentlerindeki yeni

imar edilen ya da onarılan camiler bizleri sevindirmektedir. Fakat bu bölgelerde

farklı mezheplerin uygulamalarından kaynaklanan çeşitli sorunlardan da

bahsedilmektedir. Türkiye bu tarz organizasyonların idaresinde de görev almak

suretiyle önemli katkılarda bulunabilir.

Türkiye çok uzun yıllar sürmüş olan tarihî bir mirasın sahibi olarak

Balkanlarda yine uzun soluklu projelere sahip olması gerekmektedir. Kosova gibi

Bosna-Hersek, Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya Müslümanları bir ağabey

olarak gördükleri Türkiye’yi her daim yanlarında görmek istemektedirler.

KİM KİMDİR?

Dr. İbrahim Rugova: 1944 doğumlu İbrahim Rugova, Yugoslavya’nın harcı

olarak kabul edilen Tito’nun hayatını kaybettiği 1980 sonrasında Kosova’da adını

duyurmaya başladı. 80’li yılların ortasından itibaren Balkanlar’da esen

Miloşeviç rüzgarının Kosova’ya vurmaya başlamasıyla birlikte de Rugova, bu

coğrafyada belirleyici hareketlerin en başındaki isim olarak sivrildi. Aslen bir

edebiyatçı olan ve Kosova Yazarlar Birliği’nin başkanı olan Rugova, Kosova’nın

özerkliğinin elinden alındığı 1989 yılında LDK ile siyasi hayatına başladı.

Rugova şiddet karşıtı bir lider olarak öncelikle Kosova’nın sorunlarının

uluslararası arenaya taşınması ve bu şekilde çözülmesi gerektiğini iddia

etmekteydi ve “Gandici” pasif direniş mantığını benimsemişti. Rugova, Batı

yanlısı bir liderdi ve onun barışçı ve şiddetten uzak politikaları Bosna’da

iflas eden Batı için bulunmaz bir fırsattı. Rugova Kosova statü görüşmelerinin

başlayacağı günlerde 62 yaşında akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti.

Aslen Hıristiyan olan Rugova için kendi isteği üzerine dini tören yapılmadı.

Fatmir Seydiu: 1951 doğumlu olan Seydiu, İbrahim Rugova’nın ardından

Kosova’nın ikinci cumhurbaşkanı seçildi. Kendisi Rugova’nın kurucusu olduğu

LDK’da uzun yıllardır görev yapmaktaydı ve son görevi başkanlık üyeliğiydi.

Siyaset bilimi doktorası bulunan Seydiu Priştina Üniversitesi’nde öğretim

üyesiydi. Seydiu aynı zamanda Kosova’nın ilk Müslüman cumhurbaşkanıdır.

Seydiu’nun siyasi geçmişi onun Kosova’nın Batılı yöneticilerince de kabul

edilmesinde sorun teşkil etmemiştir. Evli ve üç çocuk babası olan Seydiu

Fransızca ve İngilizce bilmektedir.

Agim Çeku: Savaşın ardından Kosova’nın dördüncü başbakanı olan (önceki

başbakanlar: Bayram Recebi, Ramush Haradinay, Bayram Kosumi) Agim Çeku

Kosova’daki savaş döneminin komutanlarından biridir. Savaş sonrası dönemde

dağıtılan KKO yeniden düzenlenerek Kosova Savunma Birliği (TMK) olarak ihdas

edilmiştir. Başbakan olmadan önce Agim Çeku TMK’nın başındaki isimdi. 46

yaşındaki Çeku’nun başbakan olmasına en çok Sırplar itiraz etmişti, Zira Çeku,

savaş döneminde Sırplara karşı verilen savaşta önemli isimlerden birisi olarak

görev yapmaktaydı. 17 Kasım 2007 tarihindeki seçimler sonrasında görevini PDK

Başkanı Haşim Taçi’ye bırakmıştır.

Haşim Taçi: Savaş döneminde KKO’nun başındaki en önemli isimlerdendir.

Kosova içerisinde Rugova’nın siyaset dışındaki tüm seçenekleri dışlaması ve

KKO’yu “Sırpların yeni bir oyunu” olarak değerlendiren açıklamaları nedeniyle bu

ikili hep karşı cephelerde olmuşlardır. Fakat 1998 yılında siyasi çabaların

tükenmesi ve savaşın başlamasıyla birlikte Taçi’nin ve dolayısıyla KKO’nun

yıldızı parlamıştır. KKO savaş döneminde kendinden beklenen performansı bir

türlü gösteremese de savaşın Arnavutların lehine sonuçlanması ve bağımsızlık

yönünde atılan olumlu adımlar bu kez Taçi’yi bir parti lideri olarak Kosova

siyasi arenasına çıkarmıştır. Taçi’nin Kosova Demoktatik Partisi (PDK) Kasım

2007’deki yerel ve genel seçimlere kadar hep LDK’nın ardından ikinci parti

olmuştur. Fakat son seçimler ardından alınan %35’lik oy oranı Taçi’yi

başbakanlığa taşımıştır. Taçi’nin partisi PDK aynı zamanda yerel seçimlerde 22

belediyenin 14’ünde ipi önde göğüslemiştir.

Ramush Haradinay: Haradinay eski KKO komutanlarından biridir ve savaş

sonrası dönemde o da siyasi bir parti kurarak Haşim Taçi’den ayrılmıştır.

Partisi AAK tüm seçimlerde yaklaşık %8’lik oy oranını koruyarak üçüncü parti

olarak seçimlerde başarılı bir grafik çizmiştir. Haradinay Kosova’nın ikinci

başbakanı olmuştur. Fakat 2004 Ekiminde devraldığı bu görevi çok kısa sürmüştür.

Haradinay’ın görevi bırakma nedeni ise Lahey Savaş Suçları Mahkemesi’nce

aleyhinde açılan savaş suçları davalarıdır. Bir müddet hapishanede kalan

Haradinay daha sonra serbest bırakılmıştır. Haradinay’ın partisi son seçimlerden

istediğini alamamış fakat yerel seçimlerde üç bölgeyi kazanmıştır.

Numan Baliç: Numan Baliç Kosova’da yaşamakta olan 80 bin Boşnak

Müslümanı temsil eden Demokratik Eylem Partisi’nin (SDA) başkanıdır. İlk

parlamentoda bir dönem Sağlık Bakanlığı görevinde de bulunan Baliç, Aliya

İzzetbegoviç çizgisinde bir liderdir.

Naim Tırnova: Tırnova Kosova’da faaliyet gösteren Alaaddin

Medreseleri’nin uzun yıllar müdürlüğünü yapmıştır. Kosova’nın savaş öncesi ve

sonrasında müftülük görevini yapmakta olan Recep Boya’dan sonra Kosova

Meşihatı’nın (Diyanet) başkanlığı görevine getirilmiştir.

 



 YORUMLAR
Murat ŞAHİN / 2/22/2008 1:21:58 AM
OSAVADAKİ BAĞLARIMIZIN KOPMAMASI VE DAHADA GUCLENMESİ AKLISELİM HER DEVLET BÜYÜĞÜMÜZÜN BİLMESİ GEREKEN TEK GERÇEKTİR. BU DURUMDA İŞ SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNDEN ÇOK TİKA'YA DÜŞMEKTEDİR. TİKA TÜRKİ CUMHURİYETLERİNDEKİ VE AFRİKA'DAKİ BAŞARILI ÇALIŞMALARININ DAHA FAZLASINI BÜYÜK BİR ÖZVERİ GÖSTERİP BU BÖLGEYE YOĞUNLAŞTIRMALIDIR. TİKA BU BÖLGEDE HEM İKTİSADİ HEM KÜLTÜREL DESTEĞİN ÖNCÜSÜ OLMALIDIR. TABİ DİĞER KURUMLARIMIZ DA İLGİLİ SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMELİDİR. TÜRKİYE İÇİN KOSAVA TAHMİN EDİLDİĞİNDENDE ÖNEMLİDİR... UMARIM DEVLET BÜYÜKLERİ BU KONUDA YÜZÜMÜZÜ KARA ÇIKARMAZLAR. DIŞİŞLERİ AÇISINDANDA İTİBARIMIZ YÜKSELMİŞ OLUR. MuratŞAHİN




 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Dudayev'i Nasıl Öldürdüler?
  İsmet Özel'den Tartışılacak Sözler
  Rusya Niye Kosova’nın Bağımsızlığına Karşı?
  Türkiye Osmanlı’ya Dönecek !
  Anadolu 15 Bin Yıllık Türk Yurdu
  Özal Yeni Türk Devleti Kuracaktı
  Edip Başer: ABD ve İsrail Toprak İstiyor
  Osmanlı Kışlası Otopark Oldu
  Azeri RTÜK'ü Türkçe'yi yasakladı
  Kırım Türkleri`ne saldırı

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




Subscribe to Netpano
'Her gün bir bilgi servisi' okurlarımızdan ilgi görmeye devam ediyor. Bilgilerini paylaşan okurlarımız gözden kaçan ilginç bilgilere grubumuza atarak bizler ile paylaşmaya devam ediyor.Türkiye'de ve Dünyada meydana gelen olayların bildiğimiz gibi gelişmediğini söyleyen bizler; sizlerinde tartışıp bilgilerinizi aktarmanızı istiyoruz. Yapmanız gereken tek şey yahoo grubumuza üye olmak.

 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2007 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi