Herkesin komik, şaşırtıcı, sıradışı okul anıları vardır. Bazıları eski arkadaşlarla buluştukça anılır; çoğunlukla da başka kimsenin gülmediği hikayelerde yerlere yatılır. Bazıları da -eğer bir kalem erbabının başından geçmişse- kitaplara dökülür; okuyan herkes için eğlenceli ve anlamlı olur. Sözünü edeceğimiz kitap da işte böyle bir kalem erbabının elinden, gazetecilikte yarım yüzyılı devirmiş olan Doğan Katırcıoğlu’nun elinden çıktı.
Katırcıoğlu, “Okulname / Öğrenci Defteri” adını verdiği kitabında, başta İstanbul Erkek Lisesi (İEL) olmak üzere okullarını, ünlü öğretmenlerini, unutulmaz okul arkadaşlarını anlatıyor. Yalnızca kendi başından geçenlerle de sınırlı tutmuyor hikayeleri; ünlü-ünsüz pek çok ‘okuldaş’ına da sözcülük ediyor. Üstelik anlatılan bu anıların etkisi öyle bir iki kişiyle sınırlı değil. İsmet İnönü’den tutun da bakanlarının yaşam öykülerine varıncaya kadar uzanıyor yankıları.
Atıldılar ama bakan oldular
Söz gelimi, İsmet İnönü ile eski dışişleri bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in siyasetten yıllar önce karşılaştığını tahmin edebilir miydiniz? “Okulname”de, bizzat Çağlayangil’den dinlediği hikâyeyi aktarıyor Doğan Katırcıoğlu. Nasıl mı?
Dil Devrimi’nin yapıldığı yıllarda, İstanbul Erkek Lisesi’nde Arapça dersinin sürdürülmesine tepki gösteren 10. sınıf öğrencilerinden biri, Arapça öğretmeninin sandalyesine iğne koyar. Öğrenciler, tüm baskılara karşın, arkadaşlarını ele vermez ve topluca okuldan uzaklaştırılırlar. Aralarında Çağlayangil’in de olduğu üç temsilci seçip dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye başvururlar, ki onlara destek versin. Destek amak şöyle dursun, bir de azarlar onları İnönü:
“Muallimlerinin altına iğne koyanlarla benim işim olmaz. Şimdi gidin. Hangi taş büyükse başınızı ona vurun!”
Bu olay nedeniyle okuldan kovulanlar arasında ‘geleceğin bakanları’ Celal Yardımcı, Sıtkı Yırcalı, Emin Kalafat, Sebati Ataman, Cemil Sait Barlas, Nedim Ökmen ve Sait Naci Ergin’in de bulunması tuhaf bir rastlantıdır. Sait Faik Abasıyanık ve Necil Kâzım Akses de bu öğrenci grubunun içinde uzaklaştırılır okuldan.
Katırcıoğlu, ancak İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyanların bildiği bir sırrı da açığa çıkarıyor bu kitabında: Cağaloğlu Türkocağı Caddesi’nde bulunan okul binasının altındaki gizli yoldan Yerebatan Sarnıcı’na kadar ulaşıldığını... Bu bina, Osmanlı İmparatorluğu’nun dış borçlarını denetlemek için kurulan Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) kurumu için inşa edilmiş 1881’de. Rivayet odur ki, burada çalışan yabancıların olası bir baskında kaçabilmeleri için binanın altına kaçış yolları yapılmış. Kimileri bu yollardan birinin Galata Köprüsü’ne kadar indiğini iddia eder. Katırcıoğlu’nun kitabında bu yoldan söz eden ise İstanbulspor’un eski yıldızlarından Kenan Çelik. Çelik bir sabah okula gittiğinde alt kattaki çelik kapılı oda takılır gözüne.
Kayık bulur
Osmanlı adına makbuz basılan matbaa makinelerinin bulunduğu bu odanın yerindeki kapağı kaldırır merakla ve karşısına çıkan uzun mu uzun merdivenden aşağı iner. Karşısına bir su kanalı ve bir kayık çıkar. Merak bu ya, biner kayığa ve ışığın geldiği yöne doğru kürek çekmeye başlar. Çeker çeker ve sonunda bir açıklığa varır. Öğrenir ki, vardığı yer Yerebatan Sarayı’dır. Katırcıoğlu, 481 sayfalık kitapta buna benzer nice hikâyeye yer vermiş