netpano.com -
Web Netpano.com   BİZE ULAŞIN |
14 May 2008 Wednesday

Yazarlar

Fahri Sarrafoğlu
1 ALTIN MI İKİ ALTIN MI ?

Melih Bayram Dede
İNTERNET KEYİF VERİR, BAĞIMLILIK YAPAR!

Ali Ural
ŞARKI SÖYLE, KONUŞMA ARTIK!

Zübeyir Somuncu
MUSTAFA KOÇ VE AYDIN DOĞAN’IN ÖDÜL ALDIĞI TÖREN’İN KULİSLERİ

Hakan Yılmaz Çebi
"13 TANRI"NIN EVİ –WAŞİNGTON'DAKİ GİZLİ ADA- K=F=22 ÜÇGEN...

Baki Günay
CEP’İNİZ Mİ ÖNEMLİ SAĞLIGINIZ MI?

Fahri Sarrafoğlu
MARKALAŞMADA BEDELİ TÜKETİCİ ÖDÜYOR

Dedekorkut Evliyaoğlu
AK PARTİ SAVUNMASINI NEDEN SAVSAKLADI? AK PARTİNİN ÖNCELİĞİ ÖZGÜRLÜK DEĞİL İSMİ

Ali Ural
AVRUPALI ROBOTLAR

Levent Elpen
1 MAYIS’IN İKİ YAZARI

Zübeyir Somuncu
İsrail’de Yahudiler Arasında İç Savaş Çıkar mı?

Kemal Çiftçi
İŞTE BİR “ÇİFTE STANDART” ÖRNEĞİ DAHA!

Ali Ural
NEDÎM-İ BENİ ÂDEM EVLİYÂ-İ Bİ RİYÂ

Zübeyir Somuncu
TSK’DAN CEVAP BEKLEDİĞİM SORULAR

Fahri Sarrafoğlu
İLGİNÇ GAFLAR

 

Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Milli Gazete  
netapno.com  -  - Friday, March 21, 2008 - 00:00:00  
Statükoyu Kaybetme Korkusu

 Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferhat Kentel:

Türkiye’de gerginlikler bir türlü sona ermiyor. Son yıllarda sürekli gerginlik üreten bir toplum haline geldik. Son olarak AKP’ye açılan kapatma davası herkesin kendisine “Türkiye’de neler oluyor?” sorusunu sormasına neden oldu. Önce Cumhurbaşkanlığı seçimi, ardından başörtüsü süreci ve son olarak da kapatma davası ülkenin gündemini değiştirdi. Özgürlükler konusunda kimle konuşabilirim düşüncesi beni, başörtüsü konusunda Star Gazetesi’ne ayrıntılı bir çalışma yapan Sosyolog Doç. Dr. Ferhat Kentel’e götürdü. Başörtüsü ve özgürlükleri konuşmak istiyorduk ki, AKP’ye kapatma davası da konumuzun içine dâhil oldu. Kapatma davasını Türkiye’de statükoyu kaybetme korkusu yaşayanların bir hamlesi olarak değerlendiren Kentel, Başörtüsü yüzünden seçkinci kesimin zihinsel konforları yıkıldığına dikkat çekiyor. Ferhat Kentel ile kapatma davası, başörtüsü ve Türkiye’nin modernleşme sürecindeki sıkıntıları konuştuk.

Bu kapatma davaları hiçbir zaman gerekçesini tam olarak oluşturamadı. Gerekçeler her zaman bir paranoya üzerinden inşa edildi. Fazilet Partisi, Refah Partisi döneminde de aynı şey yapıldı. Gerekçeler, insanların söylediği bir takım cümleler üzerine hatta varsayımlar üzerine bina edildi. Bu aslında statükoyu kaybetme korkusundan kaynaklanıyor.

*  AKP’nin kapatılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kapatma davaları Türkiye’nin yeni gördüğü bir durum değil. Ama bu kapatma davaları hiçbir zaman gerekçesini tam olarak oluşturamadı. Gerekçeler her zaman bir paranoya üzerinden inşa edildi. Fazilet Partisi, Refah Partisi döneminde de aynı şey yapıldı. İnsanların söylediği bir takım cümleler üzerine hatta varsayımlar üzerine bina edildi gerekçeler. Bu aslında statükoyu kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. Ben bu yapılanları büyük haksızlık olarak değerlendiriyorum.

*  Bu sistemin kendini koruma refleksi mi?

Devletin içindeki değişime karşı olan bir zihniyetin ürünü. Burada çok derin analizler yapmak lazım. Kapitalizme ve modernizme ilişkin söylenecek çok şeyler var. Eğer kapitalizm açısından bakarsanız. Türkiye’deki kapitalizm devlet eliyle getirilmiş ve kültürü de kapitalizm tarafından oluşturulmuş bir şeydir. Kapitalizm Türkiye’de seçkin bir sınıf da oluşturdu. Bu seçkin sınıf elde etmiş olduğu avantajları bırakmak istemiyor. Aynı zamanda bu modernleşmenin de hikâyesidir.

*  Bu bir açmaz değil mi? Nereye kadar böyle gider?

Bu aslında komik bir durum. Aslında asıl korumaya çalıştıkları durumun değişmekte olduğunu fark edemiyorlar. Bu memlekette sınıfsal bir çatışma var. Devlet içindeki seçkin sınıfın ve onunla birlikte ittifak halinde olan seçkin sınıf yerini kaybediyor. Dünya genelinde ortaya çıkan değişim statükoyu korumaya çalışanların lehine işlemiyor.

İttihatçı mantık sürüyor

*  Türkiye’de bir gerginlik havası var mıydı?

Vardı tabi. AKP iktidara geldikten 2 yıl sonra gerginlikler oluşmaya başladı. Cumhurbaşkanlığı seçimi gerginliği artırdı. Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik önemi var ve orası devletin zirvesi. Başka birtakım kültürel kodlarla inşa olmuş bir toplumsal hareketin temsilcilerinin bu zirveyi ele geçirmesi birileri için kabul edilemez bur durum. Onlar için devlet ele geçirilen bir şey ve burada çok ittihat ve terakkici bir mantık var. Bu mantık toplum mühendisliğini içeren, topluma tepeden inmeci bir şekilde kendi zihniyetini dayatan bir anlayışı kapsıyor. Sonuç olarak orada çatışma olur.

*  Peki bu gerginlik azalır mı?

Azalacak mecburen azalacak. Burada gerginlik daha da tırmanırsa bu kez toplumun bütün referansını bozacaklar ve kontrol edilemeyen kaotik bir durum da ortaya çıkabilir. Aslında bunu da istiyor olabilirler. Daha önce örnekleri yaşandı. Kriz seçkinci zihniyetin var olma stratejisi aslında. Bu durum onların hayatta kalma yöntemleridir. ‘Bölünüyoruz, parçalanıyoruz ve hainler var’ mantığı hepsi bir tezgâhın ürünü. Toplum açısından düşündüğümüz zaman şöyle bir avantaj var. Gerilim politikaları toplum nezdinde karşılık bulmuyor. Bu gerilim ortamına rağmen, büyük çoğunluk yaşananlara tepkili…

*   Eğer AKP kapatılırsa ne olur?

Bu noktada yapılması gereken gerginliğin ve krizlerin azaltılmasıdır. Toplumu çatışma ortamına sürüklemekten korumak gerekir. Çünkü eğer AKP onların dili ile cevap verirse, belki de onların istediği şeyi yapmış olabilir. Gerginlik ve çatışma isteyenlerin dili ile hareket etmemek gerekir. Şiddet diline karşı şiddetle cevap vermemek lazım. Çünkü çare değil.

Baskı ile değişim olmaz

* Batı’dan Türkiye’ye giydirilmeye çalışılan bir elbise var. Ama bu elbise bizim kültür kodlarımıza  uymuyor. Bu durumu nasıl okuyorsunuz?

Bu yöntemin kendisinden kaynaklanan bir durum. Avrupa’da kapitalizm ve modernite yıllar süren çatışmalar ve savaşlar sonrasında kendi kurumlarını oluşturdu. Anglikan ve Protestan kilisesi büyük bir mücadelenin ürünü. Bu çatışma hala da devam ediyor. Bütün bu savaşlardan sonra uzlaşmalar ortaya çıktı. Siz orada ortaya çıkmış kurumları ve kanunları aynen buraya adapte etmeye çalışıyorsunuz. Avrupa’nın modelinin gelmesi çatışma olmadan yerleşmez. Sizin de söylediğiniz gibi bu toplumun gelenekleri görenekleri, yaşam ve kültür kodları çok farklı. Siz topluma kendiliğinden ortaya çıkmamış bir takım modelleri empoze ediyorsunuz.

*  Ama bu baskı sanki ters tepti?

Evet aynen öyle. Bu değişim o kadar sert bir şekilde empoze edildi ki, benim değişeceğim varsa da değişmedim aslında. Bu nedenle ben sarığıma, şalvarıma, eski yazıma ve dinimin en keskin tezahürlerine sahip çıktım. Bu geçişler aslında olabilir bir şeydi. Gelenek zaten değişen bir şey. Osmanlı’nın 1800’lü yılları ile 1900’lü yılları aynı değil. Bu geçiş yapılabilirdi. Ama baskı ve dayatma ile yapılınca halk tam tersi bir refleks gösterdi. Baskılar insanları kendine yabancılaştırdı.

*  Türk toplumu devleti kutsal olarak biliyor. Biz de devlet baba kavramı var. Bu devleti sahiplenme duygusu toplumumuzU kolay kolay çatışmaya sürüklenmiyor.

Bu hem iyi bir şey hem de sömürülen bir şey. Devletin bekası adına bir şeyler yaptığını söyleyen kişiler neredeyse dokunulmazlık kazanıyor. Devleti ele geçiren kimse o kertede birileri kendi sözünün en gerçek söz olduğunu dayatabiliyor.

*  Başörtüsü konusunda yaptığınız bir araştırma var. Toplum tabanında başörtüsü konusunda ne gibi sonuçlara ulaştınız?

Başörtüsü bir semboldür. Sizin taktığınız kravat benim giydiğim kıyafet bir semboldür ve bir şey anlatır. Kullandığımız kelimeler siyasi semboldür. Biz aslında var oluşumuzla birlikte siyaset yaparız.  Başörtüsü Türk modernleşmesine göre bir negatif semboldür. Türk modernleşmesi sarık, cübbe, başörtüsü gibi sembolleri ötekileştirerek kendini de kadın bedeni üzerinden anlatmayı seçmiş bir modernleşmedir. Aslında halk modernleşmeye kendi olduğu haliyle girmek istiyor. Başörtü, artık kentli bir durum. Bunu da kabul etmek lazım..

Başörtüsü semboldür

*   Peki başörtülüler üniversitelere neden giremiyorlar?

Kadınlar böyle giyinmek istiyorlar. Modern denilen insanlar da dar pantolon kullanıyor. Bunlar aynı şey. Rejim başörtüsünün kamusal alana çıkmasından korkuyor. Böyle bir şey rejimin bütün iyi kötü kurgusunun ve inşa ettiği şeylerin yerle bir olması anlamına geliyor. Başörtülü kadın şunu demek istiyor: “Ben başörtülüyüm ve sizin çalıştığınız alanlarda formasyon sahibi olmak istiyorum ve oluyorum” diyor ve bu noktada sembolik bir savaş başlıyor.

*  Başörtüsü dinin bir gereği olduğu için Batılı bakış açısını da ürkütüyor…

Modernleşme için ikili karşıtlıklar önemlidir. Din öteki tarafı temsil ediyor. Ama belki de artık modernleşme tam da bunu aşmak zorunda. Tamam klasik modernleşme ilerici, gerici gibi karşıtlıklara önem veriyor. Ama yeni zamanların modernleşmesi de işte bu ayrımcılığı aşmalı. Bütün bu post modern okumalar, düşünümsel modernleşme ve küreselleşme aralardaki sınırları yok ettiği için insanlar ara yerlerde düşünme imkanını daha fazla kazanıyor. Göçmenlik işte böyle bir şeydir. Çünkü modern ulus devletlerde ya Türk’sünüzdür ya da Fransız.

Başörtüsü ile okula gitmek moderniteyi aşmak demek

*  Peki göçmenler nasıl? 

Onlar hem Türk hem Alman. Bazen hem Flaman, hem Türk hem Alman. Bazen Hem Parisli, Hem İstanbullu. Sınırları bozan varoluş halleri ortaya çıkıyor. Başörtüsü de tam böyle bir şey işte. Geleneksel modernitenin ötekileştirmiş olduğu dünyanın sembolü gibi görülüyor ama daha da önemlisi, tam da ara yerlerde duruyor. Bu sırf cemaate dayalı geleneksel toplumun da çok fazla işine gelen bir şey değil. Çünkü kendisini homojen bir şekilde yeniden üretemeyecek. Ne modern toplum üretebilecek ne de cemaat. Başörtüsü ile okula girmek demek, aslında modernliğin aşılması demek. Başka bir moderniteyi düşünmek demek. Esas sorun da bu zaten.

*  Başörtüsüne karşı çıkışın gerekçesi nedir peki?

Başörtüsü yüzünden seçkinci kesimin zihinsel konforları yıkıldı. Çünkü cumhuriyet kurulduğu günden bu yana standart herkesin kabul edeceğini düşündükleri bir model var. İlkokuldan beri bunu öğrendiniz. Bir de bakıyorsunuz. Birileri sınırlarınızı bozuyor. O zaman da ‘İran gibi olacağız’ efsaneleri konuşulmaya başlanıyor. Ama ben bunları küçük çocuklara anlatılan ‘canavarlar gelir ve seni yutar’ efsanelerinin günümüze uyarlanması olarak görüyorum. Modern insan masalları yani. Asıl sorun doğru kabul edilen düşünce kalıbını tehdit ediyor olmasından kaynaklanıyor. Benim kendimin bile şimdi öğrendiklerimin doğru olmayabileceği riskini yaratıyor bende. Bu da ciddi bir tehlike. Ortodoks(kalıplaşmış) yaşam tarzına dayanak sağlayan zihniyetler için çok tehlikeli şeyler bunlar.

*  Halk başörtüsüne nasıl bakıyor? Nasıl bir sonuç çıktı?

Halkın başörtüsü ile bir sorunu yok ve tam tersine halk sahipleniyor. Çok küçük bir azınlık karşı çıkıyor. Toplum iç içe geçmiş kültürlerin yaşamasını istiyor. Ama özellikle son yıllarda farklı kültür kalmadı ki. Her geçen gün içine kapanan bir devlet yapısı ile karşı karşıyayız.

* Başörtüsü konusunda çözüm nedir? Sorun nasıl anlaşılır?

Hem siyasi hem de toplumsal düzeyde atılacak adımlar var. Bir tanesi şu anda iktidarda olan partinin yapması gereken şeyler var. Bu partinin sık sık içine düştüğü kibir durumundan çıkması gerekiyor. Çünkü temsil ettiği, toplumsal sınıflar mütevazı sınıflardan oluşuyor. Hayatlarını oldukça normal sıradan gündelik hayatlarını yaşayan iş aş peşinde koşan ve adam yerine konmak gibi dertleri olan insanları temsil eden bir partinin öncelikle modernleşmeci seçkinlerin diline benzer bir dil üretmemesi lazım. Başbakan Erdoğan’ın toplumla girmiş olduğu ilişkilerde, ‘ben yaptım oldu’ dilini biraz törpülemeleri gerekiyor. Halkın sorunlarına samimi olarak yaklaşmalıdır. Toplumdaki farklı sesleri duymalı ve ona göre hareket etmelidir. Tek bir ses üretmemelidir.

Genç siviller Türkiye için çok önemlidir. Bu insanlar başkalarının dilini dert edinen çok iyi vicdan politikaları uyguluyorlar. Ben eğer Kürt isem ve benim sorunlarım varsa, başörtüsü sorununa da duyarlı olmalıyım. Herkesin sadece kendi kimlikleri yönünde politikalar üretmek yerine başka kimliklere de saygı duyması ve onların sorunlarına da sahip çıkması gerekiyor. Son olarak da entelektüellerin gerçekten entelektüel olması gerekir. Kralın danışması olmaktan çıkarak, bilim üretmeye yönelmeleri gerekir. Ancak başka seslere kulak verebildiğim zaman benim bilimselliğim güçlenebilir ve çeşitlenebilir. Başka türlü ben kendimi tekrar etmiş olurum. Kendi paradigmamın içinden konuşmuş ve oradan yeni bilgiler üretmem mümkün değil. Üniversitelerde farklı kültürlerin temsil edilmesi lazım.

Röportaj: Mustafa Canbey



 YORUMLAR
birol / 4/19/2008 4:55:02 AM
!ülkemdeki anti-demokrasiden UTANIYORUM artik yaziklar oldun!..


birol / 4/19/2008 4:55:02 AM
ger elime imkan gecsin iltica yada baska ülkenin vatandasligina gecmeyen NAMERTTIR!ülkemdeki anti-demokrasiden UTANIYORUM artik yaziklar oldun!..


beklenen / 3/23/2008 9:52:28 PM
orun statiko falan değil. işin geri planda kalan tarafı o. asıl derttürkiyeni islami uyanışının engellenmesi. lozanda laiklikleşme ile hıristyanlaşmayı garanti altına almak istediler. ancak içerde çok fazla direniş olunca zamana yaymaya başladılar ki bu siyonizm in en bilnen taktiğidir. bu zaman kadar da epey bi yol kat ettiler. laiklik diye insanlar resmen islama saldırı yapar hale geldiler. korkulan işte bu noktada, türkiyenin bunca yıllık çalışmayı bertaraf etme girişimler.

ergenekon falan da bu çerçevede değerlendirilmeli bence.

ortada sistemler, statüko gibi değerlerden ziyade insanlık tarihini en eski savaşı var. hak ile batılın arasındaki savaş.




 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Scientology Tarikatının İç Yüzü
  Dr. Ziya Özel Tıp Tarihine Geçti
  Ulusalcılar Kışkırtıyor
  AKP Ağzıyla Kuş Tutsa Kapatılacak
  Tehdit Alıyorum, Koruma Talep Ettim
  Demokrasi Yok, Gücün Demokrasisi Var
  Bundan Sonrası Sert Geçecek
  Susurluk Uzmanından Ergenekon Analizi
  Türkiye’yi Bürokrasi ve Yargı Yönetir
  Sivil Darbe Tesebbüsü

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




Subscribe to Netpano
'Her gün bir bilgi servisi' okurlarımızdan ilgi görmeye devam ediyor. Bilgilerini paylaşan okurlarımız gözden kaçan ilginç bilgilere grubumuza atarak bizler ile paylaşmaya devam ediyor.Türkiye'de ve Dünyada meydana gelen olayların bildiğimiz gibi gelişmediğini söyleyen bizler; sizlerinde tartışıp bilgilerinizi aktarmanızı istiyoruz. Yapmanız gereken tek şey yahoo grubumuza üye olmak.

 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2007 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi