Yahudi Soykırımı’nın işbirlikçisi olduğu Toulouse Mahkemesi tarafından hukuken tespit edilen ve Cezayir’de yaptığı soykırım için hâlâ özür dilemeyen Fransa, Türkiye söz konusu olduğunda Kürtler, Ermeniler ve Süryanîler ile aynı safta. Hâlbuki Fransa’nın Türkiye’ye söyleyebilecek tek bir sözü yok. Bask Bölgesi’nde Basklar, Bretagne’de Bretonlar, Alsas’ta Alsaslılar, Lothringen’de Lothringenliler, Dünkirchen’de Flamanlar, Alpler’de İtalyanlar, Roussillon’da Katalanlar, Korsika’da Korsikalılar, bütün Güney Fransa’da Oksidanlar, ayrıca Yahudiler, Sintiler ve Romanlar var.
Diplomatik Gözlem'in analizi
TÜRKİYE, İstanbul: Paris’in Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine bakış açısı çok açık. Türkiye asla Avrupa Birliği’ne üye olmamalı. Ama Türkiye, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine devâm etmeli. Çünkü Türkiye’den koparılması gereken çok taviz var. Fransa bir taraftan Türkiye’nin müzakere masasında kalması için elinden geleni yaparken, diğer taraftan Türkiye’ye her türlü haksız eleştiriyi de yöneltmekten geri kalmıyor.
Yahudi Soykırımı’nın işbirlikçisi olduğu Toulouse Mahkemesi tarafından hukuken tespit edilen ve Cezayir’de yaptığı soykırım için hâlâ özür dilemeyen Fransa, Türkiye söz konusu olduğunda Kürtler, Ermeniler ve Süryanîler ile aynı safta.
Hâlbuki Fransa’nın Türkiye’ye söyleyebilecek tek bir sözü yok. Bask Bölgesi’nde Basklar, Bretagne’de Bretonlar, Alsas’ta Alsaslılar, Lothringen’de Lothringenliler, Dünkirchen’de Flamanlar, Alpler’de İtalyanlar, Roussillon’da Katalanlar, Korsika’da Korsikalılar, bütün Güney Fransa’da Oksidanlar, ayrıca Yahudiler, Sintiler ve Romanlar var. Fransa’da resmî dil 1539’da Kral 1. Françoise döneminden bu yana Fransızca. 1790 yılında da Paris’te –devrim döneminde- aynı yönde bir karar alındı. 1970’ler ve 1980’lerde çıkan desentralizasyon yasaları ile azınlık dilleri “bölgesel diller” olarak tanındı. Azınlık dilleri kısa bir süredir bazı okullarda da sınırlı bir şekilde öğretiliyor. Fransa “kültürel haklar”, “ana dilde eğitim” ve benzeri konuları Türkiye’ye dayatmaya çalışıyor. Ancak Fransa bu konularda kendi azınlıklarına “çok cimri” davranıyor.
Fransa’daki azınlıklar konusunda yapılan bütün araştırmalar, Fransa’nın azınlıklarına dil ve kültür konusunda verdiği hakların perde arkasında Fransa’daki bütün dilleri Fransızca’nın etkisi altına sokarak eritmek olduğunu gösteriyor.Bu noktada Fransa’nın azınlıklarına değinmekte fayda var.
“Oksidanlar”... Oksidanlar Fransa’nın üçte birini teşkil eden bütün Güney Fransa’da yaşıyorlar. Provence, Drome-Vivarais, Auvergne, Limousin, Guyenne, Gascogne ve Languedoc’ta yoğunluğa sahipler. Oksidanca bu bölgelerin dışında İtalya sınırında ve Val d’Aran diye de anılan Katalon bölgesinde de konuşuluyor. Bugün Fransa sınırlar içinde kalan Oksidanya’da 12 milyon insan yaşıyor. Ancak Fransa’nın politikaları sonucunda Oksidanca’yı bugün sadece 1-3 milyon kişi biliyor. Fransa’da Oksidanca’yı kaç kişinin bildiği konusunda bir bilgi dahi bulunmuyor.11. Asır ile 14. Asır arasında yaşayan ve daha sonra Fransızların yok ettiği dinî Katarer hareketinin bitişinden bu yana Oksidanca peş peşe darbeler aldı. Özellikle 14. Louis döneminde yasaklanan Oksidanca Fransız Devrimi’nden sonra kaybolma noktasına geldi.Günümüzde Oksidan kültüründe hareketlilik göze çarpsa da, gelişimi ve geleceği engellenen Oksidanca bugün sadece birkaç okulda ve bazı bölgelerde trafik tabelalarında kullanılıyor.
“Korsikalılar”... Akdeniz’de bir ada olan Korsika’nın halkı -Korsikalılar ya da Korslar- kendi diline sahip. Korsikalılar sayısı çok daha yüksek olsa da ana dilini bilen Korsikalıların sayısı 100.000’i geçmiyor. Fransa’nın sürgün bölgesi olan ve “sistemli yatay nüfus hareketleri” sonucu “en fazla %50’si Korsikalılardan oluşan Korsika’da “Frontu di Liberazione Naziunalista Corsu” (FLNC) adında bağımsızlık yanlısı bir örgüt de var.
FLNC bugüne kadar bazı bombalama ve suikast eylemlerine imza attı. Paris hiçbir zaman FLNC ile masaya oturup, soruna demokratik çözüm bulma çabasına girmedi. Fransa’nın özel statüye sahip tek azınlık bölgesi olan Korsika daha fazla otonomi istiyor. 2003 yılında yapılan bir araştırma Korsikalıların %51’inin bu yönde düşündüğünü gösteriyor. Ancak Fransa bu talepleri duymamayı yeğliyor. İşin en dikkat çekici yönü ise Korsikalıların taleplerinin siyâsî değil, sadece kültürel olması.
“Alsaslılar ve Lothringerliler”... Alsasca ve Lothringce Fransa’da Bas-Rhin, Haut-Rhin ve Moselle’de konuşuluyor. Almanca’nın farklı şiveleri olan ve farklı etnik azınlık kimliklerine denk gelen bu diller Orbey, Montreux ve Courtavon-Levoncourt dışında bütün Alsas’ta konuşuluyor. Bugün Fransızca’nın baskısı altında olan her iki dil giderek kan kaybediyor. Alsas’ın Dili ve Kültürü Bürosu (OLCA) adlı kuruluşun verilerine göre Alsas’ın 1,7 milyon seviyesindeki nüfusunun sadece 600.000’lik bölümü, yani neredeyse %30’u Alsasca biliyor. 2001 yılında bu oran %61 seviyesindeydi. Aynı oranın 1945’te %90’ın üzerinde olduğu biliniyor. Bu kapsamda yapılan bir diğer araştırma da, Fransa’nın politikaları sonucu Alsasca bilen Alsaslıların sayısının ve oranının yaş gruplarına bağlı bir şekilde çok ciddi bir düşüş gösterdiğini ortaya koyuyor;
60 yaş üzeri; %86, 50-60; 77%, 40-50; %70, 30-40: %60, 20-30: 38%, 10-20: %25 ve 10 yaş altı: %10.
Fransa’nın Alsaslılara verdiği haklar, okullarda Almanca’nın yabancı dil olarak okutulması –ki bu durum Almanca ile akraba olan Alsasca’nın zayıflaması sonucunu doğuruyor- ve trafik tabelalarının büyük ölçüde iki dilde hazırlanması ile sınırlı.
Alsas’ın dışında, Lothringce, Lüksemburgca, Moselfrança ve Renfrankça da yine Paris’in dezavantajlı kıldığı diller. Bugün bu diller Moselle’in kuzeyinde ve çok seyrek olarak konuşuluyor. En son 1962 yılında derlenen verilere göre Fransa’da 300.000 Lohtringce ve anılan diğer Frank dillerini bilen kimse vardı. Ancak bugün hâlâ ayakta olan Lothringce’nin büyük ölçüde Fransızca’nın etkisi altına girdiği kabûl ediliyor.
“İtalyanlar”... Fransa’daki İtalyanların sayısı 200.000 civarında. İtalyanlar ağırlıklı olarak Alpler’de, İtalya sınırında ve Fransız Rivierası’nda yaşıyor.
“Katalonlar”... Fransız topraklarında yaşayan Katalonların sayısı 200.000 ile 300.000 arasında tahmin ediliyor. Katalonlar yaşadıkları bölgeye “Kuzey Katalonya” diyorlar. Ama Fransa’ya göre bu bölgenin adı “Departement Pyrenees Orientales”. 1659’da Fransa’nın egemenliğine giren Pirenler’de bugün sadece Fransızca resmî dil statüsüne sahip. Katalonca yine diğer azınlık dillerinde olduğu gibi Fransızca’nın baskısı altında ve birkaç okulda sınırlı kullanımının yanı sıra Katalonların kendi maddî imkânları ile ortaya koyduğu çabaları sonucu hâlen ayakta.
“Basklılar”... Fransa’nın “Pyrenees Atlantique” adını verdiği Bask Bölgesi’nde 100.000-200.000 Basklı yaşıyor. Basklıların bugün sadece dörtte biri Baskça biliyor. Fransa’daki Basklıların İspanya’da sayısı bir milyonu geçen ve çok geniş haklara sahip olan Baskılar ile ilişkisi tarihin akışı içinde sınırlandı. Geçen sürede Paris –Madrid’in aksine- kendi Basklılarını başarıyla uysallaştırdı.
“Bretonlar”... Kelt kökenli Bretonlar Fransa’daki Bretagne bölgesine bugünden 1.500 yıl önce İngiliz adalarından geldiler. Bugün Fransa’da 2,3 milyon Breton var, ama sadece 250.000’i Bretonca biliyor. Bretonca bugün Fransa’da Bretonların Penn ar Bed, Aodou-an-Arvor ve Mor-bihan adını verdiği, ama Paris’in Finistere, Cotres-d’Amor ve Morbihan adını vererek Fransızlaştırdığı bölgelerde konuşuluyor.
Bugün Bretonların olduğu bölgeler şöyle; Treguier (Tregor) de Saint Tugdual, Saint Pol de Leon de Saint Paul Aurélien, Quimper (Cornouaille) de Saint Corentin, Vannes (Vannetais) du Gallo Saint Patern, Dol (Pays de la Rance) de Saint Samson, Saint-Malo (en Pays de la Rance) de Saint Malo, Saint Brieuc de Saint Brioc, Rennes ve Nantes... Bugün hâlâ Bretonca bilen Bretonların üçte ikisi 60 yaşının üzerinde ve 15 yaşından genç olanlar arasında Bretonca bilenler sadece %5 seviyesinde. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Bretonların en az %90’ının Bretonca bildiği ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da bu oranın %75 olduğu düşünüldüğünde, Breton dili ve kültürünün 19. Asır’dan bu yana yaşadığı baskının boyutu daha iyi anlaşılıyor. Daha 19. Asır’da “Union Regionaliste Bretonne” ve “Federation Regionaliste de Bretagne” adında direniş örgütleri kuran Bretonlar, daha sonra Paris’e karşı Almanya ile akraba azınlıklar ile beraber kültürel haklar için mücâdele verdiler. Bu tutumları Paris’i daha da kızdırdı ve olumsuz tepkisine yol açtı.
1950’li ve 1960’larda kendilerini Bretonca bildiğini saklamaya mecbur hisseden ve Bretonca bilmenin toplumun en alt tabakası anlamına geldiğini düşünen Bretonlar, bu psikolojik baskıyı henüz atlatamadılar. O nedenle bugün sadece 10.000 Breton ana dilinde eğitim görürken, 360.000 Breton Fransızca eğitim alıyor.
“Flamanlar”.... Flamanca konusunda yapılan araştırmalar da Flamanca’nın diğer azınlık dilleri gibi yoğun bir şekilde baskı altına girdiğini ve kullanımının seyreldiğini gösteriyor. Özellikle 1874 ve 1972 arasında ciddi anlamda darbe alan Flamanca, çoğunlukla Dünkirchen’de ve sadece 130.000 kişi tarafından biliniyor. Ana dilini okulda “yabancı dil” statüsünde öğrenen Flamanların sayısı giderek düşüyor.
Fransız Devrimi’ne ve hâliyle Fransa’ya ruhunu veren “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” görüldüğü gibi Fransa’nın azınlıklarını kapsamıyor. Nitekim bu slogan 1940’tan bu yana anayasada da yer almıyor. Homojen nüfus ve bölünmez ülke tercihleri özgürlüğün, eşitliğin ve kardeşliğin yerini aldı. O kadar ki; bugün Fransa’da resmî olarak etnik, dinî veya millî bir azınlık yok. Hatta azınlık dilleri de azınlıkların dilleri değil. Fransa’da sadece Fransızlar var. 1980’lerdeki desentralizasyon politikaları da fazla bir şey değiştirmedi. Fransa bugün ne Breton realitesini ne de Katalonların veya bir başka azınlığın gerçekliğini tanıyor. O nedenle Fransa’da azınlıkların korunması gibi bir kavram da yok. Konuya ilişkin düzenlemeler sadece “ayrımcılığın yasaklanması” ile sınırlı. O nedenle Fransa Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen, Avrupa müktesebatının azınlıklar ile ilgili düzenlemelerini de ret ediyor.
Fransız kültüründen kaynaklanan bu yaklaşım, söz konusu ülkeye özgü bir toplum ve entegrasyon modelini ortaya koyuyor. Fransa bütün vatandaşlarını dil, din ve millet ayrımı olmadan “Fransız” kabûl ederken, gerçekte bu bütüncül yaklaşımı ile alt kimlikleri ve farklılıkları ret ederek, ayrımcılık yapıyor.
Tarihi boyunca azınlıkları ile sorun yaşayan Fransa, son dönemde Avrupa’da tırmanan bölgeselleşme yanlısı cereyanlardan da rahatsızlık duyuyor. Ama Fransa bu rahatsızlığına rağmen, hem kendi vatandaşlarının haklarını sınırlamaya hem de başka ülkelere –kendisine güldürmek pahasına- akıl vermeye devâm ediyor. |