16 yıl önce Ermeniler tarafından işgal
edilirken binlerce Azeri katledildi, on binlercesi de sakat bırakıldı. Ama
yaşadığı bu korkunç trajedilere rağmen Karabağ sorunu, hala dünya gündeminde yer
bulamıyor.
Müslüman Azerilere karşı, “ABD, AB ve Ruslar”
dan oluşan Haçlı İttifakı, sorunun konu edilmemesi için büyük bir çaba
içerisinde…
Azerbaycan’a yönelik düşmanlık yeni değil.
Oynanan oyunlar, bilinenin aksine çok eskilere dayanıyor. Dolayısıyla Karabağ
sorunu, her ne kadar Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ortaya çıkan sorunların
başlarında yer alsa da o dönemde ortaya çıkmış bir problem değil.
Anlaşmazlığın kökleri çok daha gerilere
gidiyor.
Azerbaycan halkının ve topraklarının
bölünmesinin temeli, 1813 ve 1828 yıllarında imzalanan Gülistan ve Türkmençay
anlaşmalarıyla atıldı. Bu anlaşmalarla, Azerbaycan halkının milli felaketinin
devamı niteliğinde, topraklarının gasp edilmesi süreci başladı. Karabağ,
Türkmençay Antlaşması ile Rusya’nın yönetimine geçti.
Soykırım ise, Azerbaycan topraklarının
işgaliyle paralel yürütülmeye başlandı.
1828’li yıllarda 200.000 nüfuslu Karabağ’ın
yüzde 95′i Türk’tü. Ancak Rusya, özellikle Karabağ’a, dünyanın her tarafından
getirttiği Ermeniler’i yerleştirdi. Erivan, Nahçıvan ve Karabağ hanlıklarına
yerleştirilen Ermeniler, oradaki Azerbaycanlılara oranla azınlık olmalarına
rağmen, Rusların desteğiyle “Ermeni vilayeti” adı altında bir bölge kurmayı
başardılar. Böylelikle, Azerilerin yerlerinden edilmesi ve imhası
politikalarının temellerini atıyorlardı.
Eşzamanlı olarak “Büyük Ermenistan”
propagandası yapmaya başladılar. Tasarladıkları devletin Azerbaycan
topraklarında kurulmasına “haklılık” kazandırmak için sahte Ermeni tarihinin
yazılması yönünde geniş çaplı programları hayata geçirdiler. Azerbaycan’ın ve
genelde Kafkasya tarihinin tahrifi süreci bu programların ana maddelerini
oluşturuyordu.
“Büyük Ermenistan”ı kurma hayalleriyle coşan
Ermeni istilacılar, 1905–1907 yıllarında Azerbaycanlılara karşı açıkça kanlı
terör eylemlerine giriştiler. Vahşetin boyutları, Azerbaycan’ı ve şu anda
Ermenistan’ın işgali altındaki tüm Azeri köylerini kapsıyordu. Planları
doğrultusunda yüzlerce yerleşim birimini yok edip, binlerce Azeri’yi hunharca
katlettiler…
İşlenen bu insanlık suçunun organizatörleri,
olayın içyüzünün bilinmemesi, gerçek hukuksal değerlendirmenin yapılamaması
için, Azerbaycanlıları her zaman kötü niyetli olarak gösteren karalama
kampanyalarına giriştiler. Vahşetlerini ve de emellerini propaganda ile örtmeyi
başardılar.
1.Dünya Savaşı ile Rusya’daki 1917 Şubat ve
Ekim devrimlerinden ustaca yararlanan Ermeniler, ideallerini Bolşevizm adı
altında gerçekleştirmek üzere harekete geçtiler. 1918 yılının Mart ayında
Ermeniler “karşı devrimcilerle mücadele” adı altında Bakü Komünü’nü yanına
alarak tüm Bakü Guberniya’sının(Vilayet) Azerbaycanlılardan
“temizlenmesi” (!) planını uygulamaya başladılar. O günlerde Ermenilerin
yaptığı vahşet, Azerbaycan halkının hafızasına kazındı. Bakü, Şamahı, Kuba,
Karabağ, Zengezur, Nahçıvan, Lenkeran başta olmak üzere Azerbaycan’ın diğer
bölgelerinde de Azeriler soykırıma uğradı. Tüyler ürperten bir vahşet
sergileniyordu.
Bu bölgelerde yaşayan insanlar,
Ermeniler tarafından topluca katledildi. Binlerce Azeri sadece milli kimliğinden
dolayı öldürüldü. Evleri ateşe verildi. Yaşlı-genç, kadın, erkek, çocuk demeden
diri diri yakıldı. Milli anıtlar, okullar, hastaneler, cami vb. yerler yok
edildi.
Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurulduktan
sonra, Mart 1918 olayları değerlendirildi. Bakanlar Kurulu, 15 Haziran 1918
tarihinde katliamın ispatlanması için olağanüstü araştırma komisyonu
kurulmasıyla ilgili kararı onayladı. Komisyon Mart soykırımını, birinci aşamada
Şamahı’daki vahşeti, İrevan Guberniyası’nda(Vilayeti ) Ermenilerce yapılan
cinayetleri araştırdı. Gerçekleri dünya kamuoyuna duyurmak için Dışişleri
Bakanlığı’nda özel bir bölüm kuruldu. 1919 ve 1920 yıllarının 31 Mart
tarihlerinde iki kez, “Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Yas Günü” olarak
anıldı. Bu, Azerilere karşı yürütülen soykırım ve yaklaşık yüz yıldır devam eden
Azerbaycan topraklarının işgal sürecine tarihte ilk defa yapılan siyasi
değerlendirmeydi. Fakat Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin yıkılması bu işin
devamını da engelledi.
Güney Kafkasya’nın Sovyetleşmesini de
hedeflerine ulaşma konusunda bir sıçrama tahtası yapan Ermeniler, 1920 yılında
Azerbaycan’ın Zengezur ilini ve civarındaki bazı toprakları Ermenistan SSCB’sine
kattılar. Sonraki dönemde burada iskân eden Azerbaycanlıları sürme politikasını
daha da genişletmek için, çeşitli yollara başvurdular. 1923′de
Stalin, Karabağ’ın yukarı kısımlarına yeni bir Ermeni kafilesini daha
yerleştirdi ve bölgeyi Azerbaycan’dan kopartarak özerk hâle getirdi. Ruslar ve
Ermeniler bu tarihten itibaren söz konusu bölgenin adını, “Dağlık Karabağ” veya
“Yukarı Karabağ” şeklinde kullanmaya başladılar. Çünkü Karabağ’ın bütününde
Azerîler, Dağlık Karabağ’da Ermeniler çoğunluktaydı.
23 Aralık 1947 yılında, “Ermenistan SSCB”sinden
kolhozcuların (kolektif köy işletmesi çalışanları-köylüler) ve diğer
Azerbaycanlı nüfusun Azerbaycan SSCB Kür-Aras ovasına nakli ile ilgili” özel
kararnamenin çıkarılmasını ve 1948–1953 yıllarında Azerbaycanlıların tarihi
vatanlarından toplu olarak göç ettirilmesini başardılar.
Ermeni milliyetçileri destekçilerinin de
yardımıyla, 1950’li yıllardan itibaren Azerbaycan halkına karşı yoğun psikolojik
baskı kampanyasına başladılar. Eski SSCB alanında yayınlanan kitap, dergi ve
gazetelerde, Azerbaycan’ın milli kültürünün, klasik eserlerinin, mimari
anıtlarının en güzel örneklerinin Ermeni halkına ait olduğunu ispatlamaya
kalkıştılar. Aynı zamanda “kötü Azerbaycanlı” imajının oluşturulması
propagandası da yürütüldü. “Aciz, mazlum Ermeni halkı” miti oluşturularak 20.
yüzyılın başlarında bölgede yaşanan olaylar çarpıtıldı. Azerilere soykırım
yapanlar, kendilerini soykırım kurbanı olarak göstermekteydiler.
Azerbaycan halkının maneviyatına, milli gurur
ve kimliğine atılan iftiralar, politik ve silahlı saldırılar için ideolojik
zemin hazırlığıydı. Azerilere karşı yürütülen soykırım politikasına hukuksal
nitelendirilme yapılmadığı için, olaylar Sovyet basınında Ermenilerin lehine
çarpıtılmakta ve kamuoyu yanlış bilgilendirilmekteydi. Ermenilerin Sovyet
rejiminin desteği ile uyguladıkları ve 80’lerin ortalarında daha da güçlenen
Azerbaycan karşıtı propagandaya karşı Azerbaycan Cumhuriyeti’nin o dönemki
yöneticileri gerekli önlemi alamadılar.
Karabağ sorunu, 1963 yılında Ermenilerin bu
bölge için hak iddia etmesiyle başladı. Ermeniler, Karabağ’ı Ermenistan ile
birleştirebilmek için çeşitli bahaneler ürettiler. Azerbaycan’ı bölgenin
kaynaklarını sömürmek, Ermenilerin kültürel haklarını inkâr etmek ve bölgeye
dışarıdan Azerileri yerleştirerek Karabağ’ın demografik yapısını, nüfus
dengesini bozmakla suçladılar.
GORBAÇOV KATLİAMLARDA ROL
OYNADI
1980'li yıllarda Mihail Gorbaçov’un başlattığı
'Glasnost'' ve ''Prestroika'' hareketi, en önemli oyununu Kafkaslar'da oynamaya
başladı. Dağlık Karabağ'da Ermeniler 'Tarihi Büyük Ermenistan'' planlarını
sahneye koydu.
Yukarı Karabağ Özerk Bölgesi Yüksek
Sovyeti’nin, 20 Şubat 1988 tarihinde Azerbaycan’dan ayrılarak, “ana vatan”
olarak kabul ettikleri Ermenistan’a bağlanma yönünde karar almasının ardından,
Ermenistan Yüksek Sovyeti’nin de 15 Haziran 1988 tarihinde “Karabağ’ı ilhak”a
karar vermesi ile sorun büyüdü. Ermenistan Yüksek Sovyeti ile Karabağ Ulusal
Konseyi, Aralık 1989’da Karabağ ile Ermenistan’ın birleştirildiğini ilan etti.
Ancak bu durumun Ermenistan’ı uluslar arası arenada zor durumda bırakacağını
düşünerek, birleşme kararından vazgeçtiler. Bir süre sonra Aralık
1991’de gerçekleştirdikleri sözde referandum sonucuna göre 1992’de Karabağ’ın
bağımsızlığını ilan ettiler. Ancak Karabağ’ın bağımsızlığı, Ermenistan da dâhil
olmak üzere hiçbir ülke tarafından tanınmadı.
Bu gelişme üzerine Azerbaycan, 27 Kasım 1991’de
Dağlık Karabağ’ın özerklik statüsünü iptal etti. Ermenistan Azerbaycan
Parlamentosu tarafından alınan kararı, savaş ilanı olarak değerlendirdiğini
açıkladı.
Aralık 1991’de çöken Sovyetler Birliği, 1997
yılına kadar Ermenistan’a, tank ve uzun menzilli füzelerin de bulunduğu 1 milyar
dolar tutarında askeri malzeme verdi. Ruslar’ın büyük çaplı desteğini arkasına
alan Ermenistan, Kelbecer, Kubatlı, Fuzuli, Cebrail, Zengelan ve
Laçin şehirlerini işgal etti. Bu nedenle 900 binden fazla Azeri doğduğu,
yaşadığı toprakları terk edip, Azerbaycan’a sığındı. Bu arada, yaklaşık 200 bin
Ermeni de Azerbaycan’ı terk etti.
Tarihler 1988'i göstermeye
başladığında Dağlık Karabağ'da çam ağacını kesen Ermeniler ile Azeri Türkleri
arasında çatışmalar başladı.
1988 yılında başlayan Dağlık Karabağ
probleminin başlangıç aşamasında yüz binlerce Azerbaycanlının tarihi
topraklarından kovulması üzerine Azeri halkında çok büyük tepki dalgası başladı.
Ülkede yapılan mitinglerde Azerbaycan topraklarının işgali kesin bir dille
kınanmasına rağmen, Muttalibov yönetimi pasif tutumundan vazgeçmedi.
1990 yılının Ocak ayında her
geçen gün artan halk ayaklanmasını ve “yanan bağımsızlık ateşini” söndürmek
üzere Kızıl Ordu, Bakü’ye girdi.
Azadlık meydanında milyonlarca insan, Kızıl
Ordu tanklarına karşı mücadele veriyordu. 19 Ocak gecesi Rus birlikleri Bakü
sokaklarını kan gölüne çevirdi. Sabah saatlerine kadar süren katliamda,
aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 131 kişi öldürülmüş, 250'den fazla
kişi yaralanmıştı…
Bu katliamın ardından
Azerbaycan'ın her yerinde ayaklanmalar başladı. Azerbaycan bağımsızlık
düşüncesinden artık geri adım atmayı düşünmüyordu ama Azeri kentlerinde
katliamlar da bitmek bilmiyordu…
Dünya ise; yaşanan korkunç vahşeti seyretmekle
yetiniyordu.
Azeri kuvvetleri, 1992 yazına kadar Karabağ’ın
yarısını ele geçirdi ve başkenti kuşattı. Bunun üzerine Rusya,
Ermenileri açıkça destekledi. Savaşta güç dengesi değişince
Ermeniler, 1992’nin ikinci yarısında Hocalı, Şuşa, Laçin koridorunu işgal etti.
Bu savaşın trajik, kesitlerinden birini 1992 yılının 26 Şubat’ı, insanlık adına
kara bir leke olarak tarihe geçen Hocalı katliamı oluşturmaktadır. Şubat ayının
25’ini 26’sına bağlayan gece Ermeni eşkıyalar, Rusların 366 nolu motorize
alayının desteği ile Azerbaycan’ın eski yerleşim merkezlerinden Hocalı şehrinde
korkunç bir katliama giriştiler. Ele geçirdikleri Azerilerin kulaklarını kesip,
gözlerini çıkardılar. Hamile kadınların karınlarındaki bebeklerini öldürdüler.
Korkunç bir manzara ortaya çıkmıştı…
ERMENİSTAN VE İSRAİL’İN ORTAK
YANLARI
Dünyanın gözü önünde cereyan eden bu hadise
Ermenilerin tıpkı İsrail tarzı propaganda yaptığını ortaya koymaktadır. İsrail
ve Ermenistan arasında birçok ortak nokta bulunuyor:
* Her ikisi de soykırım yapmasına rağmen
kendilerini mağdurmuş gibi lanse ediyor.
* İşgalciler, ama sanki kendi topraklarında
hareket ediyorlarmış gibi bir izlenim veriyorlar.
* Uluslar arası hukuku ayaklar altına
alıyorlar ama hiçbir ülkenin ciddi tepkisiyle karşılaşmıyorlar.
* Kayıtsız şartsız bir biçimde Batı
dünyasının desteğini almış durumdalar.
* İsrail’i Yahudi diasporası, Ermenistan’ı
Ermeni diasporası finanse ediyor.
1993–94’te Kelbecer
ve Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermeniler tarafından
işgal edildi. Topraklarını geri almak isteyen Azerbaycan’ın Aralık 1993’teki
hamlesi sonuçsuz kaldı.
Mayıs 1994’te Rusya’nın arabuluculuğu ile her
iki taraf da ateşkes ilan etti. Temmuz 1994’te ise Ermenistan, Azerbaycan ve
Karabağ, ateşkese uyacaklarını ve müzakere yoluyla sorunun çözümüne rıza
gösterecekleri taahhüdünde bulundular. Ardından anlaşmazlık AGİT’e havale
edildi.
BM, AGİT ve NATO’nun bildiri ve kararlarında
“Azerbaycan yerleşim birimlerinin işgal edildiği, barışçı çözümün engellendiği,
Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün tehdit edilmesinin uluslararası hukukun ve
AGİT ilkelerinin kabul edilemez biçimde ihlali olduğu, Yukarı Karabağ ve
Nahçıvan’ın statüsünde zorla yapılacak değişikliklerin kabul edilemeyeceği”
vurgulandı. Yukarı Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu defalarca teyit edildi.
Ancak bütün bu uyarılara ve işgalci olarak nitelendirilmelerine rağmen
Ermenistan bu tutumundan vazgeçmedi…
1997 yılında uluslararası arabulucular,
isteksizce davransalar da uzun bir süre sonra sorunları aşamalı olarak çözüme
kavuşturacak bir öneri sundular. Tarafları ortak zeminde buluşturan plana göre,
ilk aşamada Ermeni işgal güçleri Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarından
çekilecek, mülteciler yurtlarına dönecek, bölgeye barış gücü askerleri
yerleştirilecek ve sınırlar yeniden açılacaktı. İkinci aşamada ise Karabağ’ın
statüsü belirlenecekti. Kendi kendini yöneten bir Karabağ oluşturulacaktı.
Ancak, bu plana sıcak bakan Ter–Petrosyan 1998
yılında cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetti. Yerini, Minsk Grubu’nun önerisini
reddeden Koçaryan’a bıraktı. Ve sorun bu noktaya ve bugüne kadar
geldi
Şüphesiz Ermenistan, Batı’dan aldığı cesaret
dolayısıyla uluslar arası hukuku ayaklar altına alan ve uyarılara kulak asmayan
politika izlemektedir. Zira Batı, ikili politika izlemektedir; bir yandan
Ermenileri eleştirir gibi gözükürken, diğer yandan açıkça destek vermektedir.
Karabağ sorununa bu mantık çerçevesinden
yaklaşıldığı için şu ana kadar çözüm noktasında herhangi bir mesafe
kaydedilemedi. Gelişmelere baktığımızda çözüleceğe de benzemiyor. Zira
geçtiğimiz günlerde, AGİT) Minsk Grubu Eşbaşkanı ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza’nın yaptığı açıklama bu durumu en güzel bir
biçimde ortaya koymaktadır. Konuşmasında Bryza, Ermenileri çözüme yaklaştıracak
olan ambargodan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi ve haddini aşarak “Türkiye ile
Azerbaycan arasındaki bir millet iki devlet düşüncesi değişmeli. Türkiye,
Ermenistan ile ilişkilerini, Azerbaycan gibi üçüncü bir ülkeyi dâhil etmeden
geliştirmeli ve diplomatik ilişki için ön koşul koymamalı” ifadesini kullandı.
Bryza katliamcı ve işgalci Ermenistan’a arka çıkmakta bir sakınca
görmüyordu…
TEHDİTLER GERÇEKÇİ Mİ?
Dünyadaki sorunlu bölgelere ilişkin
çalışmalarıyla dikkat çeken Uluslararası Kriz Grubu, işgal altındaki Yukarı
Karabağ ve diğer Azerbaycan topraklarına ilişkin adım atılmaması durumunda
bölgede savaşın yaklaştığı iddiasında bulundu.
Kriz Grubu, artan sert söylemlere dikkat
çekerek, Azerbaycan'ın petrol gelirlerini silahlanmaya harcaması ve benzer
şekilde Ermenistan'ın sürpriz ekonomik gelirlerini de silaha dönüştürmesinin
bölgede yeni bir krizin göstergesi olduğunu belirtti.
İki ülke liderlerinin de gerek 2008'de
yapılacak seçimlerde daha fazla halk desteği almak, gerekse silahlanma
harcamalarını açıklamak için kavgacı bir dil kullandıkları ifade edildi. Bu
raporun açıklanmasının üzerinden birkaç gün geçmemişti ki, Azerbaycan
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan ile barış görüşmelerinin sonuç
vermeyeceğine inandıkları anda, askeri yolla ülkesinin toprak bütünlüğünü
yeniden sağlayacaklarını söyledi. Ermeni tarafı da Aliyev’den geri
kalmadı.
Mayıs 1994’te imzalanan bir dizi anlaşmayla
taraflar arasında ateşkes sağlanmıştı. Ateşkesin 14. yılına yaklaşılırken
yaşanan çözümsüzlük süreci bıkkınlığa yol açsa da taraflar “ateşkes halinin
sürmesinden büyük ölçüde memnun oluyormuş” gibi bir izlenim veriyorlar.
Uzmanlar, savaşın sonucunda verilecek kayıpların yanı sıra mağlubiyet ve genel
olarak ülke içerisinde kontrolün kaybolması durumunda mevcut yönetimlerin
konumlarını kaybedeceği endişesiyle ateşkesin devamından yana olduğunu öne
sürüyorlar. Ve tarafların yıllardır süren başarısız barış görüşmelerini sürdürme
konusundaki ısrarlı tavrının bu durumdan kaynaklandığının kanıtı olduğunu
savunuyorlar…
Sonuç: Karabağ sorununda inisiyatif Rusya, ABD ve Fransa’dan
oluşan Minsk Grubu’nun elinde. Ancak ABD’nin yanı sıra Rusya’nın geçmişte olduğu
gibi günümüzde de Ermenilere tam destek vermesi Erivan’ın sorunun çözümüne
yanaşmamasına sebep oluyor. Avrupa Birliği de ABD gibi ısrarla Türkiye’den
uluslararası kuruluşlar tarafından “işgalci” olarak nitelendirilen Ermenistan
ile ilişkilerini normalleştirmesini, ilk adım olarak da sınırını açmasını
istemektedir.
Evet, Türkiye, sınırını açabilir. Zira
komşularımızla iyi yakın komşuluk ilişkisi karşılıklı menfaatler icabıdır.
Ancak, bu adımların atılması için Erivan, “Ankara’nın işgal ettikleri
topraklardan çekilmesi yönündeki” şartını yerine getirmelidir.
Hazırlayan: Hüseyin Altınalan