Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Haber Merkezi  
netpano.com  -  - 19 Ocak 2011 Çarşamba - 00:00:00  
Mehmet Tanrısever Hür Adamı Anlatıyor

  

"Hür Adam" (Bedi-üz Zaman Saidi Nursi Hz)

Minyeli Abdullah filminin yönetmeninden

"Bir Mehmet Tanrısever filmi"

 

G. OSMANCIK: "Besmele her hayrın başıdır" diye başlayalım, çünkü film böyle başlıyor. Bir film yaptınız, elinize kolunuza yüreğinize.

Yönetmenliğini üstlendiğiniz bu film Bedi-üz zaman Said-i Nursi Hazretlerinin hayatını anlatıyor. Bundan önce yaptığımız bir röportajda şöyle demiştiniz. Tek bir yönetmen var, O, da Allah.

  M. TANRISEVER: Evet aynen öyle yönetecekse o yönetir bizler sadece figüranız.

 

G. OSMANCIK: "Minyeli Abdullah" filmi ile bir ilki başardınız. Hiçbir sanat değeri olmayan kalitesiz filmlerin yapıldığı bir zamanda siz insanları maneviyata yönelten, düşündüren bir film yaptınız. Hatta diyorsunuz ki o filimden sonra pek çok kişi namaza başladı. Ama çok uzun bir ara verdiniz ve sonunda yine manevi bir film ile seyirci karşısına çıktınız.

 

M. TANRISEVER: evet tam 20 sene ara verdim. Bu benim bekleme sürem oldu. Film yapmak paradır. Tabi kalp ve ruh var, ayrıca zemin ve şartların da oluşması lazım.

Filim yapmak paradır tabi kalp ve ruh da var ayrıca zemin ve şartların oluşması lazım.

 

G. OSMANCIK: Neden Saidi Nursi hazretleri, sizden Matrix gibi bir film bekliyorduk. Hatta bir ara Mevlana Hazretlerine niyetlenmiştiniz diye hatırlıyorum.

 

M. TANRISEVER: Çok önceden böyle bir teşebbüs vardı ama üstat manevi anlamda bir izin vermedi. İzim daha yeni çıktı, bizde senaryo üzerinde çok çalıştık ve filmi çekmeye karar verdik. Matrix'i çok beğenirdim, buda bir anlamda farklı bir Matrix oldu. Allah, Peygamber mesajı oldu.

 

G. OSMANCIK: Çekimleri çok zor şartlarda gerçekleştirdiniz. Üstadın doğduğu, yaşadığı, sürgüne gittiği yerlerde çekim yaptınız. Hatta yattığı hapishaneler, tutuklandığı karakollara varıncaya kadar yeniden onarıp ihya ettiniz ve çekimleri gerçekleştirdiniz. Biraz bu süreçten bahseder misiniz?

 

M. TANRISEVER:  Gerçekten çekimler çok zor şartlarda gerçekleşti. Filmi doğal mekânlarda çektik, Çam Dağında, Barla'da, yani üstat nerede yaşamışsa orada çektik. Giysilerde öyle. Resimlerinden bakarak birebir aynılarını hazırladık.  15 aylık bir çalışma,1050 figürasyon, maliyet ise hesapladığımızın iki katına çıktı.

 

G. OSMANCIK: Filmin başrol oyuncusuMürşit Ağa Bağ, Said-i Nursi Hazretleri ile neredeyse özdeşmiş. Sanki karşınızda Hazreti görüyorsunuz. Bu film için özel bir eğitim aldımı?

 

M. TANRISEVER:  O kardeşimiz filme başlamadan önce burada 4 ay kamp yaptı. Üstat ile manevi bir iletişimi oldu. Hatta diyor ki, bazen kendimi kaybediyorum, Üstat ile transa geçiyorum. Manevi bir hal kaplıyor beni. Dikkat ederseniz resimlerde bakışları bile çok farklı Allahın yardımı geliyor muhakkak. Bu onun kalp güzelliğinden ve kalplerin bütünlüğünden.

 

G. OSMANCIK: Bedi-ü zaman hazretleri gibi çok farklı bir kişilik seçtiniz. Kendime ve insanlara faydalı olmak istiyorum diyorsunuz. Bu filmi insanlara bir hayır ulaştırmak için mi yaptınız?

 

M. TANRISEVER:  Öncelikle kendim için yaptım. Allah'ın rızasını kazanmak için. Hani Allah beni yanına çağırsa da gitsem inanın bir an tereddüt etmem. Hani bir daha dünyaya gelir miyim diye sorsa, eğer gelirsem şerefsizim. Bir daha asla gelmek istemem, bu acılar yeter bana. İyi bir şey yapayım dedim. İyilik yapanda, kötülük yapanda kendine yapar.  Bu film birkaç defa izlenmeli, ancak o zaman daha net anlaşılacak.

 

G. OSMANCIK: Filmde beni en çok etkileyen şey, bu kadar zulme karşı onun dik duruşu. Kaldığı odanın pencereleri kırık, daha soğuk olsun diye zeminde su döküyorlar, buna rağmen her an "Allah ne yaparsa güzel yapar" diyor. Bu duruş şekli insanı çok etkiliyor.

 

M. TANRISEVER:  Hani İbrahim Peygamber diyor ya"Allah beni görüyor"  aynı onun gibi. Allah ne yaparsa iyisini yapar diyor. İşte aradan 50 yıl geçti, değeri ortada. Ona zulmeden bir sürü insanlar var, ağalar, beyler, müdürler. Onların hiç birinin ismi bile yok ama Üstat her çeken gün daha çok biliniyor, daha çok seviliyor. Bu sebepten en Allah ona en güzelini yapmış. Allah en güzel iyilikleri peygamberlerine vermiş. Onlar kadar zulüm çeken var mı?

 

G. OSMANCIK: Gelmeden önce film hakkında basında çıkan bütün yazıları okudum, çok acımasızca eleştiriler var. Hiçbir değeri olmayan, size sadece 2 saat vakit geçirten filimler hakkında tek bir eleştiri yazılmazken bu film neden acaba bu kadar eleştiriye hedef oluyor?

 

M. TANRISEVER: Acımasızca eleştiriler var. Meyve veren ağaç hep taşlanmıştır. Beş gurup var ki Allah bizi onların şerrinden korusun.

Kâfir, Münafık, Şeytan, Nefis ve Haset eden Müslüman Bunların içinde en tehlikelisi haset eden Müslüman'dır.  Sanatçı alkışlanır. Çünkü burada Allah, Resul ve kulu için yapılan bir hizmet var. Kabil neden Habili öldürdü? Hasetten değil mi? İnsanlar iki saat eğlenecekleri filme koşa koşa gidiyorlar. Hâlbuki ebedi hayatımıza yardımcı olan, kendimize rehber olan filmleri görmemezlikten geliyoruz, birde acımasızca eleştiriyoruz. Bir iş yapılmışsa ona sahip çık yardım et, elinden tut. Benim gücüm bu kadar,  arkasından bir tane daha film yapma imkânımız yok ki.

 

 G. OSMANCIK: FilminMustafa Kemal Atatürk ile geçen sahnesi çok konuşuldu. Bu film tamamen belgelere dayanılarak çevrildi diye biliyorum, yani kurgu değil, öylemi?

 

M. TANRISEVER:Bu filmi kurgu üzerine değil, tamamen belgeleredayanarak hazırladık. Ama o sahneyi biz biraz kurguladık. Yani daha yumuşattık, çok daha sertti. Hatta Nurcu kardeşlerimiz bize "Siz Atatürk'ile Said-i Nursiyi barıştırıyor musunuz" dediler.

O görüşmelerde birbirlerine nezaket kuralları dâhilinde davranmışlar. Yani haram haram, yasak yasak, emir emir, bunlar değişmez. Nitekim sürgünde "otel de mi yoksa evde mi kalmak istersin" diye sorduklarında alkolik olan bir ev sahibinin evini tercih ediyor.

Son derece hoş görülü, Atatürk dindar bir adamdı. Kuranın Türkçe açıklamasını yaptırdı, ilk mason locasını o kapattı, Osmanlı bile kapatamamıştı. Dindar, milliyetçi aynı zamanda muhafazakârdı.

Bu filim Atatürk sahnesi olmadan da olabilirdi. Nitekim o çok küçük bir sahne. Burada anlatılmak istenen, üstadın Kuran karşısında duruşu ve kararlılığıdır.  Atatürk'ü temsil eden insan ne kadar güzel ve karizmatik olarak seçilmiş bir insan. Beni en çok etkileyen sahne de zaten bu sahne. İkisi de dimdik duruyor. Biri dini otorite, diğeri de siyasi deha ve milli kahraman. İkisi de dik ve inandıklarından hiç ödün vermiyorlar. Orada "Hoca hoca, sana Selanik konuşmandan dolayı saygım var. Sen git hür yaşa, bizim inkılâplarımıza ilişme". diyor.

Çok yakın bir tarihte Said-i Nursi Hazretlerinin Atatürk'e yazdığı bir mektup bulundu ve onun başında aynen şöyle diyor, "Âlem-i İslam kahramanı Paşa Hazretlerine"

 Zaten Fevzi Çakmağın anılarında Atanın "Ona sakın ilişmeyin" dediği yazılıyor. Tabi nahiyelerde ve pek çok yerde olanlardan haberdar olmayabilir. Gizli zındıkalar var. Bütün bunlar onların işi.

 

G. OSMANCIK:  Üstadı tam 19 kere zehirliyorlar, soğukta yatırıyorlar, 15 gün aç susuz bırakıyorlar ama yinede ölmüyor. Burada Allahın onu nasıl koruduğunu görüyoruz. Allah bir kulunu sevdi mi onu her şeyden korur değimli?

 

M. TANRISEVER: İnsanlar bir adama yaptıkları bu zulmün cezasını mutlaka çekeceklerini bilse hiç yaparlar mı? Bilmedikleri ve inanmadıkları için yapıyorlar. Yani ne olursa olsun Allahın davasından dönmemeyi öğretiyor bizlere. Sıkıntı gibi olan şeylerin hayır olduğunu da biliyor.

 

G. OSMANCIK:  Allah dostlarının oldukları yere nasıl bolluk ve rızık taşıdığını anlatmışsınız filimde.

 

M. TANRISEVER: Manevi yardım yaparsanız rızkınız da artar. Filimde ev sahibi şöyle diyor. " Bu hocaevimize geldikten sonra bereketimiz arttı"  Çünkü artık hiçbir şeyi israf etmiyorlar, başkalarının kazançlarına göz dikmiyorlar, kanaat etmeyi öğreniyorlar. Bu sebepten evlerinin bereketi artıyor. Bizi hırs bitiriyor.

 

G. OSMANCIK: Telefonun, televizyonun, internetin olmadığı bir zaman diliminde hiç durmadan yazarak sesini bütün dünyaya duyuruyor. Üstelikte korkunç bir baskı altında çalışıyorlar.

 M. TANRISEVER: Her köyden bin sayfa yazı çıkıyor. Sadece hiç durmadan yazarak bütün dünyaya Allahın doğrularını ulaştırıyorlar. Çok büyük bir gayret ve bu gün o yazdıklarını bütün dünyada ki talebeleri okuyor.

 

G. OSMANCIK:  Filimde hep beklediğim, göreceğimi umduğum bir sahne vardı. Hazretin elleri ayakları zincirli iken açıp abdest almaya gittiği ve tekrar gelince zincirleri taktığı sahne. Ve hapishaneden Cuma namazı için izin istemesi, izin verilmeyince de herkesin onu Cuma namazında camide görmesi.

  

M. TANRISEVER: O kısımları çok çaktırmadan verdik. Mesela Barla'da kaldığı odada ruhanilerle birlikte zikretmesi ve ışıklarını ev sahibinin  "Başımıza devlet kuşu kondu" demesi. Mesela çocuğa şemsiyeyi verince yağmurun yağması gibi, mesela Afyon hapishanesinde tutuklu iken 7 ayrı camide namaz kılarken görülmesi gibi. O sahneler vardı, çekildi ama filme konmadı. Çok insanlar bunlara inanmıyorlar, daha ziyade gerçek deliller istiyorlar. Mesela zehirlendiğinde Eş-Şafi esmasını çekip ölümden kurtulması gibi. Aslında çok kerametleri var.

 

 

 biz hepimiz kardeşiz, şu ağacın yaprakları gibi birbirimize kenetlenmemiz lazım.

 

M.TANRISEVER: Hazret hep "Ben Urfa'da yaşamak istiyorum" dermiş. Son günlerinde ayakta duracak hali yok, hasta sırf istiyor diye onu Urfa'ya götürüyorlar. Ama zamanın İçişleri bakanı bunu duyuyor "Derhal onu oradan çıkartın" diye emir veriyor. Urfa halkı sahip çıkıyor kendisine, araba yok neyle götürelim diyorlar. "Çöp arabası da mı yok. Ona koyun götürün" diyor. Zaten üstat çok hasta çıkamadan vefat ediyor. 1960 da ihtilal oluyor. İçişleri bakanı sorgulaması yapılırken 5. kattan atlıyor veya düşüyor, hem de çöp kamyonunun üzerine.

Filimde çok güzel ibretlik sahneler var. Biri sebepsiz yere bir kuşu vurdu, hemen sonrasında ayağı kırıldı. Yani ne yaparsak mutlaka misli ile karşılık görürüz. İyilikse iyilik, kötülükse kötülük ile.

 

G.OSMANCIK: Öldüğü otel odasında kendine ait eşyaları duruyor. Kuranı, tespihi, sarığı, seccadesi,cübbesi ve birde çaydanlığı, bu beni çok etkiledi. Bütün mal varlığı bumuydu?

 

M.TANRISEVER: Filimde de görüyorsunuz, bütün hayatı boyunca kolunda bir sepet ile dolaşıyor. Bütün sahip olduğu eşyaları o sepetin içinde. 49 yaşından beri sürgün, göz hapsinde, zindanda, tutuklu, devamlı bu vaziyette. Hayatı boyunca, suçlanma, taciz, işkence, zehirleme. Kim verecek yapılan bu zulmün hesabını. Ona hep şunu diyorlar. "İşte senin hudut'un Isparta, Barla,  buradan dışarı çıkamazsın". Hatta birkaç kere Ankara'ya gitmeye kalkıyor yoldan geri çeviriyorlar. Hâlbuki meclise nasihat edip gidecektim diyor.

 Ankara'ya sokmamışlar. Mezarından bile korkmuşlar, gece yarısı mezarı açıp cesedini askeri uçakla götürüyorlar. Bu nasıl bir zulümdür.

 

G.OSMANCIK: Kimselerin yerini bilmediği bir yere defnedildi değil mi?

 

M.TANRISEVER: Biz orada bir ipucu ve işaretleri verdik. Dikkatli seyredenler bulur.

 

Kimin kalbi Allah ile beraberse o zindan da bile olsa Saray dadır. Kiminde kalbi Allah ile beraber değilse, o sarayda bile olsa zindandadır

 

Bedi-üzzaman Hazretleri

 

Mehmet Tanrısever: O çocukluk günlerini bakın nasıl anlatıyor. "Yoksulluk etrafımızı sarmıştı, mutlaka kurtulmalıyım bu yoksulluktan diyordum. Şehir benim hayalimdi, sokakları, evleri, kızları... Ve şehirde geçireceğim günlerin hayali ile köyümü bırakıp İstanbul'a. "geldim.  Böyle anlatmış hayatını kendi elleri ile yazdığı kitabında

"VAROLMANIN YOLUNDA ZENGİN OLMAK".

 Kendi kaleminden, gerçek kendi hayatı, samimi, sımsıcak ve de duygulu.

Bir çocuk saflığında, şiirsel

"Hep acılar ve zorluklar içinde geçti çocuk yıllarım, bu yüzden hiç sevmiyorum o günleri " "İstanbul'da sığınacak bir yerim yoktu, garip kalmıştım gurbette. Tam bir pisliğin içine düşmüştüm. Kaldığım yerlerde sarhoşlar, hırsızlar, sapıklar vardı. Böyle bir ortamda nasıl yaşayacak, nasıl para kazanacaktım. Sevgi yoktu burada. Cefa, bela, acı çoktu. Çok acı çektim, çok. Kendimi Hz. Yusuf'a benzetirdim. Kör kuyulara atılmıştım han odalarında.

İşte böyle anlatıyor Mehmet Tanrısever İstanbul'a geldiği o zorluk ve acılar içinde geçen ilk günlerini. Belki de hiç çocukluğunu yaşayamadığı için böylesine çocuk kalmıştı kalbi.
Dönen bir çarkın içinde nihayet kendine ait bir yol bulur ve artık kendine ait kalacak bir yer ve ekmeğini emeği ile kazanacak bir iş kurar. Artık o ünlü bir sanayicidir. Ama içinde dayanılmaz bir tutku vardır ta çocukluk günlerinden kalma. Kasabalarına gelen ilk sinema hafızasından bir türlü silinmemiştir. Bir konferansa tanıştığı Yücel Çakmaklı ile sinema dünyasına girer. Ve Feza filmi kurar. İlk filmi Minyeli Abdullahtır. . Minyeli Abdullah, insanlar üzerinde çok olumlu etki yaratır. Çünkü sanatsal hiçbir değeri olmayan, müstehcen filmlerin çekildiği bir zamanda piyasaya bir nur gibi düşer. İnsanları inanç açısından düşünmeye sevk eder. Hatta Namaz kılanların sayısında bile o filmden sonra artma olur. Ona bir de isim takılır. Hacı Fellini.

Hayatı Michigan'da işletme fakültesinde master derslerinde ödev olarak sunulur. Arkasından bir sürü ödül gelir.
ABD Phıladelphıa film festivali-en iyi yabancı film ödülü
İTALYA Salerno film festivali-En iyi ikinci film
ÖZBEKİSTAN Taşkent film festivali-en iyi ikinci film
ÖZBEKİSTAN Taşkent film festivali –ilk filmini çeken en iyi yönetmen ödülü
KANADA Montreal film festivali-finalist
ÇİN Şhanghayfilm festivali-finalist.

20 sene aradan sonra kimsenin çekmeye cesaret edemediği bir senaryo ile çıkar yine seyircisinin karşısına. Bedü zaman hazretlerinin hayatı. Bunu yapmanın kendi üzerine yüklenen bir yükümlülük olduğunu düşünür.

RÖPORTAJ: GÜZİN OSMANCIK/NETPANO



 YORUMLAR


 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  İlluminati'nin Gizli Planı
  Pir Sultan Abdal Hat'ta
  Kızıl Pençe Örgütü ve Mustafa Kemal
  Fatih'i Torunu Canlandırdı
  Fetih 1453 Filmine Hıristiyanlar'dan Boykut
  Ladikli Ahmet Ağa'nın Mezarına Saldırı
  Ayşe Sevim'le Kitaplarını, Konuştuk
  Şair Yazar Ayşe Sevim ile Yazı Üzerine
  Ermeni Rum Eserlerini Niye Onaralım?
  Beraat Kandilinde Anlamlı Ödül

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




 
 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2011 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi