"Melami Savaşları" yine çok ses getirdi. Oktan Keleş'in « Bir Meczubun Rüyası »isimli kitabının ardından çıkan yeni kitabı okuyanları hayretlere düşürüyor. Bir çok sır kapılarının aralandığı bu kitapta insan düşünüyor, olaylar karşısında tefekkür ediyor ve yazarın açıklamalarıyla kendisine yeni ufuklar açılıyor. Okuyucusunu şaşırtmayı seven Oktan Keleş kitabında yazdığı olaylarla insanları uyudukları uykudan uyandırmayı, sonra kendini sorgulamayı ve sonra kendi iç dünyasına döndürmeyi çok güzel başarıyor. Yani Oktan keleş kişinin kendisini keşfetmesinde ki ilk ateşi tetiklemeyi çok iyi beceriyor. Kendisi ile yaptığımız bu söyleşide kitabı « Melami Savaşları » ve İnsan olmanın gerçeğini konuşup düşüncelerini aldık.
G.OSMANCIK: "Bir Meczubun rüyası" ndan sonra nihayet beklenen kitabınız "Melami Savaşları"çıktı. Sizden bu kitap hakkında biraz bilgi alabilir miyim?.
O.KELEŞ: Şimdi ilk kıtabımız "Bir Meczubun Rüyası" daha çok insanın kainatla, yaratıcısının ona vermiş olduğu iradenin doğrultusunda ne, neden, niçin sorularını sorduğu, o sorulara cevaplar bulduğu tasavvuf ağırlıklı, insanın ruhunu, nefsini kendine tanıtan bir eserdi.
"Melami savaşları" ise biraz realitik ve güncel konularıda işin içine aldığından dolayı yine tasavvufi öğretilerden kopmamış, dolayısıyla insanı adeta tefekküre zorlayan bir kitap.
G. OSMANCIK: Anlattığınız her zahiri olayın birde batıni yönünü ele almışsınız. Bu da insanda her olayın arkasında bir hikmet arama mesajı veriyor. Nasip, kısmet hikâyesini defalarca okudum. Kitapta geçen olaylar gerçekten rüya mı, kurgu mu, yoksa gerçek mi. Bana göre gerçek size göre nedir?
O.KELEŞ: Kainatta bildiğiniz gibi görülen hadisenin bir arka planı, bir batılı vardır. Dolayısıyla zahiri olaylara sebepler aradığımız zaman çoğu zaman yanılma oranımız yüksektir. Kainatı, yaratıcıyı ve insanın kendini düşünmesi dahi insanı kendi iç alemde ve dış aleminde yolculuklara taşıyacaktır. Bu kitapta onuda irdeledik. "Kimilerine göre gerçek, kimilerine göre rüya, kimilerine göre kurgu. Bunu ben siz aziz muhterem okuyuculara bırakıyorum." Siz bir şıkkı seçtiniz. Cevabı arifler kendileri bulsun.
G.OSMANCIK: kitapta Adem ve İlhami abi isminde kahramanlar var. Bu ilham alan veya ilham getiren bir abimi? Belki de ilham müessesinin sembolü. Burada en büyük sır İNSAN. İnsanın kendini bilmesi Rabbini bilmesi, bütün kainatı bilmesidir.İnsan nasıl kendini bilecek.
O.KELEŞ: Bize hayat verilmesindeki sebeplerin en başında Rabbimiz tarafından bize bizi bildirmek amacının olduğunu görüyoruz. "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim." Aslında işi tersten okuduğumuz zaman iş öyle değil. Allahû Tealâ zaten kendisi kendini yüceltecek kadar büyük. Biz ne kadar Rabbülalemini yüceltmeye kalksak, haşa aslı şudur, "Siz benim ilmimde gizli bir hazineydiniz, ben sizi size bildirmek istedim „ demek istiyor. Dolayısıyla bu bakış açısıyla baktığımız zaman insan, Rabbi tarafından kendinin sırrına ulaşmak için dünyaya gönderilmiş. Bu sırra vakıf olabilmek nefsini bilen, Rabbini bilendir olması doğrultusunda kendini okumalı, ilk ayet öyle değilmi?
Ikra'bismi Rabbikellezî halak (halaka).Halakal insâne min alak(alakın). "Rabbinin adıyla oku."
Bu âyeti kerime Allah Resulune geldiği zaman birçok alim bunu şöyle yorumluyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur'an-ı biliyorduda işte onu okuyacaktı, neyi okuyacağım diye sormadı.
G. OSMANCIK: İnsanı yücelten nedir?
O. KELEŞ: Hz. Ali (r.d) bir kelimesi var "Yüksekliği aradım onu alçaklıkda buldum" diyor. Demekki insan kendini yüceltmeyecek, kendinde gördüğü sırla Rahmanı yüceltecek. Her insan kendinde bir sırra vakıf olur. Her insanın kendi sırrı vardır. Yani insan kotlamasındaki "Eşrefi Mahluk „ rütbesindeki kodlardaki sırdan bahsediyorum. Benim ayrıdır, Ahmet'in ayrıdır, Mehmet'in ayrıdır. Ama herkesin kendine has bir sırrı vardır. O sırrı bulmak Allah'ın kendindeki kotlamış olduğu sırrı bulup "Evet işte Rabbim bana bu sırrı nasip etmiş ben şimdi rabbimin bu sırrı ile Rabbimi yücelteceğim." diyerek hareket etmesi gerekir.
G.OSMANCIK: Kitabınızda Adem'den bahsederken "Sen kaçıncı Adem'in halindensin" diyorsunuz. Kaçtane Adem varki?
O.KELEŞ: İnsan nefs boyutlarında yaratılmış. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye vs. Hz Adem ilk yaratıldığında Fatır Suresinin 11. âyetinde bahsedildiği gibi topraktan yaratılıyor. Rabbi tarafından bir suret veriliyor, hiçbirşey bilmiyor, eşyanın hakikati bildirilmemiş. Buna birinci Adem diyoruz. İkinci Adem Bakara süresindeki eşyanın hakikatini, isimlerini bilen ilim sahibi biri. Bu Adem meleklere dahi hocalık yapabilir. İşte o konuma gelen, evliya diye tabir ettiğimiz yüce insanlar var. Üçüncü Adem'e gelincede şimdi birinci Adem sıfır noktasında, ikinci Adem alimleşmiş, üçüncü Adem'se işte o alimliği ile Rabbine ulaşması gereken Adem. Dolayısıyla tekrar o bilgiyi ve kendine verilmiş tüm cevheri kendi iradesiyle yok edip ilk Ademe yani ölü konumuna Rabbine teslim konumunda dönmesi gereken Adem. İşte 3 Ademi bu boyuttan irdeledik ve sorduk sen hangi Ademsin. Hepimiz soralım "Biz hakikaten kaçıncı Ademiz „?
G.OSMANCIK:Kitapta ki ilhami abi ilham alan birimi?
O.KELEŞ: Allahû Tealâ arıya dahi ilham ettiğini buyuruyor, demekki insanda bu müsseseyi açık tutmuş. Bazıları yanlış algılasada bu böyle, şimdi İlhami abiye kainattaki bazı ilimlerin kodları Allah tarafından verilmiş, Hızır A.s temsil eden bir zat görünümünde fakat kendinin Hızır olduğunu hiçbir zaman söylemiyor.
G OSMANCIK: Hızır (a.s) nasıl biri?
O. KELEŞ: Herkesin bir Hızırı vardır. Bazen bir ot bile insanı o müşeade haline yakınlaştırıyorsa o Hızırı olabiliyor. Tefekkür ise kitapta irdelediğim gibi düşünce boyutundan çok daha yüksek bir hadise. Rahmana ulaşan bir kapı yol. Mesala santranç oynarken de düşünüyorsunuz, veya şeytan dahi yapacağı hileleri düşünüyor. Düşünmek aslında fazla önemli bir cevher değil ama tefekkür çok farklı birşey.
G.OSMANCIK: diyorsunuz ki her insan düşünür ama tefekkür farklıdır, Yaşadığımız her olayda bir hikmet aramak mı tefekkür.
O.KELEŞ: Tabiki. İnsan şöyle düşünebilir mi? üzerine ne konsa Allah'tan izinsiz konmaz, yaprak izinsiz düşmeyeceğine göre bir âyet hükmüyle, gelen müsibette ondan izinsiz değildir. Dolayısıyla insan o zaman şöyle tefekkür edebilir. Bir âyette Yüce Allah "Yaptığınız herşey kendinizin işlediğiniz olaydan dolayıdır, nefsinizi bana ortak etmeyin » buyuruyor. Dolayısıyla biz bunun hikmetini arayacağız, sabretmeye çalışacağız, sabır makamı, rıza makamı, bunun boyutları var.
G.OSMANCIK: Yine kitabınızda diyorsunuz ki; "Her milletin bir notası vardır ».
O.KELEŞ: Evet kainat ses ahengi ile yaratılmıştır. "Ben sizin Rabbimiz değilmiyim" âyeti gereğiyle işaret buyurduğu gibi yaradanın sesinin ruhlar alemindeki yankılanmasından dolayıdır ki, müziki çıkmış, o sesi arıyor müzik aletleri, insanlar vs.."Her milletin, her kavminde bir notası vardır." dolayısıyla bizim Anadolu coğrafyasında köklerimizden gelen Osmanlıyıda içine alan kendimize has bir müziğimiz var. Tarihimizde şöyle de geçer; akıl hastlarını, ruh hastalarını çeşitli müziki aletleri ile iyi etmeye çalışan 250 ye yakın makamla teskin etmeye, şifa buldurmaya çalışan müesseseler kurmuş ecdadımız. Bugün bilimsel anlamdada bilim bunu kabul etmiş. Bizim demek istediğimiz insanların notasıyla oynanırsa, dolayısıyla köklerinden, örfünden adetinden, geleneklerinden ve Allah'a ulaşmasından bir kablonun bir frekansın kesilmesi gibi kesilir.
G.OSMANCIK: Kainatın bir notası var mıdır?
O.KELEŞ: Bir bilim adamı geçenlerde açıklama yapıyor, bütün sesleri özel bir cihazda toplamışlar, kainatın ortak notası FA diyorlar. Yani bilimsel olarak kesinlikle ispat edilmiş.
G.OSMANCIK: Kitabınızda hep anlatmak istediğiniz birşey var. Hilaliler ve şer güçleri. Onlarıda sınıflara ayırmışsınız. Şer güçleri dediğimiz zaman ne anlıyoruz? onların karşısında Allah'ın orduları Hilaliler var Hilaliler dediğimiz zaman içine kimler giriyor?
O.KELEŞ: Hilaliler Türk İslam coğrafyasındaki gönüllü müslümanlardır. Hilalilerden kastım Allah için dünyanın her yerinde aşikar veya gizli hizmet veren insanlardır. Melami birliğide Hilaliler içindeki melami birliğinin ismi. Melametten kendini kamufle etmeden, gizlemeden geliyor. Melami tarikatı ile hiçbir alakası yok.
G.OSMANCIK: Günümüzdede böyle kişiler varmı.
O.KELEŞ: Elbette, zaten kıyamete kadar da olacak. İslamın akedemikselleştirilmesi şeytanın doktrinidir. Meczup dediğimiz zaman cezbeye gelen, Allah'ın yarattığının karşısında aklını yitirmiş, aslında aklını yitirmiş deli olmuş manasında değil, klasik tanımlarda öyle zannediliyor.
G.OSMANCIK: Lugatta din yoluyla aklını yitiren kişi olarak geçiyor galiba.
O.KELEŞ: İşte genel tabir aklını yitirmek. Aslında meczup dediğimiz zaman cezbenin gelmesi, Allah için titremesi ki bununla ilgili ayet var "O müminler ki Allah'ı zikredince kalpleri titrer." Der. Meczuplar aslında süper zekalı insanlardır. O kadar süper zekalıdırki, insanlara ders verirler.Bu şeytani bir zeka değildir. Zeka kavramını irdeleyelim. Allah'ın metodlarına uyarak o kristal akla, o zekaya ulaşmış kişilerdir. Şimdi böyle olunca meczup size bir kelime söylüyor onun bilgisi vesilesi ile çok aşağıda kaldı sizi tenzih ederim. Aşağıda kalınca insanlar çıkış noktası olmayınca diyorki bu deli, halbuki asıl deli sensin anlamıyorsun onu çünkü boyutunda değilsin. Zaman zaman o meczuplar aşağıya iniyorlar. İşte aklı nerde eşref saati belli olmuyor. Zaman zaman düzeliyor, zaman zaman karıştırıyor diyorlar.
G.OSMANCIK: Birde olayın şer cephesi var. Bunlar kimlerdir?
O.KELEŞ: Tabi o şeytaniler dedim, hahamlar o zurnanın son deliği yani şeytanilerin adamları bunlar, şeytaniler şuanda yeryüzünde ispatlıdır. En üst kara tarikat örgütüdür. Şeytanla birebir temasta olan kitledir bu. Onların karşısında da Allah'ın velileri vardır
G.OSMANCIK: Hilalilerin içinde Hızır (a.s)rolü çok büyük Bu konuyu biraz açabilirmiyiz.
O.KELEŞ: Hızır (a.s) hayat alemi ile iki alemin arasında bulunan, ilmin temsilcisi, Kehf süresindeki ayetleri ile ilişkilendiriyoruz. Musa (a.s) diyor ki "İsrailoğullarının en bilgilisi benim." Allah'u Teala diyor ki "Hayır, senden daha bilgilisi var." İşte o peygambere öğretmenlik yapan bir bilge. Musa (a.s) Ululazim peygamberlerden. Dolayısıyla ona öğretmenlik yapan şahısta Hızır (a.s). Ama ledün ilminin padişahı olan Hızır (a.s)ı Musa (a.s) anlamıyor. Kendisine 3 şans veriliyor 3 ünü de kaybediyor. Çünkü Musa (a.s)ın elinde şeriat ilmi var, peygamberlik ilmi var Oysa Ledün ilminde ise sizin gördüğünüz herşeyin tersi var. Allahtan aleme bir yanısımadır ki Kehf suresinde Hızır (a.s) "Bunları ben yapmadımki Allahın bana verdiği bilgiyle onun istediği ölçüde yaptım" diyor.
G.OSMANCIK: Bundan şunu anlıyoruz: olayların en son haline yani neticesine bakmalıyız.
O.KELEŞ: H.z Mevlana şunu söylüyor "Akıllı adam işin sonunu gören insandır"
Yani aslında her olayın sonunu beklemek doğruda, sonunu görmek uzak değil gaybi bir mesele değil. Arif adam odurki ektiği tohumdan ne çıkacağınıda bilir. Elma ektiği zaman armut çıkmaz.
G.OSMANCIK: Yüce Allah Şeriat ilmi ile Ledun ilmi diye iki ayrı ilim mi vermiş?
O.KELEŞ: İki ilim olduğunu nasıl izah edebiliriz. Belki milyonlarca ilmi var. Ledün ilmini tarif ederken veliler çalışarak elde edemeyecekleri bir ilim ama belli bir noktaya kadar çalışacaksın sonra elini uzatacaksın, Allahın elini uzatması ile Ledun ilmi alınır. Yani Allah bizati verir seçtiği kuluna. Ama size verdiği ayrıdır, bana verdiği ayrıdır, Ahmed'e, Mehmed'e verdiği ayrıdır. Yani ilimler o kadar fazladır ki biz sadece şeriat kapısından gireriz, sonra tarikat kapısından sonra işte hakikat, marifet vs.. Yani bir çatı gibi, bir tanesi eksik olduğunda yağmur yağar.
G.OSMANCIK: Ledun ilmi çok sırlı bir ilimdir, kimlere verilir?
O. KELEŞ: Tabiki sır ehline veriliyor. Ariflerin bir sözü vardır "Öküzün boynuna inci kolye takılmaz, kıymetini bilmez" diyor. Allah tabiki kime vereceğini bilir.
G.OSMANCIK: İstanbul'un bir şifresi var diyorsunuz, nedir İstanbul'un şifresi?
O.KELEŞ: İstanbul'un şifresi İstanbul'da gizlidir. İstanbul'un ilk ismi biliyorsunuz"Konstantine"dir.
Daha önceleri
Bizanstion,
Konstantion
İstanbul'un yazılışları aynıdır. Konstan –Stan. Satan baş şeytandır.
G.O: İkinci Titanik vakkası dediğimiz sıcak sularda ki gemi faciası önceden bildiniz. Bu istibarat kaynağınız nedir ?
O.KELEŞ: Alahın izniyle şunu ifade edelim. Bunun gaybı bilmekle falan alakası yok, medyumlukla, cincilikle bunlardan uzağız biliyorsunuz. Şöyle düşünebiliriz, dünya istihbaratçıları vardır. İhami abiler gibi vs.. Onlar Allahın veli kullarına bildirirler bir şekilde. Veli kullarda insanlara.
Güzin Osmancık/netpano.com