Netpano Anasayfa > Haber detayı


Kaynak:Vatan Gazetesi  
netpano.com  -  - 12 Şubat 2012 Pazar - 00:00:00  
Öneş:

 Eski MİT’çi Cevat Öneş, MİT mensuplarının ifadeye çağrılması
meselesiyle ilgili olarak yaptığı değerlendirmelerde olayı "İkinci Uludere
skandalı" olarak yorumladı.

Vatan Gazetesi'nden Ruşen
Çakır
'a konuşan Öneş, MİT’çilerin ifaye çağrılmasının “hayırlı
olacağının” altını çizerek, şu yorumu yapıyor: Bir savcı böyle bir yaklaşım
gösteremez. Hatta bir mahkeme, bir hakim bile böyle bir yaklaşıma giremez. Bu
olayı ‘ikinci Uludere olayı’ diye adlandırıyorum. Hükümet diyalog yoluyla çözüme
ağırlık verdiği konsepti bir kenara bırakıp yerine güvenlik tedbirleri ağırlıklı
bir konsepte geçiş yapmıştı. Sonucu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Yapılanın
yanlış olduğu görülmüştür ve yanlıştan dönülecektir." dedi.

Öneş, "PKK
ile mücadele süreci 2010’da başlamadı. Hakan Fidan bu bayrağı alıp, devam
ettirdi. Temennimiz başarılı olmasıdır." diye konuştu.

İşte Öneş'le yapılan mülakattan ilgili
bölümler:


Şu anda karşı karşıya olduğumuz durumu
olağanüstü diye bile isimlendirmek güç. Siz bu süreci nasıl
değerlendiriyorsunuz?


Özel Yetkili Savcılık tarafından MİT
Müsteşarı hakkında celp çıkarılması, anlaşılması, hatta değerlendirme yapılması
bile çok güç bir gelişme. Çünkü bu celp olayında başsavcı “haberdar değilim”
diyor, başsavcı yardımcısı önce “haberdar değildim” sonra “haberdardım” diyor,
Başbakan Yardımcısı “haberdar değilim” diyor ve kabine içerisindeki önemli
isimler haberdar değildik diyerek, değerlendirmeler yapıyorlar. Böylesine bir
olayda devlet adabı görülmediği gibi hukuki kurallar da dikkate alınmıyor ve
özel yetkili savcı sanki bireysel bir değerlendirme çerçevesinde böyle önemli
bir karara imza atıyor. Bunu izah etmek mümkün değil. MİT Yasası ancak
Başbakan’ın izniyle MİT mensuplarının yaptıkları görevlerle ilgili
yargılanabileceğini söylüyor. MİT Yasası özel bir kanundur ve genel kanun
karşısında çıkartılmıştır. Bu MİT’in özelliği sebebiyle çıkartılmıştır. Bunu bir
hukukçunun değerlendirmesi gerekirdi. MİT Müsteşarı’ndan alınması gereken bir
bilgi varsa onu kendisiyle önceden iletişime geçerek alınması daha doğru olurdu
veya bunun bir idari araştırma konusu yapılarak, ortaya çıkan sonuçlar
çerçevesinde bir bulgu bulunuyorsa Başbakan’ın izniyle bir yargılama yapılması
gibi normal bir prosedürün uygunlanması gerekirdi.

Burada Hakan
Fidan’ın adı tanık değil, şüpheli olarak geçiyor değil
mi?


Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla şüpheli olarak çağrıldığını
biliyoruz. KCK operasyonları sebebiyle çağrıldığını gördük. Bazı gazeteler ve
televizyon programlarında MİT’in kullandığı elemanların KCK’nın çeşitli
kademelerinde görevlendirildiği konuşuldu. Bir istihbarat teşkilatının görevi
nedir? Şimdi KCK eğer PKK’nın bir şemsiye örgütüyse, yasa dışıysa bu örgüte
içine sızmak MİT’in görevidir...

Ama haberlerde sadece oraya
sızma değil eylemlere göz yumma, silahlı eylemleri teşvik etme gibi ciddi
iddialar var.


Bu yanlış bir değerlendirme. Çünkü MİT kendi
görevlilerini örgütün içine sokmuyor. Genellikle tüm dünyada, Türkiye’de de
aynısıdır, örgüt içinden o örgütün elemanı ile ilişki kurulur, o eleman
faaliyetlerini sürdürürken ondan bilgi alma yoluna gidilir. O elemanın örgüt
içindeki faaliyetlerinin engellenmesi onu örgüt nezdinde şüpheli kılar ki buna
zaten örgüt izin vermez. Haber alma faaliyeti içerisinde iletişime geçilen örgüt
üyesi örgüte inanmıştır, hizmet etmektedir ancak çeşitli motivasyonlarla
teşkilat tarafından kazanılabilirse örgütün çalışmaları hakkında bilgi verir. Bu
bilgi verme durumunun derecesi teşkilat lehine midir, örgüt lehine midir, yoksa
karşılıklı bir fayda mı vardır, bu duruma göre değişebilir. Bunu bir savcı
değerlendiremez.

O BANT
BİR KURGU


Bazıları Oslo sürecinin, Öcalan’la
görüşmelerin bu olaya sebep olduğunu söylüyor...


Bu olay bir
savcının veya dosyayı hazırlayan emniyetse, emniyetin, mevcut siyasi iktidarın
siyasi tercihine müdahalesidir. Çünkü Oslo süreci siyasi bir karar ile
başlamıştır. Hatta Hakan Fidan, MİT mensubu olmadığı halde bu görüşmelere
katılmıştır. Bu görüşmeler de, örgütle iletişim kurma, güven kazanma ve barış
şartlarını oluşturma konusundaki önemli bir çalışmanın parçası olmuştur. Bu
tamamen siyasi bir karardır ve barış için önemli bir aşamadır. Siyasi iktidar
için önemli bir risktir ama bunu bir savcı sorgulayamaz. Sorguladığı takdirde
görevini kötüye kullanmış olur.

Tam da bu noktada “Hakan Fidan’ın
çağrılması Başbakan’ın çağrılmasıdır” deniyor.


Bu siyasi kararın
bir parçası olarak Hakan Fidan oradadır. Oslo görüşmelerinde ortaya çıkan bandın
kurgulandığını biliyoruz. Gösterilmek istenen şey belli ama görüşmelerdeki amaç
açık. Amaç barış şartlarını geliştirmek. Orada kullanılan “sayın, önderlik” gibi
laflar karşılıklı güven için kullanılan ifadelerdir. Bana göre
önemsizdir.

FİDAN BAYRAĞI
DEVRALDI


Çağrılan tek kişi Hakan Fidan değil. Siz
Fidan’la çalışmadınız ama diğer iki isimle, Emre Taner ve Afet Güneş ile
çalıştınız. Görevdeki müsteşar çok öne çıkıyor ama diğer iki isim de son derece
önemli. Eski müsteşarlıkla yeni müsteşarlık arasında bir devamlılık var değil
mi?


Devlette devamlılık esastır. PKK ile mücadele süreci 2010
yılında başlamış bir mesele değildir. Müsteşarlığın çalışmaları Hakan Fidan
göreve geldiği andan itibaren kendisine devredilmiştir. Hakan Fidan da bu
bayrağı alıp, devam etmiştir. Temennimiz başarılı olmasıdır. MİT Müsteşarı ve
önceki görevlilerin sorgulanması özellikle Oslo Süreci’nin de meseleye çekilmesi
söz konusu. Olaya böyle çok dar çerçeveli bakarsanız barış sürecine ağırlık
verilmesinin önlenmesine neden olursunuz. Bu çok yanlış ve çok siyasi bir
yaklaşım. Bir savcı böyle bir yaklaşım gösteremez. Hatta bir mahkeme, bir hakim
bile böyle bir yaklaşıma giremez, buna göre karar veremez. Ben bu olayın hayırlı
olduğuna inanıyorum. Türkiye’nin demokratik sistemi, hukuk sistemi bakımından,
devlet sisteminin demokratik sistemle ve hukuk sistemiyle uyumluluğu bakımından
hayırlı olmuştur. Aksi takdirde demokratik, siyasi kararlara vesayet gibi bir
olguyla karşılaşırız ki bunu daha önce çok yaşadık. Bu noktada son olayı bir tür
“ikinci Uludere olayı” diye adlandırıyorum. Biliyorsunuz, hükümet diyalog
yoluyla çözüme ağırlık verdiği konsept bir süre önce bir kenara bırakıp yerine
güvenlik tedbirleri ağırlıklı bir konsepte geçiş yapmıştı. İşte bu son olayla bu
yeni konseptin sonucu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu son
yaşanan olayın olumlu bir etkisinin olacağı kanısındayım. Yapılanın yanlış
olduğu görülmüştür ve yanlıştan dönülecektir.

Yeni bir tür
vesayet mi söz konusu?


Vesayet diye değerlendirmesek bile oraya
yöneliş, o tip bir alışkanlığa dönüş şeklinde bakabiliriz. Burada meseleye çok
dar çerçevede bakmanın yarattığı sonuçları görüyoruz.

Kürt
sorununun özü demokratik standart meselesi


Kürt meselesi ne
olacak? Dibe vurmuş durumda. Diyalog ve barış yoluyla çözmek isteyenlerin
tutundukları dallar da böylece tek tek koparılmaya başladı.

Sonuçta bu
son olay, yaşadığımızın bir zihniyet sorunu olduğunu bize gösteriyor. Demokratik
bir kültüre sahip olmama, hukukun üstünlüğü çerçevesinde olayların
değerlendirememe ve demokrasi, hukuk kültürünün kurumlar tarafından özümsenmeme
meselesidir. O bakımından Kürt meselesi ile ilgisini bu açıdan da değerlendirmek
gerekir. Sonuçta Kürt meselesinin özünün demokratik standartlar meselesi
olduğuna inanıyorum. Türkiye’nin demokratik standartlarının yetersizliği, hukuk
devleti olma konusundaki yetersizliği, hem zihinsel hem siyasal yetersizliği
Kürt sorununu çözememesine neden oldu. Bu temel bakış ile baktığımızda ve son
olayları bu bakışa eklediğimizde Kürt sorununun bir demokratikleşme sorunu
olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda dağdaki silahlı PKK’lıların indirilmesinin bu
çerçeve ile gerçekleşeceğine ve bunun için demokrasi kültürünün, toplumun
hazırlanması gerektiğine inanıyorum.

Bakış açısı değişmeden köklü çözüm
güç


Son olarak, Mehmet Baransu’nun MİT mensupları
tarafından takip edilmesi olayını sormak istiyorum. Bu konudan haberiniz var
değil mi?


Hayır. Arkadaşlar sabah söylediler ama doğruluğunu ve
detaylarını bilmiyorum. Bu sebepten yorum yapmak
istemiyorum.

Taraf gazetesi yabancı isimler kullanılarak, Ahmet
Altan’ın, Yasemin Çongar’ın, Mehmet Baransu’nun, Amberin Zaman’ın dinletildiğini
haber yaptı...


Bunlar biraz önce konuştuğumuz zihniyet ve
demokrasi sorununu gösteriyor.

Burada MİT’i işaret
ediyorlar.


MİT de olsun. O da sonuçta devletin bir kurumu. Bu
bakış açısını değiştiremeden bu meselelere köklü çözümler getirmek çok güç.
Savunma, güvenlik, istihbarat üçlüsü Türkiye’nin demokratikleşmesinin en önemli
ayaklarıdır. Türkiye ancak yeni bir anayasa ile bunlara kavuşabilir. Ve bu
anayasanın gerçekten demokratik niteliklerle şekillendirilmesi ve bu yapılırken
zihniyetin de değiştirilmesi gerekmektedir. Sadece yasal değişiklikle
olmuyor.

Teşkilatın bunu
aşması lazım


Müsteşarı böyle zor bir durumda
kalmış bir teşkilatın hem içeride hem dışarıda çeşitli operasyonları yürütmesi
mümkün müdür?


Bir burukluk yaratır ama bir istihbaratçı
Türkiye’nin yaşadığı değişim ve dönüşüm sürecini doğru analiz ederse, geçmişte
yaşanmış bu türden kurumsal çatışmaların bilinci içerisinde bu tarz olayların
olabileceğini tahmin eder.

Aşarlar
diyorsunuz...


Aşarlar, daha doğrusu aşmaları
lazım.

Şimdi ne
olacak?


Kurumlar arası çatışmalar kendi kendine
söner mi yoksa birileri yatışırır mı? Bu sefer ne olacak
sizce?


Polis, jandarma, MİT ve askeri istihbarat gibi yapıların
karşılıklı güvensizliği tarihsel bir süreçle ortaya çıktı ve bugün de varlığını
sürdürüyor. İlk defa vesayet sisteminin zayıflaması, kırılması ile karşı
karşıyayız ama bitti diyemeyiz. Başbakan’ın tam güvendiği ilk MİT Müsteşarı
Hakan Fidan’dır. Bununla birlikte MİT ile siyasi iktidar arasında güven oluştu.
Bu son yaşanan olay sanki emniyetle MİT arasındaki bir çekişmenin devam ettiği
sonucu ortaya çıkartıyor. Aynı durumun diğer kurumlar arasında da sürdürdüğünü
söyleyebiliriz.

KİMDİR?

1942 doğumlu Cevat Öneş, İstanbul Erkek Lisesi
ve İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra MİT’e girdi. Yurtiçinde ve
yurtdışında pek çok önemli görevde bulundu. 1989-1991 yılları arasında MİT
Diyarbakır Bölge Başkanlığı yaptı. Sönmez Köksal’ın MİT Müsteşarlığı’na
gelmesinin ardından Psikolojik İstihbarat Başkanlığı görevine getirildi.
Köksal’ın yönetiminde MİT’in sivilleşmesi sürecinin aktörlerinden biri oldu. En
kıdemli “Başkan” olarak bazı dönemler Köksal’a vekâlet etti. Şenkal Atasagun’un
müsteşarlığı döneminde bir süre Personel Başkanlığı yaptı. 2000 yılında
İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı’na terfi etti. Aynı dönemde
Operasyondan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı ise bugün ifadeye çağırılan eski
müsteşar Emre Taner’di. Öneş, 2005’te 64 yaşındayken MİT’ten emekli oldu. Cevat
Öneş emeklilik sürecinde birçok istihbaratçının aksine kamuoyu önünde bir isim
oldu. Özellikle Kürt sorunu konusunda birçok çalışmaya katıldı ve fikirlerini
belirtti. Öneş, Kürt sorununun demokratikleşme olmadan çözülemeyeceğini söyleyen
önemli isimler arasında bulunuyor. Cevat Öneş’in Kürt sorunuyla ilgili
“Türkiye’nin Ekseni-Tabular Yıkılırken” adıyla yayımlanmış bir kitabı da
bulunuyor.



 YORUMLAR
yavuz / 13.02.2012 15:14:09
ence ikiside skandal değil kaçakçılığı yasal hale getirelim o zaman.kaçakçıların arasında pkk lı içeri girip çıkarsa ihtimal yokmu var.o zaman yanlışlıkla yada doğrulukla vurulabilirler.onlara bol tazminat hemen çıktı pamukova tren kazası zaman aşımına kaldı neden pozitif ayrımcılıkmı açılımmı




 YORUM YAZ
Uyarı(!):
Hakaret içeren yorumlar kabul edilmez.
Türkçe imla kurallarına büyük bir oranda uymayan yorumlar reddedilir.
Yorumların sorumlulugu size aittir.
(Gerekli) (Gerekli)


 DİĞER HABERLER
  Çevik'ten Şok Açıklama
  Ahmet Davutoğlu Cairo Review'e Konuştu
  Demirel 28 Şubat'ın Yönetmenidir
  Ünsal, Galatasaray'dayken Baskı Görmüş
  Orakoğlu, Büyük Resimde İsrail'i Gördü
  Çillioğlu: Ben O Kemiklerin Evladıyım
  Prof.Mahir Kaynak'tan Başbuğ Değerlendirmesi
  Ölüm Listesi Rant Listesine Dönüştü
  Yeni Şike Kanunu Bir Yıldırım Kanunudur
  Kadınlar Artık Dışarıda namaz kaçırmayacak!

Bu kategorideki tüm haberler için tıklayınız.




 
 
Telif hakkı 2000 -2007 netpano.com. Tüm hakları saklıdır.  
   
Telif hakkı ©1998-2011 Netpano.com. Bu sitenin bütün hakları saklıdır. Yayınlanan haber ve makaleler kaynak gösterilerek içeriği
değiştirilmemek şartıyla hertürlü medya ortamında kullanılabilir. netpano.com sitesinde yayınlanan yazılar
yazarların kendi kişisel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
Hosting Networx e-Media Solutions

Türkçe Bilgi