Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Haber Merkezi  
netpano.com  -  - 05 Ekim 2009 Pazartesi - 00:00:00  
Masonluğun Gizli Tarihi ve içyüzü

Gazeteci Yazar İsa TATLICAN " Masonluğun Gizli Tarihi " ni GenclikGeliyor Google Mail Grubuna Değerlendirdi... 

" MASONLUĞUN GİZLİ TARİHİ VE İÇYÜZÜ "
 
 - Masonluk ne zaman tarih sahnesine çıkmıştır?
Masonluk örgütü Tapınak Şövalyelerininin yeraltına çekilmesi ile tarih sahnesine çıkan, ancak felsefi olarak kökeni Hz. Süleyman tapınağının inşası sırasında öldürülen Hiram Usta’ya kadar dayandığı söylenen bir örgüttür. Masonik ünvanlar olan Çırak, Usta ve kalfa o dönemden bu yana Masonlar tarafından kullanılmaktadır.

- Masonluk örgütünün Türkiye’ye sızması hangi dönemde gerçekleşmiştir?

Yabancı elçiler vasıtasıyla 16. yüzyılın başından itibaren Masonluğun izleri Osmanlı topraklarında görüşmüştür. Ancak yaşadığımız topraklardaki ilk Mason locası bugün Karaköy’deki Perşembe Pazarı semtinde Arap Camii civarında kurulmuştur. 1748 yılında kurulan bu locanın ilk Müslüman asıllı üyeleri Çelebizade Said Çelebi ve Türkiye’ye matbaayı getiren isim olarak bilinen İbrahim Mütferrika’dır.

- Masonluk ve Siyonizm arasında doğrudan bir bağlantı var mıdır?



Türkiye’de Masonluk konusunda en kapsamlı kitapları yazan Cevat Rıfat Atılhan’ın eserlerinde Masonluk ve Siyonizm arasında doğrudan bir ilişki kurulabiliyor. Doğrusunu söylemek gerekirse günümüzde Masonluk örgütünün doğrudan İsrail’den ya da farklı bir Siyonist örgütten emir aldığını söylemenin iddialı olabileceğini düşünüyorum. Ancak Türkiye için durum biraz farklı. Çünkü Türkiye Masonluğunda sabetaycılığın önemli bir yeri var


- Sabetaycılık-Masonluk bağlantısını biraz açar mısınız?

Cumhuriyet dönemine kadar hiçbir sosyal kurumda görev almayan Sabetaycılar, toplumun tüm katmanlarının kendini yeniden tanımladığı Cumhuriyetin ilk yıllarında Mason localarında sosyalleştiler. 20. yüzyıl tarihi boyunca Türkiye’deki Mason localarının Büyük üstadlarının tamamının Sabetay kökenli olması da Masonluk-Sabetaycılık bağlantısını doğruluyor. Günümüzde de bu kadrolaşmanın aynı şekilde devam ettiğini söyleyebiliriz. Masonluk-Sabetaycılık yakınlaşmasının o dönem için anlaşılır sebepleri olabilir. İslam dini ile Yahudilik arasında sıkışmış Sabetaycılar dinden oldukça uzaklaşmıştı. Tüm dinlere ve dindarlara karşı oldukça mesafeli olan Masonluk örgütü Sabetaycılar tarafından cazip gelmiş olabilir.

- Masonlukla Siyonizm arasında doğrudan bir bağlantı yoksa, masonluğun temel misyonu nedir?

Masonluğun temel misyonu ateizmdir. Bunu anlamak için Masonların kendi üyelerine mahsus çıkardıkları yayınlara bakmak gerekir. Masonik yayınlarda sık sık karşılaştığımız “Evrenin Ulu Mimarı” kavramının semavi dinlerdeki Allah inancı ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ayrıntısına kısaca girmek istemiyorum ancak, masonluk gerçekte Allah’a değil, kendi felsefesi içinde ilahlaştırdığı doğa ve insanlık gibi materyalist kavramlara tapınmaktadır.

Günümüzde faaliyet gösteren “Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar”ın kökeni olan Tapınak Şövalyeleri de sapkın bir inanç içerisinde oldukları için Hıristiyanlar tarafından ortadan kaldırılmış, tarih sahnesinden silinmiştir. 17-18. yüzyıl Avrupasındaki anti-masonik akımlar, masonlara Siyonist oldukları için değil dinsiz ve sapkın oldukları için düşmanlık beslemektedirler.

- Biraz Türkiye’ye gelelim. Bazı çevreler Atatürk’ün mason olduğunu iddia ediyorlar. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Masonlar tarafından basılan ve Tamer Ayan tarafından kaleme alınan “Atatürk ve Masonluk” isimli kitapta Atatürk’ün Makedonya’da faaliyet gösteren Rizorta Locası’na üye olduğu belgesiyle birlikte ortaya konuluyor. Bu belgenin doğru olduğunu kabul etsek bile ben Atatürk’ün aktif mason olduğunu düşünmüyorum. Masonluk o dönemde İttihat Terakki Cemiyeti’nin sivil toplum kuruluşu gibi faaliyet gösteriyordu. Yani 19. yüzyılın başındaki Masonlukla günümüz Masonluğunu birbirine karıştırmamak gerekir. O dönemde devletin siyasetçi, asker, bürokrat herkez masondu. Meclis Başkanı, Ordu Komutanı, Başbakan ve Bakanlar kurulu masonlardan oluşuyordu. Masonluk o yıllarda bürokraside bir moda gibi görülüyordu. Belki de birçoğunun felsefesinden bile haberi yoktu. Bakanlar, Dışişleri bürokratları birçok görüşmelerini Mason localarında yaparlardı. Ancak İttihat Terakki’den uzaklaşan Atatürk’ün o dönemde Masonluk örgütünden de uzaklaştığını düşünüyorum.

- Atatürk Mason localarına karşı değil miydi?

Atatürk’ün Mason localarını kapatmasının yanlış yorumlandığını düşünüyorum. O dönemde tek parti ideolojisi dışında bütün sivil toplum kuruluşlarının misyonunu tamamladığı düşünülüyordu. Mason localarının kapatıldığı günler Türk Ocakları, İzcilik Dernekleri, Kadınları Himaye Cemiyeti hatta Hamallar Derneği bile kapatılmıştı. Yani alınan kararın doğrudan Mason localarıyla ilgisi yok. Nitekim Mason localarının kapatılmasının ardından bütün eşyaları Halkevlerine taşındı ve bir süre çalışmalarını halkevlerinde yürüttüler. Ayrıca 1948 yılında Türkiye’nin NATO’ya girmesinin ardından oluşan ortamda İsmet İnönü tarafından ilk açılan dernek Mason derneğidir. Güçlerinden hiçbir şey kaybetmeyen Masonlar 1950 yılında kurulan Demokrat Parti hükümeti döneminde Büyük Üstad Kemalettin Apak’ı Başbakan danışmanı olarak ülkenin yönetiminde önemli bir konuma getirmişlerdir.

- Masonların Türkiye’de faal olan illegal Rotary ve Lions kluplerinin pek çok okul,yurt,öğrenci bursu vs gibi çalışmalara parasal ve manevi olarak destek verdiklerine tanık oluyoruz.Karanlık odaklara hizmet için açılan bu kuruluşların bu tur çalışmalarda bulunmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Masonluk örgütü ile Rotary-Lions klupleri arasında bir bağlantı olduğu intibaı var. Diğer dünya ülkelerinde böyle bir algılama yok. Üyelik yöntemleri ve çalışma prensipleri birbirine benzediği izin sanırım böyle bir algılama var ülkemizde. Ancak Masonluk örgütünün Türkiye’de Rotary ve Lions klüplerini tabiri caizse anaokulu gibi kullandıkları da bir gerçek. Burada uygun görülen isimlere Masonluk teklifi yapılıyor. Ama bir haksızlıktan kaçınmamız gerekir. Rotary ve Lions Klüplerin kurucuları Mason değildir. Masonlardaki gizem bu Rotary ve Lions Klüplerde yoktur. Toplantı zabıtlarına rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Bu kulüplerin Dünyada toplam 10 milyon üyeleri var. Masonluk örgütü dine ve dindarlara karşı çok katı iken Rotary ve Lionsların bu konuda daha esnek olduklarını söyleyebiliriz.


- Vakit gazetesi geçtiğimiz dönemlerde ilginç bir belge yayınladı. Gazete, belgenin yaklaşık 160 mason üyesi bulunan ve Masonlukla organik bağlantısı olduğu söylenen " Büyük Klup " adlı derneğe Genelkurmay Bşk. Org. Başbuğ'un üyelik başvurusunu yayınladı.İsmi geçen " Büyük Klup " gerçekten de masonlukla bağlantısı varmı ?
Büyük Kulüp`ün logosunun altında `1882 Cercle d`Orient` açıklaması vardır. Türkçesi `Doğu çevresi` veya `Şark çemberi` anlamlarına da gelir. Osmanlı Mason locasının da adı `Grand Orient` (Büyük Doğu) idi. İki kuruluşun isimlerinde ve sembollerinde önemli benzerlikler bulunuyor. Büyük Klüp ve Osmanlı Mason Locası uzun yıllar Beyoğlu’ndaki aynı binada faaliyet gösterdiler. Büyük Klüp daha sonra Beyoğlu’ndeki merkezden ayrılarak Kadıköy Çiftehavuzlar’daki merkezine taşındı. Büyük Klüp üyelerinin önemli bir kısmının aynı zamanda Mason olması, bu bağlantıyı güçlendirse de yetkililer bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyorlar. İlker Başbuğ’un üyeliği konusunu bende sizin gibi basından takip ettim.

- Bu mason kuruluşları siyaset arenasında aktiflermi ? yargı ve askeriye gibi devletin en kutsal birimlerine sızmış olabilirlermi ?

Türkiye’de iki büyük Mason locası var. İskoç Ritine bağlı olarak faaliyet gösteren Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası ve Fransız Ritine bağlı olarak faaliyet gösteren Özgür Masonlar Büyük Locası. Bu localara üye yaklaşık 19 bin kişi bulunuyor. Bu listenin tamamı bende mevcut. Açık konuşmak gerekirse bu listedeki isimler arasında çok az isim devletin önemli kademelerinde yeralıyor. Dolayısıyla ben Masonluğun hükümette ve bürokraside eski gücünü kaybettiklerini düşünüyorum. Ayrıca şunun da altını çizmek istiyorum. Son yıllarda gücünü yitiren Masonluk örgütünün toplantı zabıtları incelendiğinde kendilerini olduklarından güçlü gösteren açıklamalardan büyük keyif aldıklarını görüyoruz. Günümüzde-özellikle Türkiye’de- siyasi ve ekonomik gücünü yitiren, gizemden ve kamuoyuna verdiği esrarengiz görüntüden beslenen Masonları olduklarından güçlü göstermenin, onların işine yaradığını düşünüyorum.

- Askeri bürokraside Masonluk örgütü etkili mi?

28 Şubat sürecinden GATA’da bir konuşma yapan general Sahabe’ye ve İstiklal Marşımıza ağır hakaretlerde bulunmuştu. Tuğgeneral Yalçın Işımer hakkında yapılan araştırmada bir mason locasının kurucu üyesi olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine yapılan araştırmalarda Türkiye’de faaliyet gösteren mason localarında çok fazla asker kökenli isimin bulunduğu ortaya çıktı.

Bu haberlerin basında yeralmasından bir süre sonra 2002 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri bir genelge yayınladı. Bu genelgeye göre ordu mensuplarının mason locaları dahil olmak üzere tüm derneklerden istifa etmeleri, bu tür derneklere üye olmanın da izne tabi olduğu açıklandı. O dönemden sonra Masonluk örgütü içerisindeki masonlar birer birer istifa ettiler. Ancak şu anda Mason localarında az sayıda da olsa TSK mensubu subayların bulunduğunu söyleyebiliriz.


- Türk kamoyunu'nu bu mason örgütlerine karşı nasıl bir şekilde korunmasını tavsiye ediyorsunuz ?



Öncelikle şunu söylemek gerekir. Dünya görüşü ne olursa olsun bütün insanlar özgürce fikirlerini söyleyebilmeli. Misyoner, mason, komünist vs dünya görüşü ne olursa olsun insanlar özgürce kendilerini ifade edebilmeli. Mukaddesata saldırmadıkça Mason da olsa düşünceyi yasaklamanın sağlıklı bir yöntem olduğunu düşünmüyorum. Masonların ortaçağ kazıntısı fikirlerinin Türkiye’de yaşayan insanları olumsuz yönde etkileyeceğini zannetmiyorum. Allah’ın insanlığa gönderdiği son ilahi mesaj olan Kuran-ı Kerim dipdiri ayakta. Masonluğun dinsiz dünya hayaline alınacak en önemli önlem Kuran’a anlamak ve onu yaşamaya çalışmaktır.


- Son söz olarak neler söylemek istersiniz?
Bir dönem Ordu Komutanı, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar çıkaran Mason localarının günümüzde çok etkili olduklarını düşünmek bence hayalcilik olur. “Gizli toplantılarında” binalarının çatılarını aktaramamaktan yakınan, yüksek aidatları emekli maaşlarıyla ödeyemediklerinden dolayı sizlanan, felsefi toplantılara katılmayıp içkili toplantıları hiç kaçırmayan Mason biraderlerin Türkiye siyasetine –en azından bugün için- yön verebilecek güçte olduklarını düşünmüyorum. Okuyucuların da özellikle muhafazakar basında çıkan Mason haberlerini bu gözle okumalarını tavsiye ederim.

- İsa bey Ufkumuzu açan ve Mason kuruluşlarına karşı düşüncelerimize ışık tutan bu manidar düşüncelerinizi GenclikGeliyor Google Mail Grubuna Değerlendirdiğiniz için okuyucularımız adına teşekkür ederiz



- Ben teşekkür ederim


İsa TATLICAN Kimdir ?

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümü mezunu,Türkiye’de Masonluğun Gizli Tarihi ve Hristiyanlığın Gizli Tarihi isimli yayınlanmış iki kitabı,Bunun dışında çeşitli konularda yayınlanmış 100’e yakın belgesel film çalışmasının yapımcılığını yaptı.

Röportaj ; Furkan KUTLUYOL
 



 YORUMLAR
Ata Sözlerimiz / 13.07.2011 23:30:23
- Vakit gazetesi geçtigimiz dönemlerde ilginç bir belge yayinladi. 14 Haziran 2008 tarihli “VAKİT Gazete, belgenin yaklasik 160 mason üyesi bulunan ve Masonlukla organik baglantisi oldugu söylenen " Büyük Klup " adli dernege Genelkurmay Bsk. Org. Basbug'un üyelik basvurusunu yayinladi.Ismi geçen " Büyük Klup " gerçekten de masonlukla baglantisi varmi ?

Büyük Kulüp`ün logosunun altinda `1882 Cercle d`Orient` açiklamasi vardir. Türkçesi `Dogu çevresi` veya `Sark çemberi` anlamlarina da gelir. Osmanli Mason locasinin da adi `Grand Orient` (Büyük Dogu) idi.

YAZI da ki SORULAN : BÜYÜK KULÜP (Cercle d’Orient)

BÜYÜK KULÜP: VATAN HÂİNLERİNİN GİZLİ ÜSSÜ(!)

www.keremdoksat.com/2008/06/20/buyuk-kulup/

------------

BÜYÜK KULÜP (Cercle d’Orient)

128. Kuruluş Yildönümü Konseri’ni kim veriyor bir bakın: Üye alırken adayların sosyal, ahlâkî ve kültürel seviyesini didik didik tetkik eden Büyük Kulüp’ün pek muhterem idârecileri…

Hangi “fors majör” ile bu âzâlığı onayladınız? Savcılığa da mı sormadınız? Bu kale de düşmüştür!

Darısı Moda Deniz Kulübü’nün de başina (olmasin)

www.keremdoksat.com/2010/11/02/the-ibo-sov/

www.keremdoksat.com/2010/09/21/buyuk-kulup%e2%80%99un-128-kurulus-yildonumu-konseri/

--------------

BÜTÜN TÜRK YAHUDISI KARDEŞLERIME

www.keremdoksat.com/2007/10/21/butun-turk-yahudisi-kardeslerime/

HOLOCAUST, A FRAUD?

www.keremdoksat.com/2007/10/10/holocaust-a-fraud/

-----------------------------------------------------

Yahudiler Neden Her Gittikleri Yerden Kovuldular?

Tarih boyunca Yahudilerin hemen hemen her yerden kovulması sadece bir tesadüf mü yoksa bu insanların girdikleri toplum içinde yaptıkları işler nedeniyle artık dayanılmaz hale gelmelerinden mi kaynaklanmaktır? İşte Yahudiler’in kovulmalarının nedenleri..?

Ağlama duvarındaki yahudi

Yahudiler Neden Her Gittikleri Yerden Kovuldular?

Özellikle Nazi Almanya’sında Yahudilere yönelik yapılan insanlık dışı uygulamalar nedeniyle II. Dünya savaşından sonra, yüzyıllardan beri Yahudiler aleyhine oluşan nefret ve antipati bir anda sempati ve acımaya dönüşmüştü. Yahudiler bu olumlu havanın meyvelerini toplamda gecikmediler. Hem 2000 yıldan beri özlemini çektikleri vaat edilmiş toprakların (Arz-ı Mev’ud) bir parçasında devletlerini kurdular, hem de dünya genelinde Yahudi aleyhtarlığını ciddi bir suç ve haksız itham olarak lanse ettirmeyi başardılar.

Bu gelişme sonucu, günümüzde birçok yayın organı, Hitler Almanya’sında Yahudilerin uğradıkları insan onurunu inciten uygulamalar bire on katıp acındırarak anlatılırken, aynı seviyede Yahudilerin (İsrail Devletinin) Filistinlilere uyguladığı şiddet ve vahşeti görmezlikten gelmektedirler. Oysa vahşet, her yer zaman ve kişilikte vahşet sayılmalıdır. Yahudi’ye uygulandığında nefret uyandıran vahşet, Yahudi uyguladığı zaman sevimli hale gelemez, gelmemeli. Ancak Yahudilerin kendi içlerindeki değer anlayışı ve günümüzdeki her alandaki gizli ve açık hâkimiyetleri kendi vahşetlerini adeta sorgulanmaz kılmaktadır. Yahudi değerleri bu anlayış üzerine bina edildiği için Yahudiler tarih boyunca hep sürgün ve zillet içinde yaşamak durumunda kalmışlardır.

Evet, bu anormal durumun birçok sebebi bulunmaktadır. İşte bu sebeplerden biri, M.Ö. 800 yıllarından başlayıp günümüze kadar neredeyse 2500 yıl süren ve dünyanın hemen her yerinde meydana gelen Yahudi sürgünlerinin nedenleri arasında yer almaktadır.

Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup soyundan geldiklerini iddia eden Yahudilerin tarihi Firavunlar dönemi Mısır ülkesinde kölelikle başlamaktadır. Ağır şartlarda çalıştırılan bu esir millet, M.Ö. 1200 yıllarında Musa Peygamberin mucizesiyle ikiye ayrılan Kızıl Denizi ortasından bugün İsrail devletinin olduğu topraklara zorlu bir yolculukla gelirler. Yahudilerin ihanetleri ta günlerden itibaren başlar. Tur-i Sina’ya giden Hz. Musa’nın ardından 40 gün içinde altından bir buzağı yapıp ona tapmaya başlarlar. Sonra felaketler birbirini takip eder.

Günümüzde “ifrit, cıfıt” denilen bozgunculuk, toplumun değerlerini dejenere etme, toplumu maddi ve manevi her çeşit sefalete sürükleme, onların içine sızarak uşaklaştırma ve parçalama şeklinde ortaya çıkan değer anlayışı ilk çağlardan itibaren başlamaktadır. Hz. Musa’dan sonra Yahudi kavminin başına geçen Yeşua, Hz. Musa’nın öğretisini tahrip edip, keyfine göre tefsir ederek kavmine şu emri vermektedir;

“Evvela düşmanın inancını kıracaksın. Kendine güvenini yıkacaksın. Aile bağlarını çözeceksin. Toprağının gelirini eline alacak, onu sen kendi emeğinin uşağı yapacak, alıp sattıklarına aracı olacaksın. Kuvvetinle elde edemediğini hilenin yolundan ele alacaksın. Gaye için her şey mubahtır. Zamanın acele etmesini bekleme … Sen zamanın ardından git. Sen bıkma onlar nasılsa bıkarlar ve meydan sana kalır..”

(Kaynak; Cemal Kutay, Türkiye’de Yahudilik, Masonluk, Dönmelik ve Siyonist Cereyanlar, Tarih Konuşuyor Dergisi, s. 1116. Aktaranlar; Ahmet Almaz, Pelin Batu, Yahudilik Tarihi, Noktakitap İstanbul 2007

Belki de bu anlayış ve dünya görüşü nedeniyle Yahudiler önce kendi içlerinde parçalanır, sonrada başka milletlerin kölesi haline gelirler. Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra İsrail oğullarının devleti iki ayrılır; İsrailiye ve Yahudiye. Mısır Firavunlarıyla sıkı ilişkiye giren İsrailiye devleti inançlarını kaybederek Firavun dönemin de revaçta olan başta “büyü ve sihir olmak üzere” bütün pagan kültürü kendi inançları içine alır. Bugün “İsrailyat” denen şeylerin büyük çoğunluğu bu dönemden kalmadır. M.Ö. 721 yılında bugünkü Suriyelilerin ataları Asurluların Kralı Salmansor İsraili kuşatır, II. Sargon’da kenti alarak İsrail halkını Fırat kıyılarına götürür. Bir kısmı yerlilerle kaynaşan (Habur ve Medlerin şehirlerinde) İsrail halkının 10 kabilesi buradan dünyanın birçok yerine dağıldığına veya kaybolduğuna inanılır.

Geriye kalan Yahudi ülkesi M.Ö. 608 yılında önce Firavun’unun istilasına uğrar. Sonra Fravunla anlaşan Yahudiler Babil’lilere saldırınca, bugünkü Iraklıların ataları Babil’in Kralı Nabukadnezzar M.Ö. 586 yılında Yahudi devletini yıkar ve Yahudileri Babil’e (bugünkü Irak’a) sürgüne götürür. Yahudiler kendilerini çok derinden etkileyen bu sürgün için;

“…Milletler arasında büyüktü, dul kadın gibi oldu…” şeklinde devam edip giden ağıtı yakarlar. Ve “dul kadın” tabiri Yahudiler içinde bir şifreye dönüşür.

M.Ö. 538 yılında Babil’i ele geçiren bugünkü İranlıların ataları Perslerin Kralı Kurus (Keyhüsrev) Yahudilerin kendi ülkelerine dönmesine izin verir. Bu dönemde Yahudilerle Persler arasında çok sıcak ilişkiler yaşanır. 200 yıl kadar süren Pers hâkimiyeti döneminde birçok Yahudi inanç ve kültürü Perslere geçer ve Yahudiler Kurus’u bir kahraman gibi görürler. Eski günlerine dönen Yahudiler yıkılmış mabetlerini yeniden inşa ederler.

Sürgün yılları önce İskender, sonra Romalılar döneminde devam eder. Birçok suikast ve isyanın ardından Roma İmparatorunun oğlu Titus Flavius M.S. 70 yılında Küdüs’ü işgal ederek her şeyi yerle bir eder ve kutsal mabedi yıkar. Yahudiler yeniden sürgüne gönderir.

Dünyanın dört bir tarafına yayılan Yahudilerin büyük bir kısmı kendini kamufle ederek çift kimliğe bürünürler. Görüşte bulundukları ülkenin milletinden (hatta en ateşli milliyetçisi) olurdular, ama gerçekte vaad edilmiş topraklara dönüp dünya hâkimiyetini kurma idealleri uğrunda yaşarlar. Bu amaç içinde ellerinden gelen her türlü fitne ve fesadı çıkarmada insanları birebirine düşürmede ve savaşları körüklemede bir mahsur görmezler. İşte bu yüzden bütün dünya genelinde Yahudiler aleyhine bir antipati oluşmuştur.

Tarih boyunca Yahudilerin hemen hemen her yerden kovulması sadece bir tesadüf mü yoksa bu insanların girdikleri toplum içinde yaptıkları işler nedeniyle artık dayanılmaz hale gelmelerinden mi kaynaklanmaktır? Yahudilerin günümüzde Filistin’de kadın, çocuk ve yaşlı demeden giriştikleri vahşet nedeniyle Yahudi sevimsizliğinin hiçte tesadüf olmadığını ortaya koymaktadır.

İşte bu antipatinin küçük bir kronolojisi; ( Ahmet Almaz, Pelin Batu, Yahudilik Tarihi, Noktakitap, İstanbul, 2007, s.267–277)

Milattan Sonra olmak Üzere;

1. 19 İtalya Yahudilerine Karşı çeşitli tedbirlerin alınması,

2. 40 İskenderiye’de Yahudi aleyhtarı gösteriler,

3. 59 Ciceron’nun Roma vatandaşı olan Yahudilerin siyasi nüfuzlarından şikayet etmesi,

4. 438 II. Theodesinin Kanunuyla Yahudilerin her türlü kamu görevlerine girmeleri yasaklandı.( bu yasak batı konsülleri tarafından V. Yüzyılla kadar sürdürülmesi)

5. 537/553 Justinien’in emirleriyle Yahudilerin ibadetleri şarta bağlanması Talmud’un çoğaltılması yasaklanması,

6. 633 Dagobet’in kovulması hakkında umumi karar alınması

7. 885 II. Louis Yahudileri İtalya’dan atmaya kara verdi (Fakat bu karar uygulanamadı),

8. 1012 Yahudiler Mayence’den kovulması,

9. 1066 Grenada’da Yahudi aleyhtarı gösteriler yapılması,

10. 1096 Almanya’da Yahudi aleyhtarı gösteriler yapılması,

11. 1146 Almanya ve Fransa’da II. Haçlı Seferi dolayısıyla Yahudiler aleyhine gösteriler yapılması,

12. 1189/1190 İngilterede Yahudi aleyhtarı gösterilerin yapılması,

13. 1218 Philippe Auguste “ Yahudi Faizine Karşı Korunma” emrini yayınlanması,

14. 1223 VIII Louis Yahudilere beş yılı aşan borcu olanların borcunu kaldırdı. Faiz ve tefeciliği önleyen tedbirler alınması,

15. 1388 Yahudilerin Strasbourg’dan sürülmesi,

16. 15. Yüzyıl Almanya’dan Yahudilerin sürülmesi. Polonya’da Yahudi aleyhtarı gösterilerin yapılması,

17. 1492 İspanya’dan Yahudilerin sürülmesi. II. Bayezid zamanında Osmanlılara sığınan bu Yahudilerin büyük kısmının Adalar, Bursa ve İstanbul’a yerleştirilmesi,

18. 1497 Portekiz’den Yahudilerin sürülmesi.

19. 1511 Kraliçe Jeanne’in emriyle İspanyol Amerika’sına Yahudi göçünün sınırlandırılması,

20. 1540 İtalya’dan Yahudilerin sürülmesi,

21. 1564 Brezilya’dan Yahudilerin sürülmesi,

22. 1742 Yahudilerin Rusya’ya girmesinin yasaklanması,

23. 1830/1914 Almanya, Rusya ve Polonya’dan kitleler halinde Yahudilerin A.B.D.’ne göçe başlaması,

24. 1933 Almanya’da Yahudiler aleyhine çıkarılan kanunların çıkarılması,

Neredeyse 2500 yıldan beri gittikleri her yerden kovulan ve dünyanın başına bela olan Yahudile, nihayet 11 Mayıs 1948’ de kendi inançlarına göre vaad edilen toprakların bir kısmı üzerinde İsrail Devletini kurmayı başardılar.

Filistin toprakları üzerinde resmen kurulan ve kurulduğu günden beri Orta Doğu’da sorun haline gelen İsrail Devletinin kuruluşu daiki Dünya savaşına mal olmuştur. Dünyanın her yerinden kovulmalarına rağmen, Müslüman milletlerin hoş görüsü altında rahat bir nefes alan Yahudi toplumu, derinden derine toplumun içine sızırak kendi emelleri için çalışmaya devam etmişlerdir. Türk ve Müslüman toplumdaki dönmelerin Atası olan Sebatay Sevi’nin Yahudilerin beklediği Mesih (kurtarıcı) olarak İzmir’de ortaya çıkması, Mesihlik iddiasında bulunanlar arasında en fazla tesire sahip olması tesadüfü değildir. Çeşitli yöntemlerle Osmanlı Devletinin kılcal damarlarına kadar sızan Yahudi dönmeler, bir süre sonra devlet kurmak üzere toprak istemişlerdir. Bu taleplere direnen II. Abdülhamit, Yahudi ve mason ağırlıklı İttihat ve Terakki örgütüyle halledilerek bütün dünyaya Kızıl Sultan olarak tanıtılmıştır.

Yahudiler Sömürgeci devletler arasındaki menfaat çatışmalarını ustaca körüklemişlerdir. Çıkan karışıklık içinde hiçbir sebep yokken ipleri kendi ellerinde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti yoluyla Osmanlı devletini savaşa sürüklemiş ve âdete bir milleti bitirme noktasına getirmişlerdir. Bununla da yetinmeyip Çanakkale Savaşında gönüllü birlikler kurarak İngilizlerin yanında Türklere karşı savaşmış, Ortadoğu’da Türkleri arkadan vurmuşlardır. Böylece emellerine engel olan Osmanlı devletini yıkarak, Filistin topraklarının sahipsiz kalmasını sağlamışlardır.

Sonra planın diğer aşamasına geçilmiştir. I. Dünya savaşından sonra dağılan Osmanlı toprakları üzerinde bir Yahudi Devleti oluşturma için çeşitli ülkelerdeki Yahudi cemaatleri üzerindeki baskıyı artırarak insanların Filistin topraklarına göç etmesini sağlamışlardır. Hitler Almanya’sında gözü dönmüş Nazilerin vahşetleri yaşansa bile, Almanya’da olup bitenlerin büyük çoğunluğu propaganda ve yeni İsrail’i oluşturma planının parçası olarak bizzat Yahudiler tarafından tasarlanmıştır.

II. Dünya savaşı, Yahudilerin aradığı fırsatı vermiştir. Savaştan sonra alelacele İsrail Devletinin kurulması bu yüzden boşuna değildir. Kendilerine vaadildiğini düşündükleri topraklarda devlet kumayı 1900 yıldan sonra başaran günümüz Yahudiler, bu adımlarıyla yüzyıllardan beri asıl amaçlarından bir an olsun vazgeçmediklerini ortaya koymuşlardır.

Yahudilerin asıl hedefleri olan vaad edilmiş topraklar üzerinde yeniden hâkimiyet kurma ve oradan dünya milletlerini uşak ve köle haline getirme emellerinin önünde ki en büyük engel tarihte Osmanlı olduğu gibi günümüzde de Türkiye’dir. İşte bu yüzden, Irak istikrarsız hale getirilip kolayca parçalanmak istenmektedir. Bu yüzden PKK gibi taşeron bir örgütle Türkiye’nin enerjisi bitirilmekte, ileride Yahudilerin işine yarayacak ve geri dönüşüşü zor olan adımlar arttırılmaktadır.

Fakat genişleme yolunda asıl hedefi Türkiye olan Yahudilerin Ortada Doğu’daki en büyük destekçisi de çok gariptir ki Türkiye’dir. Akdeniz aracılığıyla Türkiye’ye komşu olan İsrail Devleti hiçbir ülkenin hava sahasına takılmadan doğrudan Türkiye’ye uçabilmekte, bugün Filistin’i bombaladıkları uçakların eğitim gibi ihtiyaçlarını Konya’dan karşılamaktadırlar. Üstelik çoğu ihalesiz olmak üzere önemli miktarda Türkiye’den iş almakta ve ciddi bir kaynak transferi sağlamaktadırlar. Tam besle kargayı oysun gözünü hesabı.

saygılarımla


Hasan DEMİR / 13.07.2011 10:57:48
tatürk yaşasaydı İsrail olmazdı!

Her gün, “Gizlenen bir Atatürk” le karşılaşıyoruz.. Yıl 1926’dır.

Daha önce (1924) Mekke’yi ele geçirip Hz.Peygamber(s.a.v)’in kızı Fatım’a’nın doğduğu ev ile Peygamberin namazgâhını tahrip edip, ilk Müslümanların Mekkeli müşriklerden gizlice toplandıkları Erkâm’ın evi kapısına kilit vuran Vehhabiler, Medine’ye yöneldiler. Vehhabi Faysal, Arabistan’ın en fanatik Vehhabilerinden olan Faysal Derviş’i Medine üzerine gönderdi. Mesele uzun...

Netice olarak on ay kadar süren bir kuşatmadan, Vehhabi kuşatmasından sonra direnemez hale gelen Medine, düştü. Fanatik Vehhabi kadı Abdullah bin Büleyhid, Medine’de “şirk ve bidat odağı” olarak değerlendirdiği mezar ve türbe taşlarını yerle bir etmeye başladı. Baki Kabristanı da bu yıkımdan nasibini aldı. Sıra Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın türbesine gelmişti ki, İbni Suud buna mâni oldu. İşte tam bu noktada biz, bizden gizlenmiş bir Atatürk’le daha karşılaşıyoruz. Devamını, ART’de anlatan Nevzat Yalçıntaş’tan dinleyelim. Bir gün, Dışişleri Bakanlık Arşivi’nde araştırmalar yapan Münir Bey telefonla Yalçıntaş’ı arar:

“- İlginç bir belgeyle karşılaştım, bunu size mutlaka göstermem lâzım!” “O sırada” der Yalçıntaş, “Benim çalıştığım Başbakanlık binası ile Dışişleri binası aynı yerdeydi. Münir Bey atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı” Yalçıntaş da Münir Bey’in gösterdiği belgeyi görünce çok şaşırır. Belge, bir “Telgraf metni” dir. Henüz kurulan Suudi Devleti kralına gönderilmiştir. Altında Atatürk’ün imzası vardır ve şöyle demektedir:

“- Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin bir üzüntüyle öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam, orduyu aşağıya gönderirim!”

İşte Türk milletinden gizlenen Atatürk bu.

Laik ve Atatürkçü geçinenler de bu Atatürk’ü Türk milletinden gizliyorlar, Suudi dostları, Büyük Ortadoğu Projesi taşeronları da.. Birilerine göre Atatürk’ün Allah(c.c.) ve Muhammed(s.a.v)’le hiç alakası yok, ötekilere göre ise Atatürk “Deccal!”, Vatikan’ın elini öpenler ve “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınıp, “Süpürmeyin kullanın” diyenler ise mücahit..

Yani HER 2 iki TARAF da Atatürk’ü dinsiz göstermek, yani milletten koparmak için ittifak halindeler de, farkında değiller; yahut da farkındalar da, biz bu işlerin farkında değiliz?! 1937 yılında Bombay Chronicle gazetesinde rahmetli Atatürk’ün 1937 yılında TBMM’de yaptığı bir konuşma bakınız nasıl haberleştiriliyordu:

” Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz, vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzu altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz! Yani, Müslüman yurdunda Yahudi devleti kurdurtmayacağız, diyordu rahmetli. Devam ediyordu: “Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lâkayd olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusu, yani mukaddes toprakların daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Ceddimizin Selâhiddin-i Eyyûbi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, -Allah’ın inayetiyle- kuvvetliyiz..”

İşte “Gizlenen Atatürk’ümüz” bu..

Bu kararlılığı da öldürülme sebebi oldu.

Yani o, Allah-u âlem, şehittir.

Öyle olmasaydı son sözleri, “Ve aleykümselam” olur muydu..

O, öldü yahut öldürüldü, Türkiye’ye bir haller oldu. Ne haller olduğunu da Hindistan’ın kurucusu Mahatma Gandi çok güzel özetler:

“-Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni, dünyanın en güçlü devletlerini dize getiren bir büyük devlet olarak tanıdık. Türk Milleti’nin emperyalistlere karşı verdiği mücadeleden ilham da aldık. Fakat Atatürk öldükten sonra Türkiye küçük bir Balkan devleti derekesine düştü!” İnsanın içi yanıyor...

www.YeniCagGazetesi.com.tr/yg/yazargoster.php?haber=4776

----------------------------------------

Atatürk vasiyetinde VaTiKaN için NE DeDi?

“Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu ve 1. Cumhurbaşkanı olan Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün sağlığında, Eski Türkçe olarak kaleme aldığı, bilinen FAKAT Eksik açıklanan vasiyetnamesinin devamı olan ölümünden 50 yıl sonra açılmasını istediği, Türk milletini, Türk-İslâm âlemini, Vatikan’ı ve dolayısıyla beşeriyeti ilgilendiren bir gizli vasiyetnamesi vardır..”

Dünkü yazımızda Atatürk’ün ölümünden 50 yıl sonra açıklanması için yazıp noter huzurunda mühürleyerek bir zarfa koyduğu, ZiraatBankası kasalarında kilitli tutulan vasiyetinin KENAN EVREN ’in Cumhurbaşkanlığı döneminde açıldığını, fakat “Açıklanması SAKINCALIDIR” diyerek Milletten Gizlendiğinden söz etmiş ve böyle bir vasiyet için vardı-yoktu diye tartışmanın anlamı yok dedikten sonra şöyle noktalamıştık: “-Çünkü böyle bir vasiyetin var olduğunu Kenan Evren kabul ediyor ve bu kabulü de mahkeme kayıtlarına geçmiş bulunuyor.” Evet, konu mahkemelik... Üstelik, iç hukuk yolları tüketildiği için de konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmış bulunuyor. Davayı açanlar ise Mersinli işadamları Baba Alaaddin Tumluer ile oğlu Meriç Tumluer. Baba-oğul Tumluerler önce 12 Nisan 2005 tarihinde Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ediyorlar. İlgili mahkeme hâkimiyle aralarında güven sarsıcı bir diyalog gelişmesi üzerine davayı resmen açmak için Dosya Tevzi Bürosu’na başvuruluyor ve dosya 12 Nisan 2005 tarihinde 12. Sulh Hukuk (Tereke) Mahkemesi Hâkimliği’ne havale ediliyor. 4 Mayıs 2005 tarihinde ilk duruşma başlıyor. Bu duruşmada Tumluerler Atatürk’ün gizlenen vasiyetinin bulunması için Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı başta olmak üzere resmi makamlara yaptıkları her türlü müracaatların faks, telgraf ve fotokopilerini mahkemeye takdim ediyorlar. Kenan Evren’in böyle bir vasiyetin varlığından haberdar olduğuna dair bilgi de işte bu duruşmada Baba Alaaddin Tumluer’in, “Gizli vasiyetle ilgili 7. Cumhurbaşkanı Sayın A. Kenan Evren’le görüşmek üzere 20 Ocak 1992 yılında Marmaris Armutalan’a giderek görüştüm” demesi ve Kenan Evren’in vasiyetin varlığını kabul ettiğini, ancak kendisinin artık emekli olduğunu, bu Gizli Vasiyetin Genelkurmay’da saklandığını, gizli vasiyeti açıp okuma görevinin Genelkurmay Başkanlığı’nda olduğunu söyledi, demesi ile mahkeme kayıtlarına geçmiş bulunuyor...

Baba-oğul Tumluerlerin büyük dedeleri görevi dolayısıyla Atatürk’ün çok yakınında bir isim ve belli ki “Gizli Vasiyetten” haberdar. Dede Tumluer’in oğullarına vasiyetin gizlenen bölümünün peşine düşmeleri hususunda bir vasiyeti var. Baba-oğul Tumluerler bugüne kadar Atatürk’ün vasiyetinin sadece birinci sayfasının açıklandığına, kalan çok önemli bölümlerinin ise gizlendiğine “kesine” yakın inanıyorlar. Onun için resmî kurumların kapıları ve mahkeme eşiklerini “Vasiyetin gizlenen bölümünü açıklayın” diye aşındırıyor ve bu konuda iç hukuk yollarını tükettikleri için de meseleyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımış bulunuyorlar. İşte “Vatikan” da Tumluerlerin 31 Mayıs 2007 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verdikleri dilekçenin ilk paragrafında aşağıdaki şekilde geçiyor:

“Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu ve 1. Cumhurbaşkanı olan Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün sağlığında, Eski Türkçe olarak kaleme aldığı, bilinen fakat eksik açıklanan vasiyetnamesinin devamı olan ölümünden 50 yıl sonra açılmasını istediği, Türk milletini, Türk-İslâm âlemini, Vatikan’ı ve dolayısıyla beşeriyeti ilgilendiren bir gizli vasiyetnamesi vardır..” İlginç değil mi!

İnsan, Atatürk, Vatikan için acaba neler söyledi diye merak ediyor.

İyi de, Tumluerler bütün bunları nereden biliyor?

Dedik ya, dedeleri belli ki bu vasiyetnamenin muhtevasından haberdar ve ölmeden önce bu bilgileri evlatları ile paylaşmış.. Bakalım AİHM bu konuda ne karar verecek ve AİHM’nin vereceği karara Türkiye’deki ilgili kurumlar ne kadar saygı gösterecek?.. Biz baba-oğul Tumluerlere, “ALLAH tamamına erdirsin” diye DUA ediyoruz ve sizlerin konuyla ilgili daha fazla bilgilenebilmeniz için www.ataturkungizlivasiyeti.com sitesine şöyle bir uğramanızı öneriyoruz www.YeniCagGazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=5918

--------------------------------------------------------

Mason İSTİLASI

ATATÜRK’ün faaliyetlerini yasakladığı masonlar, ülkenin her yerinde cirit atar hale geldi. İstanbul’da iki mabet inşaatı başlatan masonlar, binlerce Türk gencinin mason olmak istediği propogandasına başladı.

MASON İSTİLASI!..

Atatürk’ün izin vermediği masonlar, İstanbul’da iki mabet inşaatına başladılar. Ayrıca “Mason olmak isteyen binlerce Türk genci var” diyerek de propaganda yapıyorlar

Masonlar, Türkiye’deki faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürüyor. Özellikle gençlere yönelik çalışan masonlar, akla gelmedik oyunlara başvuruyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün faaliyetlerini yasakladığı masonlar, bugün ülkenin her yerinde adeta cirit atıyor. Mason yayın organı Tesviye Dergisi’ne konuşan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası yeni büyük üstadı Salih Evcilerli, “15 bin kardeşten oluşan nüfusumuz gençleşti. Türkiye’de genç nüfus dünden farklı olarak camiamıza ilgi duyuyor ve aramıza katılıyor” dedi. Net büyümelerinin yılda 2,5 ile 3,5 arasında olduğunu ifade eden Evcilerli, “Dünya Masonluğu içerisinde Türk Masonluğu çok önemli bir yerde bulunuyor” ifadesini kullandı.

Maddi imkanlarımız iyi!

Çalışma şartlarının mekân açısından fevkalade daraldığını dile getiren Evcilerli, “Çare üretmek mecburiyetindeyiz. İstanbul’daki 7 bin kişinin yaklaşık yüzde 40’lık kısmı Anadolu yakasında hem oturmakta hem çalışmakta. Anadolu yakasında bir kompleks yaratarak bu ihtiyacı karşılayabileceğimizi düşünmekteyim” dedi. “Şu anda aramızda çok sayıda genç kardeşimiz var” diyen Salih Evcilerli, İstanbul’daki iki binalarının hemen hergün dolduğunu savundu. Genç nüfus dünden farklı olarak kendilerine ilgi duyduğunu ve aralarına katıldığını ileri süren Evcilerli, “Gerek maddi imkânlar, gerekse Masonik yapısı, ritüel uygulamaları ve nüfusumuzdaki gelişmemiz açısından baktığımız zaman net büyümemiz yılda yüzde 2,5 - 3,5 arasındadır” ifadesini kullandı.

ATATÜRK’ÜN LOCALARA SERT TEPKİSİ

Haydi defolun, cehennem olun gidin

Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk, kökü dışarıda olan mason localarının kapatılmasını 1935’te istedi. Büyük Önder’i ikna etmek için 11 Ocak 1935 tarihinde Cumhurbaşkanlığı konutuna çıkan Mason heyeti, Atatürk’ün büyük tepkisiyle karşılaştı. Masonların Büyük Üstadı Mim Kemal, Reis-i Cumhur’a hitaben: “Efendimiz biz zaten maiyet-i devletindeyiz fakat siz Meşrik-i Azam’ımız olursanız, bir pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız demiş. Reis-i Cumhur da; peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupa’da hangi locaya bağlısınız ve mektebinizin ismi nedir?” diye sormuş. Mason Üstadı Mim Kemal “Biz Cenova’ya tabiyiz ve Reisimiz Barca Mişon’dur” diye cevap verince küplere binen Mustafa Kemal Paşa, “Haydi defolun buradan, cehennem olun gidin. Yahudi uşakları! Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi. Hepinizi astırırım

Ben sizin gibi bir çift Yahudi’ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye’deki bütün locaları kapatmadığınız takdirde, yarın teşkil edeceğim Divan ı Harb-i Örfi’ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan” diyerek masonları kovdu. “ Atatürk’ten ağır hakaret işiterek kovulan masonlar, o gece adeta yıldırım hızıyla durumu İzmir, İstanbul ve Adana’daki localara bildirirler. Sabah olmadan Türkiye’deki bütün locaların kapanma kararlarını aldırıp, ilgili belgeleri daha sabah kahvaltısı sofrasından kalkmayan Atatürk’ün önüne koyarlar. YENİÇAĞ GAZETESİ

www.YeniCagGazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=4544


erhan / 20.07.2010 16:31:21
lk önce masonlar hakkında cok iyi arastırma yapmak lazım her detayına kadar masonlar derleki bizim yanımızdan ateisz gecmez diyo ama tam tersi serefzizler tam seytna tapan it sürüleridir kıyamet günü geldigine hepsi görüceki mehdi yanı zaman alametcisi ve hz. isa gelicek ve onların kapalı simsiyah sarsak bedellerini bembeyaz ısık gelecek


Cavidan Ülü / 23.06.2010 11:51:53
asonlugun satanizmle uzaktan yakindan alakasi yoktur. masonlukta bir tanri inanci vardir. Müslümanlar Allah der, Hristiyanlar (Gott), Yahudiler yehova(aloahh), bazilari ali der, bazilari jesus(isa), masonlarda evrenin ulu mimari der. bir ülkede masonluk nekadar gelismis ise o ülke okadar ileriye gider.


SELÇUK / 20.01.2010 14:51:30
rkadaşım adam açık açık anlatmış işte... Dünyayı yöneten iki güç vardır... Biri şeytana tapanlar, diğeri Allah'a inananlar. O'nun yolunda gidenler...

MAsonların Türkiye hakkında aldığı kararları araştır.

ALLAHın tarafında olanlar hiç bir zaman kaybetmez.

Çanakkale savaşında Churchil in neden savaşı kazanamadıkları hakkındaki yorumlarını da araştır.


turan bahce / 05.01.2010 22:52:13
asonluk satanizmdir şeytana tapınan tek dünya devletini hedeflemektedirler.diğer şeytani derneklerle birlikte çalışmaktadırlar

rusyada komunizmi kuranların hepsi de masondur.


çok / 03.11.2009 14:26:03
en de tarafsız birisi analiz yapıyor zannettim, ama ropörtajın sonunda Kuran dipdiri ayakta denilince iş ortaya çıktı. Masonluğun ateizm olmadığını herkes bilir, her dine saygıları vardır. Toplantılarında Kuran 'dan , İcil 'den, Tevrat 'tan bölümler okudukları bilinir, ama neden bu kadar yalan ve çarpıtmalar yapılır anlaşılmaz.




 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Türkiye,75 Milyona Dayandı
  İngiliz Belgelerinde İlginç Türkiye Notları
  Dizi Sektörü Reyting Şikesiyle Sarsılıyor
  İPhone Ggmail ve Blackberry Kulanıcıları İzleniyor.
  Milli Savunma Bakanını Siviller Koruyacak
  İslami, Muhafazakar Moda Patlama Yaptı
  Milli Korvet Donanmaya Katıldı
  PKK-MİT Kasedi Üzerinde Oynandı İddiası
  İstanbul'un Silueti Adım Adım Değişiyor
  F-16'lar Artık İsrail'i Dost Olarak Görmüyor

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




 
 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2011 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi