Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Haber Merkezi  
netpano.com  -  - 05 Ağustos 2011 Cuma - 00:00:00  
Eğlence Ramazan'ın Ruhuna Aykırıdır

 Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’yi Üsküdar’da yüzlerce genç akademisyenin, geleceğin ilim
adamlarının yetiştiği bir merkezde ziyaret ettim. Nakşibendî ekolünün
Türkiye’deki en köklü dergâhlarından Altınoluk cemaatinin şeyhi olarak bilinen
Osman Efendi ile sohbet ederken aklıma sık sık “yaşadığımız çağa göre çok temiz
ve samimi bir gönül adamıyla bir aradayım” düşüncesi geldi. Eski ramazanları,
dostlarını anlatırken yüzü tebessüme boğulan Osman Efendi’nin sade, abartısız ve
ziyaretine gelenlere karşı gösterdiği içten ve sevecen tavır talebelerine de
yansımıştı. Osman Efendi ve talebeleri ile birlikte geçirdiğim dakikaların
ardından ortaya bu güzel Ramazan sohbeti çıktı.


Bir Müslüman
Ramazan’ı nasıl geçirmelidir? Bu mübarek ayda özellikle nelere dikkat
etmeliyiz?


Ramazan-ı Şerif doğruyu eğriden ayıran ve insanlara doğru
yolu gösteren Kur-an ’ı Kerim’in indiği aydır. Ramazan ’da istikametimizi
kitabımıza göre şekillendirmek için çaba göstermeliyiz. Kur -an’ı Kerim ’i
anlamak ve yaşamak için kitabımız üzerinde daha fazla derinleşmeliyiz. Bu dünya
bir imtihan mektebi, bu mektebin ders kitabı Kur-an’ı Kerim, mektebin öğretmeni
ise Peygamber Efendimizdir. Nasıl ki beden zinde kalabilmek için çeşitli
gıdalara ihtiyaç duyuyorsa ruhun da bir takım ihtiyaçları vardır. Ruhun
ihtiyaçlarının başında ise namaz ve oruç gibi ibadetler gelir. İnsan aç ve susuz
kalarak aslında Allah’ın kendisine ne güzel nimetler bahşettiğini hisseder ve
yaratıcısı karşısında daha da zarifleşir. Oruç insanın tefekkür melekelerini
açar, kalbini inceltir. İnsana en güzel ahlaki meziyetlerden olan sabrı öğretir.
Oruç “bize yardım edin” diye sessiz bir şekilde feryat eden mazlumların, ihtiyaç
sahiplerinin de en güzel tercümanıdır. İçinde müstesna güzelliklerin bulunduğu
Ramazan ayı vakitlerin definesi, ruhani bir bereket mevsimi, cennet müjdesi ve
gönüllerin huzurudur. Yaratıcımız kitabında “Umulur ki takva sahiplerinden
olursunuz” şeklinde buyuruyor. Takva ise ruhani istidatları inkişaf ettirme,
kalbimizin sürekli olarak ilahi müşahedenin altında olduğunu hissetmesidir.
Ramazan ayı gönül sofralarının kurulduğu, gönlün iman ve aşkla dolduğu aydır.
İnsan oruç sayesinde nefsin oburluğundan kurtulur, hissediş ve düşünüş olarak
daha da incelir.

Siz birçok manevi önderin meclisinde de bulundunuz.
Onlar Ramazanlarını nasıl geçirirlerdi?


Oruçlarına özen gösterir,
itina ederlerdi. Ramazan geldiğinde büyüklerimizin sukutu ve huzuru daha bir
artardı. Onlar konuştuklarında ise bizim ruhlarımız ferahlardı.

Eski
Ramazanlar nasıldı? Eski Ramazanlardan unutamadıklarınızı bizimle paylaşır
mısınız?


Eskiden fakirlerle, gariplerle daha fazla iftar edilir ve
insanlar garibanların dualarını almak için adeta birbirleriyle yarışırlardı.
İftarlara gelen fakirlere zarfların içinde hediye olarak para verilirdi ve bu
hediyeye “diş kirası” denilirdi. Zarfların dışına ise “hediyemizi kabul
ettiğiniz için teşekkür ederiz” yazılırdı. İnsanlar fakirlere yardım ederken de
nezaketi elden bırakmazlardı. Akrabalara, fakirlere ve hoca efendilere ayrı ayrı
iftarlar verilir, hoca efendilere de iftardan sonra hediye olarak kalemler,
kitaplar takdim edilirdi.

Çocukluk yıllarınızda tuttuğunuz ilk
orucunuzu hatırlıyor musunuz?


Hayal meyal hatırlıyorum. Günün belli
bir vaktine kadar oruçlarımızı tutar, daha sonra da büyüklerimiz “oruçlarınızı
bize satın” derlerdi. Çocukların ibadete, infaka, iyilik yapmaya teşvik
edilmeleri mühim bir hadisedir. Bizim çocukluğumuzda mahallede bir kişi
hastalandığında ona gönderilecek çorba mutlaka çocuklar vasıtasıyla
gönderilirdi. Böylece çocuk iyilik yapmaya alıştırılırdı. Cami çıkışlarında
fakir fukaraya dağıtılacak paralar da çocukların eliyle dağıtılırdı.
Büyüklerimiz bizim yardım yapmanın sevinç ve hazzını yaşamamızı isterlerdi.
Çocukluğumuzda Kozyatağı’nda bir verem hastanesi vardı. Haftanın belli
günlerinde hastaları ziyaret eder, hastalara hediyeler götürürdük. Peygamber
Efendimiz sahabelere sıkça “bugün bir yetimin başını okşadınız mı, bugün bir açı
doyurdunuz mu, bugün bir hastayı ziyaret ettiniz mi?” diye sorarlardı. Bir
müminin akrabalarına, zor durumda olanlara faydası olmalı. İbadetlerle ruhani
hayatımız tekâmül edecek ve gönül dünyamız davranışlarımıza yansıyacak. Müslüman
kendini toplumdan soyutlayamaz. Müslüman’ın hayatı ictimai, gönlü de muhabbet
dolu olmalı. Din muhabbetle, aşkla yaşanır. Muhabbetin neticesi de adap ve
edeptir.

Son yıllarda Ramazanları eğlencelik bir malzemeye dönüştürme
yönünde bir eğilim var. Ramazanlar medya vasıtasıyla bir oruç ayı olarak değil
de, bir iftar ayı olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bu durum hakkında neler
söyleyeceksiniz?


Bu durum Ramazan’ın ruhuna aykırıdır. Çünkü Ramazan
insanın ruhunu tamir etmesi, tefekküre dalması için bir fırsattır. Ayrıca
Ramazan’da infakı, sadakayı daha da fazla arttırmalıyız. Hz. Ayşe annemiz
“Allah’ın Resulü Ramazan ’da esen rüzgârlardan daha cömertti” diye
buyuruyor.
Ayrıca son yıllarda Müslümanlar arasında dünyevileşme, lüks hayat
tutkusu bir hayli arttı.

Tasavvuf dünyevileşmeye karşı duruşta hangi
imkânlara sahiptir?


Tasavvuf; Allah Resulü’ne benzeyebilmek, Allah
Rasulü’nün ruhani dokusundan hisse alabilmektir. Dünyevileşmeye karşı durmak
için takva, zühd, ihsan ve tasavvufa yönelmeliyiz. Bu kavramlar lafız olarak
ayrı olsalar da mana olarak aslında aynıdırlar.

Günümüzde tasavvuf,
tarikat adı altında birçok hurafe, bidat hatta şirke kadar varan İslam dışı bir
takım inanış ve eylemler de üretiliyor. Gerçek tasavvuf ile sahte tasavvufu
ayıran çizgi nedir?


Gerçek tasavvuf Kur’an ve Sünnet’e uygun bir
şekilde, her ne olursa olsun İslam’ın dışına çıkmadan yaşanan tasavvuftur.
Tasavvuf imanı her daim zinde tutmaya çalışmak, Allah ’ı unutmamak, ibadetleri
vecd ve zevk ile yerine getirmektir. Tasavvuf mahlûkata şefkat ve merhametle
bakabilmektir. Peygamber Efendimiz bir koyunun kulağından çekilerek
götürüldüğünü görünce hemen “niçin boynuzundan tutmuyorsunuz da kulağından
çekiyorsunuz?” diyerek, sahabeleri uyardı. Kurban edilecek hayvanların
gözlerinin önünde bıçakların bilenmesini de doğru görmedi. Yine Peygamber
Efendimiz, Mekke’yi fethe giderken bir dişi köpeğin yavrusunu emzirdiğini
görünce dişi köpeğin başına Suraka isimli sahabeyi koydu. Sahabelere de
“yavrusunu emziren köpeğin yanından geçmeyin, onu rahatsız etmeyin” dedi.
Bunlara dikkat etmek gerekiyor, bu tür duyarlılıklar bir mümini derinleştirir,
güzelleştirir. “Tasavvuf nedir?” diye sordunuz ya biraz önce… Size tasavvufun ne
olduğunu tarihimizden birkaç örnekle de anlatayım. İkinci Mahmut’un eşi Bezm-i
Âlem Valide Sultan, Şam’da kurduğu bir vakfın köşesine “İstemeden kırdıkları
eşyalar nedeniyle hizmetliler asla azarlanmayacak, hizmetlilerin kalbi
kırılmayacak” yazıyor. İşte tasavvuf budur. Yine Osmanlı Hilafeti zamanında bir
evde hasta varsa pencerenin önüne kırmızı bir çiçek konurdu. Bu çiçeği gören
seyyar satıcılar da hastayı rahatsız etmemek için seslerini yükseltmezler veya
bu evin önünden sükût içinde geçerlerdi. Çocuklar da evin önündeki kırmızı
çiçeği gördüklerinde bu evin önünde değil, başka bir bölgede oyun oynarlardı.
Osmanlı döneminde tasavvuf topluma yayılmış bir nezaket biçimine dönüşmüştü.

Tasavvuf denilince en fazla tartışılan konulardan biri de rabıta meselesi…
Tasavvufi kesimler müridin rabıta yoluyla manevi olarak olgunlaşacağını iddia
ederken, başka bir kesim ise rabıta yapmanın şirk olduğunu dile
getiriyor.

Size göre rabıta nedir?

Rabıta bize göre her
daim Allah’la, Rasulullahla muhabbeti taze ve canlı tutmaktır. İnsan hayran
olduğu kimselere muhabbet duyar ve muhabbet insanı taklide götürür. İnsan belli
bir zaman sonra yoğun şekilde muhabbet beslediği, hayran olduğu insanı taklit
etmeye başlar. Mutlak tasarruf ve güç Allah’a aittir. Her kim olursa olsun
Allah’ın dışında birisinin mutlak anlamda tasarruf ve güç sahibi olduğunu iddia
ederse o kişi Allah korusun şirke düşer. Halid-i Bağdadi hazretleri bir
talebesine yazdığı mektubunda “Oğlum, hiçbir ibadetime güvenmiyorum. Sadece
Rabbimin rahmetine güveniyorum” diyor. Kul daima kendini hiç olarak görmeli.


İslam dünyasının genel durumunu nasıl görüyorsunuz?

Dünya
şu an kapitalizmin tehdidi altında. Reklamlarla, medyayla insanlar kandırılmak
isteniyor. Kapitalizm insanın ruhunu, manevi yönünü tamamen etkisiz hale
getirmeye çalışıyor. Fakat ruhlar her geçen gün maneviyata, insani olana karşı
daha aç bir hale geliyor. Ruhun açlığı sadece İslam ’la giderilebilir ve bu
delaletler, sıkıntılar döneminden sonra mutlak hidayetler dönemi, İslam’ın çağı
gelecektir. Şüpheniz olmasın ki istikbal İslam’ındır.

Özellikle
gençler için sizden bir tavsiye, nasihat isteyecek olursam neler
söylersiniz?


Gençlik nefsanî temayüllerin en üst düzeye çıktığı bir
mevsimdir. Böyle bir mevsimde bir genç kendini günahlardan ancak takva kalkanı
ile koruyabilir.

Adem Özköse/Gerçek Hayat



 YORUMLAR


 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Muhibbi Safer Dal Rahmetle Anıyoruz
  Mevlit Kandili'nde Neler Yapılmalı
  Rızık Kavramı Nedir ?
  Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun
  Hz Mevlana'yı Anlamak
  Batılı Bir Taklitten Vazgeçiliyor
  Muharrem Ayınız Mübarek Olsun
  Camilerin Altına Çocuk Parkı Yapılacak
  Zilhicce'nin İlk On Günü Neden Övülmüştür?
  Erdoğan'ın Sesinden Mülk Suresi

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




 
 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2011 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi