|
Sultan Fâtih, 1453 baharında fetih için Edirne’den hareket ettiğinde, teknik ve askerî mânâda devrinin en üstün ordusuna ve o zamana kadar dünyanın görmediği büyüklükte ve sayıda topa, nizam ve intizamı mükemmel, iâşe ve mühimmat noktasında hiçbir noksanı olmayan bir orduya ve pek çoğu tezgâhtan yeni inmiş 150 harp gemisine sahipti. Ancak, asker sayısı hakkında 150 ilâ 300 bin arasında rakamlar verilen fetih ordusunun, sadece bu maddî güce dayanarak fethi gerçekleştirdiği düşünülmemelidir. Kaleme aldığı mısralarında, “Allah’ın yardımı ve mâneviyat erlerinin himmetleriyle kâfirleri perişan etmek niyetinde olduğunu” söyleyen Fâtih, İstanbul’u fethe giderken, devrin şeyh ve âlimlerinden birçoğunu da beraberinde götürüyordu. Başta hocası ve büyük velî Akşemseddin olmak üzere, Akbıyık Sultan, Şeyh Vefâ, Şeyh Sinan, Ensar Dede, Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Hızır Çelebi gibi büyük tasavvuf erbabı... Onların orduda bulunması, Osmanlı askerinin mâneviyatını da en yüksek dereceye yükseltiyordu. Zamanın “Kutbu’l-aktâb”ı olan Hâce Ubeydullah Ahrar (k.s.) da Türkistan taraflarından gelerek, yanındaki mâneviyat ordusuyla fethin gerçekleşmesi için yardımda bulunmuştu. Fâtih’in, muharebenin sıkışık bir anında Allah’tan yardım istemesi üzerine, Ubeydullah Ahrar Hazretleri’nin hünkârın karşısında belirerek onu teselli ettiğini ve bu mânevî yardımın ne şekilde olduğunu Osmanlı tarih kaynakları uzun uzun anlatır. Bu kaynaklardan Hoca Sadettin Efendi’nin Tâcü’t-Tevârîh’i şu bilgiyi veriyor: Fâtih’in büyük lütuflarına mazhar olan o devrin ileri gelen âlimlerinden Mevlânâ Ali Tûsî, mâneviyat yolunda ilerlemek için, makam ve mevkîini terk edip kendi yurduna dönüp Şeyh Ubeydullah Ahrar Hazretleri’nin yanına gitti ve ona bağlandı. Bu arada, şeyhine Sultan Fâtih’in âlimlere ve şeyhlere, hususiyle Nakşibendî yolu mensuplarına olan sevgisinden bahsetti. Bundan sonra, Şeyh ile Fâtih arasında gizli yazışmalar başladı. Karşılıklı sevgi koyulaştı ve Ubeydullah Ahrar (k.s.) Hazretleri Fâtih hakkında uzun uzun duâlar etti. Şeyh, Semerkant’ta bir perşembe günü öğleden sonra derhal beyaz atının hazırlanmasını emretti ve acele binip hareket etti. Talebeleri kendisini takip ettilerse de onların gelmelerine hacet olmadığını söyledi; onlar da geri döndüler. Talebelerinden Molla Şeyh, kendisini uzaktan takip etmiş ve şunu görmüştü: Ubeydullah Hazretleri, atını Deşt-i Abbas denilen sahraya doğru sürdü. Atı dört bir tarafa sürerken bir görünüp bir kayboluyordu. Sonra gözden kayboldu. Daha sonra döndüklerinde, bu olanları soran talebesi şu cevabı alıyor: “Rum ülkesinin (Osmanlı) padişahı Sultan Mehmed Han Gâzî, o anda kâfirler ile harp ediyordu. Onun yardımına koştum. Allah’a hamd olsun muzaffer oldu, kâfirler mağlup ve perişan oldular.” Ubeydullah Ahrar Hazretleri’nin torunu Hâce Abdülhâdî, Fâtih’in vefatından sonra oğlu İkinci Bayezid zamanında Osmanlı ülkesine gelir ve padişahla görüşür. Bayezid, ondan dedesinin simasını ve beyaz bir atı olup olmadığını sorar. O da, dedesinin simasını anlatır ve beyaz bir atı olduğunu söyler. O zaman Bayezid, “Demek babamın anlattıkları doğruymuş” der ve babası Sultan Fâtih’in kendisine anlattıklarını nakleder. Fâtih’in oğluna anlattığı hadise şöyledir: “Bir gün öğleden sonra kâfirlerle harbederken, düşmanın çokluğu sebebiyle İslâm askerlerinde mağlûbiyet emâreleri sezdiğim için Allah’tan mânevî yardım istedim. Hemen o anda –şeklini ve şemâilini tarif ederek- şu vasıfta ve şu şekilde, beyaz bir atın üzerinde bir zat yanıma geldi. Kendisinin Ubeydullah Ahrar olduğunu söyleyip, ‘Ey Sultan Mehmet korkma!’ Diyerek beni tesellî etti. Ben, ‘Nasıl korkmayayım kâfirin askeri çok kalabalık’ dedim. Elbisesinin yenini gösterip içine bakmamı emretti. Baktığımda gördüm ki yeninin içinde geniş bir sahra var ve İslâm askerleriyle dolu. ‘Bu görünen asker, İslâm’a ve Müslümanlara yardım için gelmişlerdir’ buyurdu. Devamla, ‘Şu tepenin üstüne çıkıp orada üç defa kös vurdur ve askerlerine hücum emri ver’ dedi. Dediği gibi yaptım. Düşman tam bir bozguna uğramıştı. Şeyh Hazretleri’nin de düşmana defalarca taarruz ettiğini gördüm. Ama kendisini bir daha göremedim... O zat ile konuştuğum sırada ben, ‘Kâfirin askeri çok kalabalık’ dediğimde, vezirler benim bunu şaşkınlık ve telaşla söylediğimi zannetmişlerdi. Zira onlar Ubeydullah Hazretleri’ni görmüyorlardı...” Değerli okuyucular! İkinci Bayezid’in, babası Fâtih’ten dinledikleri ve kendisinin de Ubeydullah Ahrar Hazretleri’nin torunu Hâce Abdülhâdî’ye aktardıkları böyle... Kuvvetli bir ordusu olmakla beraber, demek ki Fâtih İstanbul’u sadece o maddî kuvvetle değil, aynı zamanda duâ ehli olan mübârek zatların duâlarının da takviyesiyle fethetmiştir. Yukarıdaki Fâtih - Ubeydullah Ahrar (k.s.) hadiseyle ilgili kaynaklar: 1) Taşköprülü-zâde İsâmüddin Ebu’l-Hayr Ahmed Efendi, Eş-Şekâiku’n-Nu’mâniye fî Ulemâ’i’d-Devleti’l-Osmâniye, nşr. Ahmed Subhi Furat, İstanbul 1985, s. 256-260; 2) Taşköprülü-zâde İsâmüddin Ebu’l-Hayr Ahmed Efendi, Osmanlı Bilginleri, trc. Muharrem Tan, İstanbul 2007, s. 209-211; 3) Mecdî Mehmed Efendi, Hadâiku’ş-Şakaik, Şakaik-ı Nu’mâniye ve Zeyilleri adıyla haz. Abdülkadir Özcan, İstanbul 1989, s. 272-273; 4) Hoca Sa’deddin Efendi, Tâcü’t-Tevârîh, c. 1, İstanbul 1279, s. 410-411; 5) Hoca Sa’deddin Efendi, Tâcü’t-Tevârîh, sadeleştiren: İsmet Parmaksızoğlu, c. 2, Ankara 1975, s. 261-263; 6) Molla Câmi, Nefehâtü’l-Üns min Hadarâti’l-Kuds, Lâmiî Çelebi Tercümesi, sadeleştirenler: Kâmil Candoğan-Sefer Malak, İstanbul 1971, s. 460; 7) Nişancızade Muhyiddin Mehmed, Mir’âtü’l-Kâinât, c. 2, İstanbul 1290, s. 377-378; Osman Gâzi’den Sultan Vahîdüddîn Han’a Osmanlı Târihi, haz. heyet, Çamlıca Basım Yayın, c. 1, İstanbul 2005, s. 522-523; 8) Mustafa İsmail, “Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s.)”, Yedikıta Dergisi, S. 9, Mayıs 2009, s. 44-46; 9) İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, İstanbul 1984, s. 43-45; 10) Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye, sadeleştirilmiş neşir, İstanbul 1994, s. 204-205. Bu yazıyla ilgili bilgi kaynağımız YEDİKITA dergisinin Mayıs 2010 sayısıdır.
Ali Eren -
|
|
YORUMLAR |
|
|
|
|
|
1453 İstanbul 1922 / 27.05.2011 10:38:53
elikanlim isaret aldigin gün Atandan Yürüyeceksin Millet yürüyecek arkandan Sana Selam getirdim Ulubatli HASANdan Elde sensin Dilde sen gönüldesin bastasinFatihin Istanbulu Fethettigi yastasin (ArifNihatAsya) UlubatliHASAN Istanbula ilk girmek için bizzat Fatih Sultan Mehmet Handan özel izin isteyen Yigitlerden biridir Istanbulun Fethinde ordunun cesaretinin doruk noktaya erismesinde onun düsman saflari arasina Elinde bayrak olarak dalmasi ve surlara dikmesi gönüllerde Fethin Mesalesinin yanmasina vesile olmustur 30 Askerle beraber Osmanli 3HiLaLLi Bayragini surlara dikmisler Çok genç yasta Sehitlik rütbesini kazanan Ulubatli HASANin vücuduna 27 ok saplanmisti Arkadaslari bu oklari çikardilar ve bu Mübarek sehidi Fatihin huzuruna götürdüler Fatih Sultan Mehmet Han DUA ettikten sonra Ulubatli HASANIM ! Ne kadar SANLISIN Eger sultan olMasaydim Ulubatli HASAN olmak isterdim! ISTANBULun FETHI ve ATATÜRK Önce ALLAH (c.c.)in Resulü Hz.MUHAMMED (s.a.v.)in elbette ki ALLAH (c.c.)in emri ve izniyle Adasi Mehmed yani Fatih Sultan Mehmedin dünyayi tesriflerini müjdeleyen Hadîs-i Serîfi birlikte okuyalim Konstantiniyye Mutlaka Fethedilecektir Onu Fetheden Emîr ne Güzel Emîr o Asker ne Güzel Askerdir BuSöz ALLAH (c.c.)in Hz.MUHAMMED (s.a.v.)e söylettigi 1Sözdür Yani Fatih ve Askerleri için Ne güzel Diyen ASLINda Cenab-ı ALLAH buSözü İslâm ümmeti ve bütün insanlığa duyuran da ALLAHın Resulü Hz.MUHAMMEDdir Peygamberimiz İstanbulun Fethinin getireceği şerefi böyle Müjdeleyince İslâm devlet adamları İslâm orduları yüzyıllar içerisinde İstanbulu Fethedebilmenin hayallerini kurmuş ve o güne kadar İstanbula 28 sefer düzenlemişlerdir Niçin?.. Tabii ki ALLAHın Ne Guzel komutan ne Güzel Asker övgüsüne Muhatap olabilmek için Çünkü böyle 1Nimet insanın DaHa bu Alemde iken Cennetle Müjdelenmesi gibi Yani Aşere-i Mübeşşere arasına katılması gibi 1Nimettir İşte tam burada EYYUB Sultanı hatırlamakta fayda var ALLAH (c.c.) şefaatine nail eylesin Eyyup El Ensari İstanbulun Fethinin Fatih ve Türklere nasip olacağını müjdeleyen Hz.Muhammed (s.a.v.)in BAYRAKTARI idi Akabe Biatında Müslüman oldu Medinede islamın yayılması için gece gündüz çalıştı Peygamberimiz Mekkeden Medineye geçince mescit ve kendisine ait ev yapılana kadar EYYUP Sultanın evinde kaldı Hz.MUHAMMEDin (s.a.v.) bütün savaşlarına katıldı ve bayraktarlığını yaptı Hz.Ali tarafından Medine valiliğine atandı İşte bu Mübarek Zât bile İstanbulun Fethi ile müjdelenen Nîmete Sultan Mehmedin Hz.MUHAMMEDin (s.a.v.) Adaşı Mehmed ve Askerlerine Nasip olan Nîmete kavuşabilmek için Muaviyenin oğlu Yezidin komutasındaki askerlerle birlikte İstanbulu kuşatanlar arasına katıldı O tarihte yaşının 90larda olduğu söylenir O bu savaşta dizanteriden öldü Vasiyeti üzerine İstanbul surlarının en yakınlarına gömüldü Fatih ve Askerlerini surlarının dibinde İstanbul toprağının altında beklemeye başladı Ve 1453 yılı geldi Fatih ve Askerleri Kostantîniyye-yi İSTANBUL yaptı Hz.MUHAMMEDin (s.a.v.) Adaşı Mehmed Peygamberin Medinede ev sahibi bütün savaşlarda bayraktarı Hz.Alinin Medîne valisi Eyyup El Ensari ile kucaklaştı. Ne Mutlu Fatih ve Silah Arkadaşlarına Ne Mutlu Türk milletine Peki ALLAH (c.c.) ve Resulünün İstanbulun Fethi ile ilgili Müjde ve Vaatleri 1defaya Mı mahsustur? Yani ALLAH korusun ileride İstanbul Müslümanların elinden çıkıp ateistlerin Hıristiyanların İbrahimi dinlerden biri olan YaHuDiLeRiN eline geçse ve 1 Müslüman komutan İSTANBULu işgalden KURTARSa ALLAH (c.c.) ONDAN Râzı olmayacak Hz.MUHAMMED (s.a.v.) EYYUP El Ensari ve Fatih Sultan Mehmed ile İstanbul Fethedilirken şehit olanlar İstanbulu Fethederek ALLAHın Rızasını kazanan Türk Askerleri Ak Şemseddinler Ulubatlı Hasanlar o komutan ve onun askerinden Razı olMayacaklar onlara şefaat etMeyecekler Midir? Böyle 1şey söz konusu olabilir Mi? Şimdi 1918lere 1geri dönelim bakalım 13 Kasım 1918 de İhtilaf Devletlerinin Savaş Filoları geldi ve Fatihin Eyyub El Ensarinin yattığı İstanbulu işgale başladı Onları ellerinde Haçlarla işte o İbrahimi dinlerin Müslüman OLMAYAN AZINLIKLARı karşıladı İstanbul tekrar Konstantinopolis oluyor diye Sevinçten Ağlıyor işgalcilere hasretle SARILIYORLARdı İşgalden 3ay sonra 8şubat1919 günü Fransız generali Franse Desperey Fatihi taklit edercesine beyaz 1atın üzerinde İstanbula girdi O günkü ReZâLeTi Cemal Kutayın satırlarından kısaca nakledelim -Rumlar Ermeniler ve hatta YaHuDiLeR BüYüK 1şevk içinde NanKörlüklerinin Bin 1tecellisini vererek bu sahte kahramanı alkışlıyorlardı Sadece alkış Mı? TüRKe HaKaReT ediyorlardı YaHuDiLeR içinde eline aldığı YıRtık Türk Bayrağını gösterip Sizler bunu artık gökyüzündeki kadar uzaktan seyredeceksiniz! diyenler VARdı İşgalciler karakolları bastı Askerlerimizi şehit vekilleri sürgün etti Kızlarımızı Kadınlarımızı Tacizden Zevk almaya başladılar Yönetim ise en yetkili ağızlardan Tek kurtuluşumuz İngilizler diyor başka 1şey deMiyordu İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk o İstanbuldan şu sözleri söyleyerek Samsuna doğru yola çıktı Geldikleri gibi gidecekler Anadoluyu dolaştı Aç acık ve ordusu Terhis edilmiş Türk milletini Ya istiklâl Ya ölüm diyerek şaha kaldırdı Müstevliyi Denize Döktü ve Türk milleti adına Atatürkün komutanlarından Refet Paşa 19 Ekim 1922de İstanbula ayak bastı Evet 29 Mayıs 1453te İstanbulu Hz.MUHAMMED (s.a.v.)in Adaşı Mehmed Han Fethetmiş 465 yıl sonra İstanbula Haçlılar yeniden girmiş 1922de İstanbulu Haçlıların işgalinden MUHAMMED MUSTAFA nın (s.a.v.) adaşı Gazi Mustafa Kemal ve tabii yine Türk Milleti kurtarmıştı SiZ Ey Atatürkü sevmeyenler! Hz.MUHAMMED (s.a.v.) Eyüp Sultan ve FaTiHin Atatürkü sevmediğini Mi sanıyorsunuz? HaSan DeMiR 29Mayıs2005 Yurt Topragi sana HerSey Feda olsun Kutlu olan sensin Hepimiz senin için Fedaiyiz sen Türk milletini ebedi hayatta yasatmak için Feyizli kalacaksin NeMutlu neMutlu sana yavrun Sehid olmus gözleri yasli ANAbaba aglaMa artik ALLAH Askina toprak dardir gökler dardir Sehid olup yatana OLSUN güzeller Güzeli Türk Vatana CanLaRIMIZ Feda ALLAH Askina ALLAH Askina Topragimiza CAN Bayragimiza KAN ALLAHIMIZA kurban VERDIK güzel VATANIMIZI karsilksiz SEVDIK YILMAm Ölümden Orduma AsiLSoyLuTÜRKATAM YA istiklal YA Ölüm - GaZi dedi 2Cihan Yildizi Hz.Peygamberim sav Türk Eriyiz SiLSiLeMiZ KaHRaMaN MüSLüMaNiZ HAKKa tapan Amin Desin Yigidler ALLAHu Ekber gökten sehidler Amin Amin ALLAHu Ekber Gazamiz Kutlu olsun yuce ALLAH Kahraman Mehmetciklerimizden RAZI Mekaniz CENNET olsun Emperyalist Zion Hacli Yahudi Mason ZULUM istibdat dünyasinin EN ZALIMce HUCUMlarina karsi Yalniz ve Saskin kalan MiLLeTimizin maddi ve manevi bütün kabiliyet ve kuvvetlerini RUHUNdaki ATESle toplayan Harekete Getiren AsiLSoyLuTÜRKATAM iSTIKLAL SEREFi ile yasayan Milletimiz EnFeci 1 izmihlal ile nihayet oluyor GiBi Görünmüs iken ESARETE KaRSi EVLADIni KIYAMa davet eden ECDAT ECDAT SESi KALBiMiZiN içinde YüKSELdi BiZi Son HALAK MüCaDeLeSiNe daVet etti AKAN TÜRK KANlari SEMAda pervaz eden SEHiT RUHLARI Türkiye CUMHURiYETi DEVLETimizin EBEDi MUHAFIZLARIDIR MKA
Ülkeler her zaman işgal yada yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirler Bu tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için de milletlerini gerektiğinde toprakları için canını seve seve verebilecek evlatlar olarak yetiştirebilmelidirler Eğitimini öğretimini bütün planlarını bu ideal üzerine bina edebilmelidirler İstanbulun Fethi münasebetiyle millet olarak kendi kültürüne yabancılaştırılmaya çalışılan milletimizin gönlünde yeniden Fetih Ruhunun canlandırılması vatan–millet kahramanlarının örnek şahsiyetler olarak daha yakından tanıtılması gerekmektedir Yeni nesil mutlaka milli ve manevi hassasiyetle ideal sahibi olarak yetiştirilmelidirler(UgurKepekçi)
Sen de geçebilirsin Yardan Anadan Serden Senin de Destanını okuyalım ezberden Haberin yok gibidir taşıdığın Değerden Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın Fatihin İstanbulu Fethettiği Yaştasın! Yürü hala Ne diye kendinle savaştasın? Fatihin İstanbulu Fethettiği yaştasın!(ArifNihatAsya) Vatan için millet için yardan anadan serden günübirlik menfaatlerden geçebilen Hepimize yeni Fetihlerin Fatihlerini suurlu bilincli imanli Nesil Temennisi ve Mubarek Cuma DUAsıyla amin Vatan Sevgisi imandan Gelir imani olMayanlar Vatani YILLARDIR ne eylediler? imanli Alimlerimizden hepinizden ALLAH RAZI OLSUN HAKKINIZI HELAL ediniz
|
Erkan ŞENTÜRK / 19.12.2010 19:37:49
"Nobel ödülü" dediğin, YAHUDİ SİYONİZM organizasyonu olup, kendi kendilerine oynamaktadırlar! Ne zaman ki yahudi olmayan bir ibu ödülü aldı, bilesin ki, yine yahudilerin çıkarınadır bu... AYRICA, "intihal etmek" ne demek? Herkesin anladığı dild e yazsana!
Yine ayrıca, gavurların şeyhleri olmaz!
Bizimkiler 16899'dan sonra yok oldu lar ise, SUÇU KABAHATİ kendimizde aramamız gerekir; biz ne kadar ALLAH'ın emrine uyuyor, ne kadar yasaklarından kaçınıyoruz?
YAP denileni yapmaz, YAPMA denileni yapar olmuşuz!
Siyonist medyada bunu bir "beceri" imiş gibi gösteriyor bu millete...
SEN DOĞRU OL, YETER; ALLAH HER ZAMAN YANINDADIR! Selamla...
|
huseyın / 07.09.2010 15:23:22
atihe yardım eden o manevi zatlar fatihi ve onun ordusunun dıne bağlılıgından dolayı allah tarafından gonderılmişleıdır OFATİH Kİ YAPMİŞ OLDUGU BİR İŞDEN MOLLAHIZIRIN KARŞISINDA KOYLU MEHMET AGA GIBI YARGILANMIŞ VECEZA ALMİŞ FAKAT CEZA ALMASINA SEBE B OLAN GAYRI MUSLIM AF ETMIŞTIR ŞİMDİ PADİŞAH ŞURDA DURSUN BİR BURAKRAT DAHI MAHKEMELERE MRYDAN OKUYOR ADALET SARAYININ USTUNDEN UÇAK UÇURUYOR fatıhın askerı üzüm bağının kernarına çadır kurup gunlerce kalmışlar bı çilkim bıle başkasının malıdır haramdır diye alıp yememişlerdir fatihin zamanında esnsf şeftahını yapınca müşterısını ben şeftah yapdım dıyerek komşusuna gondermıştır bır dukkandan iki çeşit şey alınamamış herkes kardeşını duşunmuş ya bizlerrrrr neyapıyoz helal haram verrrrr sanamı manevi yardım gelecek başımıza taŞ YAĞMADIGINA HERGUN TEŞEKKUR NAZI KILMAMIZ LAZIM
|
ahmet muhtar / 01.09.2010 17:40:10
eyh ve alimler nobel bilim ödülü almamıza niçin yardım etmiyorlar? Neden biz hep intihal yapıyoruz?Gavurların şeyh ve alimleri galiba daha kuvvetli.1699'dan sonra bunlar nereye gittiler?
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YORUM YAZ |
|
|
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.
|
|
|
|
|