Nil, Sudan'ın en
önemli Doğal özelliğidir. Nehir ülke boyunca akar. Önceleri Beyaz Nil ve Mavi
Nil adında iki büyük kol halinde, Hartum'a kadar gelirler ve burada birleşerek
esas Nil'i meydana getirirler. Beyaz Nil'in diğer adı Bahr-el-Cebel olup,
Akdeniz'den yaklaşık 490 km güneyinde yer alan Nimule'den Sudan'a girer. Viktorya
Gölünden doğan bu kol, No Gölünde daimi bir kanala dönerken batıdan gelen
Bahr-el-Gazel Nehrinin sularını da alır. Mavi Nil ise, Tana Gölünden doğar.
Daha kuzeyde Ana Nil, Atbara Nehriyle birleşir.
Sudan toprakları,
kuzeyde kumlu ve çakıllı çöllerden ve güneyde organik yapılı kum-kil karışımlı
kuvvetli topraklardan ibarettir. Bitki örtüsü büyük ölçüde yağışlara göre
değişiklik gösterir. Kuzeyde az miktarda akasya fundalıkları ve kıt çöl otu
bulunur. Güneyde yağışlar sebebiyle, savanalar ve gövdeleri boş tipik ağaçlar
yetişir.
Sudan'ın
Zenginlik Kaynakları
Sudan'ın nüfusu,
1981'de 19.600.000 kişi, 1993'de 29.971.000 kişi, 2005'de 40.187.486 kişi ve
2008'de ise 40.218.456 kişidir.
2.504.000 km²lik arazisine göre, dünyanın en seyrek nüfus yoğunluğu
olan, ülkelerinden birisi durumundadır. Nüfus yoğunluğu kuzey bölgelerde km²ye
2 kişi ve güneyde, yerleşme alanlarında 25 kişiden ibarettir.
Sudan nüfusunun en önemli özelliği etnik, dini ve dilsel çeşitliliğe sahip olmasıdır.
Ülkede 19 değişik etnik grup bulunmaktadır. Araplar nüfusun en büyük kısmını
(%40) oluşturmaktadır. İslam ülkenin resmi dini olmasına rağmen ülkede yaşayan
halkın sadece %60'ı Müslüman'dır. Etnik yapı itibariyle kuzeyde genellikle Araplar ve Nubianlılar, güneyde
ise Nilotikler, Sudanlılar ve Zenciler yaşar.Kuzey bölgede yaşayan insanların
tamamına yakın bir bölümü Müslüman'dır. Hemen hemen hepsi Arapça konuşur.
Bunlar çoğu göçebe veya yarı göçebedirler. Eski Kuş kabilesinin devamı olan
Nubianlılar da Müslüman olup Arapça bilirler. Kendi asıl yerli dillerini ve
lehçelerini de konuşurlar. Bunlar genellikle avcılık, balıkçılık ve hayvancılık
yapar. Sudan'ın kuzey bölgeleri genellikle, Arapça konuşurken güney bölgelerde
hâkim bir dil yoktur. Aşağı yukarı 80 lehçe çeşitli bölgelerde konuşulmaktadır.
Güneyin bu insanları iki ana gruba ayrılabilir: Nil Nehri havzasında yaşayan
Nilotikler ve diğer bölgelerdeki Nilotik olmayanlar. Nilotikler esas itibariyle
Dinka, Nuer ve Shilluk kabilelerinden meydana gelmiştir. Dinkalar güneyde
kalabalık kabiledir. Nilotikler, Nilotikçe konuşurlar. Çoğu Müslüman'dır. Çok
az bir kısmı Animist ve Hıristiyan'dır. Hayvancılık ve tarım yaparlar. Nilotik
olmayanların içinde en kalabalığı Kongo ve Nil havzaları arasında yaşayan
Azendelerdir. Çoğunlukla avcılık ve çiftçilik yaparlar. Çeşitli Sudan lehçeleri
konuşan daha birçok kabile mevcuttur. Bunlardan batıda, Bahr-el-Gazal'de olan
Kreish, Moru ve Bongu kabileleri sayıca en kalabalık olanlarıdır.
Sudan Cumhuriyetinin
başkenti Hartum'dur. Nil Nehri kıyısında yer alan Hartum'un şehir nüfusu
2008'de 2.203.987 kişi civarındadır.
Sudan'ın başlıca gelir
kaynakları; tarım, hayvancılık ve madenciliktir. Tarım ürünlerinin başında
pamuk gelmektedir. Dünyanın en uzun elyaflı pamuğu olması nedeniyle, Sudan
pamuğu dünya piyasalarında aranan bir üründür. Kahve, çay, şekerkamışı, tütün,
susam, yerfıstığı, mısır ve buğday ise diğer tarım ürünleri arasında yer
almaktadır.
Sudan'ın toplam
yüzölçümünün %25'ini geniş otlaklar oluşturur. Afrika ülkeleri arasında
yetiştirilen hayvan sayısı itibariyle, Devede birinci, sığır ve keçide ikinci
ve koyunda üçüncü sırada yer alıyor.
Ülkede madencilik
sektörü, küçük işletmeler halinde değerlendiriliyor ve daha ziyade yarı
işlenmiş veya işlenmemiş olarak ihraç ediliyor. Kromit, manganez, mermer,
alçıtaşı, tuz ve mika çıkarılıp ihraç edilen başlıca madenler. Petrol, bakır,
çinko, altın, gümüş, demir, Tungsten ve uranyum bakımından çok zengin olduğu
belirtiliyor. Sudan'da petrol üretimi 1960'lı yıllarda off-shore (Kızıldeniz) alanlarda başlatılmıştır. Ülkedeki 2001 yılı itibarıyla bilinen rezervler 262,1 milyon varildir. Ancak toplam rezervlerin bunun çok ötesinde olduğu tahmin edilmektedir Ham petrol üretimi, 2005 yılında 450.000 varil/gündür.
Ülkenin ticaretinde,
ihracat ithalattan fazladır. 2007 yılı itibariyle, ihracat 8,879 milyar
dolar, İthalat 7,722 milyar dolardır. İhracat
malları; Petrol ve petrol ürünleri, pamuk, susam, canlı hayvan, yer fıstığı,
Arap sakızı, şeker gibi ürünlerdir. İthalat malları ise; gıda, üretilen mallar,
rafineri ve taşıma ekipmanları, ilaç ve kimyasallar, tekstil, buğday teşkil
eder. İhracat ortakları; Çin %82,1, Japonya %8,4, BAE %2,5'dir. İthalat
ortakları ise; Çin % 27,9, Suudi Arabistan %7,5, Hindistan % 6,3, Mısır %5,6,
BAE %5,5, Japonya %4,2'dır.
Sudan'ın Tarihsel ve Siyasal Gelişimi
Nubia diye bilinen
Kuzey Sudan bölgesinde, ilk yaşayanlar zenci kabilelerdir. Bundan sonra 18.
yüzyıla kadar (Kush, Makurra, Alva ve Funj gibi çeşitli) Mısırlı Kabileler
idaresinde kalmıştır. 1825-1843 yılları arasında, Osmanlı valileri tarafından
yönetilmiştir. 1863 yılında, Mısır Hidivi İsmail Paşa, Sudan topraklarını
kontrolü altında tutmuştur. 1882-1898 yılları arasında kendini Mehdi ilan eden
bir sapığın arkasından giden bir kısım insanların elinde kalmıştır. Bu tarihte
Anglo-Mısırlıların (Mısırlı İngilizlerin) işgaliyle yönetimi General Horatio
Herbert almıştır. 1956 yılında ise, bağımsız bir devlet olmuştur.
1958'de General İbrahim, askeri bir darbeyle işbaşına geldiyse de, 1964'te güney isyanları sonucu çekilmek zorunda kalmıştır. 1969'da yeni bir askeri darbeyle başa, İhtilâl Konseyi geçmiştir. Fakat hükümeti sivil üyeler kurmuş ve başbakan
sivildir. Darbeyi gerçekleştiren General Cafer el-Nümeyri'ye karşı, 1972'de
yeni bir komünist darbe teşebbüsü olduysa da, başarısız kalmıştır. Bu arada
ülkede çeşitli anlaşmazlıklar baş göstermiştir. 1973'te, 8 Filistinli gerilla,
ABD Savunma Delegesini ve Millî Ateşesini öldürdüler.
1976 yılında yeni bir
ihtilâl teşebbüsü bastırılmış ve bunu gizlice destekleyen Libya ile siyasi
ilişkiler bozulmuştur. 1981 yılında Libya ile bazı çatışmalar görülmüştür.
Nümeyri yurtdışında bulunduğu bir zamanda darbe yapılarak iktidardan
uzaklaştırılmıştır. Askeri yönetim yeni bir anayasa hazırlayarak 1986 Nisanında
seçime gitmiştir. Seçimleri sonucunda hiçbir parti tek başına iktidara
gelemediğinden koalisyon hükümeti kurulmuştur. Hükümet ülke güneyindeki
karışıklıkları sona erdirememiştir. Bunun yanı sıra ekonomik problemlerle
sarsılan hükümet 1989'da kansız bir darbeyle devrilmiştir. Millî Kurtuluş
Devrim Komite Konseyi başkanı Tuğgeneral Ömer el-Beşîr'in güneydeki âsilerle
görüşme çabaları sonuç vermemiştir. Ülkede âsilerle hükümet kuvvetleri arasında
mücadele, bölünme ile sonuçlanmıştır
Bölünmemiş Sudan 2.504.000
km²lik yüzölçümüyle Afrika'nın en büyük yüzölçümlü ülkesiydi. Ve 2008 yılındaki
nüfusu 40.218.456 kişiydi. Güney Sudan, yüzölçümü
644.329 km² ve nüfusu 8.260.490 kişidir.
Kuzey Sudan ise; yüzölçümü 1.859.671 km²
ve nüfusu 31.957.966 kişiye düşmüştür.
Kuzey Sudan'ın
başkenti Hartum, Güney Sudan'ın ise Juba (250.000 kişidir. Kuzey Sudan'ın dini
İslam ve dili Arapça, Güney Sudan'ın dini Hristiyan ve dili İngilizce'dir.
Ayrıca her iki ülkede çok sayıda etnik grup vardır.
Güney Sudan, 9 Temmuz
2011 tarihinde bağımsız olmuştur. Güney Sudan; Kuzey'den Kuzey Sudan (2.184
km), doğudan Etiyopya (934 km), güneydoğudan Kenya (232 km), güneyden Uganda
(435 km) ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti (639 km) ve batıdan Orta Afrika
Cumhuriyeti (989 km) ile çevrilidir. Toplam sınır uzunluğu 5.413 km'dir.
Güney Sudan
Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, Başbakan ise Riek
Machar'dır. Yeni kurulan Güney Sudan,
petrol zengini bir ülke olmasına rağmen, dünyanın en yoksul ülkeleri
arasındadır. Her 7 çocuktan biri beş yaşını doldurmadan ölmektedir.
Bölünme Süreci
Bölünmenin izlerini sömürge dönemlerine kadar
indirmek gerekir. Çünkü sömürgeci devletler, daha ziyade Sudan'ın güneyine
yerleştiler ve kabileler arasında misyonerlik faaliyetlerine hız verdiler. Ve
İngiliz kültürünü ve dinlerini yerleştirdiler. Kuzey Sudan ise, İslamiyet'in
güçlü etkisi altında olduğundan, Kuzey Sudan'da başarı sağlayamadılar. Bu
nedenle, Sudan'ın kuzeyi ile güneyi arasında kalan Abyei bölgesi, İslam ile
Hristiyanlığın çarpışma alanlarından biri olmuştur. Abyei bölgesinin kuzeyindeki
Sudan'da, çok zengin Arap dili ve İslam kültürü, Osmanlı döneminde daha da
pekişmiştir.
Sömürgecilik
döneminde, her kabileye ayrı kimlik verilmiştir. 1956 yılında, Sudan
sömürgecilikten kurtulurken, kabilelerin kimliklerinden doğan haklarını
istemesi desteklenmiştir. İşte bu nedenledir ki, bağımsızlığa kavuştuğu 1956
yılından itibaren Güney Sudan'daki ayrılıkçı güçler (Güney Sudan Özgürlük
Hareketi=SSLM) silahlı mücadeleye girişmişlerdir. 17 yılı süren bu mücadelenin
sonucunda, Cafer Nimeyri, 1972'de Addis Ababa Barış Anlaşmasını imzalamak
zorunda kalmıştır. 1983 yılında, Güney Sudan gerillaları yeniden savaş
başlatmışlar ve bu savaş 22 yıl devam etmiştir.
Güney Sudan Özgürlük
Hareketi (SSLM), Sudan'ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte kendini göstermeye
başlamıştır. Örgütün ilk lideri Joseph Lagu'dur. Örgüt daha sonra SPLA-SPLM
olarak adını değiştirmiştir. Örgüt lideri John Garang, helikopter kazasında
ölmesinin ardından, Örgüt Liderliğini 30 Temmuz 2005 tarihinde, Salva Kiir
Mayardit almıştır. Salva Kiir Mayardit, bugün Güney Sudan'ın Devlet Başkanı
olmuştur. Güney Sudan Özgürlük Hareketi, başta A.B.D ve İsrail olmak üzere tümü
Batılı ülkelerdir. Öte yandan B.M'nin insani yardım kuruluşları ve Kızılhaç,
örgüte silah ve lojistik destek sağlamıştır.
1989 yılında iktidara
gelen, Ömer el-Beşiri, döneminde de devam ettirmiştir. Bu nedenle, güney ile
olan gerilla savaşı, 2005 yılına kadar devam etmiştir. 22 yıllık savaş
sürecinde, 2 milyon insan savaşta hayatını kaybetmiştir. On binlerce insan
sakat kalmış ve 4 milyondan fazla insan göç etmek zorunda kalmıştır.
Ömer el-Beşiri, başta
A.B.D ve İsrail olmak üzere, Batılı ülkeler tarafından istenmeyen adam ilan
edilmiş ve dünya kamuoyunda yalnız bırakılmıştır. Ömer el-Beşiri, BM
kararıyla soykırım yaptığı gerekçesiyle, sanki teröristmiş gibi hakkında
tutuklama kararı çıkarılan ilk devlet başkanı olmuştur. Batı güçlüdür ve gücünü
konuşturmuştur. Bu nedenle istediğini terörist, istediğini en
büyük lider görür. Kimse karışamaz ve söz söyleme hakkına sahip değildir. Devletin
lideri Ömer el-Beşiri, ülkesinin dışına çıkamamıştır. İslam ülkeleri ise, derin
uykuya dalmışlar ve uykularında bile batının müsaade ettiği ölçüde rüya
görmektedirler. Sonunda yalnız kalan Ömer el-Beşiri, Batı'ya teslim olmuş ve "bildiğiniz
gibi yapın" demek zorunda kalmıştır. Batı da, son yumruğunu vurmuş ve Sudan'ı ikiye
bölmüştür.
Güney Sudan, Batılı
güçler tarafından sürekli olarak silah, siyasi ve ekonomik yönden
desteklenmiştir. Güney Sudan ile Kuzey Sudan arasındaki ayrılıkçı hareketler 30
yıl sürmüştür. 9 Ocak 2005 tarihinde başlayan 2. Sudan İç Savaşı sırasında
Batılı güçlerin tam desteğini alan Güney Sudan, 9 Temmuz 2005'te özerkliğini
ilan etmiştir. Özerklik bağımsızlığın yolunu açmış ve yapılan referandumla 9
Temmuz 2011 tarihinde resmen bağımsız Güney Sudan Cumhuriyeti kurulmuştur.
Bağımsız devlet, A.B.D ve A.B ülkeleri tarafından tanınmıştır. Ne yazık ki,
Kuzey Sudan'da ilk tanıyan ülke olmak zorunda kalmıştır. Türkiye'de hemen
tanıyan ülkeler arasında olmuştur.
Bölünme esnasında,
Kuzey Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşiri, kuzeyde yaşayan Hristiyan
ayrılıkçılara güvence vermesine rağmen, 2011 yılının ilk üç ayında 200 bin,
yılsonuna kadar bir milyonu aşkın insan Kuzey Sudan'ı terk edip, Güney Sudan'a
göçmektedir. Güney Sudan'da yaşayan 2 milyon Müslüman ise Güney Sudan'da
asimile edileceğe benziyor. Halkının % 75'ini Arapça konuştuğu Güney Sudan'da
resmi dilin İngilizce olması, halkının sadece % 25'inin Hristiyan olmasına
rağmen resmi dinin Hristiyanlık olarak kabul edilmesi, Amerikan
İmparatorluğu'nun büyük bir zaferi olarak görülmüştür. Sudan'ın taze sebze ve
meyve ihtiyacının % 40'ını Güney Sudan'ın karşılaması, Kuzey Sudan tarımının
zayıflamasına yol açmıştır.
Sudan'ın
Jeopolitiği
Sudan'ın jeopolitik önemi çok fazladır. Sudan, Hz. Ömer
döneminden bugüne kadar, Müslümanların Afrika'da giriş kapısıdır. Hz. Ömer'den
sonra Selâhaddin Eyyubi'nin Afrika'ya giriş kapısı olmuştur. Daha sonra Osmanlı
Devleti'nin Afrika'daki en önemli kapısı olmuştur.
Sudan, Kızıldeniz'i, Süveyş'i ve Nil nehrini kontrol eder.
Nil nehrinin kontrolü, Mısır'ın kontrol edilmesi demektir. Nil nehrinin
kontrolü, Güney Sudan'a geçmiş bulunuyor. Kızıldeniz'in kontrol edilmesi, Hint
Okyanusu ve Basra körfezinin de kontrol edilmesini kolaylaştırır.
Sudan; 9 ülkeye sınırı olması ve Afrika ile Ortadoğu
ülkelerinin geçiş noktasında olması nedeniyle önemli bir ülkedir. Öte yandan
Güney Sudan, petrol ve uranyum madenleri bakımından çok zengin olması ve
kaliteli olması ülkenin önemini bir kat daha artırıyor. Ve yine çok geniş tarım
arazilerine sahip oluşu, organik tarım ve hayvancılık merkezi olması, ülkenin
önemine önem katmaktadır.
Bölünmenin ardından, Sudan'ın Orta Afrika Cumhuriyeti,
Uganda, Ruanda, Etyopya ve Kenya karşısında konumu zayıflamıştır. Sudan'ın
bölgedeki rakibi Kenya, bu bölünmeden karlı çıkan bölgesel bir güç haline
gelmiştir. Güney Sudan yönetimi, Kenya, İsrail ve A.B.D'nin desteğiyle tarım
projelerini başlatmıştır.
Kuzey Sudan'da bölünme hareketleri devam edecek gibi gözükmektedir.
Darfur bölgesi ve Doğu Sudan'daki isyancı hareketlere, Güney Sudan'daki
SPLM'nin destek vereceği bilinmektedir. A.B.D ve Batılı ülkeler, isyancılara
açıktan destek vermiştir. Bölünmeden en karlı çıkan ülke de, A.B.D
olmuştur. Ve Doğu Afrika'daki İngiltere hâkimiyeti
sonrasında doğan boşluğu, Amerikan İmparatorluğu doldurmuştur. A.B.D, uzun
süreli sömürgeciliği kurabilmek için, Kenya'nın siyasi yapısı, Uganda'nın
ekonomik yapısı ve Etyopya'nın askeri varlığını kullanmak istiyor. Abyei
bölgesine, Etyopyalı askerleri yerleştirmesi ve Kenya'da geçen yıl kabul edilen
anayasanın anahatlarını A.B.D'nin çizmesi, hâkimiyetin A.B.D'ye geçtiğinin
delilleridir.
Jeopolitik yönden en önemlisi, Kuzey Sudan ile Güney Sudan
arandaki Abyei bölgesi, iki jeopolitik levhanın çarpışma noktasıdır.
Medeniyetler Çatışması teorisini ileri süren Samuel P. Huntington; "Benim
faraziyem şudur ki, bu yenidünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ideolojik
ve ekonomik olmayacak. Beşeriyet arasındaki büyük bölünmeler ve hâkim mücadele
kaynağı kültürel olacak. Milli devletler dünyadaki hadiselerin yine en güçlü
aktörleri olacak fakat küresel politikanın asıl mücadeleleri farklı
medeniyetlere mensup grup ve milletler arasında meydana gelecek. Medeniyetlerin
Çatışması, küresel politikaya hâkim olacak. Medeniyetler arasındaki fay hatları
geleceğin muhabere hatlarını teşkil edecek" demiştir. "Tarihi olarak, Müslüman
Arap Medeniyetinin diğer büyük düşmanca etkileşimi güneydeki putperest ruhçu ve
şimdi ise artan bir şekilde Hristiyan zenci kavimleriyle olmuştur. Bu husumet,
geçmişte Arap esir tüccarları ve zenci esirler imajından hulasa edilmiştir.
Sudan'da Arap ve zenciler arasındaki sürekli iç savaşta, Afrika'nın
modernizasyonu ve Hristiyanlığın yayılması, bu fay hattı boyunca şiddetlenme
ihtimalini belki de artıracaktır."
Huntington, haklı çıkmıştır. Huntington'ı eleştiren İslam
Ülkeleri yazarları, Sudan'ın bölünmesini nasıl açıklayacaklar acaba? Güney
Sudan, İslam Dünyası'ndan tamamen koparılmıştır. Her şeye kılıf bulan, İslam
Ülkelerinin bazı yazarları, bu duruma da kılıf bulurlar. Tıpkı Doğu Timor'un
ayrılışına, Bosna'da Dayton Anlaşması ile son bulan ve Müslümanların
yenilgisiyle sona eren Bosna Savaşına, Afganistan Savaşına, Irak Savaşına kılıf
buldukları gibi, Güney Sudan'ın ayrılışına da kılıf bulurlar. Hatta Batılı
Güçler gücenmesin diye alkış bile tutarlar. Bu durum, ezilmişliğin, yenilginin
ve teslim olmanın bir tezahürüdür.
İstiklal Marşı Yazarımız Mehmet Akif Ersoy diyor ki;
"Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta, boğarım…
-Boğamazsın ki! -Hiç olmazsa yanımdan kovarım!
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele Hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir aşığım istiklale
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale.
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum."
Diyebilmek ve dünyaya haykırabilmek oldukça önemlidir.
Güçlünün ve zalimin yanında yer almak ve mazlumu yalnız bırakmak, Akif'in nesline
hiç yakışmıyor.
Prof. Dr. Ramazan ÖZEY