Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:NETPANO.COM ÖZEL  
netpano.com  -  - 26 Şubat 2010 Cuma - 00:00:00  
Adem Abi İle Bir İstanbul Rüyası Devam Ediyor...

  

Adem Abi ile bir İstanbul Rüyası'nı yaşadığımızdan bu yana bir yıl geçmişti. Orada yaşadıklarımı 29 0cak 2009 tarihinde Netpano'da yazmıştım.

http://www.netpano.com/makale/?makale=1073

 Adem Abi ile uzun zamandır yüz yüze görüşememiştik. Kendisi, her zaman olduğu gibi oldukça yoğun bir çalışma içersindeydi. Aynı zamanda; bir kısmını bildiğimiz, bir kısmını bilmediğimiz,  çok çeşitli alanlarda  uğraş veriyordu. Bu arkadaşlığımız sırasında  gördüm ki, onun hayatı hiç de kolay değil. Çoğu kişi, bu kadar yoğun çalışmaya ve tehlikeli durumlara dayanamaz! İçimden de diyordum ki, "onlar da boşuna seçilmiyor…"

  Adem Abi, dünyanın seyrini değiştiren olayların tam göbeğinde yer almasına rağmen, dışardan görseniz, 'sanki bu kadar olayı yaşayan o değil' dersiniz. Oldukça sakin ve mütevazı. Bu kadar bilgiyi ve yeteneği nasıl gizliyor, ona hayret ediyorum….

 Adem Abi ile sohbete başladığınızda, anlattıklarının çoğu, daha önce hiç duymadığınız bilgilerdir. Zaman zaman öyle sırlar açıklıyor ki, öyle yorumlar yapıyor ki, 'biz gerçekten kuru kuru yaşamışız' hissine kapılıyorsunuz. Meselelerin çok daha  derin olduğunu, işin başka boyutları olduğunu o zaman anlıyorsunuz…

 Bu gönül insanın, gönül kapısını çalmayalı epey olmuştu. 'Nasibimiz ne zaman?' diye beklemeye başladık. Zaman zaman  da kendisine sitemler ediyorduk. Ama sonradan yaşadıklarını öğrenince, içimizden geçirdiklerimizden dolayı pişmanlık duyuyorduk. Adem Abi, İstanbul dışına da çok çıkıyordu. Bir bakıyorsunuz, İzmir'de, Isparta'da, Bursa'da, Ankara'da….Koşturup duruyordu…

 Bu kadar yoğunluğunu bilmemize rağmen, onu özlüyorduk. Hasret gidermek için fırsat kollamaya başladık. Uzun sitemlerden sonra, nihayet buluşmak için izin çıktı. Sanki dünyalar benim olmuştu.

 Ankara'dan bindim trene, doğru İstanbul'a, Adem Abim'in  yanına. Adem Abi ile buluşacağım, ondan haber bekliyorum. Ama Adem Abi'den hiç ses yok! İstanbul'da boynu bükük bekliyorum. Baktım haber çıkmıyor, 'en iyisi Sultan Ahmed tarafına geçeyim' dedim kendi kendime. Havada nasıl yağmurlu…Sokaklarda dolaşamıyorum. Bir yandan oralardaki türbeleri ziyaret ediyor bir yandan da dua ediyorum. Ancak ortalıkta görmek istediklerimden hiç kimse yok…Öyle hüzünlü hüzünlü  Cağaloğlu'ndan aşağı doğru iniyorum. Cadde oldukça kalabalık…O kadar kalabalığın arasında, birden ŞÜKÜR DEDE'yi gördüm. Birden bire karşıma çıkıverdi. Sanki o kadar kalabalık gitmiş, cadde de, sadece 'o ve ben'  vardık…

 Elinde bir sepet, ağır ağır geliyor Şükür Dede. Artık iyice yaşlanmış. Hemen koşuyorum, ellerinden öpüyorum. Sarılıyoruz… "Şükür Dede'm bana dua et" diyorum. O'da bütün Ümmet-i Muhammed'e dua ediyor. "Şükür  Dedem dua et de, Latif Baba'yla, Adem Abi ile görüşeyim" diyorum. "İnşallah…" diyor. Bu kelimeleri duyunca, nasıl sevindim sizlere anlatamam. 'İnşallah kapı açıldı' diyorum içimden…. Şükür Dede'ye sarılıyorum, vedalaşıyoruz…

 Vapura binip Anadolu Yakası'na geçiyorum. Vapur'da Adem Abi'den telefon geliyor: "Ben çok önemli bir işi takip ediyorum, işlerim uzayacak, sen Cenk'i ara, onunla buluş, hem Cenk'in annesi Nur Hanım'da bir emanet  var, onu görürüsün, ben seni sonra ararım" diyor ve telefonu kapatıyor…

 Hemen Cenk'i arıyorum, Adem Abi ile olan konuşmalarımızı aktarıyorum. Cenk, evlerine nasıl geleceğimi tarif ediyor…

 Vapur'dan inip, trene biniyorum. Cenk'in dediği durakta inip onu beklemeye başladım. Biraz sonra Cenk geldi. Hasretle  kucaklaştık. Birlikte eve doğru yürümeye başladık. Biraz yürüdükten sonra Cenk'lerin evine geldik. Zile basmadan, Cenk anahtarı ile kapıyı açıyor, içeri girip, salona geçiyoruz. Biraz sonra Nur Anne geliyor…Kitaplardan tanıdığım Nur Anne karşımda. Hani İlhami Abi'nin, 'müminlerin annesi' dediği kişi. Gerçekten ismi gibi: NUR…Hemen sarılıp ellerinden öpüyorum. Oturup sohbet etmeye başlıyoruz… Kitaplardaki konulardan soruyorum, onlar anlatıyorlar; Adem Abi ile nasıl tanıştıklarını ve yaşadıkları bazı olayları…Kitaplarda yazılmayan bir çok yeni olayı onların ağzından öğreniyorum. O sırada içeri Sarman giriyor. Cenk onu kucağına alıyor. "Ne kadar şişman bir kedi" diyorum…Cenk gülerek, "evet Sarman obez oldu" diyor. Sarman'ı, kitapları okuyanlar hatırlayacaklardır: İlhami Abi'nin, bu aileye  hediye ettiği kedi.

 Kitapta (Melami Savaşları Sh.89) o bölüm şöyle anlatılıyordu:

*

 "Nereden çıktın sen kedicik. Sapsarısın – Adın Sarman olmalı. Yavrucak miyavlıyordu. Elime aldım.

İlhami Abi, gülümsedi:

-Al bu kediciği birinin bakabileceği bir yere koy. Orada müminlerin annelerinden biri acıyıp eve alıp bakacak, dedi ve elime de bir kağıt vererek;  bu yazılanları da uygula dedi."

*

 İşte kitapta ismi geçen kedi bu Sarman'dı. Cenk, Sarman'ı nasıl bulduğunu ve eve nasıl aldığını anlatıyor…Sarman ise,ha bire bana sırnaşıyor…Cenk, Sarman'ı üzerimden almaya çalışıyor, Sarman tekrar üzerime geliyor; tüylerini okşuyor, onu seviyorum…

 Nur Anne yiyecek bir şeyler hazırlamış, "hemen sofraya buyurun" diyor. Yemeğe oturuyoruz, sohbetimiz iyice koyulaşıyor. Adem Abi'den, Latif Baba'dan, İlhami Abi'den söz ediyoruz…Onlar yaşadıklarını anlatıyorlar, ben ağzım açık bir şeklide onları dinliyorum. Hem yemeğimizi yiyoruz, hem  de sohbet ediyoruz…Akşam vakti oluyor, ezan okununca, Cenk ile akşam namazını birlikte kılıyoruz. Ben, bir yandan da, Adem Abi'nin dediği emaneti merak ediyorum. Cenk'e, "emaneti görüp göremeyeceğimi" soruyorum. Cenk annesine bakıyor, "emanet annemde o gösterebilir, çünkü ona verildi" diyor. Nur Annenin yüzüne bakıyorum. Nur Anne, "tamam" diyor ve kalkıp emaneti getirmeğe gidiyor. Ben heyecan içinde bekliyorum…Nur Anne elinde  büyük bir bohça salona  geliyor, bohçayı masanın üzerine koyuyor, dua ederek, besmele ile bohçayı açmaya başlıyor ve çok eski bir kutu çıkıyor bohçadan. Nur Anne salavat getirmeye başlıyor, Cenk ile ben de salavatlara eşlik ediyoruz ve kutunun kapağı açılıyor; Efendimizin (S.A.V), Sakal-ı Şerif-i'ni görüyorum. Gözlerim yaşarıyor; iyice yakından inceliyorum, bakıyorum bakıyorum…Bakmaya doyamıyorum. Miski amber kokuları etrafa yayılıyor, benim heyecanım iyice artıyor…Salavat getirmeye devam ediyoruz ve Allah'a şükrediyorum, bugünü gösterdiği için…

 Sonra Nur Anne emaneti, kurallara uygun olarak tekrar yerine koyuyor ve  içeri götürüyor…

 İçime tarif edemeyeceğim bir huzur doluyor. Sanki bir boşlukta yüzüyorum…Hep dua ediyorum…

 Biraz kendime gelince, Cenk bana odasını gösteriyor. Ben ise Adem Abi'den duyduğum ve kitaplarda okuduğum, Cenk'e verilen hediyeleri görmek istiyorum. En çok da,  İlhami Abi'nin Cenk'e verdiği saati merak ediyorum. Cenk bana saati gösteriyor. Hani kitapta (Melekler Ağlarken)  bahsedilen şu saat.

 O bölüm kitapta (sh.351) şöyle yer almıştı:

*

  "İlhami Abi de Besmeleyle yanımızdan ayrıldı. Ayrılmadan önce, yeşilliği göremeyebiliriz diye saatlerimizi ayarlamamızı söyledi. Benim kolumda saat yoktu. İşin garibi hiçbirimizde yoktu. Durumu İlhami Abi'ye söyleyince cebinden bir saat çıkardı ve bana uzattı:

- Bu saati al. Saat yediye geldiğinde tepeye çıkarak bu kağıdı oraya bırakın.

İri camlı, enteresan bir saatti. Yediye on vardı. Bu da on dakikamız olduğunu gösteriyordu.

 İlhami Abi'nin bu düşündürücü cevabından sonra aşağıya inmeye başladık. Bir ara kolumdaki saati çıkararak İlhami Abi'ye vermeye teşebbüs ettim. Ama almadı ve:

-  Bunu Cenk'e ver. Kim bilir, ona da lazım olur. Belki "son savaşın" taarruzu yine bu saatle olur.

Cenk'e o saati verdim. O durmadan bunun anlamını sordu. Tabii ki cevap veremezdim. Sadece:

- Zamanı geldiğinde sırrı çıkar diyebilmiştim.

Cenk'te  saati birine verdi; ama bir gün Latif Baba, aynı saati bana uzatarak:

- Şunu Cenk'e ver demişti."

 İşte Melekler Ağlarken Kitabında,  bahsi geçen saat buydu.

*

 İşte o saati elime alıyorum, incelemeye başlıyorum, üzerinde kalın bir cam ve kocaman rakamlar vardı. 'Acaba hangi savaşta kullanılacak?' diye içimden  kendi kendime sorular soruyorum. Cenk, bana, kendisine verilen  diğer hediyeleri/emanetleri gösteriyor…

 Bir süre daha Cenk ile birlikte oturduk ve nihayet Adem Abi aradı…Bizi, "evinde beklediğini" söyledi…Dünyalar benim olmuştu…Beklediğimiz davet nihayet çıkmıştı… Adem Abi sonra Cenk ile konuştu ona bir şeyler söyledi. Daha sonra, Cenk ile hemen evden çıktık, bir minibüse bindik. Yolda Cenk ile kendi aramızda konuşmaya başladık. "İnşallah İlhami Abi'yi de görürüz" dedik. "Hadi biraz çalışalım" dedi Cenk. Başladık İlhami Abi ile  görüşmenin gerçekleşmesi için dua etmeye…

 Yolda dua ede ede Adem Abi'nin evine vardık. Zile bastık, Adem Abi kapıyı açtı. Hasretle kucaklaştık, sarıldık… Nihayet uzun bir aradan sonra, Adem Abi ve onun huzur dolu odasındaydık. "Adem Abi biz tokuz" dememize rağmen tekrar bize sofra kurdurdu. Saat 22.00 civarı biz tekrar yemeğe oturduk.Yemekten sonra çay faslı başladı. Nihayet sohbet etmek için vakit gelmişti.Cenk ise oldukça hazırlıklıydı: Kağıt, kalem, sorular vs…Ben ise aklımdan, 'Adem Abi ile yarım kalan konularımızı bitiririz' diye geçiriyordum. Adem Abi'de o kadar yorgun gözüküyordu ki… Sanki hiç mecali kalmamıştı… "Birkaç gündür, gece-gündüz bir büyük olayın peşinde olduklarını ve hemen hemen hiç uyumadığını" söyledi.

 Biz ise, Adem Abi'yi bulmuşken biraz feyzlenmek istiyorduk. Adem Abi bizi kırmayarak tasavvufun inceliklerinden anlatmaya başladı.

 "Biz tembellik yapıyoruz. İnsanlar sık sık muhabbetullah dairesinde olduğu zaman her türlü feyzi alır. Allah muhabbeti olduğu zaman etkilenmeyen olmaz…Bazıları işi bir standarda sokuyor. Bahçe geniş, ben arıyım…Ben bu kadar geniş bahçeden, istediğim çiçekten öz alırım, ama balı yine kendi peteğimde yaparım…Ama bazıları diyor ki, hayır,sadece bu çiçekten alacaksın…Niye bu kadar geniş bahçelerin nimetlerinden yararlanmayayım? Bırakın da yararlanayım, ama balı yine kendi peteğimde yapayım…

 Adem Abi anlatıyor, biz pür dikkat dinliyoruz Cenk ile…Ama Adem Abi o kadar yorgun gözüküyor ki…Cenk'i de bu kadar hazırlıklı görünce, dedim ki içimden, 'Cenk herhalde sabaha kadar Adem Abi'yi bırakmayacak…'

 Adem Abi yine  anlatmaya devam ediyor:

 "İnsan Allah ile gönül muhabbeti kurmaya çalışacak. Kelamullah'ı okuyacak ve tefekkür edecek…Derinlemesine tefekkür etmesi gerekir. Allah'ın Ayetlerini, yarattıklarını, hikmetlerini tefekkür edeceksin….Bunu yaparsan, zaten kapılar deruni deruni açılır inşallah…

İsteyen her insan Allah ile irtibat kurar…Nasip hep açık. İnsan, kendi kendinin nasibini kapatırsa, bu irtibat kesilir…"

 Sohbet bu şekilde devam ediyor. Bir ara yolda yaptığımız duaları anlatıyoruz Adem Abi'ye. "İlhami Abi'yi görürüz inşallah," diyoruz. Cenk'te ben de görmeyi, onun duasını almayı çok arzu ediyoruz…Adem Abi'de, "İlhami Abi dediniz de, geçenlerde bana üç tane nescafe vermişti, durun onları  içelim" dedi.

 Nescafelerimiz geldi, içtik…İçtikten beş dakika sonra, Cenk, ""Abi bana bir şeyler oluyor," dedi. Bir iki dakika sonra ise: "Üzerime acayip bir ağırlık çöktü, uyuyacağım" dedi, Adem Abi'nin gösterdiği yere yattı ve uyudu. Oysa Cenk, sabaha kadar uyumayan bir insandı. Adem Abi, Cenk'in bu halini görünce telaşlandı. Çünkü  Cenk, geçenlerde, bu şekilde bir rahatsızlık yaşamış ve hastaneye kaldırmışlar. 'Yine öyle bir rahatsızlık mı' diye endişeleniyordu. Kontrol etti geldi, "iyi inşallah, bir şeyi yok" dedi..

 Ben ise, Cenk'in bir şeyi olmadığını duyunca rahatladım….İçimden de şunları geçirdiğimi söylemeliyim: "Cenk, uyuyunca meydan bana kaldı, uzun zamandır ertelediğimiz şu çalışmaları  artık Adem Abi ile bitiririz." Bu durumu, Adem Abi'ye söyledim, "peki, hadi başlayalım o zaman" dedi. O anlatmaya ben yazmaya başladım. Aradan beş dakika geçti geçmedi, bana da bir şeyler olmaya başladı. Öyle uykum gelmişti ki, başımı kaldıramıyordum. "Abi" dedim, "benim çok uykum geldi, sabah devam edebilir miyiz?" O da, "peki" dedi. Gözlerimi açamıyordum ama endişem de şuydu: 'İlhami Abi gelir de, göremezsem?'  Adem Abi'ye, "ağabey, İlhami Abi gelirse, bizi kaldırır mısın?" diye rica ettim. "İnşallah" dedi ve bana da , Cenk'in karşısındaki yatağı gösterdi, ben de oraya yattım. Hemen uykuya dalmışım…

 Sabah  namazı için kalktım, namazı,  yattığımız odada Cenk ile kıldık ve Adem Abi'nin yanına geçmeden  kapıyı kapatıp tekrar yattık.

 Sabah  9 gibi uyandım. Cenk'i de kaldırdım. Bugün cumaydı…

 Adem Abi geldi yanımıza, "nasıl rahat uyudunuz mu?" Diye sordu. "Evet" dedik. Ben hemen İlhami Abi'yi sordum: "Abi, geldi mi?" Diye. Adem Abi, " evet, siz uyuduktan sonra geldi" dedi. "Abi niye uyandırmadın bizi?" Diye sitem ettik. Adem Abi'de ise:

"İlhami Abi, bugün Cuma Namazı'nda …….. Camii'nde olacakmış" dedi. Biz de hemen sormaya başladık, "nasıl, bizle görüşecek mi, onu bulabilecek miyiz? " Diye. Adem Abi'de; "nasip" dedi.

 Kahvaltı etmeye başladığımızda Adem Abi sordu: "Erol, rüya gördün mü?" Ben ise, "evet  çok gördüm ama olayları net hatırlayamıyorum" dedim. Cenk'e sordu. Cenk, " evet" dedi ve başladı gördüklerini anlatmaya. "Belki de sizi bu gece gezdirdiler" dedi Adem Abi.. Adem Abi'ye sordum: "Cenk niye hepsini hatırlıyor da ben hatırlayamıyorum?" Adem Abi, "Cenk maşallah, çok tefekkür ediyor…Açılıyor… "dedi.

 Adem Abi, Cenk ile bana; "hadi siz çıkın ancak gidersiniz" dedi. "Ben takip ettiğim o işin peşinde olacağım" dedi. Adem Abi ile vedalaşarak,  İlhami Abi'nin, Cuma namazında olacağı camiye doğru yola çıktık. Yolda giderken, durmadan yine dua ediyorduk, ' İlhami Abi ile karşılaşalım' diye. Cenk buraları iyi bildiği için bana rehberlik ediyordu. İstanbul'da da o gün  öyle yağmur yağıyordu ki, şemsiye ile yürümemize rağmen ıslanıyorduk. Baktık olacak gibi değil, bir taksiye binerek gideceğimiz yeri söyledik.

 Nihayet, Adem Abi'nin dediği camiye vardık. Eski bir camiydi burası. Camiinin yan tarafında ……'nın  türbesi vardı. Adem Abi bize tembihlemişti, "camiye girmeden evvel, türbenin yanına gidin ve fatiha okuyun aynı işlemi namazınızı bitirdikten sonra  da yapın" demişti. Cenk ile ben hemen türbenin olduğu kısma geçtik ve fatihalarımızı okuduk. Orada sadaka verdik.

 İlhami Abi'yi aramaya başladık. Önce caminin avlusuna, yan taraflara, türbe kısmına baktık. Ben İlhami Abi'yi hiç görmemiştim. Cenk ise  birkaç sefer görmüştü. Cenk'e sordum: "Cenk, sen görsen, tanıyabilir misin?" Cenk:  "Aynı kılıkta olursa tanırım" dedi. Dışarısı da çok yağmurlu olduğu için camiye girdik. "Bir de, caminin içine bakalım" dedik. Ezanın okunmasına, yarım saat kadar vakit vardı. Önce caminin girişinde oturduk. Etrafa bakmaya başladık. Bu bölümde aramaya başladık İlhami Abi'yi. Cenk, "ben caminin öbür kısmına bakayım" dedi  ve kalktı diğer tarafa doğru geçti. Ben de Cenk'in ardından kalktım, caminin sağ tarafında gittik baktık….Bir işaret bekliyorduk ama beklediğimiz işaret yoktu.

Cami daha yeni yeni dolmaya başlamıştı. Cenk ve ben etrafa dikkatle bakmaya başladık. Ben bir ara döndüm geri baktım, caminin en arka sırasında, duvara dayalı 8-10 tane tabure konmuş, yaşlıların oturduğu bir bölüm vardı.  Bu taburede oturanların ön tarafları, tahta çit ile çevrilmişti. En arka köşede oturan; iri yarı, beyaz sakallı bir kişi beni eliyle yanına çağırdı. Kalktım, yanımda da küçük bir çantam vardı, aldım beni çağıran kişinin yanına gittim. Aslında yanında oturacak yer yoktu. Bir taraf duvar, bir taraf çitti. "Şuraya sıkış evladım" dedi. Sonra gülümseyerek bana : "korkma senden yer kirası almam" dedi. Gözleri bana çok değişik geldi. Elini tutup öptüm, başımı sıvazladı. Bir yandan da tespih çekiyordu. O sırada Cenk'i de çağırdı yanımıza. Cenk'te geldi, elini öptü. Yanına sıkışıp, beklemeye başladık. Bizimle sohbet ediyordu. Cami'de dolmak üzereydi…Bize işaret ederek; "çantalarınızı benim yanıma bırakın ben bakarım, siz safa geçin, namaz bitince alırsınız" dedi. Cenk ile ben,  tekrar eski yerimize geçtik. Bu arada dönüp  dönüp arkaya bakıyorduk. Cenk'e, "İlhami Abi  bu mu?" Dedim. Cenk ise, "emin değilim" dedi. Cenk'e  dedim ki, "neden emin değilsin ki, bu değilse, bu camide neden ikimizi çağırsın?" "Bilmiyorum" dedi.. "Bak onun yanındaki değil, ondan sonraki kişi, yani sondan üçüncü kişi, işte o olabilir, o benziyor" dedi Cenk.…Ben de, döndüm baktım dediği kişiye, bizle hiç ilgili değildi. Cenk'in dediği kişiyi ilk gördüğümde  şu hisse kapıldığımı söylemeliyim; sanki bana 'Ahmed Yesevi'yi' hatırlattı. Ahmed Yesevi'yi hiç görmemiştim, ama birden içime o  geldi. Ben o kişiye bakarken, gözleri ile belli belirsiz bir selam verdi. Ben iyice heyecanlanmıştım, "İlhami Abi yoksa o muydu?"

 Ezan okundu, namazı kılmaya başladık. Namaz aralarında dönüp geriye, ona bakıyordum…Namaz bitince; bizi daha önce yanına çağıran kişi, tekrar işaret ederek, çantalarımızı almamızı istedi. Cenk ile yanına giderek çantalarımızı aldık  ve cumasını tebrik edip, elini öptük, ama gözümüz de hep İlhami Abi sandığımız kişideydi. Cemaat camiden çıkmaya başladı, o da kalktı, arka kısımdan ön tarafa geçti. Ben ve Cenk hemen ona doğru yöneldik ve elini öptük, cumasını tebrik ettik, dua istedik. Bize baktı ve hiç konuşmadı. Kapıya doğru yöneldi, biz de Cenk ile peşinden çıktık. Nasıl davranacağımızı bilemiyorduk. Acaba bizi çağıracak mıydı, yoksa ayrılmamız mı gerekirdi? O önde, biz arkada camiinin dışına çıktık. Öyle yağmur yağıyordu ki, camiden caddeye çıktı, arkasından biz. Caddeden gelen bir minibüse bindi ve gitti…Biz Cenk ile öylece kalakaldık. Tekrar camiye döndük. Türbede dualarımızı okuduk ve oradan ayrıldık.

 Cenk ile birbirimize soruyorduk, hangisi İlhami Abi idi? Cenk, "bence, ikinci gördüğümüzdü" dedi. "Çünkü, İlhami Abi'nin tarzına o daha çok  benziyordu" dedi.

 Adem Abi'yi aradık ama ulaşamadık…Akşamı zor ettik. Akşam olunca Adem Abi ile tekrar buluştum. Adem Abi, ben daha bir şey demeden: "Minibüse binip giden kişi İLHAMİ ABİ'YDİ" dedi…

 Çok şükür onu görüp, elini öpmüş ve dua istemiştik. Ya diğer kişi" diye sordum. "O da, Rical'dendi" dedi. "Rical'den Süleyman Baba'ydı,"dedi.

 Bu Cuma, benim için oldukça bereketli geçmişti. Ama bu kadar da değilmiş, Adem Abi  o gece bana Peygamber Efendimizin (S.A.V) kabir toprağından  vermişti. Bu arada  söylemeyi unuttum. Adem Abi, ben Cenklerin evindeyken telefonla görüşmüştü, bana  Peygamber Efendimizin (S.A.V) kabri üzerinde bulunan -oldukça eski- örtüden bir parça vermesini söylemişti. Cenk'lerden ayrılırken, Cenk,  Efendimizin (S.A.V)  kabri üzerinde örtülen bu örtünün, bir parçasını bana verdi.  Örtü ipekti ve  üzerine ayet işlenmişti….O gün yine birkaç hediye almıştım. İnşallah  bunları da başka bir yazıda sizlerle paylaşırım.

 Bu ziyaretimde, içimde, sadece Latif Baba ile görüşememenin burukluğu kalmıştı. Çünkü Adem Abi'ye, " görüşüp görüşemeyeceğimizi" sormuştum. Latif Baba demiş ki, "inşallah görüşeceğiz…" Ama işlerinin çok yoğun olması ve benim sabah geri döneceğimden dolayı bu görüşme gerçekleşmedi. Ama Adem Abi, Latif Baba'nın selamını getirmişti bana. İnşallah  başka bir gelişimde de, Latif Baba'yı görür, o güzel ellerinden  sizler için de öperim…

 Bütün bu yaşadıklarımdan dolayı Allah'ım sana sonsuz şükürler olsun…Adem Abi, inşallah Beka'ya hep beraber ulaşırız..

 Değerli okuyucular: "Adem Abi İle Bir İstanbul Rüyası-1" bölümünde de yazdığım gibi:

Değerli kardeşlerim, bu güzel ülkenin güzel insanları: İlhami Abi, Adem Abi, Şükür Dede, Cenk, Nur Anne kim, bu olaylar da ne, diye  düşünüyorsanız, o güzel insanları henüz tanımadıysanız; (Bir Meczubun Rüyası, Melâmi Savaşları ve Melekler Ağlarken)  kitaplarına bir göz atın derim sizlere.Okumadıysanız henüz, okuyun  bu müstesna eserleri, o zaman beni daha iyi anlayacaksınız, bu yazı size çok daha anlamlı gelecek.

Okuyan arkadaşlar ise sanırım bana hak veriyordur.

 Adem Abi,  Allah Razı Olsun Senden…Uyanmamıza vesile olduğun için…

  Erol DERMAN/Netpano

buulkem@gmail.com

 

 

http://www.kitapelinizde.com/book/yazar/62754_1/oktan_keles.htm

 

 



 YORUMLAR
turan / 28.02.2010 15:59:49
rol abim hiç değilse sıkça bizi bu konularda aydınlat oktan babadan bize haberler ver aynı dairede bulunduğunuz belli Allah cc razı olsun.


Kutalmış / 26.02.2010 11:26:48
rol Derman Abi, yine rüya gibi hakikatlari anlattınız bize.Ne mutlu sizlere.Birinci yazıdan sonra epeyce zaman geçmişti, lütfen daha sık yazın.Oktan Babaya selamlar...


mehmet / 26.02.2010 13:19:25
rol Abi Allah senden razı olsun .Oktan Abi kitabını bekliyoruz bize bir tarih verebilir misin?ASA'yı nezaman çıkaracaksın.Herkese hayırlı cumalar...


nur / 26.02.2010 14:11:26
rol bey sizlerın yaşadığı bu olayları okuyunca hem gıptayla hasretle özlemle maşallahlarla okuyorum ama diğer yandan benim başıma gelmediği için kendi adıma üzülüp kendimi cok değersiz hıssediyorum.hakımda en hayırlısı olsun inşallah.


hayrullah / 26.02.2010 14:21:04
llah bizede nasip etsin oktan baba bizler için bir lutuf.


can / 26.02.2010 14:22:24
rol abim biliyoruz ki adem abi, oktan abimiz bizlere dua etsin, bizlerde tanışmak istiyoruz ne olur.


İSMET / 26.02.2010 14:24:40
ÖNÜL YAZISI İÇİN ALLAH RAZI OLSUN OKTAN ABİMİZ BİR DERYA ADEM AS İLE İLGİLİ TVDE ANLATTIĞI BİLGİLER YIKTI GEÇTİ ALLAH TÜM RİCALDEN SİZLERDEN NETPANODAN SONSUZ RAZI OLSUN.EROL ABİMİZ BİZLERE DE DUA BUYURUN.


CİHAN T. / 26.02.2010 14:36:31
ROL BEY HARİKA BİR YAZI ALLAH RAZI OLSUN OKTAN ABİ PARDON ADEM ABİMİZİN ELLERİNDEN ÖPERİZ.


nazlı / 26.02.2010 14:39:38
izde isteriiiiiiiz.


erkut / 26.02.2010 14:43:18
stanbul hazinesi adem abi ve camiasına sonsuz hörmetler.


nev niyaz / 26.02.2010 10:51:22
.A... almayı çok istıyorum ama henuz alamadım... inşaallah yakında alıyorum... yalnız bu kıtabın yaşanmışlıklarla alakalı olduğunu tahmın edıyorum ama bu okuduğum yazı sanki, daha dün yaşanmış da bugun kaleme alınmış gibi... buradaki şahsiyetler gerçek hayatta da varlar değil mi... ama sankı isimlerini bile oylece kıtaba almışsınız gıbı hıssettim:) AEOun... SELAMETLE


Ozkan Kilic,London / 28.02.2010 15:25:03
itap ve televizyondan tanidigimiz Oktan abi ile gecirdiginiz guzel gunleri bizlerle paylastiginiz icin Allah sizlerden razi olsun,memleketten uzak olusumuza uzulduk,sizler gibi insanlarin olusuna sevindik,simdi amacimizda gayemizde daha guzel olmaya basladi,bizlerede nasip olur insallah karsilasmak


mikail / 13.03.2010 02:27:56
LLAH razi olsun erol abi boyle bir gununu bizlerle paylastigin icin..netpanoyla ve oktan abiyle tanismama vesile olan recep abimize burdan cok cok tesekkur ediyrum ALLAH razi olsun senden recep abi..


FERHAT / 28.02.2010 17:15:01
itapları okudum zerre kdar şüphem yok anlatılanlar doğru,Bizlerede nasip olması dileği ile.


K.ELMAS / 01.03.2010 11:07:28
NE GÜZEL YAŞADIKLARIN ALLAH SİZE FEYZİNİ ARTIRSIN İYİ VARSIN HAKKINI HELAL ET VE BİZLERİ AFFET

BİZE DUA LÜTF ET


canan / 01.03.2010 14:18:28
llah erol abiden razı olsun bizlere hak dostlarının kokularını estirdiler.


SEDEF / 01.03.2010 22:26:06
E GÜZEL AĞLAMAMAK İÇİN ZOR TUTTUM OKURKEN.BİZLEREDE NASİP OLSUN İNŞAALAH.


kalender / 01.03.2010 23:26:10
LLAH(CC) Nurunu tamamlayacaktır ne mutlu vesile olamlara nasip. Selam ve Dua ile


fikri / 02.03.2010 11:10:18
ayın erol derman abi,bizlere erenlerin sofrasını getirdiğiniz için Allah razı olsun.

oktan abimize sonsuz selam.


Suzan.K / 02.03.2010 13:05:10
rol abi,sana sonsuz tesekkurler,bizlere Hak erenlerinin,Hak olan kokularini hissetdirdiginiz icin

Yolunuz acik,muhabbetiniz daim olsun insallah


SADİ / 03.03.2010 10:28:59
KTAN BABA EROL ABİ ELLERİNİZDEN ÖPERİM.


şaban terzi / 03.03.2010 10:55:17
rol Abi ,Oktan Keleş Bey'den ve tüm emeği geçenlerden ,net pano ailesinden olmak bir farklılık nasip olmayan okuyamaz Alah (c.c.) razı ve memnun olsun,Artık Balkesirde daha bir dikkatli yürümaye başladım,tarihi camilerin öünden geçerken , kabirlerin önünen gerçerken daha bir dikkat eder oldum kendimden utandım.İnsanlar görmüyorlar bu cevherleri ...


R.Elmas / 27.02.2010 02:09:19
llah layik ve daim eylesin,hizmetinizi askla bizlere ulastirdiginiz icin,Hak sizlerden razi olsun,riza dairesinden ayirmasin,




 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Uludere'de Heronları İsrail mi Kontrol Etti?
  Alma Mazlumun Ahını Ve Başbuğ da Tutuklandı
  İran İle Anlaşmalar Halkbank'ı İlgi Odağı Yaptı
  YAŞ'ta Masa Düzeni Değişecek mi?
  Şike Yasası AKP’yi Çatlatıyor mu?
  Dünyayı Yöneten Örgütler Ve Bunun Yansımaları
  Van Ercis'te Depremin Ögrettikleri
  Türk Devletinin ‘Dolarla Savaşı’!
  Kemal Bey’in Somali Gezisi Amaçı Ne İdi
  Doğu Akdeniz'de Türk-İsrail Savaşı

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




 
 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2011 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi