Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Akşam Gazetesi  
netpano.com  -  - 29 Ağustos 2011 Pazartesi - 00:00:00  
İngilizler MB'ye Ortaklar mı?

İki hafta önce Skyturk TV'de ilginç bir program
yaptım. Konuğum uluslar arası finans danışmanı Mete Akıncı’ydı. Akıncı programda
birbirinden ilginç o kadar çok bilgi verdi ki izleyiciler gibi bende şoka
girdim.

Yayın sırasında mail box’ım çöktü, reji gelen telefonlardan
kilitlendi. Program bir kez daha yayınlandı.

Akıncı’ya göre Suriye’den
sonraki durak Yemen olacaktı. Ama asıl sırada Arabistan vardı. Çünkü Fahd’ın
Batı’daki bankalarda çok yüklü miktarda parası vardı ve bu para iflasın
eşiğindeki Amerika’nın ağzının suyunu akıtıyordu.
Sıra ona da gelecekti.


Akıncı “Arap Baharının” nedenlerini ise bambaşka bir açıdan
değerlendiriyordu.

Amerika ve Avrupa’nın derinden yaşadığı ekonomik kriz
dolayısıyla isyanlar ‘çıkartılıyordu.’ Daha doğrusu ABD ve Avrupa krizden de öte
resmen iflasın eşiğine gelmişlerdi. Bunun için yapılacak en iyi şey yeni
hazinelere açılmaktı.
İşte Mete Akıncı tam bu noktada ‘dünyanın sahibi’ iki
aileden söz etti. Rockefeller ve Rothschild’ler…
Rothschild ailesinden bir
temsilcinin, geçtiğimiz yılın son aylarında Tunus’u ziyaret ettiğini ve Zeynel
Abidin Bin Ali’den Tunus Merkez Bankasının % 15’ini istediğini söyledi. Bin Ali
itiraz edememişti. Sir Eveleyn De Rothschild aynı talebi Mısır’ın lideri Hüsnü
Mübarek’e de götürmüştü. “Merkez Bankası’nın % 15’ini bana devrediyorsun!”


Mübarek itiraz edecek gibi olmuştu. Ama başına gelenleri görüyoruz.


Yayının ertesi günü bu anlatılanlar bilim-kurgu bir film gibi gözümde
canlanırken asıl beni sarsan Akıncı’nın bir başka iddiası oldu.

“Türkiye
Merkez Bankası’nın da % 15’i İngilizlere aittir.”

Bu yüzde on beş
oranını duyunca aklıma şu soru takılıverdi.

Yoksa biz de “arap baharı”nı
yıllar önce mi yaşadık?

O halde buyurun…1928 ve 29 daki dünya ekonomik
krizi ve bize dayatılan Osmanlı’nın borç sarmalının gölgesinde kurulan Merkez
Bankamızın hikayesine…

***

Son Kuruşuna Kadar Osmanlı’nın
Borçlarını Ödüyoruz…Peki Ama Niye?

Sorulması gereken soru şudur.

Osmanlı’nın A’dan Z’ye tüm mirasını reddederken neden borçlarını üstlendik?


Şimdi düşünelim. Hem 7 düvele karşı savaş kazandınız. Hem de yıktığınız
devletin tüm borçlarını üstleniyorsunuz. Üstelik Misak-ı Milli olarak ilan
ettiğiniz en kıymetli topraklar olan Musul ve Kerkük’ü İngilizlere
bırakıyorsunuz…
Sormadan edemiyor insan…Peki niye?
Önce Osmanlı’dan
devraldığımız borç sarmalına bir göz atalım.

24 Temmuz 1923 de imzalanan
Lozan anlaşmasına göre Osmanlı’nın borçları tasfiye edilmesine karar verildi.
Lozan’da alınan karar, 1928 de imzalanan Paris anlaşmasıyla ödeme planına
bağlandı. (Ama dikkat edin…Dünya tam da tarihin en büyük ekonomik krizinin
eşiğindeyken…)
Borçtan, imparatorluğun bakiyesi 14 ülke daha sorumlu
tutuldu. Arnavutluk, İtalya, Filistin , Bulgaristan, Irak, Lübnan, Yunanistan,
Yugoslavya gibi Osmanlı imparatorluğundan doğmuş ülkelerde bu borçtan
sorumluydular.
Aklınız karışmasın…

1912 den önceki borçların % 62
si, 1912 den sonraki borçların ise %75 i Türkiye Cumhuriyet’ine ait sayıldı.
Yani borçların ¾’ünden fazlası bizim sayıldı. Kalan ¼ lük bölüm ise 14 ülke
arasında pay edildi.

Bu ülkelerin çoğu bu borcu ödemedi. Sadece İtalya
ve birkaç Arap ülkesi paylarına düşen küçük miktardaki borcu kapattılar.
Yunanistan, Arnavutluk, Yugoslavya, Arabistan, Yemen ise tek kuruş ödemediler.
Biz ise son kuruşuna kadar ödedik…

Peki borçların tasfiyesi nasıl
yapıldı?
Osmanlı imparatorluğunun kaybedilen topraklarının, Türkiye’ye düşen
toplam borçtan indirilmesi esas alındı. Yani Türkiye’nin sınırları dışında
kalmış imparatorluk topraklarının “değer”i borçtan düşülecekti.
İyi de
nasıl?

Toprak değeri nasıl ölçülecekti?
O zamanki adı Cemiyet-i
Akvam olan Milletler Cemiyeti bu durumun çözümü için bir hukuk profesörü hakem
belirledi.

İsviçreli bir Yahudi olan olan Eugene Borel !
Borel,
sınırlarımız dışında bıraktığımız toprakların ‘emlak değer’inin baz alınması
gerektiğini savunuyordu. Ama toprağın salt emlak değeriyle ele almak bizim için
intihar demekti. Örneğin altında petrol kaynadığı anlaşılmış olan Musul’la,
Bulgaristan’daki ıssız bir dağ köyü aynı sayılacaktı.
Türkiye’nin
Osmanlı’dan devraldığı borç sarmalını ayrıntılarıyla inceleyen hesap uzmanı
Hüseyin Perviz Pur bakın bu duruma nasıl itiraz ediyor.
Kanımızca; Türk
Maliyesi ve yetkililerin verimli, verimsizliğin borç ödemede kıstas alınmasında
önceki kararlarından vazgeçerek doğrudan alınan vergi gelirine dönmesi hatalı
bir davranış olmuştu. Bugün verimsiz arazi gelecekte verimli olabilir, ayrıca
petrol gelirleri de arazi gelirine dahil edilebilirdi. Hata burada yapılmıştı.
Osmanlı’nın işgal edilen topraklarının bedeli yer altı ve yer üstü değerleri ile
borç ödemede kullanılmalı idi.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’nin Borç
Prangası / Hüseyin Perviz Pur

Bu tuhaflık dönemin meclisinde de gündeme
geldi. Denizli milletvekili Mazhar Müfit Bey bu tuhaf takası eleştirdi.


“Maalesef ben meseleyi o kadar pembe görmüyorum. Tamamen Osmanlı
imparatorluğuna ait olan ve cümlemizin malumu vechile müvellidi servet olmak
üzere değil, zevk-i safaya, safahata saif edilmiş olan bu milyonlara varan
borcun ne suretle ödeyeceğimize dair elimize gelen bu sözleşme ve ekleri çok
ağırdır.

Acaba bize miras olarak, yüksek binaları, varidatı hayvanatı,
vs. ile bir çiftlik mi kaldı? Yanmış yıkılmış,işçileri boğazlanmış, hatta
toprağı zapt edilmiş, varisleri kovulmuş böyle bir vaziyet hadis olmuştu.


Biz canımızı feda edelim, kanımızı akıtalım, o yerleri karış karış
alalım fazla olarak tahrip edilen bu yerler için mağlup tarafından Avrupa’nın
diğer galipleri olduğu gibi “10” para bile verilmesin, sonra sen gel
imparatorluğun yüzlerce milyon borcunu ver…

Bana tamirat için on para
vermediniz ki benden almak istiyorsunuz. Avrupa’da böyle mi olur? Fransa
borçlarını vermek için Almanya’dan tamirat parasını alayım da vereyim. Aynı
teraneyi İngiltere’de Amerika’ya söylüyor. Bize gelince anlaşılıyor ki
Garp(Batı) sermayedarları, sen elem içinde çalış, bütün mahsulünü ben zevk-ü
sefa içinde yiyeceğim diyor.

Mazhar Müfit Bey isyanında haklıydı.

Kazandığımız bir savaş sonrasında bu kadar çok taviz verilir miydi? Ya da
soruyu tersten soralım. Osmanlı’nın borçlarını genç cumhuriyetin omzuna kim
yıktı? Ve daha da yakıcı soru…
Musul’u ve Kerkük’ü bırakmamızı kimler
istedi?
Neyse…

(Unutumadan belirteyim. Türkiye Osmanlı borçlarının
son taksitini 1954 yılında kapattı. Hem de tüm faizleriyle… )

Dönelim
Merkez Bankasına…
Güçlü bir Maliye’nin kurulabilmesi için para
politikalarının düzenlenmesi gerekiyordu. Bunun önünde de iki büyük engel vardı.
Birincisi Osmanlı’dan devralınan borçlar, ikincisi bir merkez bankasının
olmayışı. Birincisi halledilmişti. En azından ödeme planına bağlanmıştı. Ama
merkez bankasının olmayışı ciddi sorundu. Halen devletin tüm parası ve işlemler
Osmanlı Bankası üzerinden yürütülüyordu.

İsmet Paşa’nın hükümet
programında dile getirdiği “Devlet Bankasına ait kanun taslaklarını bu sene
Büyük meclise takdim edeceğiz. Bir seneye kadar bir zaman zarfında da Cumhuriyet
Bankası’nın küşadının çıkacağını ümit ediyorum.” şeklindeki sözleri Türkiye
Cumhuriyeti Merkez Bankasının kuruluşunun ilk ve en önemli sinyali oldu.


Aslında Lozan’a göre banknot ihraç etme yetkisine sahip Osmanlı
Bankasının 1924 yılında sözleşmesi sona erecekti. Ancak Osmanlı Bankasını bir
devlet bankasına dönüştürme çabalarının sonuçsuz kalmasıyla sözleşmenin yeniden
uzatılması gerekliliği doğdu. Hükümetin bazı isteklerini de yerine getirme
karşılığında Osmanlı Bankasının sözleşmesi uzatıldı.

Bununla beraber
merkez bankasının kuruluşunda öncü rolü oynamak üzere bir yarışta başlamıştı.
Ziraat Bankası ve İş Bankası Merkez bankasının kuruluş sürecinde etkin rol almak
üzere birbirleriyle yarış halindeydiler.

Ama bu iki milli bankamıza
banknot ihraç etme yetkisi verilmedi.

Yeni ve bağımsız bir banka
kurulacaktı.
1928 yılında Türkiye’ye davet edilen Hollanda Merkez Bankası
İdare Meclisi Üyesi Dr. G. Vissering, özerk merkez bankası için bir rapor
hazırladı. Onu İtalyan Uzman Kont Volpi izledi.
Lozan Üniversitesinden Prof.
Leon Morf’un desteğiyle Merkez Bankası yasa tasarısı hazırlandı. Tasarı, TBMM’de
11 Haziran 1930 tarihinde kabul edildi.

Artık bizim de bir Merkez
Bankamız vardı.
Ama durun…Peki ya hisseler kime aitti? Öyle ya…Yüzde yüz
türk hissedarların oluşturduğu Ziraat ve İş Bankası tercih edilmediğine göre…

Bankanın hisseleri (A), (B), (C) ve (D) sınıflarına ayrıldı. A sınıfı
hisseler Hazineye ait olacaktı. B sınıfı hisseler milli bankalara, C sınıfı
hisseler yabancı bankalar ile imtiyazlı şirketlere, D sınıfı hisseler ise Türk
ticaret kuruluşlarıyla Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilere ayrılmıştı.


Kuruluşunda özerkliği korumak için sadece % 15 i hazinenin elinde
tutuluyordu. Kalan hisseler dağıtılmıştı.

İşte dağıtılan bu hisselerin
bir kısmı da İngiliz Bankaları ve yatırımcılarınındı. Daha doğrusu İngiliz
tefeci ve bankerlerin. Başka ülkelerde vardı hissedar olan. Fransız , İtalyan,
vs.
Bugün ise Merkez Bankamızın % 54.73’ü hazineye ait.

Kalan 45.27
lük hisse ise milli bankalar, diğer bankalar ve şahıslara dağılmış durumda.
Diğer Bankaların içerisinde yabancı bankalarda var. İngiliz ve İtalyan Bankaları
ilk sırada.
Şahıslar kimler diye araştırdım. Şahıs olarak en büyük hissedar
Ankaralı bir Yahudi vatandaşımız çıktı.

***

Evet işte böyle…

Yine Küresel bir soygun var…Yine ona bağlı bir küresel ekonomik kriz var…Ve
yine iki ailenin güdümündeki emperyalizm Ortadoğu ülkelerinin başına çöküyor.


Ve yine Merkez Bankasından talep edilen oran değişmiyor. % 15!


Tıpkı 1929 da yaşadığımız gibi… 


 GÜRKAN HACIR / AKŞAM



 YORUMLAR
Dervishh / 02.09.2011 17:55:06
B boşuna zorunlu karşılıkları artırıp bundan nemalanmıyormuş. Şimdi anlaşıldı.MB ortakları geçen seneki karı beğenmeyince MB ortaklık yapısını araştırmıştım ama yeterli bilgi bulamamıştım. Bu sene artık 3-4 milyar TL kar eder. Sağolsun MB yetkilileri bizden aşırdıkalrı paraları bu adamlara versinler.


yavuz / 31.08.2011 15:56:39
man ne iyi ne iyi! demekki biz mısır yada libya gibi olmayacağız???




 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Mehmet Akif’in Bir anısı ve ASDER’ de Bir Paşa
  Hacı Bayram’da “Dua Bayramı”
  Meclis’te “Ay Yıldızlı” Halı Krizi
  Şüpheli Barnabas Ölümleri
  28 Şubat'ın Çevik Paşası Bir'in İsrail Aşkı
  PKK'da İsrail'in Tim Şefi
  Hakan Fidan Esasında Ne'ci'?
  İşte MİT'in Bilinmeyenleri
  Uludere'de Heronları İsrail mi Kontrol Etti?
  Alma Mazlumun Ahını Ve Başbuğ da Tutuklandı

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




 
 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2011 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi