H. Hüseyin Ceylan İlk kez Konuştu
"TÜRKİYE'NİN 40 YILLIK KAMBURU"
Demirel 40 yıl kambur oldu
28 Şubat mağdurlarından Hasan Hüseyin Ceylan, darbe sorumlusu olarak Demirel’i gösterdi
“28 Şubat’ın A’dan Z’ye tetikleyicisi, nefes yükleyicisi, kışkırtıcısı, senaristi, askeri kanadı tetikleyicisi Süleyman Demirel’dir. Demirel Türkiye’nin 40 yıllık siyasi hayatında kambur olmakla kalmamış; 28 Şubat’ta Türkiye’nin geleceğini ve ekonomisini kurtaracak olan RP’nin -ki bunu kısa dönemde dosta düşmana göstermiştir- ipini çekmekle görevlendirilmiş ve bunu başarıyla gerçekleştirmiştir.”
HİÇ BİRİ PİŞMAN DEĞİL
Türkiye’nin hak etmediği karanlık darbenin üzerinden 10 yıl geçti. Türk siyasi tarihine post modern darbe olarak geçen 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarıyla başlayan süreç, hiç şüphesiz en başta halkı mağdur etti. Zira bu süreçte bine yakın subay astsubay ordudan atıldı, yüzlerce başörtülünün eğitim hakkı elinden alındı. Binlercesi bağrına taş basarak evine döndü, onlarcası psikolojik temelli hastalıklara yakalandı. Ülkenin teminatı olacak gençleri manevi olarak besleyecek Kur’an kursları ve İmam Hatip Okullarının çoğunun kapısına çıkarılan engellerle kilit vuruldu. Manevi olarak zayıflayan toplumda, kapkaç, hırsızlık, boşanma, alkol kullanımı ise hızla tırmandı. Bankalar boşaltıldı, ekonomi felç oldu. Ancak bazı isimler vardı ki darbenin faturası adeta onlara kesilmek istenmişti. Darbe döneminde tam bir linç kampanyasına tabii tutulmuşlar, haklarında idam da dahil onlarca dava açılmıştı, kimi hapis yatmış kimi hicret etmişti.. Aldıkları tehditler de cabası...
Evet Hasan Hüseyin Ceylan, Şevki Yılmaz, Merve Kavakçı, Bekir Yıldız ve Nazlı Ilıcak... Türkiye bu isimleri darbenin en sıcak günlerinde tanıdı. Bir zamanlar günah keçisi ilan edilen isimlerle darbe günlerini ve 10 yılda neler yaşadıklarını konuştuk. Şunu hemen ifade edeyim ki, konuştuğum beş kişi de 28 Şubat’a gerekçe olarak gösterilen konuşma ve icraatlardan pişman değil. Örneğin H.Hüseyin Ceylan o dönemde medya ile iletişim ve sosyal organizasyonları üstlenen kişi olarak asla pişman olmadığını, Başbakanlıkta verilen iftara katılanları kendisinin davet ettiğini gururla anlatıyor. Şevki Yılmaz 28 Şubat’a gerekçe gösterilen açıklama ve olayları “şeref tacı” olarak izah ediyor. Bekir Yıldız, “Belediye başkanı olsam yine Kudüs ve Filistin’e sahip çıkan geceler yapacağını”, Nazlı Ilıcak ise Merve ile Meclis’e girmeyi gurur saydığını vurguluyor. Merve Kavakçı da “Keşke o gün Meclis’i terk etmeyip yeminimi yapsaydım” diyerek daha cesur olamamaktan yakınıyor. Birleştikleri diğer nokta ise, “üslup ve tarz farklı olabilirdi, bizden sonrakilere önemli bir siyaset haritası bıraktık. Bu halk kendi seçtiği iktidara sahip çıkacak bilince henüz gelmiş değil” şeklinde özetlenebilir. İsterseniz sözü fazla uzatmadan, sözü onlara bırakalım. Muharrem COŞKUN
Türkiye, H. Hüseyin Ceylan adını, milletvekili olduğunda, 28 Şubat sürecinde ekranlara getirilen kasetlerle duydu. Yıllar önce, daha çok gençlere yönelik yaptığı tarih eksenli sohbetleri büyük yankı uyandırmıştı. Ancak darbe günlerinde bu konuşmalarından dolayı hakkında 56 dava açıldı. Yetmedi 2 yıl idamla yargılandı. Yaklaşık 6 ay hapis yattı.. Şimdilerde ise aktif siyasetin dışında kendini ailesi, çocukları ve kitaplara adamış durumda. Ceylan, 28 Şubat sürecini konuşurken zaman zaman öfke, zaman zaman duygusal yolculuk yapıyor. İdamla yargılandığı günleri anlatırken ise gözleri yaşarıyor. Halkın Menderes ve arkadaşlarına sahip çıkmadığını söylüyor ve ekliyor; “25 Mayıs’ta İzmir’de Menderes’i alkışlayan 400 bin kişinin, 27 Mayıs’ta darbe olunca tankların üzerine çıkarak “kahrol Menderes” diye bağırdığını iyi bilen birisiyim. Halkın ne entelektüel birikimi, ne sağduyusu, demokrasiye sahip çıkma açısından bilinç düzeyine gelmiş değildir” Ceylan, pişman olmadığını ise özellikle vurguluyor.
Sizce 28 Şubat bir darbe midir, darbe ise neden yapılmıştır?
28 Şubat fiilen bir darbedir. Askeri vesayetin sivil irade üzerinde kurmasıyla 12 Eylül’den daha ağır, 1960 ihtilali kadar ağır bir darbedir. Bu darbe için “Zero-sum game” diye bir ifadeyi uygun görüyorum. ‘Oynanan oyunda mutlaka kaybedecek’ anlamına gelen bu senaryo gereği Refah Partisi (RP) kaybedecekti. Sayın Erbakan ve arkadaşları kaybedecekti. Bu, 01 Temmuz 1996 tarihinde REFAHYOL’un kurulduğu günün akşamında Süleyman Demirel’in makamında, Çankaya Köşkü’nde başlayan “irtica” yaygaralı bir darbenin hazırlandığı oyundu, tezgahtı. Libya ve İran gezilerinden çok önce tezgahlanmıştı.
Neden Demirel, neden Çankaya?
Gelinen noktadan baktığımızda, 28 Şubat’ın A’dan Z’ye tetikleyicisi, nefes yükleyicisi, kışkırtıcısı, senaristi, askeri kanadı tetikleyicisi Süleyman Demirel’dir. Maalesef en ciddi hatalarımızdan birisi -daha sonra 5+5 formülünde de olduğu gibi- lider kadro dahil, RP’nin, Süleyman Demirel’in bu yönünü ağırlığınca değerlendirmemesidir. Demirel Türkiye’nin 40 yıllık siyasi hayatında kambur olmakla kalmamış, 28 Şubat’ta Türkiye’nin geleceğini ve ekonomisini kurtaracak olan RP’nin -ki bunu kısa dönemde dosta düşmana göstermiştir- ipini çekmekle görevlendirilmiş ve bunu kendi açısından başarıyla gerçekleştirmiştir.
Danışmanı Cüneyt Arcayürek’i de bu manada mezar kazıcı olarak görüyorum. Ki ‘Büyüklere Masallar’ serisinin 8. Cildinde Çankaya’da Demirel’le birlikte REFAHYOL’a karşı yapılanların arka planını anlatan konuşmalara yer vermektedir.
Erbakan’a saldırı ise başbakanlığının 45. gününden itibaren, İran’a yapılan gezide doğalgaz anlaşmasından sonra başlamıştır. ABD’nin İran’la anlaşmaya karşı çıktığı da ayan beyan iletilmiştir.
AYAĞIMIZA KURŞUN SIKTIK
O dönemde iktidar olarak hata olarak gördüğünüz husus var mı, varsa neler?
Yapmamamız gereken birkaç çok ciddi husus olmuştur. Bunlardan, ilki ve en önemlisi 5 Ocak 1997’de yapılan ‘başbakanlık kriz yönetimi anlaşması’dır. Bu metin, yetkinin askere alenen devridir. Gerek H. Celal Güzel gerekse Muhsin Yazıcıoğlu ciddi uyarılarda bulunmuştu. 15 Ocak 1997’de Prof. Dr. Mustafa Erdoğan da kaleme aldığı ”Olağanüstülüğün olağanlaşması” başlıklı yazısında, ciddi eleştirilerde bulunmuş, bunun hukuk ihlali olduğunu izah etmişti. Kriz yönetimi denilerek Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri, Başbakan ve Cumhurbaşkanı gibi yetkiye sahip olmuştur. Bana göre bu belge kendi ayağımıza sıktığımız ilk ciddi kurşundur.
Nasıl böyle bir şeye imza atıldı?..
Cevap veremeyeceğiniz durumlar çok olduğu zaman sükut orucu devreye girer. Anlam veremiyorsun, bu nasıl olur.. İmkansız olanlar olmuştur. Bu, Kerbela gibi olaydır.
Bu dönemin yaşanmasında etkili olan trajikomik olaylardan biri de, mesela transseksüel liderlerden Sisi, bir röportajında “28 Şubat’ın başlıca kahramanı benim” demiştir. Bir kadın derneği, çalışmalarının Org. Çevik Bir bilgisi dahilinde olduğunu, MGK’nın belli isimleriyle raporlar doğrultusunda olduğunu anlatmıştır. Biri Faik Bulut, diğeri RP’nin kapatılma davalarında kullanılan bantları çıkaran ve kitabını yazan iki gazeteciyle, çalışma yürütüldüğünü, çalışmanın neticesinde planın Fadime Şahin, Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı’larla senarize edildiğini anlatmıştır. O olağanüstü makyajı, şık giyimiyle fotoğraf veren bu genç kız, bugün nerededir? Müslüm Gündüz, tren istasyonlarına yürüyen insanlar ne oldu? Bunlar özel tasarımdır. Bu insanlara ne oldu?.
Yine o dönemde bizim asker kökenli Aksaray milletvekilimiz Harp Okuluna çağrılıp; kendisine, “var olmayan şeyi var oldurmanın adı simulasyon, var olan bir şeyi yok etmenin adı asimilasyondur” denmiştir. Hatta bir siyasal mühendislik gereği yarın tüm televizyonlarda şu şarkı gündeme gelecek, gazeteler ondan bahsedecek denerek gazete ve tv’lerin bahsedeceği şarkıcı gösterilmiş bunun adı Mirkelam olarak açıklanmıştır. Gerçekten de ertesi gün Güneri Cıvaoğlu dahil birçok yazar bundan bahsetmiş, televizyonlar koşan bir adamın klibini sık sık yayınlamışlardır. Buradan biz istediğimizi istediğimiz anda istediğimiz gibi simile ederiz mesajı verilmiştir. Yani REFAHYOL’un kuruluşundan itibaren kurt kuzu hikayesi başlamış, kurdun kuzuyu yemesi için akıl almaz bahaneleri oluşturacak gerekçeler hazırlanmıştır.
RÖPORTAJ: Muharrem Coşkun / Vakit