|
Abdülkadir Selvi/ Yeni Şafak O fotoğraf değişmeyecek Başbakan Erdoğan geçirdiği ameliyatın ardından Ankara programına hızlı bir giriş yapacak. Yüksek Askeri Şura Başbakan Erdoğan'ın başkanlığında toplanacak. Dikkatinizi çekti mi bilmem ama yukarıda normal bir cümle kurdum. Yüksek Askeri Şura Başbakan'ın başkanlığında toplanacak dedim. Bu satırları okuduğunuz zaman burada ilginç olan nedir diyebilirsiniz. Hatta bu adam bizim zekamızla alay mı etmeye çalışıyor diye eleştirirseniz de itiraz etmem. Ama niyetim o değil. Yukarıda kurduğum cümle hem normal, hem de işin yasal olan şekli bu. Yüksek Askeri Şura'nın kuruluş ve görevleri hakkındaki 1612 sayılı yasa da, "Yüksek Askeri Şuranın Başkanı Başbakandır" deniliyor. Peki yasada yer almasına rağmen şimdiye kadar Şura'ya kim başkanlık ediyordu? Genelkurmay Başkanı ve Başbakan eş başkanlar gibi masasının başına otururdu. Apoletli generallerimiz de masanın etrafına dizilirdi. Ta ki Ağustos şurasına kadar. Askeri vesayetin tasfiyesi açısından tarihi dönüm noktalarından biri olan Ağustos şurasında masanın başında sadece Başbakan Erdoğan vardı. Aslında o fotoğraf Türk demokrasinin ulaştığı noktayı gösteriyordu. Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanlarının istifa krizini 5.5 saat içerisinde aşan sivil irade, o masanın başına geçmiş ve milli iradenin üstünde bir güç olmadığını dünyaya ilan etmişti. O açıdan bakınca sivilleşmenin resmiydi o fotoğraf. Şairimiz Nazım Hikmet'in, "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin" demesi gibi, Türk demokrasisinin resmiydi o. O tabloda Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Gül'ün fırça darbeleri vardı. Ama önemli bir nokta daha vardı ki, bu durumun kalıcı olup olmayacağıydı. Necdet Özel Paşa Genelkurmay Başkanlığı'na vekalet ettiği için, o fotoğraf verildi şeklinde yorum yapanlar vardı. Bu işi hazmedemeyenler tarih dahi veriyor, Aralık şurasında o görüntü değişecek diyorlardı. Yasaya göre Şura Başbakan'ın başkanlığında toplanıyordu. O masanın başında Başbakan Erdoğan'ın olması gerekiyordu. Ama burası Türkiye'ydi. Uygulamaları yasaların önünde gelen bir ülkeydi. Hele bir de söz konusu askeri vesayet olunca uygulama her türlü yasanın önünde gelirdi. Ama gelirdi. Yani eskidendi. Yarın yapılacak olan Yüksek Askeri Şura toplantısında o fotoğraf değişmeyecek. Yüksek Askeri Şura yine Genelkurmay karargahında toplanacak ve o masasının başında sadece Başbakan Erdoğan yer alacak. Genelkurmay Başkanı ile Milli Savunma Bakanı masanın iki başında oturacak. Böylece o fotoğrafın bir defalığına mahsus olmadığı, kalıcı hale geldiği gösterilecek. Ama bununla yetinmemeliyiz. Darbelerin ve ara rejimlerin hakim olduğu dönemlerde yapılan anayasa ve yasalar nedeniyle demokrasi özürlü bir ülkeyiz. Sadece Yüksek Askeri Şura yasasına bakmamız bile yeter. Yasada, "Yüksek Askeri Şura üyelerinin terfi işlemleri ile ilgili konulardaki oy hakkı ve değerlendirme notu eş değerdedir" deniliyor. Milli iradeyi temsil eden Başbakan ile devlet memuru olan bir generalin oyunun eşit sayıldığı bir sistem olur mu? Olursa da bunun adına demokrasi denilir mi? 1982 Anayasası yapılırken Danışma Meclisi'nde çıkan bir tartışma üzerine Orhan Aldıkaçtı "12 Eylül'ün ruh ve felsefesi bu Anayasa'nın her satırına yansıtılmıştır" demişti. Askeri vesayet yönetmeliklerden, yasalara kadar ülkenin kılcal damarlarına işlediği için, bu konuda almamız gereken daha çok mesafe var. Bir sivilleşme komisyonu kurup, genelgelerden Anayasaya kadar her şeyi gözden geçirmemiz gerekiyor. Daha yolun başındayız dedik ama aldığımız mesafe de küçümsenecek gibi değil.
|