Buna göre Irak, ABD ile "stratejik ittifak" yapmaması halinde BM yaptırımları devam edecek ve uluslararası rezervlerini de kullanamayacak. Söz konusu anlaşmaya göre; "Iraklı yetkililer, ABD'li askerlere kalıcı işgalin yanı sıra, askeri operasyonları yönetme, Iraklıları tutuklama ve hukuki dokunulmazlık" sağlayacak.
Irak ile ABD arasında bir değil iki anlaşma müzakere ediliyor. Anlaşmalardan biri uzun dönemli siyasi, ekonomik ve güvenlik işbirliği, diğeri ise, ülkedeki Amerikan askeri varlığının yasal temelini oluşturmayı amaçlıyor. ABD Dışişleri Bakanı Müsteşarı ve Irak Özel Temsilcisi David M. Satterfield, Bağdat'ta düzenlediği basın toplantısında, söz konusu anlaşmanın nihai şeklinin 31 Temmuz'da imzalanacağını ve Ocak 2009'da yürürlüğe gireceğini açıkladı. Görev süresi Kasım ayında bitecek olan ABD Başkanı Bush'un, Irak'taki işgalin zafere ulaştığını ilan etmek için acele ettiği anlaşılıyor.
ABD basınına göre: Bush yönetimi, yapmak istediği anlaşmada, ülkede 58 kalıcı askeri üs karşılığında şunları taahhüt ediyor; "cumhuriyetin bağımsızlığına, sınırlarına ve hava sahasına karşı dışarıdan yapılacak bir saldırı karşısında koruyucu olmak, Irak Cumhuriyeti'ne karşı tüm terörist gruplarla (sadece el-kaide değil, kökeni ne olursa olsun) savaşmak, köklerini ekonomik ve lojistik olarak kurutmak ve Irak'tan atmak konusunda yardımcı olmak. Irak'ı ve halkını korumak için güvenlik güçlerini eğitmek, gerekli teçhizatları sağlamak"
Irak Hükümeti, Washington'un kalıcı askeri üs taleplerine artık daha yüksek sesle karşı çıkıyor. Amerikan ordusu ülkeyi ne zaman terk edecek? Ya da aslında hiç böyle bir niyeti yok mu? Şimdi bu tartışılıyor. Irak Başbakanı Nuri El Maliki, ABD ile uzun vadeli güvenlik anlaşmasının, "Irak'ın egemenliğini ihlal eden" Washington'un talepleri nedeniyle çıkmaza girdiğini ve bu talepleri hiçbir zaman kabul edemeyeceklerini bildirdi. Sadr taraftarları ve yine Irak Hükümeti'nin Şiî kanadından Sami el Askeri de, Amerikan Yönetimi'nin taleplerinin sömürgeciliğe vardığını savundu. Şii lideri Sistani ve Sünniler de bu antlaşma ile ilgili şüpheleri olduğunu ifade etti. İşgalle birlikte başlayan BM mandası yıl sonunda sona eriyor. Bağdat bu tarihten sonra Amerikan askerlerinin de önemli oranda çekilmesini istiyor.
Stratejisini Amerikan güçlerinin Irak'ta kısa süre kalacağı varsayımına dayandıran İran, ABD ile Irak arasında yürütülen çalışmalardan doğal olarak rahatsız. Zira ileride, Irak topraklarının İran'a yönelik bir operasyonda kullanılmasından endişe duyuyor. Bu nedenle, Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, 09 Haziran'da Irak Başbakanı Nuri el Maliki ile yaptığı görüşmede; "Irak'ın temel sorununun, ABD başta olmak üzere birçok ülkenin Irak'taki askeri varlığı olduğunu ve İran'ın Irak Hükümeti ve halkına destek vermeye devam edeceğini" söyledi. Anlaşıldığı üzere İran, Irak'ta, hem Şii hem de ABD'ye muhalif Sünni güçlerin harekete geçmesini amaçlıyor. İran'ın mesajı ayrıca dini mercilere de yönelik. Çünkü, dini merciler Irak kamuoyunu anlaşmaya karşı harekete geçirme gücüne sahip.
Şii etkisini ve İran'ın bölgede artan ağırlığını hisseden Suudi Arabistan da gelişmelerden rahatsız. Müttefiki ABD'nin Irak'ta kalıcı hale gelmesi halinde bölgede tepkisel gelişmeler meydana gelebilir. Arab News Gazetesi'nde yer alan bir makalede; "ABD'nin asıl amacının petrol üreticisi ülkeyi kontrol etmek olduğu ve Güvenlik Anlaşması müzakerelerinin, ABD Yönetimi'nin sömürgeci amaçlarını açığa çıkardığı" vurgulandı.
ABD ve Irak Yönetimi arasındaki söz konusu anlaşmanın, Irak'ta iktidardaki siyasi akımlar arasında, özellikle de İran'la ilişkileri olanlar ile bu ilişkilere hoş bakmayanlar arasında yeni koalisyonlar yaratabileceği ve ABD-İran arasındaki mücadeleyi hızlandıracağı ifade ediliyor. Belki de tartışmanın erken başlamasına yol açan ilk sebep bu. İran, Irak'ın önemli komşusu. ABD de Irak devletinin stratejik ortağı. Bu zor denklemin Bağdat, Tahran ve Washington arasındaki ilişkilerin geleceği üzerinde tehlikeli etkileri olabilir. Ayrıca, Irak hâlâ normale dönmekten uzak. Fakat sükûnet devam ederse, siyasetin en azından bir şansı var demektir. O halde Maliki'nin şimdi önünde duran görev yıl sonundan önce yapılması gereken bölgesel seçimleri gerçekleştirmek ve 2005'te pek azı sandığa giden Sünnileri bu kez yüksek katılım ile siyasete çekmektir.