Hat sanatımızın önemli ve özel dizaynlarındandır Hilye..Kelime anlamı olarak süs ve ziynet olmakla beraber Efendimiz (S.A.V) in fiziksel özelliklerini anlatmak için kullanılır.Dinimizin hassasiyeti gereği peygamber Efendimizin(S.A.V) resmi hiçbir sanatçı yada ressam tarafından yapılmaya cesaret edilememiştir. Bu nedenle onun adeta yazıyla resmi çizilmiştir. Tarih içinde bir çok hattat tarafından hilye- i şerif yazılmıştır.
Hilye-i Şerif Nedir ?
"Hilye" kelimesi "güzel vasıflar, süs, güzel yüz, cevher, görünüş" gibi sözlük manalarını taşır. Tarihî seyir içinde Hazreti Peygamber'e (s.a.v.) mahsus olmak üzere Şemâil, Şemâil'ün-Nebi, Hilye-i Nebevi ve Hasâisü'n-Nebi gibi değişik ifadelerin yanı sıra Osmanlılar tarafından da Resul-i Ekrem Efendimiz'in (s.a.v.) vasıflarının anlatıldığı (manzum ve mensur) edebî eserler ve levhalar, "Hilye-i Saadet, Hilye-i Şerif veya Hilye" olarak ifade edilmiştir.İslam'ın zuhurundan Osmanlı'ya kadar geçen yedi asır içinde sadece mensur (düz yazı) olarak ve hadis kitaplarında zikredilen Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ait vasıfların anlatımına, nakline henüz kendisi hayatta iken ehemmiyet verilmiştir. Bunun sebebi ise; İslâm inancında putlar ve putlaştırılma ihtimali olan insanların tasvir ve heykellerinin yasaklanmasıdır. Hıristiyanların Hz. İsa ve Hz. Meryem'le ilgili tasvir ve heykelleri, bunların önünde yaptıkları ibadetler göz önüne alındığında Müslümanların muhtemel şirke düşmelerinin önüne geçilmiştir.
Ancak, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) gelecek Müslüman nesillere fizikî vasıflarının anlatılması, hususiyetleriyle tahayyülünün sağlanması gerekli görüldüğünden ashab, meşru arayışlara yönelmiş ve hadis-i şerifler ışığında Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ait vasıflar tespit edilmeye gayret edilmiştir.
Sahabinin kendi ilimleri ve anlayışları nispetinde yaptıkları çalışmalar ve tespitlerde çok ehemmiyetli müşterek noktalar olmakla birlikte, bazen nakilde bazen İslâm'ın zuhuruyla gelişmeye başlayan Arap alfabesinde o dönemlerde bulunmayan "hareke"ler sebebiyle, bazen Arap yazısının menşei olan Nabatî yazıdan doğan imla hatalarından ve en ehemmiyetlisi, günlük Arapça'da pek fazla kullanılmayan Hz. Peygamber'in hususiyetlerini ifade eden kelimelerin okunuş ve yazımlarındaki yanlış telakkiler, birçok rivayeti de beraberinde getirmiştir.
Bu rivayetler temelde benzer vasıfları taşımakla birlikte, ileride büyük hatalara sebep olabilir endişesini de doğurmuştu. Sahabiden naklen gelen rivayetler, "Şifatü'n-Nebi" ve "Fezail" adında birçok hadis kitabında kayıt altına alınmıştı. Tirmizî, Kadı İyaz ve bazı muhakkik zatlar, bu hadis kitaplarının menşelerini de dikkate alarak tasnif etme gayreti içine girmişlerdi. Bu hususta en ehemmiyetli çalışma Tirmizî'ye aittir. Bu konu, Tirmizî tarafından "Şemail" adıyla bir ilim haline getirilmiş ve aynı adla bir de eser vermiştir. Söz konusu eser, daha sonra yazılan "şemail" ve "hilye"lere kaynak kabul edilmiştir. Tirmizî'nin eserinin muhtelif tercüme ve şerhleri de yapılmıştır.

ESER HATTAT YUSUF COŞKUN BENEFŞE
Hattatın icazatnamesi: Hilye
Bir hattat için en ehemmiyetli iki hadise vardır. Birincisi hilye, ikincisi ise Kur'an yazmak. Bunlar hattatlar için şereflenme mertebesidir. Birçok hattatımız icazetlerini hilye yazarak almışlardır. Yazdıkları hilyenin imza bölümünde kendi imzası yanında kendisine bu ustalık belgesini veren hattat veya hattatların da imzaları yer alır. Levha tarzında hilye tertibi ve yazılarak tezhiplenmesi sadece Osmanlılara has bir haslettir. Bu da Osmanlı dinî kültürünün çarpıcı gönül ve zevki selim yüceliğinin göstergesidir.
Hilyeyi Şerif Bölümleri
Hattatlar için olduğu kadar tezhip sanatçılarının da son derece önem verdiği bir dizayndır. .Çünkü bu eseri çalışmak sanatında ustalığa ulaştığının ifadesidir.Klasik bir hilye’nin genel görünüşüne bakıldığında 11 ayrı bölümden oluştuğunu görürüz.
Baş makam denilen en üstteki bölümde, mutlaka besmele yer alır Hemen onun altında göbek bölümü vardır. Burası Hilyeyi şerifin en geniş alanıdır ve çevresi en çok süslemenin yapıldığı bölümdür..Çoğunlukla altın zemin kullanılan bu alanda süsleme olabildiğince gösterişlidir. Genellikle yuvarlak bir formda olan göbek bölümünde efendimizin fiziki özellikleri ve karakterini anlatan metinin yer alır. Bu bölüm güneşe etrafında onu çevreleyen yer ise hilale benzetilir ve peygamber efendimizin nurunu simgeler.Göbek bölümünde yer alan dört halife Hz Ebu bekir,Hz Ömer,Hz Osman ,Hz Ali isimleri dört bir köşeye yerleştirilmiştir.Bazı hilye-i şeriflerde bu isimlerin yerine cennetle müjdelenen sahabenin isimlerine de rastlanır.Bu bölümün hemen altında ayet bulunur. Kuranı kerimde efendimizin yaradılışı ile ilgili olan ayetlerin bulunduğu bu bölümde genellikle “ biz seni alemlere ancak rahmet olsun diye gönderdik” (sure: 21ayet: 4)mealindeki ayeti yer alır. En altta etek ve koltuklar bulunur etek bölümünde üsteki metnin devamı ve dua yer alır. Ayrıca hattatın ismi ve tarihin atıldığı yerde burasıdır. Metnin her iki yanındaki boşluklara da koltuk denir ve buralarda göbek bölümünün çevresindeki tezyinata uygun bir şekilde tezyin edilir.
Manevi değerlerimize ihtiyacımız olan şu günlerde böylesine önemli ve değerli çalışmaları özellikle genç neslin yeteri kadar bilinmemesi ne kadar üzücüdür ..
Osmanlı toplumunda "hilye bulunan evin felaketten, musibetten mahfuz olacağına" ve gene "üzerinde hilye taşıyan bir kimsenin her türlü bela ve musibetten korunacağı"na dair yaygın bir inanç vardı. Saraydan konağa, konaktan sade ahaliye kadar da bu inanç yaygındı. Ayrıca Hz. Peygamber'den (s.a.v.)naklen Hz. Ali (r.a.) tarafından rivayet edilen "Hilyemi gören, beni görmüş gibidir. Beni gören insan bana muhabbetle bağlanırsa Allah, ona cehennemi haram kılar; o kişi kabir azabından emin olur, mahşer günü çıplak olarak haşredilmez" mealli hadis-i şerif ile bu mealdeki hadisler hilyeye talebi arttırmıştır.
Halife Hârun Reşid'e Sunulan Hediye
Rivâyete göre bir gün Halîfe Hârun Reşid'in huzuruna,dilenci kılıklı bir zât gelip şöyle der:
"Ey Melik! Sana öyle bir hediye getirdim ki; senden evvel gelen hiçbir melik onu görmüş değildir.O mücevherlere sahip olmak ister misin? Halife meraklanır ve; göster bakalım," der.
Bunun üzerine adam, sarığının içinden, katlanmış bir kâğıt çıkarıp uzatır. Kağıtta Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri'nin hilyesi (Onun sûret ve sîretini-vücut ve ruh yapısını anlatan bir yazı) vardır. Hârun Reşid kâğıttaki satırları okudukça ferahlar ve fakire bağış üzerine bağış yapar. Her cümlede ayrı bir ihsanda bulunur. En sonunda da sırtında ki musanna ' (çok güzel bir sanat eseri olarak dikilmiş) kaftanını çıkarıp omuzlarına koyar ve onu zengin bir kişi olarak yolcu eder.
Resûlullah (s.a.v.)'ın aşkına tutulmuş olan Halife, bütün gün elinde ki kâğıtta yer alan satırları tekrar okur ve ezberler. Geceleyin Fahr-i Kâinat Efendimiz onun rüyasına girer ve kendisine şöyle der:
"Ey Hârun! Hilyemi görüp sevindiğin ve onu sana getiren fakire sayısız ihsanlarda bulunduğun için, şimdi ben de şu haberi vererek seni sevindireceğim.Allah Teâlâ bana buyurdu ki:"
"Ya Muhammed (s.a.v.)! Hilyemi gören şâd (mesrur, gönlü ferah) olsun. Onu üzerinde taşıyan belâdan emîn olsun. Kıyamet gününde de cehennem ateşi ona haram olsun. O kişi ne bu dünyada, ne de ukbâda azap görmesin; dîdârımı (Cemâlimi )görmeye lâyık olsun." (Amin!)