netpano.com -
Web Netpano.com   BİZE ULAŞIN |
13 May 2008 Tuesday

Yazarlar

Fahri Sarrafoğlu
1 ALTIN MI İKİ ALTIN MI ?

Melih Bayram Dede
İNTERNET KEYİF VERİR, BAĞIMLILIK YAPAR!

Ali Ural
ŞARKI SÖYLE, KONUŞMA ARTIK!

Zübeyir Somuncu
MUSTAFA KOÇ VE AYDIN DOĞAN’IN ÖDÜL ALDIĞI TÖREN’İN KULİSLERİ

Hakan Yılmaz Çebi
"13 TANRI"NIN EVİ –WAŞİNGTON'DAKİ GİZLİ ADA- K=F=22 ÜÇGEN...

Baki Günay
CEP’İNİZ Mİ ÖNEMLİ SAĞLIGINIZ MI?

Fahri Sarrafoğlu
MARKALAŞMADA BEDELİ TÜKETİCİ ÖDÜYOR

Dedekorkut Evliyaoğlu
AK PARTİ SAVUNMASINI NEDEN SAVSAKLADI? AK PARTİNİN ÖNCELİĞİ ÖZGÜRLÜK DEĞİL İSMİ

Ali Ural
AVRUPALI ROBOTLAR

Levent Elpen
1 MAYIS’IN İKİ YAZARI

Zübeyir Somuncu
İsrail’de Yahudiler Arasında İç Savaş Çıkar mı?

Kemal Çiftçi
İŞTE BİR “ÇİFTE STANDART” ÖRNEĞİ DAHA!

Ali Ural
NEDÎM-İ BENİ ÂDEM EVLİYÂ-İ Bİ RİYÂ

Zübeyir Somuncu
TSK’DAN CEVAP BEKLEDİĞİM SORULAR

Fahri Sarrafoğlu
İLGİNÇ GAFLAR

 

Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Milli Gazete  
netapno.com  -  - Wednesday, March 05, 2008 - 00:00:00  
İnsanlığın Ayıbı: Hocalı Katliamı

16 yıl önce Ermeniler tarafından işgal

edilirken binlerce Azeri katledildi, on binlercesi de sakat bırakıldı. Ama

yaşadığı bu korkunç trajedilere rağmen Karabağ sorunu, hala dünya gündeminde yer

bulamıyor.

Müslüman Azerilere karşı, “ABD, AB ve Ruslar”

dan oluşan Haçlı İttifakı, sorunun konu edilmemesi için büyük bir çaba

içerisinde…

Azerbaycan’a yönelik düşmanlık yeni değil.

Oynanan oyunlar, bilinenin aksine çok eskilere dayanıyor. Dolayısıyla Karabağ

sorunu, her ne kadar Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ortaya çıkan sorunların

başlarında yer alsa da o dönemde ortaya çıkmış bir problem değil.

Anlaşmazlığın kökleri çok daha gerilere

gidiyor.

Azerbaycan halkının ve topraklarının

bölünmesinin temeli, 1813 ve 1828 yıllarında imzalanan Gülistan ve Türkmençay

anlaşmalarıyla atıldı. Bu anlaşmalarla, Azerbaycan halkının milli felaketinin

devamı niteliğinde, topraklarının gasp edilmesi süreci başladı. Karabağ,

Türkmençay Antlaşması ile Rusya’nın yönetimine geçti.

Soykırım ise, Azerbaycan topraklarının

işgaliyle paralel yürütülmeye başlandı.

1828’li yıllarda 200.000 nüfuslu Karabağ’ın

yüzde 95′i Türk’tü. Ancak Rusya, özellikle Karabağ’a, dünyanın her tarafından

getirttiği Ermeniler’i yerleştirdi. Erivan, Nahçıvan ve Karabağ hanlıklarına

yerleştirilen Ermeniler, oradaki Azerbaycanlılara oranla azınlık olmalarına

rağmen, Rusların desteğiyle “Ermeni vilayeti” adı altında bir bölge kurmayı

başardılar. Böylelikle, Azerilerin yerlerinden edilmesi ve imhası

politikalarının temellerini atıyorlardı.

Eşzamanlı olarak “Büyük Ermenistan”

propagandası yapmaya başladılar. Tasarladıkları devletin Azerbaycan

topraklarında kurulmasına “haklılık” kazandırmak için sahte Ermeni tarihinin

yazılması yönünde geniş çaplı programları hayata geçirdiler. Azerbaycan’ın ve

genelde Kafkasya tarihinin tahrifi süreci bu programların ana maddelerini

oluşturuyordu.

“Büyük Ermenistan”ı kurma hayalleriyle coşan

Ermeni istilacılar, 1905–1907 yıllarında Azerbaycanlılara karşı açıkça kanlı

terör eylemlerine giriştiler. Vahşetin boyutları, Azerbaycan’ı ve şu anda

Ermenistan’ın işgali altındaki tüm Azeri köylerini kapsıyordu. Planları

doğrultusunda yüzlerce yerleşim birimini yok edip, binlerce Azeri’yi hunharca

katlettiler…

İşlenen bu insanlık suçunun organizatörleri,

olayın içyüzünün bilinmemesi, gerçek hukuksal değerlendirmenin yapılamaması

için, Azerbaycanlıları her zaman kötü niyetli olarak gösteren karalama

kampanyalarına giriştiler. Vahşetlerini ve de emellerini propaganda ile örtmeyi

başardılar.

1.Dünya Savaşı ile Rusya’daki 1917 Şubat ve

Ekim devrimlerinden ustaca yararlanan Ermeniler, ideallerini Bolşevizm adı

altında gerçekleştirmek üzere harekete geçtiler. 1918 yılının Mart ayında

Ermeniler “karşı devrimcilerle mücadele” adı altında Bakü Komünü’nü yanına

alarak tüm Bakü Guberniya’sının(Vilayet) Azerbaycanlılardan 

“temizlenmesi” (!) planını uygulamaya başladılar. O günlerde Ermenilerin

yaptığı vahşet, Azerbaycan halkının hafızasına kazındı. Bakü, Şamahı, Kuba,

Karabağ, Zengezur, Nahçıvan, Lenkeran başta olmak üzere Azerbaycan’ın diğer

bölgelerinde de Azeriler soykırıma uğradı. Tüyler ürperten bir vahşet

sergileniyordu.

 Bu bölgelerde yaşayan insanlar,

Ermeniler tarafından topluca katledildi. Binlerce Azeri sadece milli kimliğinden

dolayı öldürüldü. Evleri ateşe verildi. Yaşlı-genç, kadın, erkek, çocuk demeden

diri diri yakıldı. Milli anıtlar, okullar, hastaneler, cami vb. yerler yok

edildi.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulduktan

sonra, Mart 1918 olayları değerlendirildi. Bakanlar Kurulu, 15 Haziran 1918

tarihinde katliamın ispatlanması için olağanüstü araştırma komisyonu

kurulmasıyla ilgili kararı onayladı. Komisyon Mart soykırımını, birinci aşamada

Şamahı’daki vahşeti, İrevan Guberniyası’nda(Vilayeti ) Ermenilerce yapılan

cinayetleri araştırdı. Gerçekleri dünya kamuoyuna duyurmak için Dışişleri

Bakanlığı’nda özel bir bölüm kuruldu. 1919 ve 1920 yıllarının 31 Mart

tarihlerinde iki kez, “Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Yas Günü” olarak

anıldı. Bu, Azerilere karşı yürütülen soykırım ve yaklaşık yüz yıldır devam eden

Azerbaycan topraklarının işgal sürecine tarihte ilk defa yapılan siyasi

değerlendirmeydi. Fakat Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin yıkılması bu işin

devamını da engelledi.

Güney Kafkasya’nın Sovyetleşmesini de

hedeflerine ulaşma konusunda bir sıçrama tahtası yapan Ermeniler, 1920 yılında

Azerbaycan’ın Zengezur ilini ve civarındaki bazı toprakları Ermenistan SSCB’sine

kattılar. Sonraki dönemde burada iskân eden Azerbaycanlıları sürme politikasını

daha da genişletmek için, çeşitli yollara başvurdular.  1923′de

Stalin, Karabağ’ın yukarı kısımlarına yeni bir Ermeni kafilesini daha

yerleştirdi ve bölgeyi Azerbaycan’dan kopartarak özerk hâle getirdi. Ruslar ve

Ermeniler bu tarihten itibaren söz konusu bölgenin adını, “Dağlık Karabağ” veya

“Yukarı Karabağ” şeklinde kullanmaya başladılar. Çünkü Karabağ’ın bütününde

Azerîler, Dağlık Karabağ’da Ermeniler çoğunluktaydı.

23 Aralık 1947 yılında, “Ermenistan SSCB”sinden

kolhozcuların (kolektif köy işletmesi çalışanları-köylüler) ve diğer

Azerbaycanlı nüfusun Azerbaycan SSCB Kür-Aras ovasına nakli ile ilgili” özel

kararnamenin çıkarılmasını ve 1948–1953 yıllarında Azerbaycanlıların tarihi

vatanlarından toplu olarak göç ettirilmesini başardılar.

Ermeni milliyetçileri destekçilerinin de

yardımıyla, 1950’li yıllardan itibaren Azerbaycan halkına karşı yoğun psikolojik

baskı kampanyasına başladılar. Eski SSCB alanında yayınlanan kitap, dergi ve

gazetelerde, Azerbaycan’ın milli kültürünün, klasik eserlerinin, mimari

anıtlarının en güzel örneklerinin Ermeni halkına ait olduğunu ispatlamaya

kalkıştılar. Aynı zamanda “kötü Azerbaycanlı” imajının oluşturulması

propagandası da yürütüldü. “Aciz, mazlum Ermeni halkı” miti oluşturularak 20.

yüzyılın başlarında bölgede yaşanan olaylar çarpıtıldı. Azerilere soykırım

yapanlar, kendilerini soykırım kurbanı olarak göstermekteydiler.

Azerbaycan halkının maneviyatına, milli gurur

ve kimliğine atılan iftiralar, politik ve silahlı saldırılar için ideolojik

zemin hazırlığıydı. Azerilere karşı yürütülen soykırım politikasına hukuksal

nitelendirilme yapılmadığı için, olaylar Sovyet basınında Ermenilerin lehine

çarpıtılmakta ve kamuoyu yanlış bilgilendirilmekteydi. Ermenilerin Sovyet

rejiminin desteği ile uyguladıkları ve 80’lerin ortalarında daha da güçlenen

Azerbaycan karşıtı propagandaya karşı Azerbaycan Cumhuriyeti’nin o dönemki

yöneticileri gerekli önlemi alamadılar.

Karabağ sorunu, 1963 yılında Ermenilerin bu

bölge için hak iddia etmesiyle başladı. Ermeniler, Karabağ’ı Ermenistan ile

birleştirebilmek için çeşitli bahaneler ürettiler. Azerbaycan’ı bölgenin

kaynaklarını sömürmek, Ermenilerin kültürel haklarını inkâr etmek ve bölgeye

dışarıdan Azerileri yerleştirerek Karabağ’ın demografik yapısını, nüfus

dengesini bozmakla suçladılar.

GORBAÇOV KATLİAMLARDA ROL

OYNADI

1980'li yıllarda Mihail Gorbaçov’un başlattığı

'Glasnost'' ve ''Prestroika'' hareketi, en önemli oyununu Kafkaslar'da oynamaya

başladı. Dağlık Karabağ'da Ermeniler 'Tarihi Büyük Ermenistan'' planlarını

sahneye koydu.

Yukarı Karabağ Özerk Bölgesi Yüksek

Sovyeti’nin, 20 Şubat 1988 tarihinde Azerbaycan’dan ayrılarak, “ana vatan”

olarak kabul ettikleri Ermenistan’a bağlanma yönünde karar almasının ardından,

Ermenistan Yüksek Sovyeti’nin de 15 Haziran 1988 tarihinde “Karabağ’ı ilhak”a

karar vermesi ile sorun büyüdü. Ermenistan Yüksek Sovyeti ile Karabağ Ulusal

Konseyi, Aralık 1989’da Karabağ ile Ermenistan’ın birleştirildiğini ilan etti.

Ancak bu durumun Ermenistan’ı uluslar arası arenada zor durumda bırakacağını

düşünerek, birleşme kararından vazgeçtiler.  Bir süre sonra Aralık

1991’de gerçekleştirdikleri sözde referandum sonucuna göre 1992’de Karabağ’ın

bağımsızlığını ilan ettiler. Ancak Karabağ’ın bağımsızlığı, Ermenistan da dâhil

olmak üzere hiçbir ülke tarafından tanınmadı.

Bu gelişme üzerine Azerbaycan, 27 Kasım 1991’de

Dağlık Karabağ’ın özerklik statüsünü iptal etti. Ermenistan Azerbaycan

Parlamentosu tarafından alınan kararı, savaş ilanı olarak değerlendirdiğini

açıkladı.

Aralık 1991’de çöken Sovyetler Birliği, 1997

yılına kadar Ermenistan’a, tank ve uzun menzilli füzelerin de bulunduğu 1 milyar

dolar tutarında askeri malzeme verdi. Ruslar’ın büyük çaplı desteğini arkasına

alan Ermenistan,  Kelbecer, Kubatlı, Fuzuli, Cebrail, Zengelan ve

Laçin şehirlerini işgal etti. Bu nedenle 900 binden fazla Azeri doğduğu,

yaşadığı toprakları terk edip, Azerbaycan’a sığındı. Bu arada, yaklaşık 200 bin

Ermeni de Azerbaycan’ı terk etti.

 Tarihler 1988'i göstermeye

başladığında Dağlık Karabağ'da çam ağacını kesen Ermeniler ile Azeri Türkleri

arasında çatışmalar başladı.
1988 yılında başlayan Dağlık Karabağ

probleminin başlangıç aşamasında yüz binlerce Azerbaycanlının tarihi

topraklarından kovulması üzerine Azeri halkında çok büyük tepki dalgası başladı.

Ülkede yapılan mitinglerde Azerbaycan topraklarının işgali kesin bir dille

kınanmasına rağmen, Muttalibov yönetimi pasif tutumundan vazgeçmedi.

 1990 yılının Ocak ayında her

geçen gün artan halk ayaklanmasını ve “yanan bağımsızlık ateşini” söndürmek

üzere Kızıl Ordu, Bakü’ye girdi.

Azadlık meydanında milyonlarca insan, Kızıl

Ordu tanklarına karşı mücadele veriyordu. 19 Ocak gecesi Rus birlikleri Bakü

sokaklarını kan gölüne çevirdi. Sabah saatlerine kadar süren katliamda,

aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 131 kişi öldürülmüş, 250'den fazla

kişi yaralanmıştı…

 Bu katliamın ardından

Azerbaycan'ın her yerinde ayaklanmalar başladı. Azerbaycan bağımsızlık

düşüncesinden artık geri adım atmayı düşünmüyordu ama Azeri kentlerinde

katliamlar da bitmek bilmiyordu…

Dünya ise; yaşanan korkunç vahşeti seyretmekle

yetiniyordu.

Azeri kuvvetleri, 1992 yazına kadar Karabağ’ın

yarısını ele geçirdi ve başkenti kuşattı. Bunun üzerine Rusya, 

Ermenileri açıkça destekledi.  Savaşta güç dengesi değişince

Ermeniler, 1992’nin ikinci yarısında Hocalı, Şuşa, Laçin koridorunu işgal etti.

Bu savaşın trajik, kesitlerinden birini 1992 yılının 26 Şubat’ı, insanlık adına

kara bir leke olarak tarihe geçen Hocalı katliamı oluşturmaktadır. Şubat ayının

25’ini 26’sına bağlayan gece Ermeni eşkıyalar, Rusların 366 nolu motorize

alayının desteği ile Azerbaycan’ın eski yerleşim merkezlerinden Hocalı şehrinde

korkunç bir katliama giriştiler. Ele geçirdikleri Azerilerin kulaklarını kesip,

gözlerini çıkardılar. Hamile kadınların karınlarındaki bebeklerini öldürdüler.

Korkunç bir manzara ortaya çıkmıştı…

ERMENİSTAN  VE İSRAİL’İN ORTAK

YANLARI

Dünyanın gözü önünde cereyan eden bu hadise

Ermenilerin tıpkı İsrail tarzı propaganda yaptığını ortaya koymaktadır. İsrail

ve Ermenistan arasında birçok ortak nokta bulunuyor:

* Her ikisi de soykırım yapmasına rağmen

kendilerini mağdurmuş gibi lanse ediyor.

* İşgalciler, ama sanki kendi topraklarında

hareket ediyorlarmış gibi bir izlenim veriyorlar.

* Uluslar arası hukuku ayaklar altına

alıyorlar ama hiçbir ülkenin ciddi tepkisiyle karşılaşmıyorlar. 

* Kayıtsız şartsız bir biçimde Batı

dünyasının desteğini almış durumdalar.

* İsrail’i Yahudi diasporası, Ermenistan’ı

Ermeni diasporası finanse ediyor.

 1993–94’te  Kelbecer

ve Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermeniler tarafından

işgal edildi. Topraklarını geri almak isteyen Azerbaycan’ın Aralık 1993’teki

hamlesi sonuçsuz kaldı.

Mayıs 1994’te Rusya’nın arabuluculuğu ile her

iki taraf da ateşkes ilan etti. Temmuz 1994’te ise Ermenistan, Azerbaycan ve

Karabağ, ateşkese uyacaklarını ve müzakere yoluyla sorunun çözümüne rıza

gösterecekleri taahhüdünde bulundular. Ardından anlaşmazlık AGİT’e havale

edildi.

BM, AGİT ve NATO’nun bildiri ve kararlarında

“Azerbaycan yerleşim birimlerinin işgal edildiği, barışçı çözümün engellendiği,

Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün tehdit edilmesinin uluslararası hukukun ve

AGİT ilkelerinin kabul edilemez biçimde ihlali olduğu, Yukarı Karabağ ve

Nahçıvan’ın statüsünde zorla yapılacak değişikliklerin kabul edilemeyeceği”

vurgulandı. Yukarı Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu defalarca teyit edildi.

Ancak bütün bu uyarılara ve işgalci olarak nitelendirilmelerine rağmen

Ermenistan bu tutumundan vazgeçmedi…

1997 yılında uluslararası arabulucular,

isteksizce davransalar da uzun bir süre sonra sorunları aşamalı olarak çözüme

kavuşturacak bir öneri sundular. Tarafları ortak zeminde buluşturan plana göre,

ilk aşamada Ermeni işgal güçleri Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarından

çekilecek, mülteciler yurtlarına dönecek, bölgeye barış gücü askerleri

yerleştirilecek ve sınırlar yeniden açılacaktı. İkinci aşamada ise Karabağ’ın

statüsü belirlenecekti. Kendi kendini yöneten bir Karabağ oluşturulacaktı.

Ancak, bu plana sıcak bakan Ter–Petrosyan 1998

yılında cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetti. Yerini, Minsk Grubu’nun önerisini

reddeden Koçaryan’a bıraktı. Ve sorun bu noktaya ve bugüne kadar

geldi

Şüphesiz Ermenistan, Batı’dan aldığı cesaret

dolayısıyla uluslar arası hukuku ayaklar altına alan ve uyarılara kulak asmayan

politika izlemektedir. Zira Batı, ikili politika izlemektedir; bir yandan

Ermenileri eleştirir gibi gözükürken, diğer yandan açıkça destek vermektedir.

Karabağ sorununa bu mantık çerçevesinden

yaklaşıldığı için şu ana kadar çözüm noktasında herhangi bir mesafe

kaydedilemedi. Gelişmelere baktığımızda çözüleceğe de benzemiyor. Zira

geçtiğimiz günlerde, AGİT) Minsk Grubu Eşbaşkanı ABD Dışişleri Bakanlığı

Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza’nın yaptığı açıklama bu durumu en güzel bir

biçimde ortaya koymaktadır. Konuşmasında Bryza, Ermenileri çözüme yaklaştıracak

olan ambargodan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi ve haddini aşarak “Türkiye ile

Azerbaycan arasındaki bir millet iki devlet düşüncesi değişmeli. Türkiye,

Ermenistan ile ilişkilerini, Azerbaycan gibi üçüncü bir ülkeyi dâhil etmeden

geliştirmeli ve diplomatik ilişki için ön koşul koymamalı” ifadesini kullandı.

Bryza katliamcı ve işgalci Ermenistan’a arka çıkmakta bir sakınca

görmüyordu…

TEHDİTLER GERÇEKÇİ Mİ?

Dünyadaki sorunlu bölgelere ilişkin

çalışmalarıyla dikkat çeken Uluslararası Kriz Grubu, işgal altındaki Yukarı

Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarına ilişkin adım atılmaması durumunda

bölgede savaşın yaklaştığı iddiasında bulundu.

Kriz Grubu, artan sert söylemlere dikkat

çekerek, Azerbaycan'ın petrol gelirlerini silahlanmaya harcaması ve benzer

şekilde Ermenistan'ın sürpriz ekonomik gelirlerini de silaha dönüştürmesinin

bölgede yeni bir krizin göstergesi olduğunu belirtti.

İki ülke liderlerinin de gerek 2008'de

yapılacak seçimlerde daha fazla halk desteği almak, gerekse silahlanma

harcamalarını açıklamak için kavgacı bir dil kullandıkları ifade edildi. Bu

raporun açıklanmasının üzerinden birkaç gün geçmemişti ki, Azerbaycan

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan ile barış görüşmelerinin sonuç

vermeyeceğine inandıkları anda, askeri yolla ülkesinin toprak bütünlüğünü

yeniden sağlayacaklarını söyledi.  Ermeni tarafı da Aliyev’den geri

kalmadı.

Mayıs 1994’te imzalanan bir dizi anlaşmayla

taraflar arasında ateşkes sağlanmıştı. Ateşkesin 14. yılına yaklaşılırken

yaşanan çözümsüzlük süreci bıkkınlığa yol açsa da taraflar “ateşkes halinin

sürmesinden büyük ölçüde memnun oluyormuş” gibi bir izlenim veriyorlar.

Uzmanlar, savaşın sonucunda verilecek kayıpların yanı sıra mağlubiyet ve genel

olarak ülke içerisinde kontrolün kaybolması durumunda mevcut yönetimlerin

konumlarını kaybedeceği endişesiyle ateşkesin devamından yana olduğunu öne

sürüyorlar. Ve tarafların yıllardır süren başarısız barış görüşmelerini sürdürme

konusundaki ısrarlı tavrının bu durumdan kaynaklandığının kanıtı olduğunu

savunuyorlar…

Sonuç: Karabağ sorununda inisiyatif Rusya, ABD ve Fransa’dan

oluşan Minsk Grubu’nun elinde. Ancak ABD’nin yanı sıra Rusya’nın geçmişte olduğu

gibi günümüzde de Ermenilere tam destek vermesi Erivan’ın sorunun çözümüne

yanaşmamasına sebep oluyor. Avrupa Birliği de ABD gibi ısrarla Türkiye’den

uluslararası kuruluşlar tarafından “işgalci” olarak nitelendirilen Ermenistan

ile ilişkilerini normalleştirmesini, ilk adım olarak da sınırını açmasını

istemektedir.

Evet, Türkiye, sınırını açabilir. Zira

komşularımızla iyi yakın komşuluk ilişkisi karşılıklı menfaatler icabıdır.

Ancak, bu adımların atılması için Erivan, “Ankara’nın işgal ettikleri

topraklardan çekilmesi yönündeki” şartını yerine getirmelidir.

 Hazırlayan: Hüseyin Altınalan



 YORUMLAR


 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Namaz Kılan Subayı Gammazlayan Vekili, Atatürk Trenden İndirmiş
  MHP'yi CIA Kurdurdu !!
  CHP'li Öymen: Türban Faşist Gömleği
  Genetik Şifrelerimizi Çaldılar!
  Geart Wilders'in Israil Ajani Olduğu Ortaya Çikti!!!
  Genelkurmay Yeni Andıçı
  Masonları YouTube Korkusu Sardı
  İlhan Selçuk: Gülerim Buna....
  Orakoğlu Ses Kayıtlarını Analiz Etti
  Uzmanlar Uyardı: Şeker, Kanseri Besliyor!

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




Subscribe to Netpano
'Her gün bir bilgi servisi' okurlarımızdan ilgi görmeye devam ediyor. Bilgilerini paylaşan okurlarımız gözden kaçan ilginç bilgilere grubumuza atarak bizler ile paylaşmaya devam ediyor.Türkiye'de ve Dünyada meydana gelen olayların bildiğimiz gibi gelişmediğini söyleyen bizler; sizlerinde tartışıp bilgilerinizi aktarmanızı istiyoruz. Yapmanız gereken tek şey yahoo grubumuza üye olmak.

 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2007 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi