Hadi Oradan

0
Görsel, Onur Ünlü’nün 2010 yapımlı Beş Şehir filmine aittir. “Şevket İle Kedi”

O gün onun için yağmur yağdırabilirdim. Zamanı durdurabilirdim ya da bir ihtilalin ilk cümlesini kurabilirdim. Bir mucizeyi gerçekleştirip bunu sıradan bir olay gibi gösterebilirdim. Gündelik hayatımınız bir parçasıymış gibi, mistik bir olayı her daim yaşanılabilir hale getirebilirdim. Yeterli fiziksel ve ruhsal acıyı çekerek ilhamın zirvesinde ortaya çıkmış bir sanat eseri ortaya koyabilirdim. Bunun yerine;

“Hedefim var diyorsun. O hedefi önüne gerçekten kendin mi koydun? Ya da öyle mi zannediyorsun? Öyleyse sana kötü bir haberim var. O hedefi kendin koymadın. LYS, ÖSS ya da adı her ne boksa, o sınavdan aldığın puana göre bir bölüme gittin. Puanın tıbba yetse tıp okurdun. Psikoloji okumak isteyip puan alamayanlar sosyoloji okur. Onu da tutturamazsa felsefe… Hayalim diyorsun ama o hayalin senin bile değil. Hayallerimi bize aldığımız puanlar kurdurdu. Hep başkalarının belirlediği şartlarda kararlar veriyoruz, en güzeli dışarıda olmak. Âşık olduğun insanda bile gerekli maddi koşulları arıyorsun. Aşkını bile belirleyen şeyler karşındakinin durumu, nerede olduğu. Kim olduğu en son geliyor. O yüzden bana hayallerinden, aşkından ve hedeflerinden bahsetme. .. öyle aşkı, hedefi, hayali… Sen önüne ne gelirse onu hedef diye bilmişsin. Uğraşmışsın. Karşına biri çıktığında ne iş yapıyor diye bakmışsın, hali vakti yerinde mi? Aldığın kararları gerçekte sen almamışsın, üzgünüm. Sana sunulanların en iyisini seçmeye çalışmışsın o kadar. Bunda başarılı olursan iyi gelirli bir eşin olur, fena sayılmayacak bir işin ve başkalarının sunduğu ve senin kendinin karar verdiğini zannettiğin pisliğin içinde yaşar ve ölürsün. Çocuk yaparsın, beş yıldızlı otellerde tatile çıkarsın. Bir ev, bir araba… Düşünmeden yaşar ve ölürsün. Böylesi sahte bir yaşama ben yaşam demem ama yine de sen bilirsin. Sana sunulan fırsatlar için de teşekkür etmeyi unutma bu arada.”

Bunları söyledim. Ondan iğrenmeye başladım. Bir daha onu görmemeliydim. Tıpkı her insan gibiydi çünkü karşımda duran. Yine bir insana “işte bu” demiş ve yine yanılmıştım. Zombiler gibi bulaşıcıydı medeniyet. Hepsine bulaşmıştı. Aralarında farklı olanı yoktu. Belki de sorun bendeydi. Hep hayatın saçaklarına tutunan birini özlemiştim. Hedefi olmadan da yaşayabileceğinin bilincinde olan birini… Kararlarının kendisine mi yoksa o kararları önüne sunanlara mı ait olduğunu fark edebilen birini… Hele bir de bir kaçış yolunu bulmuş olursa o kişi, beni kurtarabilirdi. Yaşadığımı hissedebilir, diğerlerinden iğrenmeyebilirdim.