Birleşik Arap Emirlikleri'nde İngilizce yayımlanan The National gazetesinin 1 Haziran 2010 tarihli sayısında, Emile Hokayem imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
Analizcilerle tarihçiler dönüp İsrail-Türk ilişkilerinin çözülüşüne baktıklarında düşüş gösteren yörüngesinin haritasını çıkarmaları zor olmayacaktır. Dün Gazze Şeridi'ne giden filodaki Türk vatandaşlarını da içeren eylemcilerin öldürülmesi bu hikâyede İsrail'in Orta Doğu'nun yükselen gücüyle stratejik bağlarını feda ettiği an olarak özel bir yere sahip olacak.
Ölümler, tekneleri basan İsrail komandolarının aşırı tepkisi, beceriksizliği ya da daha kötüsü yüzünden olsa da hikâyenin bu bölümünün, İsrail ve Türk kurumlarının ve toplumlarının birbirine bakışı üzerinde sürekli bir etkisi olacak. İsrail savunma sanayi Türk uçak ve tanklarını geliştiriyor, füze ve iletişim teknolojisi satıyordu. İsrail'in Türk ordusuna uydu erişimi sağlama ve savunma sistemleri planları vardı. İsrail diğer bir deyişle Türkiye'nin savunma modernizasyonu için kilit önemdeydi. Karşılığında ise İsrail hava kuvvetlerinin, donanmasının ve ordusunun eğitim alabileceği bir alan ve NATO'nun en büyük ikinci ordusuyla ilişki alıyordu. Savunma iş birliği, İsrail ile Türkiye arasındaki çoğu gizlice yapılan eğitim ve ortak tatbikatlara uzanıyordu.
Bir süre için her ikisi de Arapların hâkim olduğu bir bölgede faaliyet gösteren bu iki Arap olmayan güç ortak bir komşuluk anlayışıyla birbirine bağlıydı. Türkiye'nin üç sorunlu Arap komşusu olan Suriye, Irak ve İran da İsrail'in en büyük endişeleri. Türkiye'nin Batı'ya doğru demokratik yönelimi İsrail'in sözde değerleriyle örtüşüyordu. İsrailli analizciler Türkiye ile yakınlaşmanın Suriye, İran ve Saddam Hüseyin'in Irak'ını, askerî saldırı ihtiyacı duyarsa İsrail hava kuvvetlerinin erişim alanı içinde tutacağı spekülasyonunda bile buluyorlardı. Türkiye ile ittifak İsrail'in kendi stratejik hassas durumunu dengeliyordu.
Bu fantazi artık yok oldu. Orta Doğu'daki değişen stratejik manzara, Türkiye'nin yeni bögesel görünümü ve en önemlisi İsrail'in Türkiye'yi akıllara durgunluk verecek şekilde ele alışı oyunu değiştirdi. Türkiye İran'ın tarihî ve siyasi rakibi olarak kalsa da İsrail'in varoluşçu ve muhtemelen abartılı İran korkusunu paylaşmıyor. Türkiye'nin İran ile yakınlaşması da İsrail'i kızdırıyor. Yahudi devletin İran takıntısı stratejik olarak felç olduğu, Türkiye'nin gayet iyi oynadığı nirengi oyunu beceremediği anlamına geliyor. Türkiye aynı şekilde Irak Savaşı sonrasını da ustaca ele alarak başlangıçta karşı çıktığı bir saldırıdan fayda sağlayan çok az oyuncudan biri oldu. Kürt sorununu etkisi hâle getirdikten ve Iraklı hiziplerin çoğuyla bağ kurduktan sonra şimdi ekonomik ilişki kurmaya ve Bağdat'ta dengeli bir hükûmet sağlanmasına odaklandı. Buna karşılık İsrail Saddam Hüseyin'in oluşturduğu tehdide sabitlendi. Ama o yerinden edildiğinde korkularını ve siyasi dikkatini İran'a çevirdi. Ankara Şam ile bir zamanlar kavgalı olan ilişkisini karşılık çıkara dönüştürmeyi bile becerdi. Tabii ki Türkiye'nin önce Suriye'yi Kürt ayrılıkçı hareketine ve Hatay'daki toprak iddialarına son verip radikal bir dönüşümden geçmeye mecbur etmesi gerekti. Bu bir kez gerçekleştikten sonra Türk politikası Suriye'yi hemen küçük bir ortağa dönüştürdü. Kendi adına İsrail zayıf Suriye karşısında askerî hâkimiyetinin rahatlığının ötesini düşünmekten aciz.
Tek sorun stratejik bakış açılarındaki bu farklılık değil. İsrail'in filoya saldırısından sonra Türk vatandaşlarının ölümünden açıkça İsrail Savunma Kuvvetleri sorumlu ve elbette Ankara'daki en baş savunucusu olan Türk ordusunu da kaybetti. Türk komutanlar İsrail bağını kaybetmek istemeyebilirler ama hükûmetle daha önemli başka kavgaları var. İsrail'in davasını ele almaları pek popüler olamayacaktır.
Türkler şimdi Arapların ve Türklerin zihinlerindeki uzun Filistinli şehit listesine katılan ölülerini gömmekle meşguller. Filistin ile bu sembolik bağ yakın zamanda kırılmayacaktır ki bu da İsrail ile bağlarını koparmaya istekli Türk politikacılar için değerli bir siyasi avantaj olacak.
İsrail'in Türk politikasının demokratik doğasına saygısızlığı da bir rol oynadı. İsrailliler Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Filistin davasına bağlanmasını siyasi oportünizmden İslam yanlısı eğilimine kadar birçok şekilde eleştirdi. Bu, İsrail'in Müslüman kamuoyuna ne kadar az ayak uydurduğunu gösteriyor. Onun tavrı, ülkesinde ve İsrail'in, en uygun barış önerilerine rağmen sadece askerî hâkimiyet için ilgilendiği bölgede artan uzlaşıyı yansıtıyor.
İsrail'in tek sorunu Türkiye'nin ortaklığını kaybetmek değil. Dünkü ölümcül olay Türkiye'yi Filistin davasının en büyük savunucusu hâline getirdi. Türk liderler Arap sokaklarında Filistin'in kendi güçsüz liderlerinden daha çok güvenilirliğe sahip. Türkiye ayrıca uluslararası sahnede İran kadar zehirli. İsraillilerle Filistinliler arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasını isteyecek herhangi bir Arap lideri, Türkiye'nin İsrail'in BM Güvenlik Konseyinden çıkarılması yönündeki kampanyası karşısında hayatta kalamayacaktır.
Önümüzdeki günlerde Türkiye hiç şüphesiz, kapılarındaki güçlü bir devleti görmezden gelemeyecek olan Avrupalı ortaklarıyla birlikte geçici üyesi olduğu BM'de İsrail'in kınanması için diplomatik bir göreve öncülük edecek. Türkiye, orta güçler ve bağlantısızlar hareketi arasında hiçbir Arap devlerinin toplayamayacağı desteği toplayacak bir konumda